Tuesday, July 29, 2014

Kilimanjaro Ateşi



Değerli Okurlarım,

Bayramınız kutlu olsun. Yazarınız zor konular üstüne yazdığı yazılara devam ediyor. Önce enerji piyasalarında etik sorunlar, iş aleminde doğru iletişim konularını işledik. Bu hafta yurtdışı seyahatlerini anlatacağız. Burda anlattıklarım yaşanmış hikayeler, benim başımdan geçen gerçek olaylar. Bunları biz yaşadık, sizler böyle durumlarla karşılaşırsanız önceden bilin, haberiniz olsun, panik olmayın, kendi çözümlerinizi getirin. Hatta gerekiyorsa dökümante edin. Hepimizin haberi olsun. Yabancılar böyle durumlarda tecrübelerini yazıya dökerler. Hatta kitap haline getirirler. Benim bu makalelerim bakalım ne zaman kitap olacak? Olurmu bilemem??

Amerikalı yazar Ernest Hemingway'in 1936'da yazdığı "Kilimanjaro'nun Karları" isimli kitabını herhalde okumuşsunuzdur. Afrika'da Safari'lerde geçen olayların anlatıldığı bir kısa hikayeler derlemesidir. En çok sevdiği hikayeyi de kitabın ismi olarak kullanmış. Kilimanjaro, Afrika'nın en yüksek dağıdır, deniz seviyesinden 5895 metre yüksekliktedir. 1840'larda Batılılarca yeri belirlenmiş, 19. yüzyılın sonlarında en üst noktaya çıkılmış. Bugün Tanzanya devletinin sınırları içinde kalan bir tabiat harikası mekan. İlk görüldüğünde tepeden aşağıya sarkan buzullar varmış. Bugün artan küresel ısınma yüzünden bu buzullar erimiş, yukarlarda çok az bir bölgede kalmış.

1970'lerde kamu kurumlarında yabancı dil bilen mühendis azdı. Yurtdışından gelen konferans, eğitim, toplantı davetlerine bizden çok az sayıda personel gidebiliyordu. Ulaşım, barınma, otel masrafları daveti yapan uluslararası kurum tarafından ödeniyordu. Bu kurumların bazıları gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülke kamu personeline kendi teknolojilerini tanıtmak için kurdukları yardım organizasyonları idi. Ayrıca Birleşmiş Milletlerin kalkınma teşkilatı da benzer toplantılar düzenliyorlardı.

1970'lerde uluslararası seyahatlerin riskleri konusunda çok fazla bilgi yoktu. Bulaşıcı hastalıklar sadece kolera, sarı humma, sıtma ve cinsel hastalıklardı. Onlar da birkaç kutu antibiyotik veya penisilin dozu ile geçer sanılıyordu. Kimsenin AIDS/HIV, Ebola, SARS gibi hastalıklardan haberi yoktu.

1978 yılında UNIDO Birleşmiş Milletler Uluslararası Kalkınma Örgütünün, gelişmekte olan ülkelerin genç mühendislerine sağladığı bir kısa 3-haftalık eğitimine davet edildim. Eğitime gidebilmek için yabancı dil sınavından geçtim. Eğitim için seçilen ülke bizim gibi gelişmekte olan bir Afrika ülkesi Tanzanya oldu. Bizler gelişmekte olan ülkelerden seçilmiş 50'ye yakın genç mühendis idik. Aramızda Afrika ülkelerinden, Uzak Doğu'dan, Güney Afrika'dan gelenler vardı. Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinden kimse yoktu. Biz hem evsahibi ülke Tanzanya'yı görmek, hem de gelecekteki gelişme politikaları için gerekli beyin fırtınası yapmak için bir araya getirilmiştik.

Ankara'dan kalkan uçakla önce Istanbul, sonra sırasıyla Roma ve AdisAbaba'da aktarma yaptım. sonra Tanzanya'nın ikinci büyük kenti Arusha yakınlarındaki Kilimanjaro havalimanına indim. Bir dönem keya, tanzanya ve Uganda birleşme konularını gündeme almışlar. Üç ülkenin başkenti olarak Arusha seçilmiş. Bir büyük ortak merkezi yönetim binası inşaa etmişler. Sonra bu düşünceden vazgeçmişler, herkes kendi yoluna dönmüş. Koca bir bina boş kalmış. Birleşmiş Milletler burda ortak konferanslar düzenlemeye başlamış.

Arusha aynı zamanda Afrika'da yaban hayatının gözlendiği parklara çok yakın bir kentti. Safari kelimesi Arapça "Seferi" kelimesinin batı dillerine aktarınından ortaya çıkmış. Yaban hayatını gözlemek inin yapılan gezilere verilen ad olmuş. 19. yüzyılda yaban hayvanlarını avlamak için yapılırmış. Sonradan avlanmak çoğu yerde yasaklanmış, sadece bazı fazla üreyenler için hükümetlerin av başına para istedikleri bir zengin sporu olmuş.

Ünlü safari bölgeleri, Ngorongoro ve Serengeti doğal parkları, Manyara gölü Arusha kentine yakındı. Ortak toplantıları yaptık, gelişmekte olan ülkelerin sorunları üstüne beyin fırtınalarını yazıya döktük, sonuçları dökümante ettik, sonra gün aşırı doğal parklarda Safari'ye çıktık. Avlanmak soz konusu değildi, yaban hayvanlarını gözledik, çokça fotoğraflarını çektik.

Bu parklar Kenya, Tanzanya ve Uganda tarafından paylaşılır. Parklar her üç ülkenin ortasında kalır, herbirinin parklarda payı vardır. Parklarda sınır yoktur, yaban hayvanları serbestçe ülkeler arasında dolaşırlar. Her üç ülkeden bu Safari parklarını ziyaret edebilirsiniz. Kenya pazar ekonomisi ile, Tanzanya sosyalist düzenle, Uganda otokratik düzenle idare edilir. Aynı parka Uganda'dan girmek pek akıllıca değildir. Kenya safari programları çok pahalıdır. Tanzanya ise göreceli olarak ucuzdur, ancak programlarda devlet kontrolü aksamalara sebep olabilir. Çoğu kişi reklamlar dolayisiyle sanki Tanzanya opsiyonu hiç yokmuş gibi Kenya'yı seçer ve servet harcarlar. Halbuki Tanzanya daha iyidir, daha ucuzdur, göreceğiniz yaban hayvanları hepsinde aynıdır, mekan zaten aynı yerdir. Üstelik Afrika'nın en yüksek yeri meşhur Kilimanjaro dağı Tanzanya sınırları içindedir.

Parkların yakınlarında içlerinde her türlü konforun olduğu "Lodge" kulübe dağ evlerinden oluşan barınma yerleri vardır. Günümüzde buralarda gecelemenin fiyatı Kenya'da 100-200 ABD Doları iken Tanzanya'da aynı mekan motel odasının geceleme fiyatı 50-60 BD Doları olmaktadır.

Arusha'dan otobüslerle akşam üstü bu motellere geldik. Odalara dağıldık. Sabahları açık büfe kahvaltı sonrasında üstü açık 4x4 off-road LandRover ciplere bindik. Tüm gün açık arazide araba sürdük. Yanımızda sadece fotoğraf kamerası, bol renkli negatif film ve dürbünler vardı.

Ngorongoro kraterinin merkezine götürdüler. Aile olarak yaşayan aslanları izledik. Flamingo gölünde kuşları gördük. Maymunlar, gergedanlar, zürafalar, Afrika'nın vahşi ve gizemli hayatını kayda aldık. Uçsuz bucaksız uzanan yeşil vadilerden, yaban hayatının yoğun olduğu göl kıyılarından geçtik.

