Thursday, June 21, 2018

#ElectrifyEurope 2018




Electrify Europe 2018 Viyana, Avusturya Enerji Konferansı ve Sergisi,

"Electrify Europe" Konferans ve Sergisi bu yıl Avusturya'nın Başkenti Viyana'da 19-20-21 Haziran tarihlerinde düzenlendi. Katılımcılar Viyana'ya Konferans öncesi geldiler. Bir hafta süreli makul fiyatta bir apart otellerde kaldılar. Eşleri ile gelenler birlikte haftasonu Viyana'yı yürüyerek gezdiler. İmpararatorluk döneminde yapılmış şimdi artık müzeye dönüşmüş sarayları gördüler. Osmanlı Sultanı 19. yüzyılda Efes antik kentindeki eski Grek- Roma eserlerini Avusturya İmparatoruna hediye etmiş. Avusturyalılar da ortada ne varsa söküp Viyana'ya getirmişler. Müzelerine koymuşlar. Bu imtiyaz 1907'de bitmiş ama bize birşey kalmamış, en iyi korunmuş eserler, en güzel heykeller orda. Bütün heykellerin kafası Viyana'da, gövdeler bize kalmış. Aynı durum Eski Mısır medeniyeti için de geçerli. Mehmet Ali Paşa çok sayıda heykel, papirus, eski eseri kendisi hediye etmiş, Mısır medeniyetine Batı ilgisi artsın istemiş.

Operaseverler Muhteşem Viyana Opera binasını gezdiler. Puccini, Weber, Wagner ve Verdi operaları vardı, biletler önceden bitmişti. Parter biletleri önlerde koltuk başına 150- 250 Euro arası fiyatla satılıyordu. 19 Haziran gecesi Puccini (Tosca), 20 Haziran Carl Maria von Weber (Der Freischitz), 21 Haziran Verdi (Falstaff), 22 Haziran gecesi Wagner (Lohengrin) operaları programda idi. Çok sayıda eski klasik Viyana kahvesine girdiler, kahve içtiler, pasta yediler. Musluk suyu çevredeki Alp dağlarından geliyor. Kolay içilebiliyor. Yaya arterinde sağnak yağmur altında uzun yürüyüşler yaptılar. İmparatorluk döneminden kalma eski klasik binaları gördüler.

Merkezde yaya bölgesinde yer alan Roman-Katolik Aziz Stephan Katedrali çok büyük çok görkemli yapılmış. 2.Dünya savaşı sonunda yağma sırasında çatısı yanmış, savaş sonrası yenilenmiş. Herbir köşesinde, özellikle Osmanlılara karşı kazanılmış savaşları anlatan, yenilen Osmanlı askerlerinin heykelleri ilgi çekici geldi.

Katılımcılar konferans süresince çok sayıda yerli yabancı enerji profesyoneli, çalışanı ile tanıştılar, konuştular, bilgi alışverişinde bulundular. Sunumlar izlediler, tanıtımlar takip ettiler. Türkiye'den gelen az sayıda piyasa yetkilisi ve çalışanı vardı. Eşleriyle gelenler vardı.

Konferansta Türkiye'den, Tanay Sıtkı Uyar (EuroSolar), Emre Arıcan (Fortun), Tamer Turna (TES Energy Consulting) sunum yaptılar, panel konuşmacısı oldular.

Sergide yer alan Türkiye'den firmalar, HacıAyvaz Istanbul (AH16), Friterm Termik Istanbul (AS44), SIPIL STEEL Manisa (AM12) oldular.

Konferans danışma kurulunda Türkiye'den, Cezmi Bilmez (WSP Parsons), Tamer Turna (TES) Osman Türkmen (TRL Trade) vardı. Avrupa'da yerleşik Türkler, Hasan Özden (Siemens Gameda), Engin Beker (Arthur D. Little Austria) Burak Türker (Younicos Almanya), listelerde göründü. Sumitomo SHI FW firmasından Ahmet Eltekin konferansa katıldı.

