Thursday, April 28, 2016

ICCI Enerji Konferansı, CNR Istanbul,



Yerli Kömüre Hangi Teknoloji?


27-28-29 Nisan2016 günleri Istanbul CNR fuar merkezinde ICCI enerji konferansına katıldım. Yerli enerji piyasasında nedendir bilemem pek iyimserlik yoktu, yatırımcılar, "piyasa belirsiz, önümüzü net göremiyoruz", diyorlardı. Bu belirsiz diye nitelendirilen ortamda fırsat arayan Çin firmaları çok sayıda stand kiralayarak gelmişlerdi. Çoğunun İngilizce'ye dilleri dönmüyordu. Ama iş bağlamak, müşteri yakalamak için yırtınıyorlardı.


Ortada az sayıda yerli üretici firma vardı. Yerli müteahhitler kendilerini yurtdışına atmışlar. Çünkü hakkaniyeti eşit rekabet ortamı yok. Ayrıcalıklı olanlara zaten işler gidiyor. Olmuyorsa, ihaleler siparişler iptal ediliyor. Neden kendilerini zorlasınlar? Ama olmuyor.


Hukuk altyapısının güçlenmesi lazım. Altüst olan yapının yenilenmesi lazım. Yoksa kilitlenip kalacağız. Bu durumları aşmış çevre ülkeleri bizi geçecekler. Enerjide, savunmada bu işler basit değil. Bu işler basit yapsatçı inşaat pazarlamasıyla, basit komisyoncu aracı düzeniyle yürümez. En yüksek katmapayını ortaya koymak, ciddi mühendislik yapmak gerekir.


İcci Enerji Fuarının açılışında gözlerimiz devlet erkanını, siyasileri aradı, yoktular. Her yere, her aktiviteye yetişenler nedense gelmediler. Açılış düzenleyiciler tarafından yapıldı. "Enerjide arz fazlamız var, nasıl olsa bir süre bize yeter", mesajı mı verildi? Verilen mesajlar karışık, yorumlar çok değişik. Her yıl katılan devlet erkanı bu yıl neden yoktu, açıklamak, yorumlamak çok zor.


Herkes çok yeni Tufanbeyli termik santrali açılışında verilen net mesajlara odaklanmıştı. "İthal kömür daha az kullanalım, doğalgaz yakan termik santralleri daha az devreye sokalım. Yerli ve yenilebilir kaynaklara yönelelim." Bu mesajlar çok güzel. Ama daha detaylı yönlendirmelere ihtiyacımız var. Yerli kömür için hangi teknoloji kullanalım? Şu anda yürüyen kömür yakan termik santral yatırım politikalarında, tasarım seçimlerinde büyük yanlışlıklar var. Onların hızla düzeltilmesi lazım.


Kömür yakan bir termik santral kazanı işletmeye önce sıvı yakıt ile başlar, buhar kazanı yavaş yavaş yanma odasına kömür almaya başlar. Belirli bir süre içinde sıvı yakıt yavaş yavaş azaltılır, tümüyle katı yakıt kömür besleme başlar ve öyle devam eder. Başta kullanılan ilave yakıt -sıvı yakıt- fueloil sadece ilk ateşleme için kullanılır. Buhar kazanının sadece kömür yakarak çalışmaya devam etmesi gerekir- beklenir.


Bizde öyle olmuyor, özellikle yeni Dönüşümlü akışkan yatak (Circulating Fluid Bed, CFB) kazanlar ilave yakıt kulanmak suretiyle işletmeye devam ediyorlar, hiç durmadan sıvı yakıt kullanıyorlar. Halbuki sistem sadece katı yakıt- kömür kullanmak üzere tasarlanmalıydı. Demek tasarımlar yanlış. Yabancıların, olsa olsa metoduyla gerçeklerle bağdaşmayan, uyuşmayan, kervan yolda düzülür, tasarım işletme sırasında yolunu bulur, işi alalım sonrasını nasıl olsa hallederiz, mantığı ile yapılan tasarımlar daha ilk gecici işletmede yolda kalıyor.