Geceleri ortak sosyal mekanlarda akşam yemeği yedik. Odalarda rahat yatak, duş tuvalet, telefon, modern hayatın tüm konforu sağlanmıştı.

Motellerin barında her yaşta, her renkte, her türlü profesyonel servisi vermeye hazır güzel Afrikalı kadınlar vardı. Benzer durumları gelişmekte olan diğer ülkelerin otel lobilerinde de görmüştüm. Grubumuzun Afrika, Asya ve Güney Amerikadan gelen üyeleri ile derhal iletişime girdiler. O zamanlar her türlü sağlık probleminin penisilin ile geçeceği inancı yaygındı.

Akşamları odamda toplantı notları yazdım, getirdiğim kalın kitabı okudum. Çoğu akşam kulübemin kapısını açamadım, çünkü her seferinde bir yaban mandası önüne yatıp sabaha kadar uyuyordu. Bize "geceleri odanızdan çıkmayın, dışarda serbest gezinen aslanlar var, ne olur ne olmaz, gereksiz onlara yem olmayın", dediler. Sabahları kapı önünde uyuyan manda gitmiş oluyordu, ancak yattığı yere günlük dışkısını bırakıyordu. Sabahları kesif bir doğal gübre kokusu ile uyanıyordum. Çalışanlar dışkıyı temizlemeden kapıyı açıp dışarı çıkmak mümkün olmuyordu.

Dönüşte Kilimanjaro havalimanından KLM uçağına bindim. Kaptan pilot bizi Kilimanjaro dağı etrafında uzunca süre dolaştırdı, aşağıda dağa çıkan trekking konyoylarını gördük. Sonra yola devam ettik, aynı AdisAbaba ve Roma havalimanları uçak aktarmaları sonrası, Nil nehri vadisi boyunca uçarak memlekete döndüm.

Eve döndükten sonra ilk bir hafta içinde bende yüksek ateş, halsizlik başladı. Ateşim 39-40 derece Celsius devam etti. Kurum aile doktorumuz antibiyogram yapmadan bana standart bir antibiyotik verdi. Ateş geçmedi. Hacettepe hastanesine yatırdılar. Hacettepe hastanesinde hastalık öykümü anlatırken, çok yeni Afrika seyahatinden döndüğümü söylemek durumunda kaldım. Olay orda patladı. Hacettepe üniversitesi uzmanları yeni bir salgın olayını duymuşlardı. AIDS/HIV olayını biliyorlardı, ancak ellerinde henüz bir hasta vakası yoktu. Benim olayım tam üstüne gelmişti, aldığım ilaçları kestiler, çok sık aralıkla kan idrar gaita örnekleri aldılar. Genç intern'ler hiç durmadan odama geliyor beni muayene ediyorlardı. Her tarafımı kontrol ettiler. Hiç durmadan tahliller yaptılar.

Sonunda yolda içtiğim kontrolsüz bir içme suyu veya yemekten "Tifo" (Sarmonella-B) olduğum anlaşıldı. O korkulu şüpheler kalktı. Bir haftalık doz "Bactrim" antibiyotik konuyu bitirdi.

Tanzania, Afrika'da sayılı birkaç iş yapılabilir ülkeden biri. Bugün Arusha kentinde ve Tanzania ülkesinde çalışan çok sayıda Türk firmamız var. İnşaat firmalarımız yaban hayatı parkları çevresine 5-yıldız "Lodge" oteller inşaa ediyorlar, bu otelleri işletiyorlar, Safari programları düzenliyorlar. İnşaat firmalarımız enerji, altyapı, yol, konut inşaatlarında çalışıyorlar. THY, İstanbul'dan Arusha Kilimanjaro havaalanına direk (aktarmasız) uçuyor. Tanzanya muhteşem bir ülke. Safari parkları harika. Kilimanjaro dağı gizemli güzel ve eşsiz. Harcayacak paranız varsa mutlaka gidin, gezin görün, anlatacak çok şeyiniz olacak. Ernst Hemingway'in kitabını yanınıza alın. Zaten çok kolay okunan bir kitap. Adam boşuna Nobel edebiyat ödülü almamış.

Yurtdışı seyahatlerinde heyecan aramayın. Gereksiz ilişkilere, gereksiz risklere girmeyin. Kapalı şişede satılan sulardan için. Uçağa girmeden tuvalet ihtiyacınızı görün, uçakta çok gerekmedikçe tuvalete gitmeyin. Online check-in yaparken en önlerde ve koridor yer arayın. Uçaktan inince ilk fırsatta ellerinizi yıkayın. Banyo yapın, giydiğiniz tüm elbiseleri çamaşır makinesine atın. Benzer iş seyahati tecrübelerinizi yazarınıza anlatın, iş alemi, enerji piyasaları okusun, öğrensin, bilsin.

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


2014-07-31

Saturday, July 05, 2014

Enerji Piyasalarında Doğru İletişim...


Değerli Okurlarım,

Bu işlerin tadı iyiden kaçtı, artık herkes gereksiz ağzını bozuyor. Bir çok zengin işadamının, bazı siyasilerin ve bazı kamu yetkililerinin ortaya dökülen "tape" kayıtları ile olay zaten aleni oldu. Siyasiler kapalı toplantılarda ağızlarını bozuyorlarmış. Millete açık miting mikrofon konuşmalarında "lan, ya, be" gibi nezaket dışı kelimeler- ekler - ünlemler çoktandır kullanılıyor.

Bu üslup konuşma sonradan görme yurdum insanı müteahhit taifesinde çok derin bir kompleksin tezahürüdür. Bir anlamda, "Kiroyum ama para bende" durumları şeklinde ortaya çıkar. Türedi- yeni zenginlerle, aileden zenginlerin davranışlarında önemli fark var. Bu fark daha çok yetişme biçimlerinden, geldikleri ailelerin kültürlerinden kaynaklanıyor. Sonradan görmeler, güç, para sahibi olunca genel kabul görmüş kuralları zorluyorlar.

Ama bu tür insanlar, küfür etmeyi sonradan öğrenmedi. Küfrün marifet sayıldığı, üstünlük kurma aracı olarak görüldüğü kesimlerden geliyorlar. Güçsüz olduklarında ya da kendilerinden daha güçlüler karşısında aynı dili kullanamıyorlar. Toplumun bir kesimi çocuklarına daha ilk konuşmaya başladığında küfür etmeyi öğretir. Çocuk aileden öğrenmese bile sokağa çıktığında öğrenir. Ailenin davranışı çocuğun küfür etmesini özendirir ya da caydırıcı olur.

Çok zenginlerin küfürlü konuşması bugün artık herkese olağan geliyor. Umuma açık ortamlarda belki kendilerini engelliyorlar ama kapalı teke-tek toplantılarda hiç durmadan arka arkaya küfür kullanıyorlar.

Özellikle klasik üniversite eğitimi olmayanlarda, şehirli - kültürlü aile geleneği olamayanlarda bu çok bariz. Küfür kullanarak size şu mesajı veriyorlar,
"Ben senden üstünüm. Sen iyi üniversite bitirmiş olabilirsin, sen çok iyi yabancı dil biliyor olabilirsin, çok kültürlü- bilgili olabilirsin, ama benim yanımda sen düzgün konuşmak zorundasın, ben senin yanında düzgün konuşmak zorunda değilim".

Bunu hareketleri tavırları ile de gösteriyorlar, toplantıda ayağa kalkıp kemerini çözenleri, donunu hatta içini eliyle düzeltip toplayanları da gördüm. Kravat takmamak başka bir gösterge. "Sen benim yanımda kravat takmak, düzgün giyinmek zorundasın, ama ben değilim, çünkü ben senden çok zenginim, senin geleceğin benim elimde, siparişi ister yaparım, ister yapmam".

