Saturday, September 09, 2017

Almanya Seçimleri


Bir Kişisel Görüş
Almanya Şanyölyesi (Başbakanı) Angela Merkel, orta-sağ CDU partisi lideri olarak 2013 yılında üçüncü kez genel seçimleri kazandı, arkasından ana muhalefet partisi orta-sol SDP ile anlaştı, güçlü ve geniş tabanlı bir koalisyon hükümetini kurdu.
Angela Merkel, Doğu Almanya'da yetişmiş bir politikacı. Duvar yıkıldıktan sonra Batı'ya geçti. Kimya konusunda doktora (PhD) derecesi var. Konusu:
“Investigation of the mechanism of decay reactions with single bond breaking and calculation of their velocity constants on the basis of quantum chemical and statistical methods” (German: ,,Untersuchung des Mechanismus von Zerfallsreaktionen mit einfachem Bindungsbruch und Berechnung ihrer Geschwindigkeitskonstanten auf der Grundlage quantenchemischer und statistischer Methoden”) and published in 1986.
Rus diline hakimiyeti kusursuz. ABD kongresinde yaptığı kendi dilindeki konuşmaya kusursuz kısa bir İngilizce girişle başladı. Benzer İngilizce sunumu İngiliz parlamentosunda da yaptı.
Devlet başkanları, basın toplantılarını, açıklamalarını kendi dillerinde yaparlar. İngilizce bir açıklama yapmanız doğru olmaz, eşitlik kuralı bozulur. Ama doğrudan ABD kamuoyuna seslenmek istiyorsanız, Israel Başbakanı Netenyahu gibi açıklamalarınızı İngilizce yapabilirsiniz.
Angela Merkel'in önceki kabinesinde yer alan iki önemli bakan, Eğitim ve Savunma bakanları, 30 yıl önce yazdıkları doktora tezlerinde intihal yaptıkları için görevlerinden ayrılmak zorunda kaldılar. Yerine böyle problemleri olmayan ve konularının uzmanı başka kişiler getirildiler.
Angela Merkel çok önemli bir politikacı. Kendi ülkesinin çıkarlarını çok iyi koruyor, ekonomiyi, iç ve dış politikayı çok iyi yönetiyor. Merkel'in kamuya yaptığı açıklamaları, basın duyurularını çok iyi okumak, yakın takip etmek gerek. Almanya, Avrupa topluluğunu kendi etki alanı haline getirdi. Artık Fransa'nın etkisi yok. İngiltere zaten ABD ekonomik ve kültürel etki alanı içinde.
Almanya'nın dış ticarette cari fazlası 2013 yılında %7.4 oldu. Bu konuda gelen eleştiriler karşısında Almanya Maliye (finans) bakanı Wolfgang Schauble, olayı futbol maçına benzetti ve "Bayern Münih futbol takımı sahaya yenmek için çıkar" yani "yenilmemizi veya berabere kalmamızı bizden beklemeyin" daha ötesi "sizde gereğini yapın cari açık vermeyin, bizim gibi cari fazla verin" dedi.
Bizim ödemeler dengesinde "Cari Açığımızın" Gayri Safi Milli Hasılaya olan oranının kronik %7'lerde olduğunu düşünecek olursak bu konuda ne derece geciktiğimizi üzülerek anlarız.
Alman- Türk İkili ticaret hacmi 34 milyar Dolar (2014), ihracatımız 13 milyar Dolar, ithalatımız 21 milyar Dolar. Türkiye'de 6,400 Alman şirketi faaliyet gösteriyor.
2002-2014 yılları arasında Türkiye'deki Alman yatırımları 8.5 milyar Dolar olmuş. Almanya'da Türk yatırımları toplamı (2014) 2 milyar Dolar.
