Thursday, August 28, 2014

Santral yatırımı için başka bir ülkeye veya şehire iş seyahatine giderken,

Değerli Okurlarım,

Bugün iş hayatı ve iş seyahatleri ile ilgili pratik tavsiyeler konuşacağız. Burda yazdıklarım okullarda anlatılmaz, iş hayatı içinde yaparak zamanla öğrenirsiniz. Hepsi doğru olmayabilir.

Bir başka şehirde bir iş, satış, ortaklık, işbirliği toplantınız var ise, sakın aynı gün içinde gidip, aynı gün geri dönmeyi planlamayın. Aynı gün içinde gidip dönerseniz bu durum karşı taraf için şu anlamlara gelir. Şirketiniz sizin basit otel masrafınızı ödeyemeyecek derecede finansal olarak zor durumdadır. Siz yeni işe girmiş, yetkisiz, önemsiz bir elemansınız. Bize yeteri zamanı vermediğinize göre bizi önemsemiyorsunuz.

Bir gün öncesinden o şehre/ ülkeye gidin, toplantı yerine yakın düzgün temiz makul fiyatlı bir otelde kalın, seyahat masraflarınızı makul ölçekte tutun, gece sakın alemlere akmayın, akşam alkol almayın, akşam erken yatın, sabah erken kalkın, iyi sağlam bir kahvaltı yapın.

Temiz ve ciddi giyinin, fabrika ve şantiye için spor giyinebilirsiniz, ancak şehiriçi ofis toplantılarında koyu renk takım elbise, hanımlar için tayyör, erkekler için kravat şarttır.

Mümkünse yürüyerek veya en kolay ulaşım aracı ile ve en az 15-dakika öncesinden toplantı yerinde bulunun. Tercihan sabah saat 10:00 toplantısını isteyin. Gün uzun, konuya öğleden sonra devam edebilirsiniz. Öğleden sonra saat 14:00 başlarsanız detay konuşmak için zaman kalmaz. 16:00dan sonra yapılan toplantılar çabuk biter verimli olmaz.

Seyahat, karşınızdaki şirketi, kurumu tanımanız için iyi bir fırsattır. Tecrübeli güvenilir midir? Verdiğiniz işi zamanında bitirebilirmi? Teslimatınızın parasını zamanında ödermi? Çalışanlarına tavrı nasıl? İş ortamı nasıl? Eski, oturmuş ciddi bir müessesemi? Yoksa aşırı risk alan şans eseri hızlı büyümüş yeni bir şirketmi?

Kapıdaki güvenlikçinin size tavrından, çaycının suratından, çalışma ortamının havasından, iş yoğunluğundan bütün bunları hemen anlarsınız.

Girişteki güvenlik sistemine bakın, modern zamanlarda kamu işyerlerinin, büyükelçiliklerin giriş kapılarındaki sert güvenlik önlemleri anlarım, ama özel şirketlerin daha abartılı, çoğu zaman gereksiz 3-4 kademe güvenlik sistemlerini anlamakta zorluk çekiyorum.

Bence iyi bir işyeri açık ofis olmalı, çalışanlar kutucuklara (cubicle) hapsedilmemeli, patronların çalışma odaları aşırı büyük abartılı olmamalı, kritik yerler (giriş kapısı, kasa- vezne) dışında insanlar kamera ile kontrol edilmemeli. Bunların hepsi önemli göstergelerdir.

Toplantı öncesi mutlaka tuvalete gidin, görüntünüzü kontrol edin, saçınızı tarayın, ellerinizi mutlaka suyla iyi yıkayın. Tokalaşırken elleriniz kirli, terli olmasın. Toplantıda sadece basit şekersiz çay için. Çay yoksa kahve alabilirsiniz. Kuru pasta sakın almayın, sonra elleriniz kirlenir, yemek yerken konuşmanız bozulabilir.

Öğle arasında tercihan işyeri lokantasında hafif bir işyeri yemeği isteyin. Dışarıya çıkmayın. Uzun öğle yemeklerinden kaçın, davet durumunda akşam yemeğini kısa tutun. Yemekte spor, edebiyat, müzik, şarap, opera, rock konuşun. Dini ve politik konulara sakın girmeyin.

Toplantıya (panele, konferansa) sakın geç kalmayın. Kafanız rahat ve sağlam olsun. Evinden sabah yola çıkanlar doğru yapmıyorlar. Sabah trafik stresi, uçak stresi, indikten sonra toplantı yerine varma stresi, dönüş uçağına yetişme stresi, işi düzgün yapmanızı engeller.

Toplantı öncesi mutlaka taslak bir gündem üstünde anlaşın, yabancılarla görüşecekseniz özgeçmişinizi gönderin, onlardan toplantıya katılacak olanların özgeçmişlerini isteyin.

Karşı taraf hakkında bilgi toplayın, internet web sayfalarını dikkatle inceleyin, organizasyon yapısını öğrenin, yaptıkları işler hakkında önceden bilgi sahibi olun.

Yanınızda yeteri kadar, şirketinizin tanıtım dökümanı, tanıtım CD'si, kartvizit bulunsun. Çok gerekmedikçe yanınıza laptop dizüstü bilgisayar almayın. Varsa bile sakın toplantı süresince gerekmedikçe açmayın. Cep telefonunuzu kapatın veya en azından sessize getirin.

Sunum yapacaksanız, sunumu USB hafıza çubuğuna alın, onların PC'lerinden sunum yapın, ve sunumu pdf olarak masaüstünde bırakın. Bırakamayacağınız saklı gizli bilgiler içeren bir sunumu hiç yanınızda getirmeyin, yapmayın.

Sakın hediye vermeyin. Yanlış anlaşılır. Teklifinizin değerini düşürür. Götürdüğünüz dökümanlar, Demo CD'ler hediye sayılır. Onlar eğer toplantı sonunda size hediye verirlerse, karşı hediye vermek için acele etmeyin. Onlar sizi ziyaret ettiklerinde eşdeğer bir hediye verin. Bu hediye, teknik konuda veya Türkiye hakkında, İzmir- Istanbul- Kapadokya hakkında bir yeni kitap olabilir. UzakDoğulular iyi kalite çay hediye verirler.

Sakın masanın karşı tarafıyla teke tek iletişime geçmeyin, sakın samimi olmayın, kişisel detaylar vermeyin, anlamadıkları bir dilde konuşmayın. Herşeyi basit kelimelerle konuşarak anlatın, sakın herhangi bir el işareti yapmayın. Türkiye'de “çok iyi” anlamında kullandığınız bir el işareti, başka bir ülkede “çok kötü” hatta “müstehcen” anlam ifade edebilir.

Gündem dışına çıkmayın. Yeni taleplere derhal cevap vermeyin, bir sonraki toplantıya bırakın veya yazılı cevap vereceğinizi bildirin. Toplantının süresini karşıya bırakın, siz geldiniz, onlar için onca yol yaptınız, bırakın toplantıyı onlar bitirsin, ev sahibiniz istediği kadar toplantıyı sürdürsün.