Ben bu tavır ve konuşmaları başka türlü yorumluyorum. Bence onlar bu konuşma şekliyle diyorlar ki, "Ben yeni yetme zenginim, şansım iyi gitti, bir anda çok para kazandım, bu parayla ne yapacağımı bilemiyorum."

Böyle küfürlü konuşmalarla karşılaştığınızda, ilk önlem veya ciddi tepki olarak, karşınızın yaptığı gereksiz konuşmayı veya tavrı onaylamadığınızı, boş surat ifadesi ve "uzun bir suskunluk" ile gösterebilirsiniz. Bu tavrın çok etkili olduğunu söyleyebilirim. Karşılık vermenizin hiçbir anlamı yok. Bir sonraki küfür cümlesi kullanımında ise işinizi, siparişinizi, iş imkanlarınızı risk ederek ortamı terk edebilirsiniz. Masaya tekrar çağrıldığınızda, en azından karşı taraf sizinle nasıl konuşulacağı konusunda ayar almış olur.

ABD çıkışlı Wall-Street filmlerinde "profanity- küfür, f-word" kullanmak çok sıradan oldu. "Wolf of Wall-Street" filminde 500+ kere "f-word" kullanılmış.

Bürokraside bu tip küfürlü üslup yoktur. Kimse bürokrasi karşısında, bakanlıklarda, kamu kurumlarında, enerji piyasalarında bu üslupta konuşamaz. Derhal ayar yer. Meslekten diplomatlarda böyle itici küçük tavırlar asla yok. Onlardaki kibarlık, incelik, kimsede yok. Özellikle meslekten diplomatların- büyükelçilerin konuşma adabına hayranım, onlardan öğreneceğimiz çok şey var. Her durumda, her konumda, herşeyi çok net ve çok anlaşılır aktarabiliyorlar. Hislerini kontrol altında tutabiliyorlar. Obama, geçen yıl haketmediği, yanlışlıkla yapılan bir el işaretine karşı toplantı masasını terketmiş ve uzun süre geri dönmemişti.

Diplomatlar böyle durumlarda, muhataplarını derhal "doğru kelimelerle konuşmaya" davet ederler. (invitation to proper language).

Biz Odtü'lülerin aramızda konuşurken kullandığımız 'Hocam' kelimesine takılıp, 'Birbirinize hitap ederken daha uygun bir ifade bulamadınız mı?' diye sorgulayan nezih yöneticilerle 70'li yıllarda iş hayatına başlamıştık. Aradan kırk yılı aşan bir süre geçmiş... İş görüşmelerinde yine de toplumun geneline hakim olmuş gözüken ağız bozukluğunun dominant olduğunu söylemek haksızlık olacak. Özellikle toplantılarda yer alan eğitimli genç nesilden bugüne kadar bahse konu olabilecek bir saygısızlık görmedim. Ancak bazılarının kendi aralarında konuşurlarken nezaket frenlerinin tutmadığına da zaman zaman kulak şahidi olduğumu söylemeden geçemeyeceğim.

Biz 1968'lerde Odtü'de okurken iki tür "genç kız" profili vardı. Her türlü durumda kesinlikle ağzını bozmayanlar, ve her durumda hemen ağzını bozanlar. Bütün delikanlılar birinci gurup kızlarla arkadaşlık etmek isterlerdi. Bu yüzden kız- erkek çoğu öğrenci, ikinci guruptan birinci guruba geçti. Bugüne geldik, ortalıkta hala iki tür insan var. Hangi gurup zaman içinde daha başarılı oldu bilemiyorum.

Son yıllarda gençlerin dilinde bir "Yaa.." alışkanlığı var. Çok saygın bir kurumun yazılı sınavını kazanıp mülakata gelme başarısı göstermiş, çoğu iyi okullardan ve eğitimli ailelerden gencin, mülakatlarda sorulara "Yaa.." ile başlayan cevaplar verdiğine şahit olmuşumdur. Gençler bunu biraz da İngilizcedeki "Well.." ya da Japonların "Anoo.."su gibi kullanıyor. Hiç de argo olmamasına karşın şu "Gerçekten" kelimesi de çok özel. TV söylemi olarak giderek yaygınlaşan bir alışkanlıkla her cümleye bir "Gerçekten" ile başlamak aldı başını gidiyor.

Bir toplantıda kadın mevcudiyeti olmaması şartıyla ve yakın arkadaş camiası içinde hala kapsamlı ve karşılıklı zararsız küfür edenler var. Askeriyede ve şantiyelerde çok normaldir. Bu tavır ortama katılan kadroyu aşağılamak için asla değildir. Sert kadronun kendi arasında sürdürdüğü keskin argo muhabbetidir. O mecliste kimse üstüne alınmaz. Bilinir ki söylenenler camia mensubuna yönelik bir ifade olmayıp, ortalıkta farklı frekansta yüksek sertlikte bir iletişim sürmektedir.

Her mecliste, hele hele kadınların mevcudiyetinde küfretmek asla caiz değildir. Aşağılık duygusu içinde boğulan, ilgi ve alaka açlığı çeken kişiler, sıra dışı davranarak bu zafiyetlerini sahneye getirirler. Bu tür meclislerden uzak durmak ehl-i muhakemiyyet sahibi mutedeyyinlere farzdır. Sonradan görme, oradan, buradan yağmaladığı parayı hazmedemeyip, etrafa aktarma çabası içinde olanlara katiyen itibar edilmemelidir.

Ortada kebap yoksa, cebinden tantuni çıkarıp yemek aykırı kaçar. Onun için kiminle, nerede, ne manada ve ne konfigürasyonda küfretmeyi bilmek, tereddüt halinde küfretmemek cemiyet hayatı için münasip düşecektir.

Sözlü sanatın, tiyatronun, sinemanın, şiirin "küfür" kullanması, iş aleminin örneği değildir. Can Yücel "küfür" kullanabilir. Kemal Tahir, "Rahmet Yolları Kesti" romanında şöyle der, "Sahi Ulan! Şu küfrün canını seveyim. Dünyada iyi birşey var, Küfür. Ona günah demişler. Halbuysa küfür gibi zorlu birşey yok. Eskiler ne demiş? Küfür yiğit kısmının yürek yelpazesidir. Küfür, sırasında bir güzel eder, de ferahlar." Kemal Tahir ya da Can Yücel ustaların sözüne kanıp küfürü masumlaştırmaya çalışmayalım. İyi ve kültürlü bir aileden gelmenin, iyi bir eğitim almış olmanın göstergesi olarak bir centilmen zaten toplum içerisinde cinsellikten söz etmekten beis duyması gerektiği gibi, kesinlikle küfür etmemelidir.

Bütün bunlara siz ne diyorsunuz?? Ortaya karışık bir yorum yapın da böyle durumlarda ne diyeceğimizi ne yapacağımızı biz de bilelim, Selamlar





Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



2014-07-05

Monday, June 23, 2014

Enerji Piyasasında Etik Kaygılar !!