Sergi salonunda konuyu ciddi alanlar, iyi hazırlananlar olduğu gibi, tümüyle panayır havasına sokanlar, gezi eğlence tatil alışveriş kapsamında düşünenler de vardı. Öğleden sonraları, tezgah altlarından, çantalardan, bavullardan, kutulardan içkiler çıktı, herkes herkese ikramlar yaptı. Yabancılar Türklere yaklaşan 24- Haziran genel seçimlerini, Türkiye'deki yatırım ortamını sordular. Yabancı yatırımcılarda, Türkiye'ye karşı temkinli bir tavır değişikliği, risk iştahının kaçması, gözlemlendi. Henüz daha çok erken, ancak ilerde yatırım beklentilerinin daha farklı algılandığını görürsek şaşırmayalım.

Yabancılar arasında pazarlamayı, satış psikolojisini bilmeyenler çoğunluktaydı. Teknik eğitimli bir insanı sonradan satış elemanı yapamazsınız. Müşteriye nasıl davranılacağını bilmeyenler, çok olumsuz davrananlar, terslenenler, gereğinden fazla uzun sunumlar yapanlar, başından atanlar, sorulara cevap vermeyenler, ilgilenmeyenler, “bitsede gitsek, alışveriş yapsak”, havasında olanlar vardı. Sadece eşantiyon toplayıcıları, konuyla ilgisiz insanlar da çoktu. Herkes için ayrılmış dinlenme yerlerinde koltuk yer tutanlar, soruları anlamıyanlar, yabancı dil bilmeyenler, kendi konusunu hiç bilmeyenler çoktu. Konusunu çok bildiğini sanıp, 1-2 soruda mat olanlar, saçma sapan bilgilerle dolu süslü ama boş kataloglar hazırlayanlar vardı. Bolca ilk elden piyasa dedikodusu yapıldı. Zamanı geçmiş, teknolojisi bitmiş, fiyatları çok pahalı kalmış, eskinin büyük, şimdilerin hantal firmaları çoktu. Eskilerden tanışık olduğumuz, şirketinden ayrılmış, başka yer edinmeye çalışanlar vardı. UzakDoğulular çok ataktı ama yabancı dil konuşma özürlüsü idiler. Almanlar, Fransızlar, İspanyollar, zaten kendi ana dillerinden başkasını rahat konuşamıyorlardı. Üç büyük hol sergi alanı içinde, ziyaretçi hangi ülkeden gelmiş ise, o ülkenin satış elemanı devreye giriyordu.

Yabancı büyük enerji ekipman satıcısı şirketlerin üst düzey görevlilerinde bir bezginlik sezinledim. Aralarından, "Hep aynı teknolojik çöplükle uğraşıyoruz", diyen bile çıktı. UzakDoğu imalat rekabeti ile bezmişler. Gümrük duvarları ile kendi iç piyasa taleplerini rakabetçi ortamda zor götürüyorlar. Bazı UzakDoğulu şirketler çok sayıda yabancı(İngiliz) işe almışlar, ortalık konudan habersiz, sadece iyi İngilizce konuşan personel ile doluydu. Akdeniz ülkelerinin şirketlerinde tam içe dönük ortam vardı. Bir yabancı ile anlaşmaları çok zor. Tanıtmak aslında en büyük olay.

Gelecek yıl (2019) PowerGenEurope ismi altında aynı konferans ve sergi Fransa'nın başkenti Paris'te 12-13-14 Kasım 2019 günlerinde yapılacak. Eğer enerji sektöründe çalışıyorsanız katılmanızı tavsiye ederim. Bu kadar çok enerji piyasası şirketini ve bu uluslararası şirketlerin üst düzey yöneticilerini bir arada bulmak, onlarla tanışmak görüşmek konuşabilmek her zaman kolay değil.