Dönüş gün-saatinizi sakın, masanın karşı tarafına söylemeyin, özellikle yurtdışında karşı taraf (Alman- Japon- ABD) sizin ne zaman döneceğinizi toplantı başında hemen bilmek ister, öğrendikten sonra herşeyi ağırdan alır, toplantılara girmez, isteklerini son saate sıkıştırır, sizi kabul etmeyeceğiniz şartlara zorlar.

Rahat olun, gerekirse Cumartesi, Pazar günü de kalıp onlar için çalışacağınızı söyleyin. Hiçbiri Cumartesi, Pazar gününden fedakarlık yapmak istemez. Cuma akşamüstü, tatil öncesi herşeyi bağlarsınız.

Günübirlik gidip – dönmek acemilik belirtisidir, tecrübeli bir iş insanı kendisine zaman tanır. Kısa mesafe 2-3 saatlik uçuşlar çok önemli değildir. Ama uzun mesafe, Okyanus ötesi- veya kıtalar ötesi gidecekseniz, “Business-class” uçak bileti isteyin, alamayan şirkette daha fazla durmayın, orda çalışmayın, onlar için değmez.

Yabancı bir ülkeye gittiğinizde pasaport kontrolünden geçerken ciddi olun. Şaka yapmayın, gülmeyin, sorulan sorular ne kadar anlamsız olursa olsun doğru, kısa, mantıklı ve sakin cevap verin. Pasaport polisi önünde cep telefonunuzla sakın konuşmayın.

Kalacağınız yer ve dönüş gününüzü önceden belirleyin. Yanınızda ne kadar nakit para var? Neden geldiniz? Bunlar mutlaka sorulacaktır.

Parkta yatacağım, dönüş günüm belirsiz”, derseniz 1-2 saat enterne edilirsiniz veya geldiğiniz uçakla geri gönderilebilirsiniz.

Ne kadar ünlü, zengin, önemli olduğunuzun, yabancı bir ülkede, başka bir ülkenin pasaport polisi önünde, hiçbir önemi yoktur. Sizi ülkelerine kabul etmek zorunda değiller.

Sizden istenen kurallara uyun, sorulara net cevap verin, ve işiniz bitince ülkenize geri dönün.

Toplantılarınız, işiniz bittikten sonra artık orda, o şehirde, o ülkede fazla kalmayın. THY erken uçuş imkanı sağlıyor, rica edin, sizi erken uçak ile evinize göndersinler.
Gezecekseniz, kendi paranızla başka zaman gezin. Dönüş süresinde yaptığınız görüşme ile ilgili toplantı tutanağını basit notlar halinde kağıda yazın. Laptop ile yolda uğraşmayın.

Gece otomobil seyahati sakın yapmayın. Yurtdışında otomobil sakın kullanmayın, her yerin başka trafik kuralları vardır, Türkiye'nin kuralları ile Almanya'da, Amerika'da otomobil kullanamazsınız, devamlı ceza yersiniz.

Bizdeki sert, aceleci, uyanık kullanım şekli Amerika'da size çok pahalıya mal olur.

Onların kavşak protokolü, otoyol şerit değiştirme kuralları, park kuralları, azami hız sınırlarına uyum bizden farklıdır. Makas atamazsınız. Şerit değiştiremezsiniz. Hız yapamazsınız. Trafik polisinin ceza yetkisi çok büyüktür.

Kuralsız ülkeler vardır, oralarda zaten araba sürmek bizler için imkansızdır.

Siz toplu taşıma araçları kullanın, taksi kullanın. Risk almayın. Eve döndükten sonra çok gerekmedikçe ertesi gün işe gitmeyin.

Burda yazdıklarımın mutlak doğru olduğunu söylemiyorum. Bunların hepsi kişisel tercihtir. Zaman içinde oluşmuştur. Sizin tarzınız farklı olabilir. Kendi seyahat tecrübelerinizi tavsiyelerinizi bana yazarsanız, çok memnun olurum.

Hepinize güzel bir hafta dilerim. En derin selam ve saygılarımla.

HalukDireskeneli at gmail dot com, Prinkipo, Istanbul

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



2013-05-15

Tuesday, August 26, 2014

Nasıl bir "Stratejik Derinlik" dönemi bekliyoruz??

Değerli Okurlarım,

İş Aleminde hepimizi ilgilendiren konularda öngörü- tahmin yapmak gerekir. Tahmin yaparken yanlış yapmak normaldir, herşeyi doğru bilemezsiniz, ancak stratejik - öngörü çalışması herkes için faydalı olur. Size bir yol haritası çizer. Özellikle tüm yatırımcılar böyle çalışmaların yapılmasını çok isterler. Yabancıların yaptıkları çalışmalar uzaktan net olmaz. İçerden, o ülkenin insanlarının yaptıkları stratejik değerlendirme daha verimlidir, etkilidir, değerlidir. Yeni Cumhurbaşkanımız görevine başladıktan sonra yerine yeni Başbakanımız geldi. Ahmet Davutoğlu geldi. Belirli gerekleri- şartları şu anda sadece Davutoğlu'nun durumu sağlıyor. Bu ön şartlar, Milletvekili olmak, MYK üyesi olmak, 3-dönem barajı altında olmak.

Peki Davutoğlu'nun Başbakanlık dönemi bizlere neler getirecek?? Yeni Cumhurbaşkanımız gerçekten yeni bir başkanlık dönemi yapabilecek mi?? Ben yeni Cumhurbaşkanımızın, gönlünden geçen Amerikan veya Fransa Başkanları gibi mutlak kral (Padişah) yetkilerini kullanabileceğine pek ihtimal vermiyorum. Çünkü bu yetkiler için gerekli TBMM kanunları çıkmadı. Bundan sonra çıkması zor, mevcut kanunlarla belki bir yere kadar uygulanabilir, ama yetmez. Sonuç, yavaş yavaş etkinleşecek bir "Davutoğlu dönemi" geliyor. "Davutoğlu dönemi" bizlere neler getiriyor??

Bizler iş aleminin insanları, seçilmiş iktidarın icraatlarında başarılı olmalarını isteriz. Demokratik kurallar içinde her seçilen iktidar, bizim desteklediğimiz iktidardır. Seçilen siyasi iradenin doğru kararlar almasını, içte ve dışta barış sağlamasını, sınırlarımızı ve milli birliğimizi korumasını, enflasyonu ve cari açığı indirmesini, yatırımlara hız vermesini, istihdamı artırmasını isteriz. Başarılı bir demokratik iktidar, bizim de işlerimizde başarılı olmamızı sağlar.

Davutoğlu öncelikle değerli bir akademisyen. Başbakanlık dış politika danışmanlığı yapmış, dışardan Dış İşleri bakanı, son dönemde ise milletvekili olmuş. Çok sayıda makalesi var, Almanca, İngilizce, Arapça biliyor. Boğaziçi üniversitesinde Ekonomi ve Siyaset bilimi konularında çift anadal lisans diploması almış. Doktorasını aynı üniversitede yapmış. Evli, 4-çocuk sahibi. Eşi Kadın-Doğum uzmanı Tıp doktoru Sare hanım İstanbul'da kendine ait özel muayenehanesinde çalışıyor. Çocukların hepsi çok iyi okumuş, iki büyük evli.