Değerli Okurlarım,

Odtü Makina 1974 mezunları, bu yıl 28-Haziran günü mezuniyetlerinin 40.yılını kutladılar. Bu 40.yıl boyunca çalışma hayatımızda neler gördük, geçirdik, yaşadık. Neler görsek geçirsek yaşasak ta, biz Odtü mezunlarının çalışma hayatında etik kaygıları farklıdır. Sadece Odtü'lüler etik değerlere önem verir, diğerleri vermez gibi bir algının oluşması kanımca doğru olmaz. Bu kırk yılda insan neler yaşayabiliyor. Mesleki açıdan ilginç olanlara ek olarak etik dışı davranışlarla da karşılaşabiliyor. Bunlar sadece kamuda değil, özel sektörde de olabiliyor. İşte 40-yılda akılda kalan bazıları,

İlk yıllarda tezgah atölyesi sorumlu mühendisi olarak çalışırken, yanımda düzgün- kibar- bilgili bir ustabaşım vardı. Görünüşe aldanmamak lazım. Ayrıldıktan sonra bizimle iş yapan özel iş çevrelerinden onun hakkında bilmediğim detaylar öğrendim. İşleri bozulmasın diye hiç şikayet etmemişler. Piyasada o sıralarda tekel durumundaki tezgahlara dışardan iş alırken sıralamada öncelik karşılığı para alırmış, durumu herkes biliyormuş, bir ben bilmiyormuşum.

Aradan 10-yıl geçti, 6-kişilik bir mühendis gurubu olarak yurtdışına buhar kazanı üretimi için bize lisans veren firmanın genel merkezine eğitime gittik. Yabancı dil bilen 2-kişiydik, diğer yabancı dil bilen arkadaş makinacı değildi, konuya uzaktı. 2-haftalık süre içinde guruba tercümanlık yaptım, herkesin her isteğine koştum, yardım ettim. Son günlerde alışveriş konusunda da yardım işi bana düştü. Herkesin elinde bir alışveriş listesi vardı. Sadece kendileri için değil amirleri, müdürleri için de alışveriş yapmaları gerekiyordu. Bunlardan biri, genel müdür yardımcısının karısından bir "Angora kazak" siparişi almış, benden yardım istedi. Mağazaya götürüp bıraktım, diğerlerine yardıma gittim. Bizimki yabancı dili olmadığı için derdini anlatamamış, istenen "Angora kazağı" alamamış, alamadan memlekete geri dönünce genel müdür yardımcısından iyi bir azar işitmiş, bu işin faturası tabi sonunda bana kadar geldi, süreç tatsız bitti. Şirketten ayrıldım.

Aradan 10-yıl daha geçti. Çalıştığım fabrikada bize hol içinde 20-metre açıkta 15-ton kaldırabilecek, 2-kancalı bir gezer köprülü vinç lazım oldu. Daha önce projesini benim yaptığım eski fabrikamdaki çalışmam aklıma geldi. Kendime bir kopya almamışım. Projeyi ben yaptığım için, benim mülküm, hakkım sanıyorum. Zaten ben proje bürosunda çalışırken piyasadan gelen proje taleplerine ücretsiz destek veriyorduk. Bir-inç (25mm) kalınlığında çelik saç bükme valsi, yüksek çaplı mil işleyecek plan-punta torna, hidrolik pres, saç kumlama tezgahı, gezer köprülü vinç gibi kendi tasarımlarımız vardı. Bunları talep geldiğinde piyasaya bedelsiz- ücret almadan aktarmıştık. Günümüzde proje bedeli istenmesi daha doğru ama bu işlerin bir prosedürü olmalı.

Arabaya atladım, eski fabrikama gittim, eski çalışma arkadaşım fabrika müdürü olmuştu. Eski arkadaşlığımıza güvenerek, benim projeden bir takım ozalit istedim."Tamamdır, söyle proje ofisine çeksinler, bana da karşılığında bir 400 verirsin", dedi. Ciddiydi, inanamadım. Bıraktım, oturup yeniden çizimini yaptım. Sonraları başka ortamlarda tekrar karşılaştık, hep mesafeli oldum.

Ayvalık'ta bir zeytinyağı şirketinin bakım onarım mühendisinden bir telefon talebi geldi, kalktım gittim. O zamanlar kiralık araba imkanı yok, şirketin bütçesi sınırlı. İstenen 10 ton/saat kapasiteli 10-bar sature su borulu bir kazan. Otobüsle gece yolculuğu yaptım, sabah fabrikaya vardım, talebi yapan mühendisi buldum, konuştum, detayları aldım. Ayrılırken bu mühendis,
"Bu talebi size ben yaptım, teklifinizi değerlendirmeye alabilmem için bana makul uygun bir para ödemeniz lazım", dedi. Böyle bir durum benim için ilk oluyordu, nefesim tutuldu, ne diyeceğimi bilemedim.

Benzer taleplerle daha sonra çok karşılaştım. Başka benzer bir olay daha sonra bir araştırma kurumunda da oldu. Tasarım yazılımı satışı tanıtımına gittim, yetkili müdür beni dinledi, sonra kullanım için kendisine bağış istedi, onların kullanımı benim satışı artıracakmış. Konuyu daha fazla uzatmadım, iş kaldı.

Satış pazarlama işi yapıyordum. Teklif işi kamu yada özel, bazan bir yerde tıkanırdı, ben de konuyu bir tecrübeli şefime tüm detayı ile anlatırdım.
Sonra birkaç gün içinde bakardım, tüm kapılar bana açılmış, tıkanıklar giderilmiş, işler yolunda, işveren idarenin içinden bana destek bilgiler yardımlar geliyor. Ne olduğunu, nasıl olduğunu, neler geçtiğini bilmek istemezdim. Bilgim dışında yapılan akçalı işlerin, iş hayatının kaçınılmaz gereği, bizim coğrafyada iş yapmanın maliyeti diye düşünürdüm.

Bir gün bir büyük yerli yatırımcıdan, büyük bir termik santral teklifi sizden istenir. Kömür veya doğalgaz yakacak bir termik santraldir. Türbinci ile ortaklık yaparsınız. Buhar kazanı lisansörünüz ile anlaşma yaparsınız. Proje finansörünüz ile satıcı kredisi bağlarsınız. 3-6 ay uğraşırsınız. Kocaman bir teklif dosyası olur. Teklifi sunarsınız. Sizi görüşmeye çağırırlar. Piyasanın en iyi paketlerinden birini oluşturmuşsunuzdur. Fiyat ta ona göredir.

Alıcı firmanın patronu, üst yönetimi rakip firmaların teklifini önünüze koyar. Rakip firmanın teklifini incelemenizi, daha ucuz fiyat vermenizi ister.
Rakip firmanın teklifini inceleme fırsatı önce hoşunuza gider. Ucuz rakibin malını - teklifini incelersiniz. Bu ucuz tasarımın iler tutar tarafı yoktur.
Alıcı teklif dosyalarını doğru dürüst kendisi incelemez, size inceletir.
Sizde biliyorsunuz ki, sizin teklif dosyanız da, rakip firmanın elindedir.
Bu olay ABD -Kuzey Avrupa ortamında kabul edilmez etik dışı durumdur.
Bizde ise çok olağandır, piyasanın gereğidir. Alıcı firma bu çapraz değerlendirme ve fiyat kırma işlemini çok olağan birşeymiş gibi yapar.

Çünkü piyasamızda talep çok azdır. Firmanızın yaşaması için iş almanız gerekir, bu yüzden tüm kar- marjlerinizi sıfırlarsınız. Ölümüne fiyat kırarsınız. İşi aldıktan sonra proje harcamanız, yani masrafınız, geliri karşılamaz. Çoğu proje böyle batar. Piyasada iş yapacak firma kalmaz. Alıcı ucuza mal ettiğini sandığı tesisi, bakarsınız düzgün çalıştıramaz.