CFB kazan tasarımları, bünyesinde %40-55 su- nem bulunan siyah kartopu yerli linyite uyumlu değil. Bu tasarımlara kömür on ısıtma, susuzlaştırma, kurutma sistemleri eklemek lazım. Kışın donmuş buz halinde kömür bantlara ulaşıyor, kırıcılara kömür değil, buz giriyor, yanma odasına ulaşmıyor, ulaşamıyor, bu yakıtı yakabilmek için devamlı ilave sıvı yakıt gerekiyor. Devamlı kömür besleme ile sistemi çalıştırmaya imkan yok. Kazan tasarımları yanlış.


Bu tasarımlara milyon- milyar ABD dolar paralar ödeniyor, olmayacak tasarımlar üstünde ısrar ediliyor, neden çünkü fiyat ucuz, çünkü kolay finansman var, çünkü anahtar teslimi, çünkü kim uğraşacak uzun zorlu mukaveleyle, atıyorsun 3-5 sayfa mukaveleye imzayı bitiyor. Bu iş böyle değil.


Bir siparişi vermek için uzun, kapsamlı teknik ve ticari şartname hazırlamak gerekir. ABD ve Avrupa'da, diğer gelişmiş ülkelerde alıcılar yüzlerce belki binlerce sayfa şartnameler hazırlarlar. Yerli tedarikçiyi, tasarımcıyı, müteahhiti bir anlamda korurlar. Satıcının verdiği, sadece kendisi için uyumlu, alıcı için uyumsuz, teklif evrakını şartname, kontrat olarak kullanmak doğru değildir. Alıcı daha ilk anda duvara toslar. Bizim sulu kömür bu tasarımlarla yanmaz, bu tasarımları yabancılar değil, yerli mühendisler yapar. Santralin 20-30 yıl çalışma ömründe satıcı alıcının yanında emre amade durur.


Üzülerek görüyorum, yatırımcı hala yabancı tasarım peşinde, çok ucuz malı istiyor. Almanlar, Amerikalılar kendi tasarımları olmayan termik santralleri kullanmazlar, kullananlara iyi gözle bakmazlar, kamu kurumları, kontrol firmaları herşeyi çok sıkı elekten, kontrolden geçirirler. Yabancı satıcı çok sıkı denetimden geçer. Bizde ise kontrol yok, bizde yabancı satıcı ne getirirse aynen geçiyor, sonra ortalık, çalışmayan problemli endüstriyel tesislerle doluyor, satın alma kararında payı yetkisi olmayan genç mühendisler sonra zorlanıyorlar, işler yürümüyor.


Geçmişte bu ülke elektrik üretimini çok gösterebilmek için geceleri termik santrallerin toz filtrelerini çalıştırmayan, çevreyi kirleten siyasiler de gördü. Buhar kazanı dediğiniz tasarım uzay teknolojisi değildir, uzay teknolojisi olsa ne fark eder, bu teknolojiyi ne pahasına olursa olsun yerli mühendislik ile çözmek zorundayız.


---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


Prinkipo, 04/30/16

Friday, April 22, 2016

Yaktım Çıranızı !




Ankara'da 1976 yılında kamuya ait bir makina fabrikasında çalışıyorum. Okulu bitireli birkaç yıl olmuş. Bakım onarım atölyesi mühendisiyim. Endüstri meslek lisesi motor, eletrik, mekanik mezunu yaklaşık 30 çalışanım var. Endüstriyel makinalar, techizatlar üretiyoruz. Fabrikada Büyük ağır makinalar, torna, freze, vals, kaynak makinaları kullanıyoruz. Bunların periyodik 5000 saat bakımlarını yapıyoruz. Yağ yeniliyoruz. Aşınan bozulan kırılan dişlileri, zincirleri, başka aksamı, değiştiriyoruz, yeniliyoruz. Motor yanıyor, sargılarını yeniliyoruz. İşimiz zor, belirli iş programı var, ağır iş tezgahlarının 7/24 çalışması lazım. Devamlı bakım yapıyoruz.