Almanya'da 100 bin Türk işyeri var. Yıllık 50 milyar Dolar iş hacmi ve 500bin insana istihdam sağlıyorlar.
Başbakan Angela Merkel, muhalefet tarafından zaman zaman "omurgasız" olmakla nitelendiriliyor. Merkel inat etmiyor. Danışmanlarını dinliyor, şartları değerlendiriyor, Almanya için en uygun olan politikalara dönüyor. Eskimiş nükleer politikasını bıraktı, yenilenebilir enerjilere destek verdi. Böylece çevreci oylarını da topladı.
Almanlar, pahalı Rus doğalgazına olan bağımlılıklarını azaltmak için yenilenebilir kaynaklara önem verdiler. Bizden daha az güneş görmelerine rağmen her yer güneş panelleri ile doldu. Trenle giderken yolboyu tarım arazilerinin, ambarların çiftliklerin güneş panelleri ile dolduğunu gözlüyorsunuz. Yerli imalat ve yerli mühendislik gelişti, yeni iş imkanları açıldı. Enerji hala pahalı ancak zamanla ucuzlayacağı beklentisi var.
Öte yandan Almanya'da son 10 yıl içinde soruşturulmayan örtbas edilen "Dönerci" cinayetleri işlendi. Bir Neo-Nazi gurup 10 yıl içinde 10 kişi öldürdü, yetkililer konuyu nasılsa utanç verecek vurdumduymazlıkla örtbas ettiler, suçluları aramadılar. Bu 10 kişiden 8'i fast-food işi Dönercilik - çiçekçilik yapan Türkler, biri aynı yerde çalışan Yunan asıllı işçi idi. Sonunda yanlışlıkla bir Alman kadın polis öldürüldü ve herşey arkasından açığa çıktı. Alman güvenlik güçlerinin soruşturmadığı, "Dönerci" cinayetleri Türk-Alman ilişkilerinde dönüm noktası oldu.
Bu cinayetlerde daha kötü olan ise, Türk toplumunun olaylara yeterli tepki vermemesi oldu. Türk insanı öylesine ezilmişki hiç tepki vermiyordu. Alman toplumu yıllardır yabancıları aşağılamaya alışmış. Onları az parayla en kötü işlerde kullanmaya alışmış. Gönderdiğimiz birinci kuşak Almanca bilmiyordu, sömürüldüler, ezildiler, emekli oldular, belki geri döndüler. Onların çocukları Almanya'da kalmaya devam ettiler, sömürülme ezilme horlanma bir süre daha devam etti.
İlk gelen misafir işçilerin çocukları, daha sonra torunları, burda Alman vatandaşı oldular. Almanya'nın kültürel birliğine katıldılar, Alman oldular. Şimdi artık pürüzsüz ana dili Almanca üçüncü kuşak Türkler var. Eğitimleri daha iyi, Almancayı anadilleri olarak anaokulundan öğrenmişler. Zaten Almanya onların da ülkesi. Türkiye'de bir yerleri yok, bağları zayıflamış, kültürel olarak bağları kalmamış. Almanya'da doğanların zaten Alman vatandaşı olma hakları var. Yeni kabineye ilk defa Türk asıllı bir Alman hanım bakan Aydan Özoğuz (SPD) atandı.
Alman vatandaşı olan yaklaşık 1.2+ milyon seçmen Türk son seçimlerde %68 oranında SPD için oy kullandılar, arkasından Yeşiller partisi geliyor, Angela Merkel'in partisi CDU'ya verilen oy çok az. Türk asıllı 101kadar parlamenter en çok SDP içinde var.