Yurtiçi çalışma ortamında hep dayanışma içinde olduk. Yine de iç tepkiler geldi. Bir iş alınca, "İşi yine ölümüne, çok düşük fiyata almışsınızdır, bakalım nasıl kurtaracağız", diyerek işe olumsuz başlayan proje yöneticileri hep vardı. Tasarımı yaparken, bir boru duvarını komple unutan proje mühendisleri, eksik malzeme listesiyle acele satın almaya çıkanlar, opsiyonu geçen teklifleri sizin tahmininizin çok üstünde fiyatla satın alma yapanlar. Borulamayı çok pahalıya mal edenler. Gereksiz pahalı malzeme kullanımları yapanlar, hep vardı.
Büyük kamu ihalelerinin hemen hepsinde bir aracı sisteminin çalıştığını hep hissettik. En sağlam, en kontrollü satın almalarda bile böyle durumlar oldu.
Düzgün çalışan yetkililere birşeyler teklif edilmedi (edilemedi) ama yetkililerin normal uygulamalarını, "İşi biz hızlandırdık" diye aktarıp, onların üstünden çıkar sağlayanlar olduğunu duyduk.

İş aleminde özel şirketlerin personel ile yollarını ayırmaları konusu da herbirinden farklıdır. Kimi doğrudan ilişik keser, tazminatını verir, konuyu kapatır. Modern görünümlüler ise yılsonu primlerini göreceli az tutarlar, personel durumu kendine yediremez, kendi rızası ile ayrılır.

Hoş güzel tecrübelerim de oldu. Bir gün Kayseri'deki bir tekstil firması bakım onarım mühendisinden buhar kazanı santrali işletmesi sorunları ile ilgili bir talep geldi. Gittim, tüm gün santralde oturdum konuştum, konu bizim kapasitemiz dışında (çok altında) idi. Ama epey zaman, emek ve para harcaması yapmıştım, ayrılırken fabrikanın bakım onarım mühendisi, "bize olan katkılarınızın karşılığını para olarak ödeyemeyiz, ancak bizim ürünümüz bu dokuma bezi lütfen kabul buyrun", dedi, bana birkaç metre dokuma bez verdi. Memnuniyetle aldım.

Bu hatıra Almanya'da çalışan bir değerli çalışma arkadaşımdan;
"Her ne kadar bütün meslek hayatım Almanya'da geçti ise de genç bir mühendis olarak güzel bir tesadüfün sonucu benim meslek hayatım Türkiye'de başladı. 1983 veya 84 de bedelli askerlik için Burdur'a geldim. İki ay askerlikten sonra geri dönmek üzere iken o sıralar ilişkide olduğum bir
firma bana Ankara'da çok büyük bir kurumla işleri olduğunu ama bir türlü işlerinin yürümediğini ve bunu düzeltmemi istediler. İlk görüşme berbat geçti. Arkadaş eş dost buldum olay biraz daha olumlu geçti ama sonuçlanmıyor, bir türlü olmuyor. Bir arkadaşımın, "Oğlum sen iyice Alman gibi davranıyorsun. Sorumlu kişiyi Almanya'ya davet et bak nasıl oluyor iş" tavsiyesine uyarak davet ettik ve iş oldu. Ama o sorumlu kişi burada (Almanya'da) misafirimiz olduğu sürece, ne fabrikamızı ve ne de projemizi görmek bile istemedi. Yedi, içti, gezdi ve bol bol alış veriş yaptı. Tabii bizim hesabımıza."
Böyle durumlar artık yok. Çünkü artık yönetim yatırımcıya her türlü kolaylığı tanıyor, yardım ediyor, yönlendiriyor, destekliyor. Kişisel beklenti yok. Alışveriş çılgınlığı artık kalmadı. Personel eğitimi için yeterli miktarda yurtdışı imkanı var. Yurtdışında eğitim görenler, oraları bilenler yaşayanlar çok.

Her işte ve meslekte etik kurallar geçerli. Biz mühendisler için gerek Meslek örgütleri çatısı altında gerekse benzer oluşumlarda mesleki etik kurallar net olarak uygulanmalı. Neyin doğru neyin yanlış olduğu net belirlenmeli. Mühendislik meslek bilgisinin bilerek veya bilmeyerek kötü yönde kullanılması, projelerin olumsuz sonuçlanmasına sebep olur. İş güvenliği açıkları oluşur. Çevresel ve sosyal zararlar meydana gelir. Ekonomik olarak yanlış yatırım veya proje uygulamalarıyla daha pahalı parasal ve daha olumsuz siyasal sonuçlar ortaya çıkar.

Önerilerimiz, ''Bu tür iyi tanımlanmış etik kurallar için kati yaptırımların meslekten men'e kadar uzanmasıdır". Odaların, meslek birliklerinin bir görevi de "etik kaygılar" olmalıdır. Bugüne kadar olmadı. Odalar, bir yandan mesleki donanım ve etik donanımı yükseltmek için belli zamanlarda eğitim ve farkındalık testleri, veya etkinlikleri yaparken; bir yandan ciddi yaptırımları yerinde ve zamanında kullanabilmelidirler.

Verdiğim eski örneklerin hepsi yurtiçinden. Yurtdışında, özellikle Orta Doğu coğrafyasında böyle durumlar olmadı mı? Mutlaka oldu, ama bunları halletmek, yönetmek ordaki temsilcimizin işi idi. Biz bu işlere karışmadık.

Yurtdışı uluslararası çalışma ortamı bizden farklıdır. Oralarda devamlı bir bullying- mobbing- ezme bezdirme vardır. Herkes birbirinin rakibidir. İstisnasız hemen her yabancı çalışma yerinde bu durumu gözlemledim.

Bizim coğrafyamızda yurdum insanına "Etik" olayını açıklamak zor. Herkesin, her toplumun, her kültür gurubunun "Etik" anlayışı farklı. Halbuki ABD ve Kuzey Avrupa'da etik normları, herşey çok net. İş hayatındaki düzgün davranışları yönlendiren, onlara rehberlik eden prensipler ve standartların toplamına "mesleki etik" denilir. Meslek etiği, belirli bir meslek grubunun, meslek üyelerine emreden, onları belli düzgün kurallarla davranmaya zorlayan kişisel eğilimlerini sınırlayan, yetersiz ve ilkesiz üyeleri meslekten dışlayan, mesleki rekabeti düzenleyen ve hizmet ideallerini korumayı amaçlayan mesleki ilkeler bütünüdür.

Ülkelerin refah seviyesi için olmazsa olmaz şartlar var. Genel ahlak ve etik değerlere bağlılık, dürüstlük, sorumluluk duygusu, yasa ve kurallara saygı, diğer vatandaşların haklarına saygı. Çalışmayı sevmek. Tasarruf, yatırım. Dakiklik. Çok mu ütopik değerlerden bahsediyorum? Bunlar gelişmişlik için gerekli. Bizim coğrafyada bütün bu değerler uyulması çok zor şartlar mı?

Kötü örnekler bizlere örnek olmadı. Gördük, duyduk ama biz bunları yapmadık. Bizler doğru bildiğimizi yaptık. Aldığımız değişik eğitim altyapısının bizlere kazandırdığı bir ayrıcalık olmalı. Bu yüzden çoğu zaman otorite ile ters düştük. Huysuz, inatçı, uyumsuz, dikbaşlı, hatta ukala biliniriz. Bu yüzden bağımsız çalışmayı daha çok severiz. Bazı örnek vakaları sizler için yukarda sıraladım. Konuyu anlattığım arkadaşlarımdan cevaplar geldi.