---


Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

2018-06-22

Wednesday, June 20, 2018

Adalar




Adalarda Faytonlar ve Elektrikli Araçlar

Son günlerde basında ve seçim platformlarında çok sayıda haberler çıktı. “Büyükda (Prinkipo) faytonları tümden kullanımdan kaldırılacak, onların yerine elektrikli akü şarjlı arabalar otobüsler servise konacak”.
Bu haberler konu iyice derinlemesine incelenmeden servise konmuş olmalı, diyoruz. Böyle bir şey olmaz olamaz, neden olamaz…? Bölgenin elektrik sistemi çöker onarılamaz. Anlatalım. Elektrikli arabalar, şarj için darbeli yük çekerler, ulusal şebeke darbeli yükü kaldırır, ama Adalar’ın sınırlı kapasitede iletim/ dağıtım şebekesi darbeli yükü kaldırmaz.
Yeni ancak çok pahalı HVDC deniz altı kablosu çekilmesi gerekir. Bu yüksek darbeli yükü kim taşıyacak? Hangi termik santrali bu işte kullanacağız? Küçük bir yerleşim yeri bu darbeli yükü çekebilir mi? Gereksiz bu tasarı için kim yeni yatırım yapacak? En çok onlar sebepleneceğine göre elektrikli araba satıcıları mı?
Adalar dünyada içten patlamalı, benzinli, dizel arabaların giremediği veya kısıtlı sayıda halk hizmeti için, polis, ambulans, itfaiye, çöp, orman hizmetleri için sınırlı girebildiği kurtarılmış sayılı yerlerden biridir.
Elektrikli golf arabalarını da en başta Adalar’a sokmamamız gerekirdi, önce yürüyemeyen engelli yaşlılar için sınırlı sayıda girdiler bir kere, bundan sonra daha çoğalmamaları için uğraş vermeliyiz, sayıları makul az bir rakamı geçmemeli, artmamalı. Bisiklet kullanımını teşvik etmeliyiz.
Her türlü iyi niyetli karar ve teşvik, her zaman her yerde itina ile suiistimal edilir. İhracat için teşvik verirsiniz, hayali ihracat çıkar.
Geçtiğimiz yaz boyunca elektrikli arabaların gece şarj yaptığı Adalar bölgelerinde devamlı elektrik kesintisi oldu, çünkü darbeli yükü eskiyen trafolar, yenilenmeyen şebeke kaldıramadı, Denizaltı kablosu Kartal-Adalar arasında ilk 1932 yılında döşendi, daha sonra nispeten güçlendirildi, ancak mevcut sistem darbeli yük kaldıramaz. Öyle oldu, elektrikli arabalar gece şebekeye bağlanınca kaldıramadı.
Yaz Geceleri biz Büyükada KadıYoran yokuşunda elektriksiz kaldık, buzdolaplarında yemeklerimiz bozuldu, klima kullananlar çalıştıramadı. Elektrikli arabaların şarjı için uygulanan 3- klasik bilinen yol vardır:

  1. 220V ev elektriğine bağlarsınız, 50-100 KWh yükü 8-10 saat arasında gece suresince çekersiniz, az sayıda şarj için problem yoktur, ama 1000-2000 araba şarjını her gece bağlarsanız olmaz, bu iş ciddi yeni ek yatırım gerektirir.

  1. İşiniz aceledir, şarj bitmiştir, şarj istasyonuna gidersiniz, yarim saatte tüm şarjı 6.3Kv veya 34.5 KV üstünden ulusal şebekeden verirler bu darbeli yüktür, sistem zorlanır.

  1. İşiniz çok daha aceledir, yine şarj istasyonuna gidersiniz, biten akünüzü sökerler yeni akü takarlar, sure 5 dakikadır, bunun ulusal şebekeye bir yükü yoktur, çünkü yeni akü normal uzun sureli darbesiz yüklenmiştir

Durum sadece Büyükada, ve/veya Adalar kapsamında değildir, darbeli yük her zaman ulusal şebeke için yüklenilmesi zor bir taleptir.

İzmir çevresinde en büyük arızalar hep Aliağa yöresindeki ark ocaklı demir çelik tesisleri bölgesinden gelir. Neden? Zira bu yöredeki fabrikaları en yüksek voltaj sistemine bağlamak gerekir. 34.5 KV, 6.3 KV hatta trafolar zorlanır 154 KV ve üstü sisteme bağlamak gerekir.

