Saturday, April 02, 2011

Enerji Üretiminde Yerli Teknoloji Çalıştayı





Değerli Arkadaşlarım,


Enerji üretiminde tamamen yerli kaynakların kullanımı ya da yerli üretim payının artırılması potansiyellerini değerlendirmek amacı ile 19 Mart 2011 Çarşamba günü ODTÜ Mezunları Derneği olarak Ankara’da sadece konuyla ilgili uzman profesyonellerin davet edildiği bir çalıştay düzenledik.

Çalıştayda; “kömür”, “rüzgâr”, “hidrolik”, “güneş” ve “doğal gaz” olmak üzere 5 ayrı alt gurup oluşturduk. Türkiye’nin kömür rezervleri ve çeşitleri, kömüre dayalı kurulu güç ve kömürden enerji üretiminde kullanılan teknolojiler olarak temel bilgiler çalıştay öncesi “kömür” grubu tarafından hazırlandı ve üyeler ile paylaşıldı.  Öncelikle yerli linyit kömürleri rezervlerimizin en iyi şekilde değerlendirilmesi için uygun teknoloji seçimi ve yerli kaynaklar kullanılarak elektrik üretim tesislerimizin inşası bu çalıştayın en büyük hedeflerinden biri idi. 

Elektrik üretim teknolojilerinin beş ana/esas öğesi olan tasarım, malzeme, imalat, yerinde montaj ve işletme çalışmaları ayrı ayrı göz önüne alınarak, “kömür” grubunun görüşleri çalıştay esnasında üyeler arasında yüzyüze yapılan karşılıklı görüşmeler ile oluşturuldu. 

Bugüne kadar küçük boyutlarda kazan tasarımı yapabilen yerli Türk firmaları olsa da ticari boyutta büyük kazan tasarımı yapabilen bir Türk firması henüz mevcut değildir.  Kazan tasarımı olarak pülverize kömür ve dolaşımlı akışkan yatak (CFB) teknolojileri arasında Türkiye’deki yerli firmaların üzerinde yoğunlaştığı teknolojinin CFB olduğu görülmüştür. IGCC ve diğer yeni temiz kömür teknolojilerinin bizim piyasamıza cevap verebilmesi erkendir. Pülverize kömür yakma teknolojilerine dayanan kazan teknolojisi geliştirme konusunda firmalarımızın ilgisiz olduğu anlaşılmıştır. Kurulu gücümüzün büyük bir kısmı pülverize kömür teknolojisine dayanmaktadır.

CFB kömür yakma teknolojisi geliştirme hususunda özel firmalarımızın, üniversitelerimizin ve TÜBİTAK-  MAM Araştırma enstitümüzün çalışmaları halen devam etmektedir.  Bir özel firma, yerli linyitlerimizi yakabilecek 15 MWe kapasitesinde bir CFB kazan tasarımını tamamladığını ve yakın zamanda bu projeyi hayata geçireceklerini belirtmiştir. Başka bir Türk firması ise 60 MWe’a kadar yerli linyit ve biyokütle yakabilecek ızgaralı kazan tasarım ve imalatını yapabilme kapasitesinde olduklarını açıklamıştır. TÜBİTAK MAM yerleşkesinde EİE ve Orman Genel Müdürlüğünün alıcı kurum olduğu, TÜBİTAK MAM, ODTÜ ve GGS’nin proje ortakları olduğu TÜBİTAK 1007 programı kapsamında desteklenen bir KAMAG projesinde, yerli linyit ve biyokütleyi yakabilecek 1 MWth kapasiteli bir CFB pilot tesisin devreye alınmakta olduğu bildirilmiştir.

Afşin-Elbistan kömürlerinin kullanılması ülkemiz için çok büyük önem arz etmektedir.  Bundan dolayı Afşin-Elbistan kömürlerini yakabilecek uygun bir kömür teknolojisinin seçilmesi/geliştirilmesi için kamu desteği çok önemlidir.  Bunun için önerilebilecek bir yöntem; tamamı yerli firmalardan oluşan bir özel ve/veya kamu şirketler birliği,  EPC olarak normal boyutta bir ünite yapımını üstlenmesi olabilir. Riskin büyük bir kısmının kamu tarafından alınması şartı ile konsorsiyumu oluşturan firmalar nispeten daha küçük oranda riskler alarak böyle bir ünitenin yapımını gerçekleştirilebilirler.

Kamu desteğinin yoğun olduğu başka modeller de üretilebilir, önemli husus ihale yasasında mevcut olan önceden benzer iş yapma maddesinin kaldırılarak bahsi geçen elektrik üretim tesisinin tamamen özel sektör/üniversite/araştırma merkezlerimiz tarafından yapılması için teşvik edilmesi şartıdır.  