Almanya Almanların baba-vatanı (fatherland). Peki bu baba kim? Belki Kral Ludwig-1, Bismark, Wagner, Goethe, hatta belki Führer, belki hepsi birden. Bu durumu hep akılda tutmakta fayda var. Alman üst düzey yöneticileri, toplumun en iyi eğitim almış ve kendi aralarında sıkı bağlar olan, toplam nüfusun %1'ini kapsayan ayrıcalıklı bireylerden oluşur. Bu yönetici gurup dışa kapalı kendi aralarında iletişim ve yardımlaşması sağlam, çok iyi eğitimli bir guruptur. Parlamento, üniversiteler, doktora programları, kayak merkezleri, operalar, tiyatrolar, iyi lokantalar, iyi mekanlar hep bu iyi eğitimli yüksek gelir gurubu Almanlar ile doludur.
Yabancıların Almanya'da kendilerine düşman bir çoğunluk içinde yaşamaları hiç kolay değildir. Almanların yabancılara karşı daha dostça ilişkiler içine girmeleri lazım. Ama hemen kolay olmuyor. Yıllar boyu savaşlar bu son yabancı düşmanlığını had safhaya vardırmış durumda. Almanların daha çok yurtdışına gitmeleri ve yabancı ortamlarda bulunmaları, kendilerini eğitmeleri lazım.
Günden güne Almanya'da yabancı düşmanlığı artıyor. Sarı saçlı açık renk gözlü iseniz arada kaynayıp gidiyorsunuz. Ama koyu siyah saçlı kara gözlü iseniz derhal hedef haline geliyorsunuz. Metro'da otobüste postane sıra kuyruğunda itilip kakılmaya hazır olun. NeoNazi guruplar, milliyetçi aşırı sağcı partiler şehirlerin ana büyük meydanlarında gösteri yapıyorlar. Bildiri dağıtıyorlar. Yabancılar gitsin. Gitsin iyi de, sonra ağır zor pis işleri kim yapacak?
Avrupa Birliği oluşumu, gurup içinde ekonomisi en güçlü üyelerin avantajına çalışıyor. Ekonomisi güçlü Almanya'nın Avro bölgesine verdiği destek bu yüzdendir. Zayıf ülkeler pazar olarak sömürülürler. Türkiye, Avrupa topluluğu içinde şu anda ancak pazar olabilir. Daha guruba girmeden şimdiden pazar olmuştur. Türkiye'nin Avrupa Topluluğu egemenlik alanından kurtulması, ihracatını yapabileceği yeni pazarlar bulması gereklidir.
Türkiye, özellikle Almanya'dan yapılan ithalat ve AB'ye olan yüksek bağımlılığını azaltmak, uzun vadede gelişmekte olan başka piyasalarla ticaret ilişkilerini artırmak zorundadır. Teknolojik ürünlerde Almanya'nın rekabet avantajı, artan ucuz UzakDoğu malları ile azalmaktadır. Almanlarla Türklerin kültürel farklılıkları vardır, farklı yaşam kuralları, farklı kutlamaları, farklı beklentileri, farklı yaşam tarzı vardır. Bu farklılıkları bilmek ve kabullenmek gerekir.
Bizim operamız, bizim senfoni orkestralarımız, bizim kültürel çalışmalarımız Almanların ortaya koyduklarından daha az değerli değil. Tosca operasını Ankara opera sahnesinde, Münih Bayerische StadtOper sahnesindeki performanstan daha çok beğendiğimi söyleyebilirim. İtalyan operalarının sahnelenmesinde biz Almanlardan eminim daha iyiyiz. Bu bir kişisel beğeni, herkes için aynı olmayabilir.