Akademik çalışma döneminde yazdığı "Stratejik Derinlik (2001)" isimli kitabı Pan-İslamist analizler içeriyor. Dünya tarihi, kitapta 1918'de Osmanlı'nın tükenişiyle bitiyor. Ancak 1918'den bugüne dünya çok değişti. Dün at üstünde veya uygun adım yürüyerek geçilen mesafeleri bugün modern ordular helikopterle geçiyorlar. Silahlar değişti, gelişti, yoketme güçleri inanılmaz boyutlara vardı. Dün insan kullanılarak yapılan güç gösterileri için bugün dünyanın öbür tarafından kumanda edilen insansız hava araçları kullanılıyor.

Dün dünde kaldı. Osmanlı mazide kalmış hoş bir seda- hoş bir hatıra artık. Üstünden 1.Dünya savaşı, 2. Dünya savaşı, Kore savaşı, Vietnam savaşı, Afganistan ve Irak savaşları geçti. Dünya yeniden şekillendi, biçimlendi. İslam dünyasında kimse kendisine ağabey aramıyor, istemiyor, beklemiyor. Arap dünyasına, biz Türklerin yön vermesi artık çok zor.

Savaşlar başka mekanlara, sanal alanlara sıçradı. Internet Youtube, Twitter, WhatsUp, günümüzde istihbarat ve psikolojik savaşın mekanları oldu. "Sen beni insansız hava araçları ile, benzer şekilde karşılık veremeyeceğim orantısız güçle bombalarsan, ben de başka bir platformda rehin aldığım senin gazeteci vatandaşlarını kamera karşısında yok ederim, senin lisanını kullanarak bunu youtube üstünden sanal ortamlarda herkese duyururum", diyorlar.

Pan-İslamist fikirlerle dolu kitap nedense Batı dillerine, İngilizce'ye çevrilmedi. Yazar gerek görmedi. Yabancı elçilikler kitabı mutlaka kendi dillerine çoktan çevirmişlerdir. Belki bundan sonra çevrilir, ve eminim çok ciddi incelenir.

Davutoğlu diğer başka yabancı dışişleri bakanları ile kolay diyalog kuruyor, akademik geçmişi ve entellektüel bilgisi ile ilk tanıştığı kişileri etkiliyor. Ancak uzun bir dişişleri geçmişi yok, dışişleri kariyeri yok, bakanlık çalışma kuralları pratiği yok, diplomasi geçmişi yok, geçmişi sadece üniversite akademik çalışmalarından oluşuyor. Herkesin kafasındaki soru, "Acaba atanmış durumu olmasa seçilebilirmiydi"? 2015 genel seçimlerinde göreceğiz.

Kürsü konuşması ilk kez duyulduğunda dinleyiciyi çok etkiliyor. Sanki üniversitede "Uluslararası ilişkiler" öğrencileri için IR-101 dersi veriyor. "DışPolitikaya giriş", sonraki "Türkiyenin coğrafi konumu", sonra "Osmanlı tarihine giriş". Dinleyiciyi üniversite öğrencisi konumuna getiriyor. Her konuşmada, önceden ezberlenmiş cümleler, uzun yazılı metinler, konuşma ortamında tekrar tekrar yineleniyor, ama yenilenmiyor. Bir süre sonra bu konferanslardan, bu monologtan bıkıyorsunuz. Üniversitede "Uluslararası İlişkiler" dersinin tüm saatlerini dolduracak miktarda ezberinde metin var. Ama bence günümüz gerçeklerine uygun değil, güncel değil.

Hillary Clinton bakanlık görevi sonrası yazdığı kitabında (Hard Choices- Zor Seçimler) Davutoğlu hakkında çok dikkatli bir dil kullanıyor, ancak akademik bilgilerinin günümüz pratiğine pek uymadığını anlatmaktan çekinmiyor.

John Kerry ile ikili basın açıklamalarında aynı rahatsızlığı gözlüyorsunuz, Muhatabı ezber akademik cümlelere giriyor, uzun metin cümlelerine başlıyor. Kerry bu anlatımları çok kez dinlediği için lafı kesiyor. Konferans (lecture) konuşmasından sıkıldığını yüzünde belli ediyor. John Kerry, Yale Üniversitesinde siyaset bilimi okumuş. Ayrıca Vietnam gazisi, orda savaşmış.

Davutoğlu kendini sadece dışpolitika ile sınırlayacakmı? Pan-İslamist fikirlerinde radikal değişiklikler olacak mı? İç politikada, ekonomik kararlarda ne kadar etkili olabilecek? Ekonomi lisans diploması var ama acaba ekonomi pratiği hakkında ne biliyor? Çok karizmatik liderden sonra ne derece meydanlarda etkili olabilecek? Eski lideri, her an her konuda etkin- dominant olmaya devam edebilecek mi? Benim cevabım, zaman içinde çok etkin olacak, olmak zorunda, ancak çok değişecek, çünkü beklentiler o yönde. Bu bir ikilem- Açmaz, Dilemma, yani "Paradoks". İlk konuşmasında bahsettiği "Restorasyon" herşeyden önce "Stratejik Derinlik" kitabında olacak gibi görünüyor.

Öte yandan finans piyasalarının, borsanın, uluslararası para indekslerinin verdikleri olumlu- olumsuz tepkiler, tecrübeli bakanlar "Ali Babacan" ve "Mehmet Şimşek" için, vazgeçilmez olduklarını belirledi. Onlar için 3-dönem kısıtlaması- sınırlaması herhalde çalışmayacak, belki milletvekili olamayacaklar ama bakan olarak herhalde bir süre çalışmaya devam edecekler. MB Başkanı için de durum aynı, yani görevine devam etme ihtimali çok yüksek. Enerji bakanımızın 3-dönem sonrası görevden ayrılması bizler için birikim, tecrübe kaybı. Yerine gelecek yeni bakan umarız enerji konularına çabuk hakim olur, yürüyen politikaları kesintisiz devam ettirir.

Yeni Başbakanımız hızla başka şeyler öğrenecek. İç politikayı öğrenecek. Ekonomiyi yeniden öğrenecek. Politika dengelerini öğrenecek. Miting meydanlarında Dış-İşleri metinleriyle konuşmamayı, halka inmeyi hızla öğrenecek. Çok iyi bildiğini sandığı konularda çok yeni şeyler öğrenecek. Cari açık tehlikesinin ağır yükünü sırtında hissedecek. Şu anda 60-milyar ABD doları geçen cari açığı artıran unsurlarla (enerji- yakıt ithalatı) nasıl baş etmesi gerektiğini öğrenecek. 400 milyar ABD Dolarına ulaşan dış borç yükünü çevirmek için uğraşacak. Sayıları 2-milyona yaklaşan Suriye mültecilerini, Musul'daki rehineleri, Irak coğrafyasını başka türlü gözleyecek, çözüm arayacak. Pan-İslamik ve Neo-Osmanlı fikirlerinin uygulanabilirliğini, "Restorasyon", ve "Stratejik Derinliği" tekrar gözden geçirecek. Bu arada saçları ağaracak, yorulacak, yaşlanacak.