Bizde hikaye çok, ama anlatamayız, meslek hayatımız biter, emekli olduktan sonra belki, diyenler.
Benim de bir ansiklopedi yazacak kadar böyle piyasa tecrübem var, diyenler.
Ne yazık ki bu toprakların vazgeçilmez boyutu bu, diyerek teslimiyet gösterenler.
Allahtan "pikeyi kafana çek ve uyu" diye bir prensibim var, diyenler.
Tüm bu isteklere kafamı çevirdim ve hep rahat uyudum, diyenler.
Demek ki neymiş? Gemisini yürüten kaptanmış, diyenler.
Hayatımızda herbirimiz kendi vicdanımızla baş başayız, diyenler.
Bu ülkede vicdanının sesini dinleyenlere genellikle "enayi" derler, diyenler.
Bu topraklarda sonuç olarak para ve güce tapılır, diyenler.
Bu ülkede hiçbir hizmet cezasız kalmaz, diyenler.

Etik eksikliğinin sonucu ortaya çıkan yolsuzluğun bedelini vatandaş öder. Yapılan yolsuzluğun bedeli, insanların azalan eğitimleri, azalan sağlık hizmetleri, sosyal güvenceleri, insan hakları ve hatta azalan yaşam kaliteleri demektir. Yolsuzlukla mücadele, net belirlenmiş, dökümante edilmiş, toplumca genel kabul görmüş etik normlarına uymakla çözümlenir.



Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


2014-06-22

Sunday, June 15, 2014

Kemerköy-Yeniköy Termik Santralleri varlık satışı yapıldı !!

Değerli Okurlarım,

Bugün öncelikle tüm babaların "Babalar Gününü" kutluyorum. Baba olmak çok güzel birşey. Tüm babalara Allah, bakabilecekleri sayıda en az dört sağlıklı çocuk ihsan etsin diliyorum. Tüm babalara sağlık, mutluluk ve uzun ömürler diliyorum.
***

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından açılan Kemerköy ve Yeniköy termik santralleri için açılan ihaleyi 20-Nisan 2014 günü yapılan nihai pazarlık aşamasına en yüksek teklifi veren firma "IC İçtaş" 2,671 milyar ABD dolar son fiyat ile kazandı.

Yapılan varlık satışı (özelleştirme) ile,
Kemerköy Termik Santrali ile taşınmazları,
Yeniköy Termik Santrali ile Yeniköy Linyitleri İşletmesi tarafından kullanılan taşınır ve taşınmazları varlık satışı yöntemiyle;
ilgili maden ruhsatları ve bu ruhsatların kapsadığı maden sahaları ile
Kemerköy İskelesi ve geri sahasında bulunan taşınmazların ise işletme hakkı, kazanan yatırımcı gruba geçmiş oluyor.

Bugün sizlere Muğla ilimiz Havzasında bulunan ve varlık satışı yeni yapılan Kemerköy ve Yeniköy Termik santrallerimizi anlatacağım.
Muğla ilimiz içindeki Linyit Havzamızda halen linyit kömürü ile çalışan kayda değer üç ayrı termik santral vardır. Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy Termik Santralleri Muğla ilimiz sınırları içinde inşaa edilmişlerdir.
Bizim konumuz Yeniköy ve Kemerköy'ün özet bilgileri şöyle;

Yeniköy Termik Santrali; 2 Ünite
Santral Kapasitesi: 2x 210 MWe (x 6,500 saat / yıl)
Yüklenici Firma: Polonya Elektrim Zamech Dolmel Rafako ve Yerli Ortağı
Ünitelerin Ticari İşletmeye Alınma Tarihleri; 1986-1987
Kullanılan Ana Yakıt- tasarım değeri, Linyit 1750 kcal/kg Alt Isıl Değer (LHV)
Buhar kazanı tasarım parametreleri 660 t/h MCR,139bar/540C
Tam Yükte Günlük Ana Yakıt ihtiyacı: 10,000 ton (azami)
Yıllık Ana Yakıt ihtiyacı: 3,000,000 ton (azami)
Linyit karakteristikleri: Kül %29, Nem %33, Kükürt % 4.0

Kemerköy Termik Santrali; 3 Ünite
Santral Kapasitesi: 3x 210 MWe (x 6,500 saat/ yıl)
Yüklenici Firma: Polonya Elektrim Zamech Dolmel Rafako ve Yerli Ortağı
Ünitelerin Ticari İşletmeye Alınma Tarihleri; 1993
Kullanılan Ana Yakıt- tasarım değeri, Linyit 1600-1750 kcal/kg LHV
Buhar kazanı tasarım parametreleri 660 t/h MCR,139bar/540C
Tam Yükte Günlük Ana Yakıt ihtiyacı: 15,000 ton (azami)
Yıllık Ana Yakıt ihtiyacı: 4,000,000 ton (azami)
Linyit karakteristikleri: Kül %24-29, Nem %32-33, Kükürt % 3.2-4.0

Termik santrallerin elektrik enerjisi üretebilmesi için bir kimyasal enerji kaynağı gereklidir. Santrallerin ana yakıtı, düşük kalorifik değerde açık işletme ile üretilen Muğla Havzası Linyit kömürdür. Her iki santrali besleyen açık ocak kömür sahalarının toplam görünür rezervi yaklaşık 240 milyon ton'dur. Her iki santrali en az 35 yıl besleyecek rezerv vardır.

Yeniköy termik santrali, madenağzı yakınındadır, santrale yerli linyit açık ocak kömür geliş fiyatı metrik ton başına 40 TL, veya 2.50 US Dolar/MMBtu olmaktadır.

Kemerköy'de yakın mesafede maden yoktur, maden taşıma fiyatı eklendiği için fiyat 2.75 ABD Dolar/MMBtu civarına çıkmaktadır. Yakıt fiyatları biraz yüksektir, yeni ve daha modern mekanizasyon ile kömür maliyetleri düşürülebilir.

Termik santrallerimizin 1-2 istisna dışında diğerleri, açık işletmede üretilen düşük kalorifik değerde linyit kömürü ile beslenirler. İthal kömür yakan termik santrallerin tasarımı farklıdır. İthal kömür deniz yoluyla gelir.

Çatalağzı-B için Zonguldak taşkömürünün "lavuar" zenginleştirme sonrası kalan 3000 kcal/kg LHV kömür atığı kullanılır. Lavuar atığı zaten başka bir yerde kullanılamaz.

İthal kömür santralinde linyit yakamazsınız, aynı şekilde linyit santralinde de taşkömürü- ithal kömür yakamazsınız.,

Zonguldak ve Soma yeraltı işletmelerinde üretilen yüksek kalorifik değerde kömür, endüstride kullanılır. Evlerde sobalarda ısınmada kullanılır. Yeraltından üretilen kömürler bizde termik santrallerde çok kullanılmaz.

Soma yeraltı maden felaketi ile termik santral üretimi arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Bizim termik santrallerimizin çoğu, yakınlarındaki açık işletme linyit havzalarından gelen düşük kalorifik değerde linyit kömürlerini yakarlar.

Elbistan, Soma Deniş, Yeniköy ve Kemerköy santrallerinde durum böyledir.
İstisna olarak sadece Çayırhan'da yeni açılan ocaklar yeraltındadır, bunlar tam mekanize ve göçertme metodu (retrieve mining) ile çalışırlar, sadece burdaki yeraltı kömürü tam mekanize çıkartılır ve yandaki termik santrale verilir.

Bizde termik santrallere kömür sağlayan diğer maden ocakları, açık işletmelerdir. Maden üstündeki toprağı hafriyatla kaldırırsınız, ortaya çıkan kömürü kepçe ve konveyörlerle santrale gönderirsiniz. Buralarda mekanize yöntemler daha kolay uygulanır. Açık işletme kömür madenlerinin problemleri farklıdır. Açık işletmelerde CO zehirlenmesi olmaz, şeyv açısı kayması, heyelan, göçük, yerüstü kömür yangınları benzeri yerüstü başka tehlikeler vardır. Daha farklı emniyet tedbirleri almak gerekir.