Münih Glyptothek arkeoloji müzesi, çoğu herhalde birşekilde bizim topraklardan getirilmiş antik mermer büst heykellerle dolu. Bizim ülkemizde bu yüzden kafası olmayan heykel gövdeleri var. Zamanında sahip çıkmamışız. Tren yolu yapıyorlar diye yapılan yolun iki tarafındaki araziden çıkarılan arkeolojik değerleri kendi ülkelerine götürmelerine göz yummuşuz. Koskoca Bergama tapınağı Berlin'e taşınmış. Neyse artık hepsi insanlık mirası oldu, kapalı mekanlarda korunuyorlar, bizde gelip görüyoruz,
Alman nüfusunun yaş ortalaması (2014 yılı için) 46. Türkiye'deki nüfusun yaş ortalaması (2014) ise 29. Alman seçmeninin (2014) ortalama eğitimi 12 yıl, bizim ise sadece 6 yıl. Türkiye'nin Almanya'ya kıyasla daha genç nüfusu, daha iyi bir gelecek beklentisi var. Ancak Türk seçmeninin eğitim ortalamasının yükseltilmesi şart.
Almanya'da büyük şehirlerde çöp karıştıran, boş pet şişe, cam şişe toplayan, bunları market makinalarına yükleyerek para kazanan, öğle yemeğini böyle sağlayan yaşlı emekli nüfusu gözlemlemek çok hüzün verici. Aynı yaşlı Alman emekli nüfus tüm ağır pis zor işlerini yapan, sağlık hizmetlerini götüren yabancılara karşı inanılmaz derece düşman, nefret içindeler. Bu durumu her gün yolda metroda supermarkette işyerlerinde görüyorum ve hayret ediyorum.
Ben giyim kuşam görünüş olarak arada kaybolup gidiyorum. Ağzımı açmadığım sürece yabancı olduğum belli değil, ama yabancı olduğu net belirgin olanlara karşı ortalama Bayern Alman nüfusunun tavrı çok sert acımasız ve zalimce. Alman toplu taşıma araçlarında bu olumsuz tavırlara hergün şahit oluyorum.
Almanlar Almanca'yı pürüzsüz konuşmayan kişi ile arkadaşlık etmezler. Parasal bir ilişki varsa, mal hizmet alım satımı mesela, kısa süreli bir iletişim olabilir.
Yazarınızın ilk 1978 yılı uzun dönem Berlin yaşantısı sırasında durum bu derecede zor sert acımasız değildi. Özellikle Doğu- Batı arasındaki duvarın yıkılmasından sonra Doğu Almanya bölgesinde Neo-Nazi eğilimler arttı. Yabancılar için Almanya'da yaşamak artık zor. Uzun vadede bu durum değişir mi? Emin değilim.
Almanya'nın zor işleri yapacak genç insan gücüne ihtiyacı hala var. Alman yaşlı nüfus daha da yaşlandıkça hep olacak. Şimdilerde Yunan ve yeni AB'ye katılan Bulgar, Romen genç nüfusun gelişini kontrol altına almak istiyorlar. Bulgar ve Romen işçilerin sayısı 400 bin oldu, yakında aileleri ile birlikte herhalde 1,5 milyonu aşacaklar. Münih güneyinde çevremizde çok sayıda inşaat var, çalışan inşaat işçileri eski Doğu Avrupa ülkelerinden gelmişler. Sabahtan bira içmeye başlıyorlar. Süpermarket hırsızlıkları çok yaygın. Başetmek zor.
Alman vakıflarının, finans kaynaklarının sağladıkları finansman paketlerinin uzun vadede bize çok pahalıya mal olduğunu unutmayalım. Yenilenebilir - güneş, rüzgar- ve temiz kömür teknolojilerinin satışı finans destekli. Finansman hiçbir yerde ucuz değil, bedava değil. Aldığınız mal, ekipman, sistem, mühendislik te öyle ucuz ve mükemmel değil. Alman kredi kuruluşlarından finansman paketi alırken çok dikkatli hesap yapmak gerek. Bu dünyada kimse kimseye hayrına finansman vermez, hiçbirşey ucuz değildir, tersine çok çok pahalıdır