Ekonominin artan ölçüde kırılganlığını, piyasaların daralmasını, ABD Dolarının değer kazanmasını, emlak piyasası balonunu, piyasaların rahatsızlığını, yatırımların tıkanmasını daha bir etkin hissedecek. Siyasi etkinliğini zaman içinde artırması gerekecek. Bizler de iktidar partisinin olağan ve olağanüstü genel kurullarında, parti MYK toplantılarında, 2015 genel seçim çalışmaları sırasında, kimbilir belki "Stratejik Derinlik" kitabı üstünde "Restorasyon" sinyallerini göreceğiz, izleyeceğiz.

Öte yandan 11. Cumhurbaşkanımız Sayın Gül ise temkinli, dengeli bir zamanlama ile beklemeye geçiyor. Bir sonraki parti genel kuruluna katılmasını engelleyecek bir durum henüz yok. Geçmişinde korkacağı olumsuz birşey yok. İstanbul'da makul- mazbut bir konuttan başka ortada görünür bilinir pek birşey yok. Akademik kariyeri var, uzun siyasi ve diplomasi tecrübesi var. Bir süre İstanbul'da bir üniversitede ders verebilir. Yanında bilgili, kibar, dengeli, siyaset- dış politikada tecrübeli (first-lady) eş desteği var. Bir sonraki parti genel kurulunda, takibeden kurullarda ve 2015 genel seçimlerinde çok yeni değişimler olabilir.

Öte yandan 2016 yılında Amerika'da yeni Başkanlık seçimleri yapılacak. Demokratlar son 2-dönem Obama yönetiminde çok yıprandılar. Vaadlerinin çoğunu gerçekleştiremediler. Demokrat Başkan adayı büyük ihtimalle Bayan Hillary Clinton olacak ama başkanlık seçimlerini kazanması çok zor.

Cumhuriyetçi adaylar arasında eski adayların yardımcıları, eyaley valileri, eski danışmanlar var. Paul Ryan, Rick Santorum, Marco Rubio, Chris Christie, Sarah Palin, Condolleeza Rice.

Bence en önemli aday eski başkan George W. Buch'un küçük kardeşi Florida Valisi Jep Bush. Bu isme dikkat edin. Cumhuriyetçiler kazanırsa savaştan çekinmezler. Ekonominin dönmesi, silah üreticilerinin daha çok kazanması için, Suriye, Irak, İran, Libya bölgelerinde ABD'nin doğrudan müdahil olacağı sıcak savaşlar olabilir. Bütün bunlar aynı coğrafyayı paylaşan bizleri doğrudan etkiler. Pan-İslamist Neo- Osmanlı dış politikaların, stratejilerin artık pek pratik anlamı kalmaz. Teknolojik üstünlük öne geçer.

Değerli Akil Üyelerimiz- okurlarımız, lütfen yorum yapın da başka neler olacak bilelim, ona göre durumumuzu belirleyelim. Sizin bir duyumunuz, uyarınız, düzeltmeniz, yorumunuz, tavsiyeniz varsa lütfen bana yazın.
E-posta adresim; "HalukDireskeneli at gmail dot com"

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


2014-09-04

Monday, August 25, 2014

Bursa Dosab Demirtaş OSB 49,5 MWe Termik Santrali Nasıl Olmalı?

Değerli Okurlarım,

Bursa'da 42 bin çalışanı ve yıllık 4 milyar ABD dolarlık ihracatı ile yurdumuzun en büyük organize sanayi bölgelerinden biri olan Demirtaş OSB'de, DOSAB Yönetimi 127 milyon ABD dolarlık yatırım ile 49.5 megavat gücünde buhar ve elektrik santrali kurmayı planlıyor. DOSAB tarafından planlanan santralin %90'lık kısmı 3 yıl ödemesiz 7 yıllık kredi ile finanse edilecek. Yeni termik santral ile Demirtaş Sanayi Bölgesi'ndeki 100'e yakın sayıda fabrikanın bütün proses buhar ihtiyacı ve bölgenin elektrik kullanımının %35'i, piyasa fiyatlarından %10 civarında daha düşük olarak temin edilecek. Termik Santralden üretilen buharın tonu 50 TL'den, üretilen elektrik ise kilovat saati 15 kuruştan satılacak.

Bursa’da Demirtaş Organize Sanayi bölgesinde yer alan kombine çevrimli Koç- AES'e ait Entek Elektrik doğalgaz santralinde; iki adet LM 6000PC Gaz Türbini, bir adet LM 2500+ Gaz Türbini ve iki adet Buhar Türbini çalıştırılmaktadır. Toplam Kurulu Gücü 143 MW' dir. Yakındaki EÜAŞ OvaAkça santrali de 1400 MWe üretir. Her iki santral ithal doğalgaz tüketir. Endüstriyel buhar vermezler.

DOSAB Demirtaş organize sanayi bölgesinde elektrik ihtiyacının %30’ unu, buhar ihtiyacının da % 100’ ünü karşılamak üzere sanayi bölgesi içinde yerli linyit kömürle çalışan bir akışkan yataklı (CFB) Enerji ve Buhar Üretim Santralı kurulacak. DOSAB’ içinde bulunan işletmelerde halen buhar ihtiyaçları, 100'e yakın üretici firmada doğalgaz, 3 firmada da kömür kullanılarak, kendi imkanları ile karşılıyorlar. DOSAB’ yönetiminin bu aşamada, üretilecek olan elektrik ve buharın satışı ile ilgili bölgede bulunan işletmelerle halen herhangi bir ön satış sözleşmesi bulunmuyor.

Kurulması düşünülen Termik Santralin açıklanan teknik verilerine bakalım,

Termik Santral Buhar Kapasitesi : 2 x 195 ton/saat = 390 ton/ saat azami devamlı yük.
Termik Santral Elektrik Üretim Gücü : 49,5 MW (110 ton/saat buhar)
Termik Santral Buhar Kapasitesi : 120 bar, 540 oC
İşletmelere Verilecek Proses Buhar Kapasitesi : 11 bar, 194 oC
Yakıt Tipi : Yerli Düşük Kalorili Linyit Kömür (3.000 kcal/kg alt ısıl değer +/-100)
Yakıt Boyutu : 0 – 6 mm (Santral Bunker'inde Teslim)
Tahmini Yakıt Sarfiyatı : 500.000 ton/yıl (1.200 ton/gün)
Tahmini Taze Su Gereksinimi : 10.000 ton/gün
Tahmini Santral Kazan Verimi : %80 (alt ısıl değere göre)
Santral Ömrü : En az 20 yıl
Termik Santral Alanı : 32.000 m2
Kapalı Kömür Stok Sahası (20 gün kapasite) : 20.000 m2

Kireç Taşı Sarfiyatı : 120 ton/gün
Toplam Kül Atık Miktarı : 400 ton/gün
Tutulacak Baca Külü Miktarı : 250 ton/gün
Kazan Alt Ocakta Yatak Kül Miktarı : 150 ton/gün
Torba Filtre Toz tutma Kapasitesi : 2 x 390 ton/h

DOSAB yönetiminin basın açıklamalarına göre 49.5 MWe termik santralin kurulum aşamaları aşağıdaki şekilde olacak.