Yanma için gerekli olan ilk ateşleme buhar kazanında bulunan fueloil (no.6) yakıcılar tarafından sağlanır. Mevcut kazanların tasarımları düşük kalorifik değerde linyit kömürünü yakmak üzere yapılmıştır. Bu kazanlarda yüksek kalorifik değerde ithal kömür yakamazsınız. Yedek ilave yakıt olarak fueloil (no.6) yerine doğalgaz kullanamazsınız.

Kömür yanmayan maddelerden ayıklanır, ısıl değeri yükseltilir. Daha sonra kömür değirmenlerinde pülverize haline getirilmiş linyit buhar kazanı yanma odasında yakılır, yanma sonucu elde edilen ısıyla kazan çeperlerinde bulunan boru demetleri içerisinden geçirilen saf su, buhara dönüştürülür. Santrallerde soğutma suyu olarak yakındaki Yeniköy için baraj suyu, Kemerköy için deniz suyu kullanılır.

Kazanda gerçekleşen yanma olayı sonucunda kül ve atık gaz açığa çıkmaktadır. Açığa çıkan atık gaz, elektro filter (electrostatic precipitator, E/P) adı verilen kül tutucu sistemden geçirilerek atmosfere atılır. E/P'lerin başta küçük ve yetersiz tasarımı sonucu uzun yıllar çevre hava kirliliği hat safhada idi. Varlık satışı öncesinde rehab programıyla ünitelere daha büyük yeni E/P'ler konmuştur. Baca emisyonlarının son Avrupa Normlarına uyumluluğu tekrar kontrol edilmelidir.

Kamu ve özelleşen termik santraller için 2018'e kadar çevre normlarına uyum muafiyeti, AYM tarafından kaldırıldı. Uyum konusuna çok dikkat etmek gerekir.
Kullanılan linyitte Kükürt oranı çok yüksek olduğu için termik santrallere BacaGazı Kükürtsüzleştirme (Flue Gas Desulphurisation, FGD) sistemi gerekmektedir. Kemerköy (2003), Yeniköy (2005) ve en son Yatağan (2007) santrallerine uygun kapasitelerde Baca Gazı Kükürtsüzleştirme tesisleri yapılmıştır, ancak her birinin mevcut geçerli Avrupa emisyon normlarına uygunluğu tekrar kontrol edilmelidir.

Her iki santralin kül barajları dolmuştur, eski kül barajlarının üstü tarım toprağı ile örtülüp, üstlerinde tarım yapılabilir. Orman içine kontrolsüz yayılan kül barajı engellenmeli, yeni kül barajı yatırımları acilen yapılmalıdır.

Hızlı, etkin ve kısa sürede yapılacak rehabilitasyonlar ile Muğla termik santralleri kapasite kullanım oranları ve emre amadelikleri daha yüksek olabilir. Yıl içinde rutin/ normal programlı bakım yapılmaktadır. Çok sık meydana gelen, buhar boru patlamalarını en aza indirebilmek için emniyet valflerinin programlı bakımları yapılmalı, eskiyen/ çalışmayan emniyet valfleri, iyi kalite kısa süreli cevap verebilen yenileriyle değiştirilmeli, bu alımlar için yeterli sarf bütçesi her zaman ayrılmalıdır.

MMO Enerji kongreleri sırasında yörede bulunduğumuz sürelerde yaptığımız termik santral ziyaretlerinde, Kurum Üfleyicilerin yetersiz sayıda olduğunu ve her vardiyada düzenli olarak kullanılamadığını gözlemledik. Kullanılan kömürün elementer analizinin sonucu, daha çok sayıda kurum üfleme monte edilmesi, daha sık ve her vardiyada düzenli kurum üfleme yapılması şarttır.

Kemerköy’de Termik Santral soğutması deniz suyu ile yapılıyor. Denize geri verilen çok sıcak dönüş suyu deniz canlıları için büyük tehlike arzediyor.
Yeniköy Santralinde büyük miktarda taze su isteyen mevcut santral soğutma sistemlerinin aşırı su kullanımı, çevre tarım insanının barajlardaki tarım amaçlı su ihtiyacını tehdit ediyor.

Yeniköy'de mevcut soğutma sistemi yenilenmeli, ilerde cebri hava soğutmalı soğutma kuleleri kullanımı ciddi olarak düşünülmelidir. Santraller, normal kullanım sürelerini doldurdular. Santrallerin randımanı düşük, emreamadeliği de düşük.
Bu santralleri kesintisiz çalıştırmak zor. Ciddi rehabilitasyon yapılması lazım. Aslında en doğrusu, kısa zaman içinde tümüyle sökmek. Yerlerine yeni teknolojiye uygun yeni termik santraller yapmak daha doğru olur. Kemerköy mekanı için, yeni projeler gündemde. Burası deniz kıyısında. Çevre tarım ve turizm bölgesi. Burda kömür yok, kömür uzaktan geliyor.

"Öyleyse santral yenilenebilir, yerine ithal kömür, nükleer santral, hatta hatta turistik tatil köyü yapılabilir", diyenler var. Mevcut çok geniş kömür stok sahası ve dolmaya yakın kül barajı alanı tarım amaçlı, zeytin- üzüm- asma üretimi için kullanabilir. Kemerköy dolu kül barajı ve mevcut kömür stok sahaları gelecekte güneş santrali olarak kullanılabilir. Yüksek rakımlı rüzgar alan bölgelere rüzgar santralleri yatırımı yapılabilir.

Eğer yeni bir enerji yatırımı yapılacak ise, 6446 sayılı Enerji Piyasası kanuna uygun olarak yatırım ön lisansı, yatırım lisansı ve üretim lisansının alınması zorunludur. Lisansların alınması için 24-36 ay bir süre lazımdır. Lisans alımı bitimine kadar üretime devam etmek, nakit girdisini sağlamak gerekir. Bu yeni yatırım durumları, hem finansal risk, hem de daha çok yatırım fırsatı, daha çok kazanç anlamına gelir.

Uzun süredir sürüncemede kalmış Kemerköy ve Yeniköy termik santrali varlık satışı özelleştirme ihalesinin sonuçlanmasını olumlu karşıladık. Hayırlı olsun.

Finansman sorunlarını aşan yatırımcı, mülkiyetini tümüyle üstlendiği yerlerde istediği yeni enerji yatırımları yapabilir. Santralde iletim hattı hazır. Yüksek gerilim şalt tesisi hazır. Yer müsait. Her yeni yatırım çevre halkına istihdam yaratmalı, çevreye saygılı olmalı, çevre kirliliği, çalışma emniyeti konularında hassas davranmalıdır. Umarız- bekleriz özelleştirme toplum yararına olur, umarız yeni gelen yatırımcılar, yatırdıkları parayı makul sürede geri alırken, santrallerde gerekli rehabilitasyonları gecikmeden yaparlar, içinden çıktığı toplumun istihdam, emniyetli çalışma ve çevre hassasiyetlerine çok dikkat ederler.

Soma yeraltı madeni faciasında yitirdiğimiz canlar için rahmet, milletimize başsağlığı, ve yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz.



Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


2014-06-15

Thursday, June 12, 2014

Yatağan 3x210 MWe Termik Santral varlık satışı yapıldı!!