Alman Yeşiller (çevre) partisi yabancılara karşı çok düşman değil. Hatta eş başkanı geçen dönemde bir Türk asıllı Alman vatandaşı idi. Ancak son kamuoyuna açıklanan partinin yıllar öncesi yaptığı "pedofil yasalaştırma" çalışmaları tepki aldı, bu desteği geri çekti, çok oy kaybettiler.
Yıllar öncesinde Almanya'ya eğitimsiz Türk köylülerini göndermek bir anlamda kültürel soykırımdı. Bu insanlarımız köklerinden söküldüler, konuşamaz dilsiz halde yapayanlız yıllar boyu burda yaşadılar.
Alman dili zor bir dildir. Sonradan öğrenilmez. Ya annenizden öğrenirsiniz, yada ana okulunda öğrenirsiniz. Almancayı pürüzsüz düzgün konuşmazsanız kimse size cevap vermez, karşınızda muhatap bulamazsınız. Üçüncü kuşak bu zorluğu aştı. Göze- göz dişe-diş cevabını günlük hayatta veriyor.
Sonuçta, Alman ortamında yabancılar için hayatta kalmak çok zor. Aile üyeleri tarafından desteklenen Yabancı küçük işletme girişimciler Alman hizmet piyasasında oldukça başarılı oldular. Ancak onlar da giderek artan Neo-Nazi Alman gençlerin hedefleri oluyorlar. Almanlar için, kültürel, eğitim ve yaşam tarzı farklılıkları nedeniyle yabancı komşularla aynı ortamda yaşamak dayanılmaz bir yüktür.
Almanların önyargılı üstünlük duygusunu aşmak için işaleminin kullandığı bir uygulama var. Alman muhatap ile Almancanın dışında bir dille- mesela İngilizce- konuşun. Onları İngilizce konuşmaya zorlayın. Böylece eşit şartlarda olursunuz. Her ikiniz de ikinci bir dil konuşuyorsunuz. Herşey çok adil. Tüm görüşmeleri, yazışmaları, anlaşmaları İngilizce dilinde yapın. Eşit şartlarda olursunuz. Almanlar iyi İngilizce konuşamazlar, teknik ve sosyal eğitimleri Almanca ağırlıklıdır, dolayisiyle daha alçak gönüllü olurlar, üstünlük duyguları kaybolur.
Yazının sonunda "Almanlar yabancıları sevmez ve zor insanlardır", izlenimi edinebilirsiniz. "Almanya zor bir ülke ve Almanlar zor insanlar ama tepkilerinin çoğu Almanya'da uzun süre kalmış, ancak hala bir yabancı, hala Türk gibi yaşamaya çalışan insanlara karşı", diyebilirsiniz. "Dünya vatandaşı olarak yaşamak ayrı birşey, uyanık açıkgöz kural tanımayan Yabancı olarak Almanya'da yaşamak ayrı birşey, Almanların tepkisi farklıya olan tepki, değişime olan tepki", diyebilirsiniz. Bunların hepsi doğru.
Türk-Alman ilişkileri eski romantik söylemlerden uzak, karşılıklı ulusal çıkarlara saygılı olmalıdır. Uluslararası ilişkilerde eski tarihsel dostluklar ve düşmanlıklar önemli değildir, önemli olan karşılıklı çıkarlara saygıdır. Kimse kimseden kültürel olarak üstün değildir. Herkesin kendi kültürü kutsaldır ve saygı gösterilmesi gerekir.
Oberstdorf, Almanya,
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.
Bu yazı ilk defa ekonomik-çözüm basılı gazetede yayınlanmıştır.