Santralde 1.200 ton/gün, veya 500.000 ton/yıl kapasiteyle, 3.000 kcal/kg alt ısıl değerde, 0-100 mm. boyutlarında yerli kömür kullanılacak. Akışkan (CFB) kazanın dizaynı bu alt kapasite değerine göre yapılacak. Kömür tedariki, Güney Marmara- Balıkesir havzasındaki çeşitli madenlerden (10+10 yıl) şeklinde anlaşma yapılan Polat Madencilik tarafından sağlanacak. Kepsut/ Gönen/ Dursunbey/ İsaalanı maden bölgelerinden tedarik edilecek yerli linyit kömürler, kapalı kasa kamyonlarla 90 adet/gün olacak şekilde santral kömür stok sahasına getirilecek. Kapalı stok sahasında 20 günlük kömür rezervi bulundurulacak.

Getirilen kömürler, bunkerlere dökülecek buradan, kapalı tip bantlı konveyörle, 3 kattan oluşan kömür ayıklama ve kırma sistemine taşınacak. Kırıcılarda 3 aşamada, kömür boyutları 0-6 mm. olacak şekilde kırılacak. Kömür bu boyutlara geldikten sonra akışkan yatak tasarımlı buhar kazanlarında yakılacak.

Kireç taşı temini; Kömürün içindeki kükürtün ilk aşamada ayrılması için, kireç taşı ile karıştırılmasının sağlanacak. Gerekli kireç taşının ise öğütülmüş olarak getirilecek. Kömür kapalı stok sahasının bir bölümünde, 120 ton/gün kapasiteyle kullanılacak kireç taşı için 3 günlük rezerv bulundurulacak.

Taze Su temini; Termik Santralde günlük ihtiyaç olan 10.000 ton suyun temini için, DOSAB'a ait 15.000 ton/gün olarak tasarımı yapılan Arıtma Tesisinden geri dönüşüm yolu ile elde edilerek kullanılacağı planlanmış.

Termik Santral Çıktıları Kömür tozları; Stok sahasında bulunan üstü kapatılmış ve 3 kamyon boşaltma kapasiteli bunkere kömür dökülecek. Bunkere döküm aşamasında ve sonrasında kapalı tip bantlı konveyörle, 3 kattan oluşan kırıcı sistemde çıkacak kömür tozları emilerek kuru tip toz filtrelerine gönderilecek.

Kireç Taşı tozları; Kömürün içindeki kükürtün ilk aşamada ayrılması için, kireç taşı ile karıştırılacak. Kireç taşının öğütülmesi aşamasında çıkan toz emisyonları çevreyi olumsuz yönde etkilememesi için toz tutma filtreleri konacak.

Baca Emisyonları; Baca emisyonları “SOx”, “NOx”, “CO “ve “Toz”dur. Bu emisyonlar sürekli olarak izlenecek. Ayrıca Çevre Bakanlığının izleme sistemine alınacak. Toz için 30 mg/m3 olan emisyon sınır değerleri 10 mg/m3; 200 mg/m3 olan diğer emisyonlar ise 100 mg/m3 olarak sağlanacak. Sistemde “Toz” için kuru tip “Torba Filtre”; SOx emisyonları için Desülfürizasyon sistemler kurulacak. Torba Filtre sistemi kapasitesi 10 mikronluk 2 x 390 ton/saat seçilmiş.

Kül; Santralda atık olarak günde, 250 ton’u bacada, 150 ton’u da alt yatakta olmak üzere yaklaşık toplam 400 ton kül çıkacak. 250 ton/gün olan Baca külü toz filtrelerinde toplanarak, kapalı silobaslarla Bursa Çimento'ya nakledilecek.

Buhar kazanı içinde yatakta biriken 150 ton/gün kül, yine kapalı silobaslarla, Balıkesir Kepsut'ta oluşturulacak kül barajına nakledilecek. Kapalı sistem olması nedeniyle külün toz olarak dış ortama sızması engellenecek.

Ayrı bir ÇED izni kapsamında oluşturulacak kül barajı alanı, daha öncesinde kömür çıkartılan ancak rezerv kalmayan bir bölgede bulunmaktadır. Bu alan zemini membranlı şekilde sızdırmaz şekilde kaplanacak. Kamyonların bu alana külü boşaltması aşamasında toz oluşmaması için su ile basılacak. Depo alanı tabanındaki sular toplanarak, arıtma tesisinde ayrıştırılacak.

Santrale Avrupa çevre normlarına uygun baca emisyonlarını sağlayabilecek elektrostatik (veya torba) filtre, bacagazı kükürtsüzleştirme sistemleri konacak. Çok büyük miktarda proses buharı üreteceği için büyük kapasitede taze temiz suya ihtiyacı olacak.

Termik santral için gerekli temiz taze su ihtiyacı, sadece atık su geri dönüşüm sistemi ile karşılanamaz. Yeterli kapasitede baraj suyu ihtiyacı mutlaka bulunacak. Termik Santral çevreyi, havayı, suyu, toprağı kirletmeyecek. Zaten DOSAB içindeki fabrikaların %68'i tekstil üretiyor, dokuyor, boyuyor. Tertemiz üretim yapmak zorundalar. Kömür karası onlar için çok büyük tehlike. Termik santralin öncelikle çok temiz üretim yapması şart. 

Bütün bunlar zormu? Hayır değil. Biz makina mühendisleri bu şartları sağlamak için eğitim aldık. Tüm bu şartları sizlere sağlarız. Yeterki yatırımcı olarak siz yerinde para harcamaktan kaçınmayın. Tasarıma, iyi kalite malzemeye, ekipmana parasını ödeyin. İşin ucuzuna bakmayın, gereğini arayın, bulun isteyin, en iyisini satın alın ve yerine koyun. Santrali kuracak firmanın seçimine çok dikkat etmek gerekir. UzakDoğu'dan alınacak ucuz fiyatlı yabancı teknolojinin kaçakları fazla, verimi ve emre amadeliği genellikle düşüktür. Bakım onarım masrafları yüksektir. Çabuk yaşlanırlar.

Bursa'ya yakın, Tunçbilek termik santralinin hemen 3-km batı yönünde Gürağaç yakınlarında yeni bir termik santral Nisan-2014'te devreye girdi. 51 MWe gücündeki yeni termik santral yatırımını Polat Enerji gerçekleştirdi. İnşaa edilen UzakDoğu tasarımı yeni santral 3500 kcal/kg AID kalorifik değerde yerel linyit tüketecek. Halen işletmede 200 personel istihdam ediyor. Yerine gidip incelemeniz mümkün.