Büyükada’da yaz aylarında geceleri 7000-10000 arası nüfus yasar, emlak stoku yaklaşık 2000 adettir. Faytonlara çoğunlukla Adalara günübirlik OrtaDoğu'lu turistler Araplar- İranlılar biner. Bizim pembe dizilerimizde izledikleri Ada mekanlarını gezerler, fayton sefası yaparlar. Faytonlar tüm gün onlara çalışır. Fayton meydanından LunaPark Birlik meydanına kadar gider ve dönerler, bazıları büyük tur ister.

Bu emlak stokunda yüksek gelir gurubunda insanlar yasar, her ev birden fazla elektrikli araba, elektrikli bisiklet benzeri taşıt alabilecek parasal güçtedir, izin verilince herkes 2-3 elektrikli araba alır ve yollar yürünmez olur. Çoğu evde zaten çok sayıda bisiklet vardır.
Bizim ülkemizde her türlü iyi niyet itina ile kötüye kullanılır, derhal suiistimal edilir. “Kalp hastası, bypass oldu, stent takıldı, elektrikli golf arabasına ihtiyacı var”, diye sınırlı sayıda kişiye elektrikli golf arabası izni verirseniz, onlarda kendileri dışında adaya gelen sağlıklı misafirlerini taşırlar, gezdirirler, bu arada kendileri hareket etmedikleri için aşırı kilo alırlar. Kalp- damar şeker sağlık sorunları artar. Şu anda kısıtlı izinle zaten 2000'i aşkın bisiklet benzeri basit elektrikli araç Büyükada'da mevcut. İlerde izin verildiği zaman bir hesap yapın, 2 bin adet eve 10 bin adet elektrikli golf arabası, her gece her bir araba için 50-100 KWh çekiş, bunun Büyükada ve diğer Adalar elektrik şebekesine, eski ve yenilenmemiş trafosuna yükü ne olur? Arada bir hızlı çekiş gerektiğinde (yarım saatlik ani bir şekilde yapıldığında) ve çok sayıda yapıldığında durum ne olur düşünebiliyor musunuz? Bu yükü bu şebeke nasıl çeker, çekemediği durumda nasıl bir ek yatırım yapmak gerekir?
Her yaşta "yürümek" sağlıktır, Adalar’da herkes yürür, eşyası olan, acelesi olan faytona biner, yürüyemeyen zaten Prinkipo'ya gelmemeli, ana kıtadan ayrılmamalı, sağlık hizmeti gerekirse karşıya acil geçmek sorundur. Bana sorarsanız söyleyeyim, Kadıyoran tepesinden günde birkaç kere çarşıya inip tekrar eve çıkmazsam kendimi iyi hissetmem.
Bu haberler gerçek değil sadece bir yanlış temenni olarak kalmalı. Sadece işlerini kaybedecek faytoncu esnafı değil hepimiz tüm Prinkipo halkı bu yanlış kararın karşısında olmalıyız. Faytoncu esnafı da kendisine çeki düzen vermeli, atları iyi beslemeli, onlara iyi bakmalı. At pisliği biz yerli halkı rahatsız etmez yağmur gelir alır götürür, çiçeklerimize gübre olur. Bizi rahatsız eden, çevreyi kirleten sorumsuzca ortalığa tabiata atılan pet ve cam şişeler, metal kola kutularıdır.
Adalar'da hayat yavaş geçer, acele yoktur. Çarşı esnafı bir telefonla her şeyi evimizin kapısına bisikletle getirir. Hasta taşıma ambulansımız yaşlımızı, hastamızı bir telefonla taşır.
Bizimle beraber Adalar'da yaşamayanlar bizim hayat düzenimiz hakkında sonucu belirsiz tehlikeli geri dönülmez kararlar almamalı. Elektrikli arabalar Adalar'a gelmez, gelemez gelmemeli.