Thursday, August 17, 2017

Çocuklar Salıncaksız kalmasın



Operalarda sahne yönetmenine bırakılmış yorumlar vardır. Çoğu romantik eserde mutluluk salıncakla anlatılır. Sahneye yukardan aşağı sallanan yüksek halatlı bir klasik salıncak indirilir. Başrol primadonna bu salıncakta sallanır, baş erkek karakter onu sallar. Bu düzen mutlak değildir, yönetmenin seçimine kalmıştır. Ankara opera sahnesinde ve İzmir Elhambra Operasında sahnede salıncak düzeneği vardır, ve her iki operada salıncak her fırsatta kullanılır. Mozart operalarında çok sık salıncak görürsünüz. Figaro'nun Düğünü, Aşk İksiri, Saraydan Kız Kaçırma operalarında böyle sahnelenme vardır. Zor bir yorumdur, salıncakta sallanırken şarkı söylemek zordur, şarkı söyleyen sanatçının diyaframı kolay çalışmaz, otururken karın bölgesi sıkışır, ses çıkmaz olur. Sanatçı bir an önce salıncaktan inmek ister. Sahnede sallanan salıncak izleyiciye sevinç, mutluluk, hürriyet duygularını anlatır..

***

Yıl 1959, Kırıkkale'ye yeni gelmişiz. Henüz 8- yaşındayım. İlkokul 2.sınıfa gideceğim. Babam ilçede en genç hakim. Bir akşamüstü adliyede en yaşlı bilge Hakim Abidin beyin evine aile toplantısına gidiyoruz. Bizim gibi Toprak Mahallede 2-katlı evin alt katında kiracı oturuyorlar. Bahçede büyük bir ağaç, o ağaçta bir salıncak var. Evin en küçük çocuğu 12-yaşındaki Faruk bahçedeki salıncağını kullanmama izin veriyor.
Evlerimiz yakın, yaz dönemi, okul yok. Ben her gün onların evine gidiyor salıncağa biniyorum. Salıncak uçma hissi veriyor, hürriyet duygusu veriyor, mutluluk veriyor, Faruk arada bir geliyor salıncağın sırasını benden alıyor, bir süre sonra iniyor. Ben yine biniyorum. Kalın urgandan yapılmış, çok yüksek dala bağlanmış bir salıncak. O sıralar Kırıkkale'de bize çok uzak olan İstasyon mahallesinde bir çocuk parkı var, orda 2-salıncak var. Ama bize yakın çocuk parkı yok, salıncak yok.
Akşamüstü Faruk'un sinema yıldızı kadar güzel ablası bizi yakındaki fırına taze ekmek almaya gönderiyor. Getirdiğimiz sıcak taze ekmeği dilimliyor sonra birer dilim üstüne tereyağ ve reçel sürüp bize veriyor, bir süre sonra bilge hakim Abidin bey amca Ankara'ya tayin oluyor. Aile Ankara'ya taşınıyor, evi boşaltıyorlar. Yeni kiracı salıncağı söküyor, ben salıncaksız kalıyorum.
***
Yıllar geçiyor, Şeker şirketi Etimesgut Ankara Makina fabrikasında çalışıyorum. Personel için yeni lojmanlar yapılıyor, bitiyor, evli mühendislere dağıtılıyor. Ortada çok çocuk var, ama salıncak yok, Ankara'da Güven parkın köşesinde bir çocuk parkı var, orda salıncaklar var. Bir gün oraya gidip salıncağın krokisini çiziyorum, bir ressama verip ölçülendiriyorum. İki tarafta sağlam üç ayak, kalın tahta oturak ve zincir ikili askılar. Bizim için basit bir A4 pafta çizim ama o güne kadar kimse yapmamış. Yönetimden izin alıyoruz, boş zamanlarda hurdaya atılmış çelik boruları birbirine ekleyip bir salıncak yapıyoruz. Salıncak çok beğenilince, daha çok yapıyoruz, her lojman önüne bir salıncak koyuyoruz. Çocuklar günboyu saatlerce salıncak sallanıyorlar. Sıra beklemek yok, herkese salıncak var.
Oğlum da çocukluğunda sabahtan akşama kadar uçar gibi saatlerce lojman önündeki salıncağa biniyor. Salıncak gün boyu nerdeyse hiç boş kalmıyor. Çocukluğunun en güzel anılarından biri oluyor.
Başka fabrikalar, çocukları için salıncak yapmak istiyorlar. Teknik resmi onlara da gönderiyoruz. Bizim çizim şirket dışına taşıyor. Uzak yerlerde bulunan fabrikalarındaki arkadaşlarımız istiyor, veriyoruz.
Ben çocukken salıncaksız kaldım, çocuklar salıncaksız kalmasın.

---
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Prinkipo, 14 Eylül 2017


Monday, June 26, 2017

Finlandiya Hikayesi




Tampere, Finlandia

1980'lerin ikinci yarısında edirne ve Istanbul'da mensucat fabrikaları olan bir zengin işadamımız bizi aradı. Mensucat üretimi içinde, buhar elektrik enerji harcama maaliyetleri payı çok yükselmiş, son birim maliyetleri içinde enerji maliyetini düşürebilmek için pahalı fueloil yerine yerel  ucuz Trakya Saray kömürünü kullanmayı düşünmüş. Trakya Saray kömürüne uygun bir termik santral arayışına girmiş. 