Eskişehir Mıhalıçcık Adularya 2x145 MWe termik santrali deneme çalışmalarına devam ediyor. Naksan Grubu tarafından 440 milyon Euro bütçe ile inşaa edilen CFB tasarımı yeni santral 3000 kcal/kg AID kalorifik değerde lavuar ile zenginleştirilmiş yerel linyit tüketecek. Maden dahil 2000 kişi istihdam edecek. Kapalı işletme maden üretim sistemleri kuruldu. Yerine gidip görülebilir.

Bursa DOSAB Demirtaş Organize sanayi bölgesinde çalışan endüstri merkezlerinin endüstriyel buhara ihtiyaçları var. Bugün için ayrı ayrı pahalı yakıtla bu buharı zaten pahalı olarak üretiyorlar. Bütün buhar ihtiyacını tek merkezde ucuz yerli yakıtla üretmek ve dağıtmak mümkün. Yeni yatırım bu amaca hizmet edecek. Mevcut sistemle herbir fabrika için ayrı ayrı pahalı buhar üretmeye devam etmek mümkün. Buhar ihtiyacı olmasa, santrali kömür madeninin hemen yanına kurmak daha uygun.

Santralda kullanılacak günlük temiz su miktarı 10,000 ton tahmin ediliyor. Bu su nerden temin edilecek net bilinmeli. Bu taze- temiz su buhar türbini çıkışında düşük basınçta endüstriyel proses buharına dönüşecek. Gerekli temiz su miktarı oldukça fazla olur. Sadece atık su tesisi geri dönüşü bu işe yetmez. Eğer derin kuyu pompaları ile yer altı sularından, tarım için kullanılacak çevre temiz sularından talep karşılanacaksa çevrede ciddi su sorunu olabilir.

Termik santralin yapımı için yasal hazırlıklar yapıldı. ÇED süreci 5-6 ay sürecek. Burda buhar öncelikli bir yatırım yapılıyor. Buharı 5 kilometreden fazla taşıma imkanı yok. Sadece elektrik üretimi istense, kömür ocağı yakınında termik santral kurulur ve bunu iletim hattı ile gönderebilirsiniz. İnşaat süresi 36-ay tahmin ediliyor.

Gün içinde 90 adet TIR ile çevre yolu üzerinden Balıkesir bölgesinden açık kömür ocaklarından yerli linyit kömürü termik santrale taşınacak. Günlük 90 bin araç kapasitesi olan otoyolda günlük 90 araçlık bir fazla hareket sağlanacak.

Santral alanına gelen TIR'lar kömürleri, otomatik filtreli kapalı stok sahasına boşaltılacak. Kapalı borulardan kömür ve kireç taşı yanmaya geçecek. Akışkan yatak teknolojisi (CFB) denilen kazanlarda baca emisyonları ülkemizdeki yasal değerlerin 3 katı altında olacak. Metreküpte 30 miligram olan toz değeri 10 miligram altında tutulacak. Yeni nesil torba filtrelerle uçucu kül- baca tozları toplanacak.

Uçucu küller tekrar değerlendirilmek üzere yakındaki çimento fabrikasına yollanacak. Alt yatak külleri kapalı devre TIR'lara yüklenip ocakları kül barajına gömülmek üzere geri gidecek. Santral bacası Çevre Bakanlığı tarafından 7 gün 24 saat takip edilecek. Uluslararası denetim kuruluşlarına Bursa adına denetleyip sonuçlar internet üzerinden kamuoyuna açıklanacak. Bu yeni termik santralin çalışmaya başlaması ile, Bursa Dosab bölgesinde halen faaliyette olan 100'e yakın kazan bacası kapanacak.

DOSAB Demirtaş OSB, 484 hektar alan üstünde 439 sanayi parselinde 42 bin çalışanı olan bir sanayi bölgesi. Yıllık ihracatı 4 milyar ABD doları buluyor. Arıtma tesislerinde 17 milyon metreküp su arıtılıyor. OSB içinde %68 tekstil ve %20 otomotiv üretimi var. Firmaların ham madde hariç ana maliyet girdileri elektrik ve ithal doğal gaz. Proseslerinde buhar kullanan firmalar, doğal gazdan buhar üretiyorlar. OSB, 2013 verilerine göre yılda toplam 1 milyar kilovat-saat enerji tüketiyor.

Termik santralde baca gazı emisyon ölçüm değerleri sürekli denetlenebilir olmalı. Taahhüt ettikleri değerlerin üzerine çıkması durumunda çok ciddi yaptırımlar uygulanabilmeli. Dolaşımlı önüşümlü Akışkan Yataklı (CFB) kazan olmasına rağmen ilave olarak baca gazı arıtma sistemi mutlaka olmalı.

Projenin, tüm teknik bilgilerin ışığında değerlendirilmesi gerekir. "Karşıyız ya da değiliz", demek doğru değildir. Organize Sanayide buhara ihtiyaç var ise bunun en ekonomik bir şekilde üretilmesi gerekir. Doğalgaz, sıvı yakıt ya da ithal kömür yerine yerli linyitlerimizin kullanılması daha doğru bir karardır. Ancak santralın tüm uluslar arası standartlara uygun olması ve sadece kamu kurumları ile değil yerel STK'lar tarafından da 7/24 denetlenebilir olması gerekir.

En büyük sorun termik santralın kurulması değil, DOSAB Demirtaş OSB'nin Bursa’nın tam ortasında yer almasıdır. Çevre konutlarda yaşayanlar, çok doğal olarak baca emisyonlarından etkileneceklerdir. Konutlarının satış değeri göreceli düşecektir. Halk sağlığı uzmanları çok haklı olarak hassasiyet göstereceklerdir. OSB içinde yer alan tekstil üreticileri de, ürünlerinin beyazlığı için ciddi endişe taşıyacaklardır.

Türkiye, son beş yılda elektrik fiyatları %105 artarak en pahalı elektrik kullanan ülkeler listesine girmiştir. Yerli Kömür rezervlerine dayalı kurulabilecek santralların %86’sı devreye girdiği takdirde, yılda üretilecek 100 milyar kWh elektrikle, talep senaryolarına göre toplam talebin yaklaşık %25’i karşılanabilecektir. %25 oranında, mevcut fiyatın üçte biri kadar daha düşük fiyatlı elektrikle, önemli oranda ucuzluk sağlanabilecektir.

Artan elektrik ihtiyacını karşılamak için ilk yol, bugüne kadar uygulanan çok sayıda yeni elektrik tesisi kurmak yöntemi yerine, talebi yönetmek, enerjiyi daha verimli kullanarak sağlanan tasarrufla talep artışlarını karşılamak olmalıdır.

Uzun dönemde, katma değeri görece düşük, enerji yoğun sanayi sektörleri (çimento, seramik, demir-çelik vb.) yerine enerji tüketimi düşük, katma değeri yüksek sanayi dallarının (elektronik,yazılım, nano-teknolojiler vb.) gelişimine ağırlık vermek, enerjinin verimli kullanılması açısından daha uygun bir politikadır.