---



Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Prinkipo, 20 Haziran 2018

Thursday, June 07, 2018

Opera Bale 2018 Yaz Festivalleri




Opera Bale 2018 Yaz Festivalleri

Yazın açık havada serin bir mekanda, sevdikleri ile beraber akşam 21:00 saatlerinde opera bale izlemek çok hoş bir duygu oluyor. 2017-18 sezonu Opera bale programları Mayıs ayı sonunda bitti. Artık yaz festivalleri başlıyor. Yaz aylarında yapılacak Istanbul Izmir Bodrum Antalya opera bale festivallerini sizler için derledik. Detaylar için internet adreslerini verdik. Bilet almak için internet sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Yazın yurdumuzda yabancı turistleri gezdiren seyahat tur şirketleri bu festivalleri programlarına alıyorlar, misafirlerine Türk ve yabancı sanatçıların sundukları opera bale seyir imkanı sağlıyorlar.

Odtü Mezunları Vişnelik anfi tiyatrosunda 2 Haziran gecesi Haluk Levent Rock konserinde sahne alan "3 Soprano"nun performansı harikaydı. Rock konserinde opera ayrı bir hoşluk oldu. Rock müzik sanatçısı Haluk Levent'in operacılara katkısı bize Freddy Mercury konserlerini hatırlattı.

46. Istanbul Müzik Festivali 23-Mayıs 12 Haziran 2018
Verdissimo, Diana Damrou- Nikolas Teste, Istanbul Lütfi Kırdar

İstanbul Müzik Festivali’nin teması “aile bağları” olacak. Sanatçıları, dinleyicileri, destekçileri ve çalışanlarıyla kendisi de büyük bir aile olan İstanbul Müzik Festivali, bu yıl müzikseverleri aile ilişkileri arasındaki müziğin izini sürmeye, müziğe dair anılarını yeniden hatırlamaya ve keşfetmeye davet ediyor. Festival bu tema kapsamında müzikseverleri Lauma & Baiba Skride, Güher & Süher Pekinel ve Ferhan & Ferzan Önder gibi kardeş müzisyenler, Selman & Kudsi Ergüner, Mischa, Lily & Sascha Maisky gibi müzisyen baba ve çocukları ile Diana Damrau & Nicolas Tesle gibi eş müzisyenlerin de aralarında olduğu zengin bir programla buluşturuyor.

İstanbul 9. Uluslararası Opera festivali, 13-23 Haziran
Gala Konseri, 21 Haziran Zorlu PSM
Saraydan Kız Kaçırma, Mozart, Arkeoloji müzesi bahçesi 28-29 Haziran
LaTraviata, Verdi opera, Zorlu PSM, 3-4 Temmuz 2018
Zorba the Greek, Bale, Zorlu PSM 7 Temmuz 2018

Bodrum 16. Uluslararası Bale, 1- 15 ağustos, Bodrum kalesi

Antalya 25. Uluslararası Aspendos 23 Ağustos- 7 Eylül

Bazıları yapıldı, bitti, yurtiçi opera bale günlerimiz var.
Yakında iseniz onları da takip edebilirsiniz, izleyebilirsiniz.
Eskişehir, Mardin, Trabzon, Gaziantep, İzmir Efes.

İstanbul 6. Uluslararası bale yarışması 2-8-10 temmuz günleri yapılacak,
Tüm detaylar www.dobgm.gov.tr internet adresinde bulunuyor.
Ayrıca D-marine TurgutReis Klasik Müzik Festivalini, ve Gümüşlük Piyano Günlerini, İstanbul Kültür Sanat Vakfı İKSV klasik müzik festivallerini takip etmek lazım.
Yurtdışında Berlin, Luzern, Viyana, Salzburg, Beyreuth, Leipzig, Toskana yaz festivalleri var. İyi seyirler, güzel günler, sıcak ve mutlu bir yaz dönemi dileğiyle, Ankara 08 Haziran 2018

---


Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup,
mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Bu makale "Odtü'lüler Bülteni" Opera sayfası için yazılmıştır.