Haftasonu çalışmalar, gece vardiyaları için yüksek prim ödüyoruz. Odam bakım onarım atölyesi içinde merdivenle çıkılan çelik profillerden yapılmış yüksekte bir kulübe. Yukardan herkezi görebiliyorum. Fabrikanın gürültüsü beni serseme çeviriyor. Kulaklarıma pamuk tıkıyorum. Ayaklarımda burnu çelik korumalı botlar, kafamda plastik mavi miğfer, sırtımda mavi önlük var. Hiç durmadan fabrikayı turlamam, onarımları takip etmem lazım.

Bir gün odamda çalışırken baktım aşağıda yeni işe girmiş genç iki işçi yumruk yumruğa kavga ediyorlar. Basit kavga değil, ölümüne yumruklaşıyorlar. Geçmiş gün sebebi ne aklımda değil. Hışımla odamdan çıktım, merdivenlerden indim, bağırdım, "İşyerinde kavga ettiniz, yaktım çıranızı, yürüyün benim odaya". Ancak onlara ayıracak zamanım yok. Tezgah onarım işini denetlemem lazım. Herşey bir anda doğaçlama kendiliğinden oluştu.

Benim odadaki masanın iki yanına ikisini oturttum, önlerine kağıt kalem koydum, "Yazın savunmanızı, neden kavga ettiniz? Ne oldu?". Bıraktım dışarı çıktım, zaten kafam kızmış, benim de sakinleşmem lazım, yaklaşık bir saat fabrikada onarım yapılan tezgahları dolaştım, sonra atölyeye döndüm. Odama çıktım. Savunmalarını yazdıkları kağıtları ellerinden aldım. Sonra çok ciddi bir yüz ifadesi ile evlerine gitmeleri için izin verdim.

Sonra kağıtları okudum. Birbirlerini öldüresiye yumruklayan iki genç işçi, kendilerini yazılı savunma yapmaya gelince ifade etme güçlüğü çekmişlerdi. Herhalde odada bir saat dertlerini anlatmak için epey zorlanmışlardı. İkisi de yazdıkları savunmada pişmanlık arzediyorlardı.

Ertesi gün işçi servisinden konuşarak arkadaşça indiler. Gün boyu ve devam eden günlerde daha yakın arkadaş oldular, hatta birbirlerini kolladılar. Daha sonra usta, ustabaşı imtihanlarına girip terfi ettiler, aileleri için lojmanda parasız kalma hakkı edindiler. Çocukları çok iyi okullarda okudular, iyi eğitim aldılar.

İşyerinde kavga etmek, iş kanununa göre tazminatsız işten çıkarılma nedeni. Dünyanın her yerinde böyle. İşlerinden olma korkusu aralarındaki düşmanlığı bir anda bitirmiş. Zaten kimbilir neden kavga ettiler? O bile aklımda net değil. Konuyu uzatmadım, idareye haber vermedim, açıkcası savunmalarını "sümen altı" ettim, olay aklımda kaldı ama savunmalar kişisel dosyalarımın dibinde unutuldu gitti. Benim için kitaplarda yazmayan, yaşayarak öğrenilen iyi bir iş idaresi tecrübesi oldu.


---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



Prinkipo, 04/26/16

Tuesday, April 19, 2016

La Traviata



"La Traviata" Guiseppe Verdi
Istanbul Süreyya Opera sahnesinde,

Dünyanın en çok sahnelenen, en beğenilen, en sevilen operalarından Guiseppe Verdi'nin 1853 yılında ilk gösterime giren "La Traviata", 14-15-16 Nisan günleri İstanbul Süreyya opera sahnesinde tekrar yer aldı. Müzik zaten çok belli, çok sevilen melodilerle dolu bir muhteşem opera. Sadece aşk değil, baba-oğul ilşkilerini de çok güzel anlatıyor.