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


2014-08-24

Saturday, August 16, 2014

Vişnelik'te yeniden Opera Geceleri!

Değerli Okurlarım,

"Odtü'lüler Bülteni"nin bu sayısında Odtü Mezunları derneğinin "kulüp" çalışması niteliğindeki etkinliklerini tanıtan bir dosya çalışması yayınlıyoruz. "Opera Geceleri" için de yer ayırdık. Yeni dönemde, bir süredir ara verdiğimiz "Opera Geceleri" dinletilerimize yeniden devam etmeyi düşünüyoruz. Bu yeni dönemde daha çok sayıda opera seven üyelerimiz bizlere katılır umuyoruz.

ODTÜ Mezunları Derneğimizin Vişnelik Tesisi'nde, Türk hafif müziği var; Türk sanat müziği var; jazz var; popüler müzik var; sinematek gösterimleri var; nadiren de olsa şan var. Opera yoktu, "Opera Geceleri" programı yaptık. Ekim 2013-Ocak 2014 arasında her perşembe akşamı saat 20:00'de Salon56'da Opera DVD'leri seyretmeye başladık.

Seyrederken, çay, kahve, meşrubat ya da beyaz, kırmızı, blush servisi yaptık. "Opera Geceleri" olarak, hafta içi her perşembe saat 20:00'de yaptığımız DVD seyirleri zaman yönünden üyelerimize uygun gelmedi. Geç saatlere kadar iş yerimizde çalışıyoruz. Sonra, işten çıkışımız eve dönüşümüz 19:30’u geçiyor. O saatten sonra da, "Opera Geceleri"ne katılım zorlaşıyordu. Perşembe günleri işletme lokantasında Ege mutfağı ve canlı Yunan müziği programı vardı. Dış sesler Salon56 opera müziğine karıştı, müziği takip edemez olduk. Üye sayımız 20'leri buldu, sonra azaldı, çok azaldı, devam edemedik. Sonunda OdtüMD Yönetimi olarak opera seyirlerimize ara vermeye karar verdik.

Opera bir başka dünya. Canlı seyredilen sahne performansının yerini hiçbir şey tutmaz. Koltuğunuza gömüleceksiniz. Sahne performansını izlerken, bir yönden yaylı sazların sesi, diğer yönden üflemelilerin sesi, derken vurmalıların da katılımı ile muhteşem bir müzik şöleni içinde o bir, iki saat dünya ile bağlantınız kesilecek.

Peki, DVD den izlerken bu özelliğin ne kadarını yakalayabiliriz? Her istediğimiz operaya, her birinin değişik sahnelemelerine ulaşabilecekmiyiz??
Operaya seyirciler çok özenli kıyafetlerle gitmeye çalışırlar. Orada nostaljik bir hava yaşayacağımızı umuyoruz, o zamanlara uygun bir ruh hali taşıyoruz.

Yine de deneme olarak başladığımız DVD seyirleri bizleri pek mutlu etti. Bilmediğimiz operalara, yeni sahnelemelere ulaştık, izledik. İzlediğimiz operalarla ilgili yazdık, tanıtım yaptık.

Bugünlerdeki güncel konular arasında, devletin operadan ve tiyatrodan desteğini esirgemesi, yeni değişen üst yönetim, yeni yöneticiler, sanatçılar arasında Tüsak tasarısı rahatsızlığı var.

Orta öğrenimdeki "Güzel Sanatlar" ve edebiyatla ilgili dersler neden önemini yitirdi? ODTÜ mezunları acaba güzel sanatlarla, tiyatro ile, sinema ile, edebiyatla yeteri kadar ilgilenebiliyor mu? Bu sene Cannes'da ödül kazanan Türk filmi "Kış Uykusu"nu seyretmeyen kaldı mı ? Operaya niçin gitmeli ?

Mühendislik ve fen bilimleri bölümünde güzel sanatlar ve edebiyatla ilgili seçmeli dersler (Non-Technical Elective, NTE) olsa da, burada okuyanlar orta öğrenimden gelen sözkonusu açığı hiç olmazsa biraz kapatabilseler.

Geçtiğimiz yıl, DVD Opera gösterilerimiz Puccini "La Boheme" ile başladı. Gaetano Donizetti'nin "Anna Bolena"; "Lucia di Lammermoor"; "Don Pasquale" operası ile devam etti.

Bu yeni dönemde ilgi olursa, izleyici sayısı 20'yi geçerse, gösterimler kurumlaşabilirse, "Opera Geceleri"ne devamı ciddi olarak düşünüyoruz.

Yaz geceleri, salı ve perşembe akşamları saat 21:00'de düzenlediğimiz "Yıldızlar Altında Film Şöleni" programlarına ek yapabiliriz. Kışa girince iç mekanlara geçebiliriz. Salon56 çok büyük. Dış seslerden uzak, kuytu ve DVD sistemi hazır bir başka toplantı odasında toplanabiliriz.

Hangi gün, hangi sıklıkta, hangi saatte, hangi mekanda yapalım, bize lütfen tavsiye bulunun. Taslak programımızda yer alanlar Opera eserleri şöyle,

Giacomo Puccini operaları, LaBoheme; Madame Butterfly; Tosca;
Giuseppe Verdi operaları, Rigoletto; Nabucco; Il Travatore; LaTraviata; "Attila"
Wagner, "Uçan Hollandalı"; "Tannhauser"; "DasRheinGold"
Mozart, "Saraydan Kız Kaçırma"; "Don Giovanni"
Rossini, " Il barbiere di Siviglia".

Ankara Operasına toplu bilet alalım, öncelikle loca kapalım. Her yeni eserde karakter için tüm "cast" sanatçıları izleyelim. Sonra İzmir Elhambra, İstanbul Süreyya, Samsun, Antalya, Mersin operalarını yerinde seyredelim. Yaz festivallerine gidelim. Arkasından işi daha büyütelim. Milano LaScala, Münih, Berlin, Paris, Londra Royal Opera House, Moskova, St.Petersburg operalarını görelim. Çok mu abarttım? Ama bunları makul bütçe ile yapan arkadaşlarım var. Erken bilet alırsak, çok para gerekmiyor.

"Opera Geceleri"nin tıpkı "Edebiyat" ve "Arkeoloji" kulupleri gibi kurumsallaşması lazım. "Opera Geceleri" başladıktan sonra, elinizde yeni bir opera DVD kaydı var ise, bizleri haberdar edin, bir "Opera Gecesi"ne getirin, hep birlikte seyredelim. 
Gelin ODTÜ ortamında olmanın, opera seyretmenin;
ODTÜ mezunu olmanın, müzikli yaşamın, operanın keyfine varalım...

Ankara ve diğer şehirlerimizdeki Opera programları hakkında sizin bir duyumunuz, uyarınız, düzeltmeniz, yorumunuz, tavsiyeniz varsa lütfen bana yazın. E-posta adresim; "HalukDireskeneli at gmail dot com"

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Ankara, 2014-08-19


Sunday, August 10, 2014

Opera'larda 2014-2015 yeni sezonunda neler var?