Değerli Okurlarım,

Yatağan Termik Santrali ile Güney Ege Linyitleri İşletmesi (GELİ) tarafından kullanılan taşınmazların, özelleştirme ihalesinin nihai pazarlık görüşmesi 12- Haziran 2014 günü saat 16:30'da yapıldı. Yeniköy Yatağan Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş.’ye ait; 
Yatağan Termik Santrali,
Güney Ege Linyitleri İşletmesi (GELİ) tarafından kullanılan taşınırlar,
Yatağan Termik Santrali tarafından kullanılan taşınmazlar,
GELİ’nin üzerinde bulunduğu taşınmazlar ve
GELİ tarafından kullanılan taşınmazların “Varlık Satışı” yöntemi ile,
ilgili Maden Ruhsatları ve bu Ruhsatların kapsadığı Maden Sahalarının
İşletme Hakkının Verilmesi” yöntemi ile bir bütün halinde özelleştirme ihalesinin nihai pazarlık görüşmesi böylece tamamlandı.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından açılan Yatağan termik santrali için açılan ihaleyi 12-Haziran 2014 günü yapılan nihai açık pazarlık aşamasına en yüksek teklifi veren firma Elsan Elektrik, verdiği 1.091 milyar ABD dolar son fiyat ile kazandı.

Muğla ilimiz içindeki Linyit Havzamızda halen linyit kömürü ile çalışan kayda değer üç ayrı termik santral vardır. Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy Termik Santralleri Muğla ilimiz sınırları içinde inşaa edilmişlerdir. Yeniköy ve Kemerköy daha önce özelleşti. Yatağan termik santralinin özet teknik bilgileri şöyledir;

Yatağan Termik Santrali; 3 Ünite
Santral Kapasitesi: 3x 210 MWe (4,095 milyar kwh/ yıl)
Yüklenici Firma: Polonya Elektrim Zamech Dolmel Rafako ve Yerli Ortağı
Ünitelerin Ticari İşletmeye Alınma Tarihleri; 1982- 1983-1984
Kullanılan Ana Yakıt, Açık işletmede üretilen yerel linyit 2100 kcal/kg LHV
Buhar kazanı tasarım parametreleri 660 t/h MCR,139bar/540C
Tam Yükte Günlük Ana Yakıt ihtiyacı: 16,500 ton
Yıllık Ana Yakıt ihtiyacı: 4,500,000 ton
Linyit karakteristikleri: Kül %20, Nem %36, Kükürt % 1.9

Termik santralin ana yakıtı, düşük kalorifik değerde açık işletme ile üretilen Muğla Havzası Linyit kömürdür. Santrali besleyen açık ocak kömür sahalarının toplam kalan rezervi yaklaşık 26 milyon ton'dur. Santrali sadece 6-8 yıl daha besleyecek rezerv vardır. Yatağan termik santrali, madenağzı yakınındadır, santrale yerli linyit açık ocak kömür geliş fiyatı metrik ton başına 40 TL, veya 2.50 US Dolar/MMBtu olmaktadır. Ancak açık işletmede kömür tükenmeye yakındır. Mekanize çalışacak kapalı işletmeye geçme gereği vardır. Kapalı işletmede toplam 73 milyon ton rezerv vardır. Bunlar Taşkesik 38m ton, Turgut 29m ton, Eskihisar 6m ton kapalı sahalarıdır.

Kazanda gerçekleşen yanma olayı sonucunda kül ve atık gaz açığa çıkmaktadır. Açığa çıkan atık gaz, elektro filter (electrostatic precipitator, E/P) adı verilen kül tutucu sistemden geçirilerek atmosfere atılır. E/P'lerin başta küçük ve yetersiz tasarımı sonucu uzun yıllar çevre hava kirliliği hat safhada idi. Varlık satışı öncesinde rehab programıyla ünitelere daha büyük yeni E/P'ler konmuştur. Baca emisyonlarının son Avrupa Normlarına uyumluluğu tekrar kontrol edilmelidir.

Kamu ve özelleşen termik santraller için 2018'e kadar çevre normlarına uyum muafiyeti, AYM tarafından kaldırılmıştır. Uyum konusuna çok dikkat etmek gerekir.

Kullanılan linyitte Kükürt oranı çok yüksek olduğu için termik santrallere BacaGazı Kükürtsüzleştirme (Flue Gas Desulphurisation, FGD) sistemi gerekmektedir. Yatağan (2007) santraline uygun kapasitelerde Baca Gazı Kükürtsüzleştirme tesisleri yapılmıştır, ancak her birinin mevcut geçerli Avrupa emisyon normlarına uygunluğu tekrar kontrol edilmelidir.

Santralin kül barajı dolmuştur, eski kül barajının üstü tarım toprağı ile örtülüp, üstlerinde tarım yapılabilir. Orman içine kontrolsüz yayılan kül barajı engellenmeli, yeni kül barajı yatırımı acilen yapılmalıdır.

Hızlı, etkin ve kısa sürede yapılacak rehabilitasyon ile Yatağan termik santrali kapasite kullanım oranları ve emre amadelikleri daha yüksek olabilir. Yıl içinde rutin/ normal programlı bakım yapılmaktadır. Çok sık meydana gelen, buhar boru patlamalarını en aza indirebilmek için emniyet valflerinin programlı bakımları yapılmalı, eskiyen/ çalışmayan emniyet valfleri, iyi kalite kısa süreli cevap verebilen yenileriyle değiştirilmeli, bu alımlar için yeterli sarf bütçesi her zaman ayrılmalıdır.
Yörede bulunduğumuz sürelerde yaptığımız termik santral ziyaretlerinde, Kurum Üfleyicilerin yetersiz sayıda olduğunu ve her vardiyada düzenli olarak kullanılamadığını gözlemledik.
Kullanılan kömürün elementer analizinin sonucu, daha çok sayıda kurum üfleme monte edilmesi, daha sık ve her vardiyada düzenli kurum üfleme yapılması şarttır.

Yatağan Santralinde büyük miktarda taze su isteyen mevcut santral soğutma sistemlerinin aşırı su kullanımı, çevre tarım insanının barajlardaki tarım amaçlı su ihtiyacını tehdit etmektedir. Yatağan'da mevcut soğutma sistemi yenilenmeli, ilerde cebri hava soğutmalı soğutma kuleleri kullanımı ciddi olarak düşünülmelidir. Santral, 30-yıllık normal kullanım süresini doldurmuştur. Santralin randımanı düşük, emreamadeliği de düşüktür. Santrali kesintisiz çalıştırmak zordur. Ciddi rehabilitasyon programı ve harcaması yapılması lazımdır. Bizce en doğrusu, kısa zaman içinde tümüyle sökmek, ve yerine yeni teknolojiye uygun yeni termik santraller yapmaktır.

Eğer yeni bir enerji yatırımı yapılacak ise, 6446 sayılı Enerji Piyasası kanuna uygun olarak yatırım ön lisansı, yatırım lisansı ve üretim lisansının alınması zorunludur. Lisansların alınması için 24-36 ay bir süre lazımdır. Lisans alımı bitimine kadar üretime devam etmek, nakit girdisini sağlamak gerekir. Bu yeni yatırım durumları, hem finansal risk, hem de daha çok yatırım fırsatı, daha çok kazanç anlamına gelir.
Proje finansmanı her zaman zordur. Finansman sorunlarını aşan yatırımcı, mülkiyetini tümüyle üstlendiği yerlerde istediği yeni enerji yatırımları yapabilir. Santralde iletim hattı hazır. Yüksek gerilim şalt tesisi hazır. Yer müsait.

Her yeni yatırım çevre halkına istihdam yaratmalı, çevreye saygılı olmalı, çevre kirliliği, çalışma emniyeti konularında hassas davranmalıdır. Umarız- bekleriz özelleştirme toplum yararına olur, umarız yeni gelen yatırımcılar, yatırdıkları parayı makul sürede geri alırken, santrallerde gerekli rehabilitasyonları gecikmeden yaparlar, içinden çıktığı toplumun istihdam, emniyetli çalışma ve çevre hassasiyetlerine çok dikkat ederler.



Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


2014-06-12

Free Blog Counter