Yerli linyit kömürlerini yakabilecek CFB yakma teknolojisinin ticari boyuta ulaşmasının çok yakın gelecekte olacağı tahmin edilmektedir. Yerli teknoloji kullanımı kısıtlayan en büyük faktörlerden bir tanesinin temel ve detay tasarım eksikliği olduğu göz önüne alınırsa, bu engelin yakında aşılabileceği düşünülmektedir. Süreci hızlandırmak için kamu desteğinin daha fazla sağlanması şarttır.  Tasarım hususunda şu an gelişmekte olan evrelerin hızlı bir şekilde tamamlanması için aşağıda maddeler halinde sıralanan önerileri yaptık;

·         Planlı ve organize bir şekilde daha fazla kamu/ özel proje finans/ satıcı kredisi/ Ar-Ge fon/ yazılım desteklerinin yerli üreticilerimize sağlanması gerekir,
·         Özel sektör, üniversitelerimiz ve TÜBİTAK MAM tarafından yapılan çalışmalar arasında bir koordinasyon oluşturulması gerekir,
·         Yurt dışı finans desteği alınarak yapılması öngörülen enerji üretim tesislerinin alım şartnamelerinde yerli üretimi özendirecek düzenlemelerin yapılması gerekir, 
·         Finans paketinin kamu desteği ile yerli bankalar tarafından temin edilebilmesi gerekir,
·         Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM) gibi Enerji Sanayi Müsteşarlığı (ESM) kurulması, enerji alanında üretici ve işletmeci firmaların sorunlarının çözümünde önemli bir rol oynayabilir.
·         Temel/ Detay tasarım geliştirme için gerekli Ar-Ge faaliyetlerinin desteklenmesi için özel sektör-üniversite işbirliğinin geliştirilmesi gerekir,

Başlıca birkaç ST/GT türbin-jeneratör firmasının uluslararası pazarda çok iyi konumlandığından ve bu teknolojileri geliştirmek için gerekli araştırma geliştirme masraflarının çok yüksek olacağından bu iki komponent için yerli tasarım/üretim yapmanın şimdilik anlamlı olmayacağı, düşüncesindeyiz.

Yurdumuzda yüksek kaliteli malzeme/ çelik boru üretiminde bir yetersizlik söz konusudur.  Yatırım maliyetlerinin çok büyük olmasından dolayı malzeme üretim tesisleri kurulması çok zor gözükmektedir.  Ana malzemenin yurt dışından alınmasının şu an için kabul edilebilir, ancak uzun vadede sorunlar çıkarabileceği düşünülmektedir.  Şimdiden yüksek kaliteli malzeme üretimi için araştırma-geliştirme işlemlerinin başlatılması gelecekte yerli üreticilerimize yardımcı olacaktır.     

Ağır sanayide yüksek teknoloji gerektiren alanlarda ciddi imalat tecrübemiz olmamasına rağmen, imalat/ çelik konstrüksiyon yerli sanayimizin en güçlü olduğu alan olarak göze çarpmaktadır.  Detaylı teknik bilgilerin verilmesi ile yurt dışındaki birçok firma için Türkiye'de fason üretim yapılmaktadır. 

Bazı firmalarımız gerekli teknik detayların verilmesi durumunda türbin üretecek konuma dahi gelmişlerdir.  Burada önemli olan imalatı kimin/ kime yaptırmak istemesidir.  Eğer EPC firması yerli olursa ve kendi tasarımı varsa yerli ürecilerimiz de bundan yüksek miktarda katkı sağlayacaktır. 

Aksi durumlarda yerli firmalarımız tarafından rahatlıkla üretilebilecek birçok ürün yurt dışında üretilerek yerli sanayimize zarar verecektir.  Tasarım ve imalat arasında çok güçlü bir ilişki bulunmasına rağmen EPC yüklenici firma, temel tasarım ve imalatı kimin yapacağı hususunda belirleyici rol oynamaktadır.  

Kömür Gurubumuz, yerli imalatı teşvik etmek açısından Tunçbilek’te bulunan iki adet 22 MWe'lık ünitelerin ve Afşin-Elbistan A santralinde bulunan bir ünitenin tamamen yerli firma(lar) tarafından rehabilite edilmesi için bir girişim başlatılmasının önemli olduğu düşüncesine varmıştır.  Böyle bir girişim yerli sanayimiz için tasarım, imalat, ve entegrasyon alanlarında ciddi bir tecrübe ve özgüven kazanımını beraberinde getirecektir.

Bir tesis oluşumunda; yerinde montaj yapabilecek, çeşitli ekipmanları bir araya koyarak bütün sistemi oluşturacak, tecrübeli firmalarımız bulunmaktadır.  Fakat ana / lider EPC yüklenici olarak rol almadıkları sürece firmalarımız, süreçte belirleyici bir rol almamaktadırlar.
       
Elektrik üretim santrallerimizde işletme hatalarından dolayı üretim kayıpları olmaktadır.  Santrallerimizin optimum verim, minimum emisyon ve maksimum emre-amadelikte çalıştırılabilmeleri için ciddi operatör eğitim programı uygulanmalıdır. 

Ünite operatörlerinin seçilmesi ve devamlı sürdürülebilir eğitimlerin verilmesi şarttır. Termik Santrallerdeki eğitim programlarına, periyodik bakım-onarım çalışmalarının nasıl yapılması gerektiği dâhil edilmelidir.

SONUÇ

Kömür rezervlerimizin büyük bir kısmı düşük kaliteli (yüksek nem ve kül ve düşük ısıl değer) linyit kömüründen oluşmaktadır. Enerji üretiminde kömür kullanan termik santrallerimizin çok büyük bir kısmı pülverize kömür teknolojisine dayanmaktadır. 

Son zamanlarda dolaşımlı akışkan yatak (CFB) teknolojisine dayalı üniteler kurulmakta olsa da, Türk linyitlerini yakabilecek bir CFB teknolojisi henüz tam anlamı ile denenmemiştir.  Tecrübeli yabancı kazan firmaları Türk linyitlerini yakabilecek CFB teknolojisine dayalı yüksek kapasiteli buhar kazanlar için yüksek risk gördüklerinden EPC yüklenici olarak ana rol almak istememektedirler.  Yerli kazan dizayn/imalat için yeterli olabilecek yerli firmalarımızda maalesef kamu tarafından yeterli teşvik görmedikleri için böyle bir durumu değerlendirmemektedirler.