Değerli okurlarım,

Başka operalarda yıllık programı çok önceden takip edebilmeniz mümkündür.
Bizde çeşitli nedenlerle olamıyor. dobgm.gov.tr web sayfasında yeni sezon için programlar henüz yenilenmedi. Çeşitli kaynaklardan, duyduklarımızdan, önümüzdeki dönem opera programı için sizlere bir derleme yapmaya çalıştık.

Değerli yönetmenimiz Yekta Kara tarafından modern kurgu ile sahnelenen Verdi'nin "Rigoletto" operası Ankara Opera sahnesinde oynanmaya devam edecek. Strauss'tan "Yarasa", Puccini'den "Tosca", Verdi'den "Macbeth" ve "Attila", Mozart operaları “Don Giovanni” ve “Saraydan Kız Kaçırma”, Bizzet'in "Carmen", programda yine var.
Yeni olarak Wagner’den “Das RheinGold” operası bekleniyor.
Bilkent Senfoni orkestrası 11 Ekim gecesi sezonu açıyor. Odeon ve kapalı salonda yeni opera seslendirmeleri bekleniyor. CSO programında da opera var.

Istanbul Süreyya'da Benjamin Britten “Kötülüğün Döngüsü”, Mozart “Opera Müdürü”, Salierri “Önce müzik sonra söz”, Donizetti “Aşk iksiri”, Strauss “Ariadne Naksos'ta”, Offenbach “Hoffman'ın masalları”, Rossini'den "La Cenerentola", programa konmuş. Fulya ve Bakırköy'de opera için uygun yeni salonlar var ama düzenli programlara henüz geçilemedi.

Istanbul Zorlu Performans Sanatları Merkezinde 18-20-22-24 Ocak 2015 günleri Londra Royal Opera House sanatçıları "La Boheme" operasını seslendirecekler. Koltuk fiyatları 95-350 Lira aralığında düzenlenmiş.

Operası olmayan bir megakent dünya kenti olamaz, ancak bir büyük köy olur, burda büyük organizasyonlar, olimpiyat, Expo düzenlemek, bu organizasyonlara aday olmak hayal.

Samsun operasında yeni sezon Giocomo Puccini'den "Madame Butterfly" ve "La Boheme", Mozart’tan “SihirliFlüt” operalarını oynayacaklar.

Izmir Opera’mızda harika eserler var. Donizetti “Don Pasquale”, Haendel “Agrippina”, Verdi “Aida”, Puccini “Madame Butterfly”, Bellini “La Sonnambula” kaçırılmamalı. Opera mekanlarımızın sayısı 5 (beş) oldu. Elhambra, Sabancı, Ahmet Adnan Saygun, Karşıyaka, Bostanlı. Ayrıca üniversite konser mekanlarımız ve antik tiyatrolarımız da opera seslendirmeleri için müsait.
Mersin'de, Puccini “La Boheme” ve “Madame Butterfly”, Bizet “Carmen” oynuyor.

Antalya'da, Verdi “La Traviata”, Smetana “Satılmış Nişanlı”, Donizetti “Lucia Di Lammermoor”, Puccini “Tosca”, Mozart “Figaro'nun Düğünü”, Cherubini “Medea”, Ali Hoca “Lale Çılgınlığı”, Verdi “Macbeth” sahnelenecek.

Opera günleri için o şehirde kendimize iş/ program/ görüşme/ seminer ayarlamalı, nasıl olsa önümüzde 15 gün veya 1-ay zaman var.

Kendimizi sadece yurtiçi operalarla sınırlamayalım. Moskova, Münih, Paris, Londra ve Milano LaScala bizleri bekliyor. İş seyahatlerinde, akşamları opera seyretmek harika olur.

Ayrıca youtube eski performansları tam veriyor. Münih operası her ay bir operayı canlı internet üstünden yayınlıyor. Londra Royal Opera House ve NewYork Metropolitan operalarının paralı internet yayınları var.

DigiTürk Mezzo TV programlarını da izleyelim. Seçilen yayınlar çok başarılı. Ayrıca DVD değiştokuşu da yapılabilir. OdtüMd bünyesinde opera gecelerine başladık, çok güzel DVD'ler seyrettik, ancak katılımcı sayısını artıramadık, mecburen ara verdik.

Operaya öyle hazırlıksız gidilmez! Evde, arabada, işyerinde, kaset, CD, iPod, mp3 çalar alacaksın, PC’de youtube açacaksın, hiç ara vermeden dinleyeceksin, en az 1-2 gün hatta bir hafta boyunca başka müzik dinlemek yok. Her bir nota ses müzik kafana girecek, Opera konusunda konservatuar eğitimi almamış olsan da baştan sona melodiyi kafanda takip edebileceksin.

Münih operasında en ufak çıt çıkarırsan herkes yüzüne kötü kötü bakmaya başlıyor.
Milano LaScala operasında seyirci detone olan sanatçıyı affetmiyor, beğendiği sanatçıyı çiçek yağmuruna tutuyor, beğenmediğini belli ediyor. Moskova'da ayağa kalkıyorlar ve sahneye yaklaşıyorlar, sanatçılara demet demet çiçek atıyorlar.
Bizde ise salonda çok kişi iphone mesajlarına bakıyor. Anlaşılır iş değil.

Detone olan, sesi kısılan, şarkıyı unutan sanatçının operadan ayrılması lazım, sesine- kendine- sağlığına dikkat etmemiş, hazırlanmamış, sesini gerektiğince ısıtmamış. Bizde eser bitince sadece standart alkış var, çiçek göndermek yok. Ön sıralar çiçek getirmeli, beğendiği sanatçıyı çiçek yağmuruna tutmalı.

Bir oyuna hiç ses- hiç yorum- eleştiri gelmemesi iyi değildir.
Biz eleştirmenler her sahnelenmeyi, her yorumu beğenmek zorunda değiliz.

Program kitapçığından mutlaka almak lazım, kaç kişi geldiyseniz o kadar program kitapçığını beklemeden almalı, son dakikada konu okunmaz, perde üstündeki dijital yazıları okumak için kendinizi zorlamayın, kendinizi müziğin keyfine bırakın, zaten çok tanıdık bildik bir müzik, mutlaka bir yerlerde duymuşsunuzdur.

Son ara verildiğinde bir fincan sade kahve içmek insanı uyanık tutar. Opera sonrası araba sürmek daha kolay olur.

Çıkışta yürüyüş mesafesi bir Kafe'de yarım saat geçirmek, kahve ya da salep içmek iyi olur, kalabalık dağılır, taksi bulmak daha kolaylaşır.

Opera programları hakkında sizin bir duyumunuz, uyarınız, düzeltmeniz, yorumunuz, tavsiyeniz varsa lütfen bana yazın.
E-posta adresim; "HalukDireskeneli at gmail dot com"

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Ankara, 2014-08-12


Free Blog Counter