Dar sahnede yapılabilecek dekor belli, basit yalın ekonomik bir çözüm. Kostümler belli, kadın erkek siyah gece elbisesi, erkekler frak simokin, beyaz gömlek, papyon, rugan ayakkabı, kadınlar dekolte uzun gece elbisesi, parıltılı takılar. Sahne yönetmenine değişik uygulamalar yapmak kalıyor. Yurdumuzda ilk kez 1954 yılında Ankara operasında sahnelenmiş. Sahne Yönetmeni, bu eseri ilk kez 2008 yılında Süreyya operasında sahnelemiş, bu yıl 50. Kez oynanıyor. Eser üç perde, ancak 2+2 sahnelemeyle sunuldu, tek ara verildi.

Maria Callas'a çok benzeyen soprano Violetta karakterine, birinci perde başında erkek koro üyeleri tarafından yapılmadık taciz kalmadı. İkinci perde kır evindeki yatak odası sahnesinin erotik ortamında başladı. Üçüncü perde sodomazoşist kırmızı büstüyer giymiş beş kırbaçlı kadının amatör erotik gösterisi yapıldı, sütyen giymiş seks kölesi erkeklere yaptıkları eziyetlerlerle devam etti. Bu arada koronun söylediği muhteşem şarkı güme gitti. Perde sonunda koro kadınlarının başrol tenor Alfredo karakterini abartılı linç eylemi yer aldı. Neyse son perdede daha fazla kaza çıkmadan soprano karakteri öldü, bitti, kurtuldu.

Başrol karakteri her gün ayrı bir soprano tarafından seslendirildi. Sopranolarımız birbirlerinden güzel performans ortaya koydular. Ancak başrol erkek karakter için her üç gece tek tenor vardı, sanatçı açıkça harcandı. İlk gece benim eğitimsiz kulaklarımın bile duyduğu üç detone durumu gerçekleşti. Koskoca İstanbul operasında bir başka tenor yokmu? 19-20 Nisan geceleri de sahneye çıkacak. Bir tek sanatçıya bu kadar çok yüklenmek doğrumu? Koro güzel, orkestra mükemmel, şef tecrübeli harika, solistler çok iyi, ancak sahne yönetmeni gereksiz erotik abartıya kaçmış.

Bir çocuğun çıkıp "kral çıplak" demesine, bir delinin kuyuya taş atmasına gerek yok, gerçek apaçık görünüyor. Her seferinde böyle gereksiz erotik sahnelemeler görmekten bıktık, usandık. Daha yaratıcı, daha güzel sahnelemeler yapacak yeni yetenekler görevi devir almalı, derim. Erotik show görmek istersek, gece kulübüne gideriz. Yönetmen bunu hep yapıyor. Doğru dürüst bir eleştiri almadığı için uçukluğa devam ediyor. Bu yapılan modern bir yorumlama değil. Onun yaptığı eserin özünü (Kamelyalı Kadın) çarpıtmaktan başka bir şey değil. Buna hiç hakkı yok. Istanbul’da tekrarlanan “La Traviata”ya değil de keşke başka yeni operalara, yeni başka sahnelenmelere zaman ayırabilsek.

Eskiden Newyork Metropolitan, Paris, Milano La Scala, Moskova, St Petersburg, Münih sahnelerinde ne oynuyor? nasıl oynuyor? Görmüyorduk, bilmiyorduk. Şimdi her eser öncesi youtube üstünden değişik dünya opera sahnelerinden tam süre kayıt seyredebiliyoruz. İstersek DVD'lerini alabiliyoruz. Başka sahnelerde bu kadar gereksiz abartılar, erotik show'lar yok, yapılan herşey ölçüsünde kalıyor. Kontrollü denetim var. Ortalama Opera seyircisinin genel kabul görmüş etik kurallarına uygun. Bu kurallar Münih'te çırıl çıplak balerini sahneye çıkarırken, bizde aynı şeyi yapmak zor. Newyork metropolitan sahnelenmesinin benzeri bizde yapılmış ama esinlenirken gereksiz abartıya kaçılmış.

---
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Prinkipo, 17 April 2016

Saturday, April 02, 2016

Yerli Kömür Yakmak İçin Kendini İspatlamış Tasarım


Cfb ile Pülverize Buhar Kazanı Teknolojisi İkilemi.