Linyit kömürlerimizi yakabilecek kazan tasarım ve imalatını yapabilecek herhangi bir EPC yüklenici bulunmamaktadır. Bu durum, enerji üretiminde yerli teknoloji geliştirilmesi ve kullanılmasını engellemektedir.  Aynı şekilde özel firmalarımızın yaptığı kredi/ finans anlaşmaları gereği finansmanı veren yabancı ülkenin tasarım/imalat konularında katkı paylarının çok yüksek olması da yerli sanayimizi olumsuz etkilemektedir.

Yerli sanayimiz için kazan tasarımı, en önemli başlangıç noktası olarak görülmektedir.  Özel sektör ve TÜBİTAK MAM tarafından CFB kazan tasarımı için çalışmalar devam etse de bu çalışmaların daha fazla kamu desteği ile hızlandırılarak ticari boyuta ulaştırılmaları çok önemlidir.  Alanlarında uzman yerli firmaların üniversite ve araştırma merkezleri ile birlikte bir ortaklık/ konsorsiyum oluşturarak ek kamu desteği ile bir kazan tasarım/  imalatı ve deneme uygulamasına bir an önce başlanması öncelik olmalıdır.

Yerli sanayimizin çok ciddi boyutlarda imalat tecrübesi vardır.  Yerli sanayimiz tarafından imal edilebilecek birçok teknolojik ürün/ ekipman yapılan kredi/ finans anlaşmaları çerçevesinde yurt dışında üretilmektedir.  Yerli imalatımızı artırabilmek için enerji alanında tasarım yapabilen güçlü EPC yüklenicilerin oluşturulması ve teşvik edilmesi bir zorunluluktur.

Yüksek kaliteli malzeme üretimi için bir an önce üniversitelerimiz, araştırma enstitülerimiz ve yerli üreticilerimiz arasında araştırma-geliştirme projelerinin başlatılması ve teşvik edilmesi gerekmektedir. Termik Santral işletmecilik tecrübemizi artırmak için düzenli eğitimler ve santral operatörü seçimlerinde dünyadaki diğer işletmecilerin izlediği bilinen rutin metotlar takip edilmelidir.       

Çalıştay sonuçlarını 30 Nisan 2011 Cumartesi günü saat 1300 da Ankara ODTÜ Mezunları Derneği Konferans salonunda ilgilenen herkese açık panelde kamuya sunmayı planlıyoruz.

En derin saygılarımla...