Sunday, June 03, 2018

Dresden



Dresden, Almanya
Dresden kentini hep merak ederdim. Biraz da soyadıma benzerliğinden dolayı olmalı. Neyse fırsat oldu, bir pazar günü Almanya Aşağı Saksonya eyaleti başkenti Dresden kentine vardık. Arabayı parka bıraktık, Şehir merkezinde yaya bölgesinde gezmeye başladık. Güzel sakin temiz bir şehir. 2. Dünya savaşı sonuna kadar fazla zarar görmeden kalmış. Savaş ile ilgili bir stratejik önemi olmayan, askeri birliklerin askeri fabrikaların çok olmadığı, güzel sakin bir şehir imiş.
Ancak İngiliz Kraliyet ve Amerikan savaş uçakları 13-14-15 Şubat 1945 günleri bu güzel kenti ağır savaş uçakları ile bombalamışlar. "Bu yaptığımız savaş başında İngiltere'nin bombalanmasını intikamı" demişler. Yaklaşan Rus kuvvetlerine karşı Alman direnişi olmasın istemişler. Bombardıman sırasında yeni üretilen yeni fosforlu bombalar kullanılmış, tüm kent yakılmış yıkılmış, bombardımandan sonra şehir kendi kendine 15-gün daha yanmış. Bombardıman sırasında ve sonrasında 30-bin insan yanarak ölmüş. Tüm kentte 28bin bina yanmış yıkılmış. O zamandan kalma fotoğraflar durumun korkunçluğunu ortaya koyuyor. Savaş sonrası şehir Rus işgal bölgesinde kalmış, 1989'da Almanya'nın birleşmesine kadar Doğu Almanya olmuş, onarım için yeterli para ayıramadıkları için şehir harabe halinde öyle kalmış. Doğu- batı birleşmesinin gerçekleştiği 1989 yılından sonra Dresden kenti üniversite kenti olarak ün yapmış. Teknik üniversite var, çok sayıda yabancı öğrenci var, Erasmus bursu almış yabancı öğrenciler var. Yeni Almanya'nın maddi imkanları ile yıkılan kiliseler saraylar, opera, herşey yeniden yapılmış. Muhteşem bir operası var. Opera kapısında Goethe ve Schiller'in gerçek boyutlarda heykelleri var. Saray bahçesi terasında çay içtik. Bizden başka herkes bira içiyordu, çünkü daha ucuz.
Silikon vadisi benzeri bilgisayar teknolojileri, ilaç, taşıt üretimi, makina üretimi var, etraf yemyeşil, parklar, heykeller, saraylar, müzeler. Ancak 1945 bombardımanın yaktığı izler tüm onarıma rağmen duvarlarda, heykellerde kapkara duruyor. Şehir yenileniyor, eskinin izleri aradan geçen 70 yıla rağmen her tarafta görülüyor. Bombardıman izleri belli ki özellikle kalmış, ara ara bırakılmış. Şehirde yabancı göçmen yok, yabancı işçi çok az. Zaten aşırı sağcı Neo-Naziler, AfD ve Pegida'nın kuvvetli olduğu bir bölge burası. Nerdeyse tümüyle bir Alman kenti.
Ana meydanda bir açık hava konseri ve festivali vardı, meydana bakan bir italyan pizzacıda (L'osteria) pizza yedik, çay içtik, arabamızı parktan aldık. Berlin'e dönerken yol üstünde Saksonya kıralının 14.yüzyılda yaptırdığı muhteşem Moritzburg av köşkünü gezdik. Sonra 195 km otoyol sürüşü yaptık, yol boyunca çok sayıda 4-5Mwe kapasiteli rüzgar gülleri gördük, ve geç saatlerde Berlin'e eve döndük.
---
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir. Dresden, 21- Mayıs 2018