Türkiye'de düşük kalorıfik değerde yerli kömürü yakan, tasarımı kendini uzun işletmede ispatlamış, güvenilir santraller yok mu? Var, sayalım.
Soma-B #5-6, Seyitömer #4, Kangal #3, Afşin-B.
Hepsi yerli kömür yakmada çok iyi, kendilerini 20-30 yıl uzun işletmede ispatladılar.
Yerli kömür yakma sorununu çözdüler, başka eksikleri olabilir.
Kurum üfleyiciler (sootblowers) yetersiz ise, sayılarını çoğaltırsınız.
Baca gazında Toz tutma filtreleri yetersiz, küçük ise daha büyüğünü koyarsınız.
Bacagazı kükürtsüzleştirme yoksa, FGD (flue gas desulphurisation) eklersiniz.
Baca gazında NOx istenen limitlerin üstünde ise, Low-NOx burner/ yakıcı kullanırsınız, yetmiyorsa SCR (selective catalytic reactor) tasarımını yaparsınız.

Yerli kömür üstüne yatırım yapan yatırımcılar, yatırımlarının sonuçlarını, konferanslarda panellerde sergilerde bugüne kadar bize anlatmadılar. Başarı hikayeleri ortada yok, yüksek randıman, yüksek verimlilik, yüksek emreamadelik bilgileri yok. Sızan haberler hiç iyi değil. Bir proje gercekleştirildikten sonra, o proje sonuçları herkesle paylaşılır. Bu hem kabul edilebilir şirket reklamıdır. Hepimiz okur, tebrik ederiz, ayrıca onların tecrübelerini paylaşırız. Son 10-yılda yapılan CFB (circulating fludized bed, dolaşımlı akışkan yatak) yerli kömür yatırımları hakkında ortada hiçbirşey yok.

Başka kömür yatırımları hakkında ise her yerde çok sayıda bilgiler, akademik ticari makaleler haberler, sunumlar, paylaşımlar mevcut. Yerli kömür yakan çoğu CFB teknolojisine sahip yeni santrallerde derin bir sessizlik var. Kimse birşey açıklamıyor, milyar ABD$ paralar yatırıldı, ortada bir haber yok, bilgi yok, devamlı işletme erteleniyor, sonuçlar açıklanmıyor, bilgi verilmiyor. Benim yorumum şöyle;
Çok ıslak, %50-55 oranda su- nem- rutubet ihtiva eden yerli kömür ön ısıtma, nem alma, susuzlaştırma sistemleri olmadan çalıştırılamadı. Aşırı miktarda ilave yakıt -fueloil kullanmadan çalıştırılamıyor, yani ortada adı konamıyan saklanan bir çalışmama durumu var.

UzakDoğu firmaları rafta hazır (off the shelf) CFB tasarımlarını, her yakıta çözüm, her derde deva olarak, kendi exim bankalarının ucuz finans desteği ile bizim pazara soktular. Çok ucuz fiyatlarının etkisinde kalan yerli yatırımcıyı ikna ettiler. Uygulanan CFB teknolojisi bizim yerli kömüre uygun değil. Bu yatırım kararını veren üst yönetim kararvericileri durumun farkındalar. Emekli olana kadar durumu oyalıyorlar, ses çıkarmıyorlar.

Bizce yerli kömüre uygun olan Afşin-B "indirect firing" önkurutmalı pülverize kömür yakma teknolojisidir. Bu teknolojiyi üreten, temel tasarımını yapan Alman firma iflas etti, piyasadan çekildi, ama tasarım duruyor, tasarımı yapanlar hala piyasada çalışıyor, projeyi gerçekleştiren Türk firmaları (Gama, Tekfen, Tokar) tasarım resimlerine sahipler. Prokon, Enka, Efor firmalarının da benzer referansları var. Daha başkaları da var. Eski inşaat + montaj taşaron konumlarından çıktılar, yeni lider mühendislik şirketleri haline geldiler. Yurtdışında çok sayıda büyük santral işleri aldılar. Termik santral kazanların tasarımın yenilenmesini bizim tecrübeli firmalar çok kolay yaparlar.