Haluk Direskeneli, Ankara,  Nisan 2011

Tuesday, January 11, 2011

Bilkent YeniYIL konseri ve Yenilenebilir Enerji Kanunu



Değerli Arkadaslarım
30 Aralık Cuma akşamı ailecek Bilkent Senfoni'de Yeni YIL konserinde idik. Bilkent senfoni orkestrasına hayranım, muhteşem bir makina, kusursuz bir birliktelik, harika bir ortam, benzeri dünyada az bulunur bir performans.
Yazılı program tüm Çaykovski idi, başta Koreli bir piyanist 1. piyano koncertosunu çaldı- bana kalırsa çalamadı. Bu konçertoda piyano orkestrayı ezer, tersine  oldu ve kusursuz çalan Bilkent senfoni orkestrasi solisti ezdi, halbuki solist belkide 10 senedir günde belki 12 saat piyano çalışıyor, parmakları piyano çalmaktan genetik değişime uğramış, ama olmadı,  benim bile farkettiğim bir farklılık yaşandı,
ikinci bölümde orkestra sahne çukuruna indi, sahne bir balerin çifte kaldı, Yine olmadı, senfoni mükemmel, balerin çift mükemmel ama sahne bale için uygun değil,  senfoni sahnesinde bale olmuyor, ışık uymuyor, hiçbirşey uymuyor, opera opera sahnesinde, bale yine opera/bale sahnesinde sahne almalı.
Arkasından  orkestra üyesi bir Japon tuba sanatçısı komiklik yapmak/ izleyiciyi eğlendirmek   veya balerinlerin elbise değişimine zaman kazandırmak için sahne aldı. Belki Japonya da herkesi güldüren hareketler/ danslar/ diyaloglar bizde soğuk karşılandı,
Tekrar ara verdik. Arada fuayede üflemeli çalgılar gurubundan jazz dinledik, sıcak şarap servisi yapıldı. Orkestra üçüncü ve son bölümde bir Çaykovski müziği ile devam etti, ve geleneksel Strauss yeni yıl valsleri ile konseri bitirdi. Konserin sonunda kırmızı elbiseli muhteşem yetenekli balerin (AyşemSunal) orkestra şefinden (IşınMetin) yönetimi aldı ve son Strauss valsini yönetti, çok hoştu, balerin bir orkestra şefi. Uzun zaman bundan bahsedilecek eminim,
Bilkent senfoni yeni yıl konseri bana yenilenebilir enerji kanunu yönetimini hatırlattı. Japonya komik olan burda komik olmayabilir, Kore-  Japonya- Almanya- Amerika- Uganda icin geçerli olan kurallar uygulamalar buraya uygun olmayabilir,  10 yıl günde 12 saat piyano çalarsınız ama Çaykovskinin piyano konçertosunda, kusursuz çalan bir senfoni orkestrası altında ezilirsiniz, öte yandan mükemmel eğitimli bir balerin (AyşemSunal) orkestrayı çok kısa bir süre çok güzel yönetip uzun süre kendinden bahsettirebilir,
Yeni yenilenebilir enerjiler kanunu üstünde iyi çalışmamız lazım - diye düşünüyorum
Kanun TBMM'de bir önceki Enerji Komisyonu başkanının önderliğini yürüttüğü gurup tarafından yürürlüğe kondu ve müzakerelerde iktidar üyelerinin bir kısmı ile hemen hemen tüm  muhalefet leyhte çalıştı- Hükümet azınlıkta kaldı, sonuç şimdi önümüzde,
İş sadece hükümete kalsaydı, herhalde  sonuçlanmazdı, belkide kaduk kalırdı. Hükümete de hak vermiyor değilim, teşviklerin kötuye kullanılmasından ve aşırı bütçe yükünden, gereksiz  riskten korkuyor, haklı ,  çünkü bizde her türlü teşvik itina ile suistimal edilir,
İhracatı teşvik ederiz, hayali ihracat çıkar, termik santral yapılsın diye kolaylaştırma yaparız, hoyrat yatırımcı orman arazisinin istimlakini ister,  yöre halkı ayağa kalkar. Kombine çevrim yapsın diye ÇED raporu işlemleri kolaylaştırılır, yine hoyrat yatırımcı  insanların içme suyunu santral soğutma suyu olarak kullanır. 
Yeni YEK kanununa göre bakanlık onayı ile orman arazisine, SİT alanlarına, tabiat parklarına GES, RES, HES kurulabilecek, ormanların talanı devam ediyor, ortada orman kalmayacak, her taraf dümdüz olacak.
Şimdi yenilenebilir enerjiye teşvik, daha yüksek satınalma garantisi veriyoruz, bu teşvik öncelikle ekipman ithalatçılarına yarayacak, ortalık ucuz kalitesiz, yedeksiz, bakım anlaşması olmayan ithal mal ile dolacak, EPDK denetim işlerini özel denetim firmalarına aktaracakmış, peki bu nasıl olacak? denetleyiciyi kim denetleyecek? Ahbap/ çavuş ilişkiler nasıl önlenecek?? Bu kadar personel aldılar, kocaman bina aldılar, şimdi sorarlar işin altından kendileri kalkamadılar mı?, yoksa yakında EPDK özelleşiyormu??
Öte yandan yerli imalat teşviği piyangodan son dakikada çıktı, nasıl uygulanacak bilemiyoruz, ya çıkacak yönetmeliklerle bürokratik işlemlere boğulur kullanılamaz olur, ya da çok kolaylaştırılır yine kötüye kullanılır. Ayrıca 5 yıl içinde kim Turbin/generatör fabrikası kuracak, piyasanın güvenini kazanacak, iş alacak, imalat yapacak, yerinde kuracak, işletecek ve yerli üretim teşviği alacak, olacak şey değil, Ancak belki yabancı firmaların montaj fabrikaları kurulur, kısmi üretim yapılır, 
Yerli kömür termik santrali yerli imalatına teşvik yok, sadece belediye/ şehir çöpleri biomass santrallerine var, o da şu anda yabancı ekipman bağımlısı, çöpten gaz üretip kombine çevrimde yakıyorlar, yerli imalat yok. Öte yandan müteahhitlerimiz yurtdışında amelelik yaparak en basit insangücünü pazarlayarak rekorlar kırıyorlar, yatırımın ana müteahhitliği yine yabancılara gidiyor, işin karını onlar alıyor. İç piyasada ise uygulanabilir yerli imalat teşviği yok, yenilenebilir enerji kanunun yerli üretimi teşvik maddelerinin iyi incelenmesi gerektiği düşüncesindeyim
Bir yatırım eğer yerli istihdam yaratmıyorsa hiç bir önemi yoktur, "Almanya'da böyle Amerika'da şöyle, Uganda'da bile böyle", diye bana örnek göstermeyin, onların şartları ile bizimkiler elma armut gibi farklı.  Bir yenilenebilir enerji santrali azami yerli imalatla yapılmış olmalı, teşvikler eğer verilecekse yerli kömür santralleri için de verilmeli, aslında normal enerji yatırımları için geçerli standart genel vergi indirimleri dışında hiçbir teşvik verilmemeli. 
İşte buraya yazıyorum, üç gün sonra yerli tesvik maddeleri suistimal ediliyor, yolsuzluk var, diye haberler çıkarsa, hiç şaşmayın. Yeni yılınız kutlu olsun, Selamlar saygılar
--
Haluk Direskeneli
via GoogleTranslation

Monday, January 10, 2011

Bu çelik bu yükü taşırmı?? Alpullu 1973


Fotoğraf. Soma-B Termik Santrali taşıyıcı çelik konstrüksiyonu.

Değerli Okurlarım,

1973'te ODTÜ Makina Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Trakya'da Alpullu Şeker Fabrikasında işletme mühendisi olarak çalışmaya başladım.

Yaz döneminde hiç durmadan revizyon yaptık, motorlar/ pompalar sökülüyor temizlenip yerlerine takılıyor, rulmanlar, paslanmış/ aşınmış ekipmanlar, elektronik kontrol ekipmanları temizleniyor, onarılıyor, yenileniyor.