Trakya Saray kömürünün özelliği düşük kalorifik değere sahip olması (1500-2000 kcal/ kg lhv) içinde nem miktarının çok fazla (%50-60) oluşu idi. Abd'de yerleşik temel tasarım firması ortağımız bu kömüre uygun tasarımlarının olmadığını beyan etti. Literatür ve  teknik dergiler tarayarak uygun tecrübeli referansı olan  firma arayışına girdik. Finlandiya Tampere kentinde bir buhar kazanı firması bulduk. Benzer bir yerel kömür yakabilen büyük kapasiteli termik santral yapabiliyorlardı. Bugün artık bilinmezi kalmamış, kabarcıklı akışkan yatak yakma sistemi (bubbling bed fluidized bed combustion) olan buhar kazanı referansları vardı.

O sıralar İnternet  henüz yok, teleks makinasından çok yeni faks makinasına terfi etmişiz. Adamlarda iletişim kurduk. Bizden yakıt örneği istediler. Zengin yatırımcımıza bildirdik, 50-ton örnek yerel kömürü kamyona yüklediler, Tampere'ye gönderdiler. 

Biz de  yanma testini yerinde görmek izlemek için yola çıktık. O zamanlar thy helsinki'ye bugünkü gibi günde 2-kez uçmuyor. Haftada bir gün tek gidiş ve dönüş var. Lufthansa Ankara munih helsinki uçuşu yaptık. Helsinki havalimanından şehir merkezine trenle indik, beklemeden Tampere trenine geçtik. Üç saat tren yolculuğu daha yaptık. Akşam Tampere şehrinde önceden  yer ayırttığımız otele giriş yaptık.

Ertesi gün şirket merkezine gittik, öğleye kadar tanışma bilgi alışverişi yaptık. Test laboratuarına gittik. Yanmayı gözledik. Tasarım uyumlu idi. Sonuçları gördük. İşbirliği anlaşması taslağını görüştük. Teknik Bilgileri ve son tekliflerini istedik. Ertesi gün geldiğimiz güzergah üstünden yurda geri döndük.

Finli mühendisler hayatlarında hiç ortak çalışma yapmamışlardı. Temel Tasarımı yapmaları zaman aldı. Mühendislik için istedikleri fiyat piyasanın çok üstünde idi. Gönderdikleri işbirliği anlaşma metinleri çok basitti. Neyse sonunda tasarım ve yerli kapsam bilgileri geldi. Biz kendi kapsamımızı fiyatladik, her iki kapsamı birleştirdik, kapsama buhar türbini ayrıca ekledik, ve teklif dosyasını istanbul merkezine verdik.

Değerlendirme sürecinde Finlandia'dan uzman mühendisler istanbul'a  geldiler, haftada tek gün gidiş geliş bir sefer uçak vardı. Onunla gelip, bir haftasonra geri döndüler. Bir hafta içinde ankara istanbul ve edirne'de görüşmeler yaptık. 

Mensucat fabrikasını sahibi zengin işadamımız çok iyi eğitim almış çok iyi bir Avrupa üniversitesinden mezun makina mühendisi idi. İngilizce almanca fransızca çok iyi knuşuyordu, herhalde italyanca ve ispanyolca da biliyordu. Fabrika çalışma Odası türk ressamlarının tabloları ile doluydu. Beni çağırıp teklif dosyasını benimle beraber inceliyordu. Bazı günler sabahtan akşama kadar odasında onunla beraber çalışıyordum.

O odada gün boyu finansman, işletme, personel sorunları çözülüyordu. İşçilerin ücretleri için kısa vadeli para bulmak, satış pazarlama, nakliyat tüm sorunlar orda çözülüyordu. Bazı günler iş yoğunluğundan başım ağrıyordu, hiç imrenilecek bir hayat değildi. Bütün bu işlerin içinde  haftasonu cuma akşamı  uçakla irlanda'ya uçuyor, okyanus teknesine biniyor, uluslararası bir yelken yarışı için atlantik okyanusunda 10-kişilik bir tecrübeli profesyonel ekiple antreman yapıyor, pzt sabahı işine dönüyordu.

Yatırımcı Verdiğimiz fiyattan memnun kalmadı, Fin mühendislerinin mesafeli tavirları da hoş değildi, başka firmaların  rekabetçi teklifleri ve denenmemiş tasarımları gözünü tutmadı. Konuyu zamana bıraktı. 