Çok gerekiyorsa orijinal tasarımı yapan yabancı tasarımcıları bünyenize katarsınız, daha önce bu projede çalışmış yerli firmadan ayrı ayrı 150 veya 350-MWe buhar kazanı teklifleri alırsınız. Adı geçen firmalar teknik- ticari yeterliğe sahipler. Konuyu çok iyi biliyorlar. Ayrı ayrı teklif verebilirler. Yerli mühendislik, yerli müteahhitlik, yerli işçilik çalışır. Binlerce mühendis çalıştıran yabancı firmalar karşısında ezilmeyin, onlarda sizin bizim gibi insanlar, aynı eğitimleri alıyorlar, bizden farkları yok.

Yurt dışında yaptığınız proje yönetiminde geçici ve kesin kabulu yaptıktan sonra işi devreder çıkarsınız. Bırakır gidersiniz. Bundan sonrası mal sahibinin işletmecinin sorunudur. Ama yerli piyasada işiniz 30-sene devam eder, yerli müşterinizi yıllar boyu devamlı memnun etmek zorundasınız. Her problemi çözmek zorundasınız. Müşteri memnun olmazsa bittiniz, tüm firmalara tüm piyasaya kendi projesindeki memnuniyetsizliği öyle anlatır ki, bir daha piyasadan iş alamazsınız. Müşteri ile devamlı çalışmak sizi diri tutar, teknolojinizi ve tasarımınızı geliştirmenize yardımcı olur.

---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Prinkipo, 03/29/16


Problemi ya hemen çözersin, çözemezsen zaman içinde bir ara mutlaka çözersin...



Bundan yıllar yıllar önceydi. Özel sektörde bir büyük müteahhitlik şirketinde satış pazarlamadan sorumluyum. Aydın ŞahinAli ocaklarında 3500-4000 kcal/kg alt ısıl değeri olan pülverize kırıcı altı linyit kömürünü ızgaralı yatakta yakacak bir termik santral teklifi hazırlıyoruz. Alttan taşımalı, Almanya'dan ızgara ve ABD'den suborulu buhar kazanı lisansımız var. Ana tasarım hazır. Özel imalat ekipmanları yurtdışından satın alacağız. 

Karşı basınçlı 10 MWe buhar türbini, besi suyu pompaları, çelik çekme kazan boruları, cebri fan, taze hava fanı, motorları, kurum üfleyiciler, toz filtreleri, emniyet valfleri, kontrol & enstrümantasyon, dom saçları fiyatlarını almışım. Tasarım belli, daha önce benzerlerini yurtiçinde yapmış, teslim etmişiz. Maliyetleri toplayacağım, elimde ilk sürüm IBM PC bilgisayar ve Lotus 1-2-3 yazılım var.

Herşey tamam, ama müşteri tüm sistemi kapalı ortamda, bina içinde istiyor. Çelik kontrüksiyon bina tasarımı, çelik imalat fiyatlaması lazım. Zaman azaldı, ne yapacağımı bilemiyorum. Daha önce benzer santral yapmışız ama, bende detay bilgiler yok. Yeniden tasarım yapılması lazım. Ya mantıklı bir fiyatlama yapacağız, ya da hiç teklif vermeyeceğiz. Olacak iş değil. Bir çözüm bulmam lazım.

Şirketin inşaat bölümü başkanına gittim, taslak projeleri açtım, durumu anlattım. Üstad baktı baktı, kolay çabuk bir çözüm aklına gelmedi. Tasarım yapmak, zaman harcamak, risk almak istemedi. Beni, genç benim yaşlarda bir inşaat mühendisine gönderdi. Onun odasına gittim. Genç arkadaşım, yeni bir inşaat projesi yönetimini üstlenmiş. O sıralar en son isteyeceği şey, işinin bölünmesi, birinden yardım talebinin gelmesi. Üstadın gönderdiğini, bana yardım etmesini söyledim.