O sırada fabrikanın şeker pancarı besleme kanalı pancar besleme kapasitesine yetmemiş, yeni bir pancar yıkama ve pancar sevk kanalı çelik konstrüksiyonu yapılıyor.
Başında Ham-Fabrikanın ustabaşı, emekliliğine az kalmış Alpullu PancarKöy’den 60 yaşlarında Mehmet (Bedirli) Usta var. Stok sahasından çelik profil beğeniyor, çelik konstrüksiyon kanal taşıma ayakları yapıyor, hummalı bir çalışma var.
Malzeme mukavemeti dersi kafamda yeni, son sınıfta en iyi notu almışım, oturdum kullanılan taşıyıcı profillerin flambaj hesabını yaptım.


Mehmet Usta epey güçlü çelik konstrüksiyon (yapı) çatmış. Bir sabah hesapları gösterdim, daha küçük ebatlı profillerle aynı açıklığı/ mesafeyi geçebileceğini söyledim.
Mehmet Ustam beni dinledi, dinledi, sonra hesaplara baktı, baktı, "Mühendis bey, hesapların iyi hoş, ancak çelik konstrüksiyonun benim gözümde de sağlam olması lazım, benim gözüme de uygun gelmesi lazım, beni ikna etmesi lazım, bana güven vermesi lazım " dedi.
Anlamadım ve anlayabileceğim şekilde tekrar anlatmasını istedim, "Mühendis bey, bir ağırlık görürsün, bir yük görürsün, bir açıklık görürsün, bakarsın çelikçi/ tasarımcı ne profil kullanmış, kafana yazarsın, başka bir yerde benzer ağırlığı, benzer yükü, benzer açıklığı görürsün, kafana yazdığın bir önceki profil ile uymaz" dedi.
Hesabı tekrar kontrol ettim, yorulma (fatique) faktörlerini unutmuşum, onları ekleyince hesapta çıkan profiller Mehmet Ustanın tecrübe ile seçtiklerine yakın oldu.
Elinizde veri/ bilgi varsa oturur hesap yaparsınız, bilgi yoksa eski tecrübelerinize/ görgünüze / mesleki hislerinize güvenirsiniz. Bu kuram ders kitaplarına girmiştir.
Bunca yıl termik santrallerde inanılmaz boyutlarda yük, ağırlık, hacim gördüm, askıya alınmış, çok geniş açıklıklar ve büyük taşıyıcı ayaklar profiller gördüm.
Aklıma hep 1973'te Mehmet Ustamın bana söyledikleri geliyor.


Uzakdoğu’dan gelen/ alınan termik santrallerin çelik konstrüksiyonlarına bakıyorum, bu yükü soğuk iken bu çelik belki taşır, ama içinde kömür varken, ve o kömür yanarken, bizim tabirle sıcak yük altında yanma yapılırken, bu çelik konstrüksiyon nasıl taşır? Taşır mı? Ne kadar taşır?
Şantiyenin proje kontrol mühendisine soruyorsun, "Bu yapı/ çelik zayıf görünüyor, güven vermiyor, kontrol ettiniz mi, kendiniz hesap yaptınız mı?"- Cevap veriyor "Ana müteahhit garanti verdi, benim kontrol etmeme gerek yok". Neye neden güveniyorsun? Bu kadar bağımlılık dünyanın neresinde görülmüş? Bu kadar teslimiyet doğru değil, hepimiz aynı mukavemet dersi okuyoruz.


Bu yeni çelik konstrüksiyonlar bana hiç güvenilir gelmiyor. Elimde veri/ bilgi yok, detaylı bilgi şantiye kontrol mühendisinde var mı? Hesap yaptılar mı? Kontrol ettiler mi?  Gördüklerim bana güven vermiyor,
Uzakdoğu firmasının tek amacı var. Ucuz olmak, kimsenin veremeyeceği en ucuz fiyatı vermek. İşletmenin ömrü önemli değil, yedekler (redundancy) önemli değil, sadece ucuzluk önemli, yatırımcı en ucuz malı istiyor, konuyu bilmeyen finansmancı da bu yatırıma finans veriyor, nasıl veriyor? Nasıl hesapladılar? Bilemiyorum. Haftaya tekrar görüşmek dileğiyle. En derin saygılarımla.
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

2012-10-01

Sunday, December 26, 2010

Kazağını ters giymişsin



Foto- Hamburg, Harburg, Bu sabah Saat 10:00AM

Mühendisin Görev Tanımı nedir?

Değerli Okurlarım,

Bir hafta sonu ODTÜ Mezunları Derneği’nde bir toplantıya giderken evde aceleden kazağımı ters giymişim. Bir saatlik toplantıda, toplantıya katılanlar, hem de yakın arkadaşlarım bana “kazağını ters giymişsin” demedi.

Toplantıya ara verildiğinde lavaboya gittim, aynada kendime bakınca yanlışı hemen fark ettim, kazağımı düzelttim geldim, sonra toplantı masasında oturan arkadaşlarıma sitem ettim, “…kazağımı ters giymişim, neden söylemiyorsunuz? “

Ben kesin bir yanlış yapmışım, ama farkında değilim, bunu siz söylemezseniz ben nerden bileceğim??? Yanlışı söyleme, uyarma kültürü bizde yok, bizim kültürümüzde yok.

Avrupa'da Amerika'da var, yanlışı söylediğinizde bundan kimse alınmıyor, sonrasında yanlışını düzeltmek için çaba sarf ediyor.