Bütün bu detaylar bir 3.5" floppy disk içinde word ve excel dökümanları olarak benim arşivde kalmış. Artık 3.5" floppy okuyan pc kalmadı, makaleyi yazabilmek için usb aktarımı yapmak zorunda kaldım. Teklif, yazışmalar, işbirliği anlaşması, saklılık gizlilik, toplantı notları herşey duruyor.

Bugün kömürü denemek için yurtdışına örnek kömür göndermeye artık gerek yok. Benim bildiğim, Tübitak Gebze ve Odtü kimya mühendisliği laboratuarlarında kömür testlerini yapabilen küçük kapasiteli  kabarcıklı (bubbling) ve dönüşümlü (circulating) akışkan yatak (fluid bed) buhar kazanları var.

Biz yatırımcı şirketi arada bir yokladık , ama iş yürümedi. O sıralar ortada uzakdoğunun kolay ucuz güvenilmez tasarımları da yoktu. Arkasından ekonomik zorluklar, piyasaların zor şartları devreye girdi. Yatırımcı şirket zora girdi. Proje kaldı. Finlandia firması satıldı. Tanıdığımız mühendisler ayrıldı. Konu kapandı. 

Şirket içinde "O kömür yanmaz, boşuna çalışıyorsun, bedava danışmanlık yapıyorsun", diyenler oldu.  Ben öyle düşünmüyorum. Kömürü yakabiliyorduk, ihtiyaç vardı, talep vardı, finansman vardı. Aklına yatsaydı alırdı.  Oynanan zevkli mesleki  bir oyun gibiydi. Olsaydı iyi olacaktı.  İşbilir çok zeki ve çok bilgili bir işadamıyla çalışmanın güzelliğini yakalamıştım. Öyle örnekler ne yazıkki  bizim piyasalarda çok değil. 

Monday, May 22, 2017

2017-2018 Yeni Sezon Opera Bale Programları


Bu sezon opera bale geceleri Mayıs ayı sonunda bitiyor. Arkasından geceleri açık havada yapılan Istanbul, İzmir Efes, Antalya Aspendos yaz festivalleri geliyor. Sonra Ekim ayı başında yeni sezon başlıyor. Devlet opera balesi internet sayfasından sizler için yeni sezonda neler var, bir derleme yaptık. 

Ankara'da "Simon Boccanegra", İstanbul Süreyya operasında "Cosi fan Tutte", İzmir Elhamra operasında "Tannhouser", Antalya operasında "L'Elisir D'Amore", Mersin operasında "Maskeli Balo", Samsun operasında "I Paliacci", operaları sahneleniyor. Hepsini ayrı ayrı görmek, hatta yeni sahnelenenleri 2-3 defa izlemek lazım.

Ankara

Pelleas et Melisande, Claude Debussy
Don Giovanni, Mozart
Simon Boccanegra, Giuseppe Verdi
Zorba, Theodorakis (bale)
Fındıkkıran, Çaykovski (bale)
Giselle (bale)



İstanbul Süreyya
Cosi fan Tutte, Mozart
Ninetta
Poppea'nın Taç Giyme Töreni
Coppelia, Esmatalda,Üç Silahşörler (bale)



İzmir Elhamra
Don Giovanni, Mozart
Duvara Karşı
Tannhauser, Richard Wagner
Coppelia, Fındıkkıran, (bale)



Antalya
Aida, Giuseppe Verdi
L'Elisir D'Amore, Gaetano Donizetti
4-Mevsim, Karamazov Kardeşler, Zorba (bale)



Mersin
Çingene Baron, Johann Strauss II
Maskeli Balo, Giuseppe Verdi
Frida, Kont Drakula, Rapsody in Blue (bale)



Samsun
I Paliacci, Leoncavallo
Le Rossignol, Stravinsky
Salome, Richard Strauss
Ateş Kuşu, Stravinsky
Carmen suiti,


İyi seyirler, daha fazla bilgi ve biletler için bakınız www.dobgm.gov.tr

---
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Bu makale "Odtü'lüler Bülteni" Opera sayfası için yazılmıştır.

Ankara, 4 Haziran 2017




-->