Taslak projeleri açtım, kapalı mekan çelik kontrüksiyon yapı tanımını anlattım. Çözüm istedim. Genç arkadaşım projelere baktı, önce kısa bir süre düşündü. "Daha önce benzer bir proje yaptınız mı?", "Evet yaptık". "Orda iç mekan m3 hacmi ne kadardı? Ne kadar çelik ton gerekti?" Söyledim. Birim m3 başına düşen çelik ağırlığını buldu. Elindeki benzer projelerle kıyasladı. Kendi kafasından bir ampirik değere ulaştı. Benim için gerekli çelik konstrüksiyon bina hacmı ile çarptı. "Sana en az şu kadar çelik imalat gerekir. Kilosunu "malzeme artı fabrika işçiliği", 1$ üstünden piyasada yaptırırsın. Gerisini sen hallet", dedi.

Çelik konstrüksiyon bina iç hacmı (m3) ile binada kullanılacak çelik konstrüksiyon imalat ağırlığı (kg) arasında basit -lineer (doğrusal) bir ilişki varmıdır? Tam doğru olduğunu söyleyemem. Bunları bana anlattığı hesaplama süresi 15- 20-dakikayı geçmedi. Ben istediğim bir kaba maliyet değerini onun hesap mantığı ile aldım. Bina çelik maliyetini Lotus 1-2-3 hesap cetvelinde tek satır girdim. Referans olarak onun ismini yazdım. Teklifi verdik, uzun müzakerelerden sonra işi aldık, proje yönetimi sırasında bir sürü yanlışlarla karşılaştık. Tasarım yenilendi, ön tahminler değişti, piyasa fiyatları değişti.
Sonunda fiyatlar ile- maliyetler başabaş geldi. Santrali işletmeye aldık, geçici kabulu yaptık. Müşteri memnun konuyu bitirdik. Çelik konstrüksiyon hesabı diğerleri kadar çok şaşmadı. Ancak proje yönetimi süresinde çok detaylı çelik konstrüksiyon kapalı bina tasarımı yaptığımız için ihtiyaç net olarak ortaya çıktı. Böyle bir ampirik hesaplama yöntemini bir daha kullanma gereği kalmadı. Daha sonra AutoCad ile tasarımı bilgisayar ortamına aldık. Projeden fazla kar etmedik, ama bilgi birikimi- yapılan tasarımlar- fiyatlamalar bizim entellektüel kapital hanemize geçti.

Şimdilerde bu konularda çalışan çok sayıda değerli mühendislerimiz var. Onlar çelik konstrüksiyon yapıların olası kg/m3 (ball-park) ampirik rakamlarını çoktandır biliyorlar. Piyasada çelik konstrüksiyon malzeme artı işçilik $/kg maliyetlerini işin içindeki uzman mühendisler tahmin edebiliyorlar. Çelik yapılarda herşey bilgisayar yazılımları ile (FrameCAD, Tekla, Oasys, AutoDesk, Steel vs.) kısa sürede detaylı hesaplanabiliyor. Google arama motoruna "Steel structures design software" yazın çok sayıda bilgisayar yazılım tanıtımı, ücretsiz deneme sürümleri ekrana geliyor.

Ankara- Muğla yolunda giderken, orta bir yerde fabrikanın yanından geçiyorum. Buhar kazanı bacasından hafif belli belirsiz duman çıkıyor. Bizim santral çalışıyor. Aradan onca yıl geçti. Benim dökümanlarda bütün bunlar hala duruyor. İşin son gerçekleşen icmalini bilgisayarda saklamışım. Geçenlerde proje teklif fiyatlaması önüme çıktı. Arkadaşımın kulaklarını çınlattım. Nerden nereye dedim.

Problemi ya hemen çözersin, çözemezsen zaman içinde bir ara mutlaka çözersin...
Mühendislik işinde "yapamadım" diyerek, bırakmak yok.
Okulda bize böyle öğrettiler.

---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



Prinkipo, 11/23/15