Bir arkadaşım daha saf bir yorum yaptı, “yeni moda kazak sandım, ters giydiğini anlamadım” dedi, bu da başka bir naif yorum, ama onu da söylese ben durumu anlardım.

Bir yanlış yapılmışsa bu söylenmeli, hemen söylenmeli. Eğer rüzgâr santralleri, çevreyi rahatsız edecek seviyede gürültü yapıyorsa, göçmen kuşların göç yollarında onlara zarar veriyorsa, tarımda tohumlamayı engelliyorsa, bulunduğu yerde radar karartması yapıyor savunma zafiyeti oluşturuyorsa, bütün bunlar söylenmeli ki yatırımcı daha sessiz rüzgâr türbinleri alsın koysun, rüzgâr santrali yaparken orman arazisinden gereksiz yol geçirerek ormanı yok etmesin, çevre insanı için rahatsızlık kendisi için risk üretmesin.

Güneş enerjisi yatırımlarında yine orman ya da tarım arazisi gaspı riski varsa, verilen satın alma garanti fiyatı cent/kwh az geliyorsa bunlar söylenmeli, aşırı teşvik talebi yönlendirilmeli, piyasa şartlarında rekabet unsuru söylenmeli, tüketicinin pahalı elektrik alması önlenmeli.

Yatırımcı, eğer orman arazisine ithal kömür santrali yapmak istiyorsa bu söylenmeli, “Bu yanlıştır, istediğin 400-500 dönüm sana yetmez sana en az 2000-3000 dönüm lazım ve burada orman arazisi üstüne bu yatırımı yapamazsın, başka boş yerde yap”, denmeli.

Eğer Kombine çevrim santrali yatırımı yapıyorsan komşu tarım arazisinin yeraltı suyunu kullanamazsın, çevre tarım insanının sulama suyunu kullanamazsın, sonra bu başına dert olur, yatırım finansmanı üstünde risk yükselir, halka arz yaptığında alıcı çıkmaz, 20-30 milyon US Dolar kazanacağım derken bunun çok daha fazlasını kaybedersin- denmeli.

Ben termik santral yapımı, tasarımı, pazarlanması, satışı, proje yönetimi, işletimi konusunda mezuniyetinden itibaren (1973) çalışmış bir makina mühendisiyim. Ben ve benim gibi makina mühendisliği konusunda eğitim almış bu konuda yıllarca çalışmış kişilerin doğrudan termik santral karşıtı olması herhalde beklenmez.

Makina mühendisleri olarak biz termik santral yapmak, tasarımını gerçekleştirmek, inşa etmek, düzgün, çevreye zarar vermeden işletmek için eğitim aldık. Toplum bizi bu amaç için eğitti, yetiştirdi, kaynaklarını seferber etti, devlet üniversitelerinde eğitimimizi finanse etti, biz de en iyisini yapmak, topluma daha çok enerji, daha çok elektrik, çevre şartlarına daha uyumlu santral kurmak için çalıştık, bugünlere geldik.

Bir mühendis olarak görsel ve yazılı medyanın, çevre ve enerji konularında taraflı, kolaycı ve slogan saplantılı tavır aldıklarını düşünüyorum. Çevre ve enerji sorunları tek taraflı bakış açısıyla çözülmez. Burada doğru ve yanlış, siyah ve beyaz gibi net değildir. Arada gri tonlar ağır basar.

Termik santrallerle ilgili çevre konusu öyle basit, “ben yaptım oldu” veya  “istemiyoruz” diyerek çözülecek konu değildir. Öye yandan doğrudan termik santrallere karşı olmak bence anlaşılmaz, anlamsız hatta saçma sapan bir durum ve tutumdur.

Konudan anlamam” deseniz bile, diyelim ki otelci, çevreci veya tıp doktoru iseniz, yine elektriğe ihtiyacınız var, otelci iseniz yazın otelinizde klimalar çalışacak, havuz filtresi sirküle olacak. Doktor, cerrah için ameliyat masasında cihazlar çalışacak, lambalar yanacak, sterilizasyon yapılacak, en azından lambanız, kaloriferiniz, bilgisayarınız, asansörünüz çalışacak.

Termik santralleri doğru tasarımla, çevreye en az zarar verecek şekilde, en uygun yerde, tüm filtreleri yapılmış 365 gün 7/24 çalışır şekilde inşa etmek gerekir.

Güneş santralleri geceleri çalışmaz, 08.00-16.00 saatleri arası ve tüm Türkiye’de günde ortalama 7,2 saat çalışır. Rüzgâr santralleri rüzgâr esmezse çalışmaz,
Güneş ve rüzgâr santralleri çalışmadığı sürelerde devreye girecek eşdeğer kapasitede termik santrali sıcak hazır beklemede tutmak zorundasınız. Ulusal şebekeye “Smart grid” bağlantısı ucuz değildir, iletim hatları sorunları vardır. Kolayca ve ucuza iletim yapamazsınız.

Rüzgâr, güneş bize yeter” demek, bu konuyu hiç bilmeyenlerin ifadesidir. Sadece güneş ve rüzgâr değil, termik, hidrolik, nükleer her tür santrali uygun oranda, düzgün yerli tasarımlarla, çevreye en az zarar verecek şekilde ve yerli kadrolarla yapmak gerekir.

Kömür yakan termik santrallerde eski pülverize kömür yakma teknolojileri terk edilmeli, yeni temiz kömür teknolojileri, CFB, IGCC, Oxy-firing, yeraltı gazlaştırma sistemleri uygulanmalıdır.

Kombine çevrim santrallerinde deniz suyu ile santral soğutma sisteminin deniz canlılarına zarar vermesi önlenmeli, derin deniz deşarjı düzgün yapılmalı, deniz suyu sıcaklığı, toz, kül, NOx, SOx emisyonları kontrol altında tutulmalı, santralin yapılacağı mekân tarım/ orman arazisi/ SİT alanı olmamalıdır. Santral denize, toprağa, havaya, suya zarar vermemelidir.

Enerji, elektrik üretimi olmadan toplum gelişemez, refah seviyesini yükseltemez. Toplum kültürel, sosyal olarak da ilerlemeli, ama elektrik olmadan opera seyredemezsiniz, trafik ışıkları olmadan karayolunda gidemezsiniz, akşamları evinizde rahat aydınlık sıcak ortam olmazsa oturamazsınız. Gazeteler basılmaz, uçaklar kalkmaz, tarlalar pompalarla sulanmaz.

Enerji üretimi şarttır, elektrik üretimini artırmak zorunludur. Herkes elektrik ister, daha çok ister, ancak kimse kendi arka bahçesinde termik santral, enerji santrali, hatta çok gürültü yapıyor diye rüzgâr santrali bile istemez. Bu açmazdan nasıl çıkılacak?

Bu açmaz düzelecek, yatırımcı düzgün yerde, mutlaka çevre ile barışık, mutlaka yerli insan kaynağımızla ve çevre tarım insanıyla barışık santraller yapacak. Filtreler 365 gün 7/24 çalışacak, derin deniz deşarjı doğru düzgün olacak, ortam, hava, su kirlenmeyecek, yöre insanları aldatılmayacak, orman arazisi yok edilmeyecek, tarım arazisi, tarım suyu gasp edilmeyecek, komşu tarım arazisinin değer kaybı ödenecek.

Çevre konusu sadece kamu kurumlarına ya da ilgili bakanlıklara bırakılmayacak kadar önemli bir konudur. Hepimiz sorumluyuz, çevre ve yatırım hepimizin konusudur. Acaba gelecek nesillerimizi nasıl bir tehlikeye attığımızın ne kadar farkındayız ? Ne dersiniz? 
En derin saygılarımla

HalukDireskeneli at gmail dot com

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

2012-10-15

Thursday, December 09, 2010

Enerji ve Opera



Enerji ve Opera, 22 Eylül 2013

Değerli Okurlarım,

Ekonomik Çözüm ailesine yeni katıldım. Okuyacağınız yazı buradaki ilk yazım olacak. Isınma, alışma, yazısı. Tüm çalışma hayatım termik santral işinde geçti.

Ben yatırımcının her enerji alanında daha çok yatırım yapmasını isterim. Çevreye uyumlu, çevre insanı ile dost yatırımlar yapmasını isterim. Ben çevreci değilim, termikçiyim.


Zaman içinde Termik santral çalışmalarına uyumlu kendime göre uğraşlar edindim.
Bence enerji sektörünün müziği Opera'dır. Operalar içinde de en sert, en haşin, en muhteşem Alman Richard Wagner Operalarının müziğidir.

Doğalgaz endüstrisi denince benim aklıma Guiseppe Verdi'nin bestelediği Nabucco geliyor.
"Nabucco" denince sizin aklınıza boru hattı geliyor, aslında biliyorsunuz "Nabucco", boru hattı müzakereleri sırasında Viyana operasında oynanan bir Verdi Operasıdır.


Bu yıl Izmir Opera’mızda harika eserler var. G.Verdi "Otello", G.F.Haendel "Agruppine", Johann Straus "Çingene Baron", W.A.Mozart "Saraydan Kız kaçırma", kaçırılmaması gereken yapımlar. Bale programı çok daha güzel, Igor Stravinski "Ateş Kuşu", Theodorakis "Zorba", J.S.bach "Fırtınalı Duygular", G.Verdi "Kamelyalı Kadın", Adolphe Alkan "Gieselle", Leo Delibes "Sylvia" muhteşem eserler. Umarım hakkıyla sahneye konur.


Geçen dönem Ankara Operasında "Yekta Kara" Hanım "Macbeth"i sahneye koymuştu. Oyun, sahneleme, orkestra muhteşemdi. "Macbeth" operası siyasi iradeye bir anlamda ince mesaj gönderiyordu. Aşırı yetki ve hırs bunları isteyene zarar verebilir,
Yeni dönemde bir "Richard Wagner" operası Ankara ortamına iyi gider diye düşünüyorum, Wagner'in anti-semitik eğilimli olması, anlayana gerekli entelektüel mesajları verir.
Almanca oynanması şart, İtalya'da bazen İtalyanca Wagner oynuyorlar, çok yumuşuyor, etkisi kayboluyor, komik oluyor. LaScala'da artık Wagner operaları Almanca oynanıyor.

Niye Wagner? Bence "termikci"lere en iyi Wagner Opera müziği gider de ondan.
Ne zaman bir termik santral sunumu izlesem, ne zaman bir konferans, panel, fuar, sergi gezsem, fonda Wagner müziği vardır. Nedendir bilmem, zor sert bir müzik belki ondan herhalde.


Şu anda "Dünyanın hangi operasında Wagner Operası sahneleniyor?" diye google taraması yaptım, Moskova'da 7 ayrı opera sahnesi var, Bu yıl uzun zamandır ilk defa Wagner sahneleyecekler.
Berlin Deutscher Oper'da Wagner var, Hamburg Stat Opera'da var, Munich Bayerische Opera'da var, Milano LaScala’da var, Die Walküre, Paris'te 3 ayrı Opera sahnesinde Wagner sahne alıyor,
New York Metropolitan'da Wagner sahnelemesi repertuarda var.
Londra Royal Opera House repertuarında Wagner var.
Israel TelAviv Operasında yok, çok normal tatsız WW2 geçmişi hatırlatıyor. Prague Operasında Wagner bu yıl repertuarda yine var. Flying Dutchmen ve, Tristan ve Isolde- Budapest Operası repertuarında çok sayıda Wagner operası var, inanılır gibi değil.

Viyana Devlet operasında sadece Ucan Hollandalı var. Sydney Operasında Wagner bir sure yok, BuonesAires Operasında Tristan ve Isolde var.

Türkiye’de durum nasıl? İzmir Operamızın repertuarında "Uçan Hollandalı" var, ancak bu yıl oynamıyor, Ankara Operasında Wagner "TannHauser" herhalde ilkbaharda sahnelenecek.

İstanbul Süreyya Operasında herhalde henüz öyle bir Wagner çalışması yok, ilerde belki olur, olsa ne iyi olur.

Biletleri internetten, Ankara ve İzmir için 15 gün, İstanbul için sahnelenmeden 30 gün önce alabiliyorsunuz. Sabah saat 09.30 da internet sayfasını açmalı hazırda bilet almak için beklemeli, internet sayfası "buyur gel biletini al" deyince derhal teyakkuza geçmeli.


Sonra o günler için İstanbul ve Ankara'da kendimize iş/ program/ görüşme/ seminer ayarlamalı, nasıl olsa önümüzde 15 gün zaman var, Bilet almak öyle kolay değil. Bir kere ortadan biraz geriden alacaksın, bir gün sol köşeden, diğer gün sağ köşeden alacaksın, ön orta iyi değil, salonu iyi göremiyorsun, sahnelenme sırasında salonda da oyun oynanabiliyor, arkanda ne oluyor anlamıyorsun.


Balkonlar ancak salonda yer kalmamışsa alınır, eğer tek başına gidiyorsan, ve mecburen balkonda yerin varsa, birinci perdeden sonra salona ineceksin, bos koltuk bakacaksın, yer gösteren görevliler sana anlayış gösteriyorlar, kendileri salonda/ parterde boş bir yer bulup seni oturtuyorlar,
Balkondan seyretmek öyle kolay değil, düz baktığında sadece seyirciyi seyrediyorsun, sahneye için sağa veya sola devamlı bakmaktan başın tutuluyor.

Opera ya öyle hazırlıksız gidilmez! Evde, arabada, işyerinde, kaset, CD, iPod, mp3 çalar alacaksın, PC’de youtube açacaksın, hiç ara vermeden dinleyeceksin, en az 1-2 gün hatta bir hafta boyunca başka müzik dinlemek yok, her bir nota ses müzik kafana girecek, Opera konusunda konservatuar eğitimi almamış olsan da baştan sona melodiyi kafanda takip edebileceksin.


Opera'ya geliyorsan koyu renk takim elbise gömlek, kravat giyineceksin, benim lafım erkek seyirciye, futbol maçına gidiyormuş gibi kot pantolonla operaya gelmek önce kendine saygısızlık.  Maça gidiyorsan takım formanı giy, operaya geliyorsan takım elbise giy, hanımlar zaten kendilerine yakışanı biliyorlar giyiyorlar.


Erken gidip -en geç bir saat öncesinden- salonda yerini alacaksın,  oyun başladıktan sonra kendi aralarında sinemadaymış gibi konuşanlar çok olur, onlarla takışmaya gerek yok! "Şişt" filan demeye, surat asmaya, uyarmaya gerek yok, yerini değiştir daha iyi, bırak hayatında bir kere Opera'ya gelmiş zaten, konuşsun, bir başka uyaran nasılsa çıkar -belki kendisi anlar konuşulmaması gerektiğini.


Program kitapçığından mutlaka almak lazım, kaç kişi geldiyseniz o kadar program kitapçığını beklemeden almalı, son dakikada konu okunmaz, zaten konu belli, perde üstündeki dijital yazıları okumak için kendini zorlama, kendini müziğin keyfine bırak, zaten çok tanıdık bildik bir müzik, mutlaka bir yerlerde duymuşsundur. Son arada sade kahve içmek insanı uyanık tutar. Opera sonrası araba sürmek kolay olur.

Milano LaScala operasında seyirci affetmiyor, beğendiği sanatçıyı çiçek yağmuruna tutuyor, beğenmediğini belli ediyor, bizde standart alkış var, çiçek göndermek yok, aslında ön sıralar çiçek getirmeli, beğendiği sanatçıyı çiçek yağmuruna tutmalı.


Çıkışta yürüyüş mesafesi bir Kafe'de yarım saat geçirmek, kahve ya da salep içmek iyi olur, kalabalık dağılır, taksi bulmak daha kolaylaşır. Operasız kalmayın... Sıra Termik santrallere gelecek. En derin saygılarımla.
Haftaya: Bu Çelik bu yükü taşır mı? Alpullu Şeker Fabrikası 1973.
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


2012-09-22