Potsdam



Potsdam, Almanya, 26-Mayıs 2018
Berlin'de Cumartesi günü eşim oğlum ve ben ailecek yakındaki U8 RezidentStrasse metro istasyonuna yürüdük. Makinadan 3-kişilik günlük grup bileti aldık, 23€ verdik, yolda 2-aktarma yaptık, son tren ile ormanlık ağaçlık yeşil alanda uzun mesafe geçtik. Potsdam istasyonuna vardık, indik, Potsdam Berlin dışında başka bir kent.
İstasyon kapısında eski 17.yüzyıl elbiseleri giymiş rehberler bizi üstü açık doubledecker 2-katlı otobüslerle şehir turuna çağırdılar, biz şehri daha iyi tanıyabilmek için yürümeyi tercih ettik, şehir içinde yaya bölgesinde uzun bir yürüyüş yaptık. Berlin'de güniçi ortalık boş, sadece yaşlılar ortalıkta, haftasonu çocuk çocuk heryer insan doluyor, çoğu kişi bisiklet binmeyi tercih ediyor, çocuklarda yanlarında, tren yolculuğu bisiklet taşımak için çok uygun. Şehir içinde yenilenen görkemli eski kamu binalarını kiliseleri, kütüphaneyi, sarayları gördük, Starbucks şemsiyesi gölgesinde oturduk, kahve içtik, sonra yine uzun bir yürüyüş ile prusya kralı büyük Frederic'in 1750 yıllarında yaptırdığı Sanssaucci sarayına vardık.
Frederic-II mimardan düzayak tek kat yüksek tavanlı bir saray istemiş, mimar "subasman koyalım, biraz yüksekten daha iyi manzara görürsünüz", demiş ama dinletememiş. Sonunda uzaktan ince uzun yatay görünen bir bina ortaya çıkmış. Sanssaucci sarayı yuvarlak fıskiyeli havuzun arkasında yüksek bir tepenin üstünde, içi porselen, eski eşyalarla dolu, aslında asıl niyetimiz yanda duran meşhur yel değirmenini görmekti. Zaten sanki oraya gelen herkes sadece yeldeğirmenini görmeye gelmişti. Masalsı bir hikayesi var.
Yeldeğirmeninin sahibi değirmenci, sarayın yanında duran yeldeğirmenini satın almak isteyen krala direnmiş, "Berlin'de benim haklarımı koruyacak hakimler var", demiş, krala hukuh üstünlüğünü hatırlatmış, hukuk üstünlüğü her yerde her zaman çok önemli.
Mustafa Kemal, Şehzade Vahdettin'in Almanya gezisinde heyete dahil edilmiş. Çanakkale kahramanı genç paşa olarak Berlin gezisinde ilgi odağı olmuş, yılbaşı gecesi Berlin Adlon otelinde kalırken arkadaşlarından bu hikayeyi dinlemiş, hikayede geçen yeri görmek için 31-Aralık 1917 günü trenle Postdam'a gelip yeldeğirmenini ve saray çevresini gezmiş, aradan 100-yıl geçmiş. Bunların hepsi ve fazlası Sunay Akın'ın güzel hikayesinde anlatılıyor, wikipedia'da başka detaylar da var.
Berlin'deki hakimlerin kararları kralın kararlarından üstün imiş, hukuk üstünlüğü ne kadar önemli, yeldeğirmenci, "Sen kral olabilirsin, burayı satınalmak isteyebilirsin, ancak ben satmıyorsam sen satın alamazsın, bu yeldeğirmeni bana dedemden kaldı, ona da dedesinden kalmış, ben de torunlarıma bırakmak istiyorum", demiş.
Nazi Almanyası 1933-1945 döneminde ortada hukuk kalmamış, herşey Führer'in emrine girmiş. Savaş sonrası evrensel hukuk yine geri gelmiş.
Aradan 250 yıldan fazla zaman geçmiş. Yeldeğirmeni 2. Dünya savaşında yanmış yıkılmış, Rus t34 tankları ile Alman tiger tankları burda kısa süreli çarpışmışlar. Saray bombardımandan zarar görmüş, 1989' Almanya'nın birleşmesinden sonra yıkılanlar onarılmış, yeldeğirmeni yeniden eski görünümlü olarak yapılmış, Potsdam'da boş saraylardan biri çok prestijli bir uluslararası üniversite olmuş.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Müttefik liderler Truman, Churcill, Stalin Potsdam'da savaştan çok zarar görmemiş küçük Cecilienhof sarayında toplanmışlar. Almanya'nın teslimini ve paylaşımını görüşmüşler.
Geldiğimiz yoldan yine yürüyerek istasyona döndük, yolda Wannsee limanı, Bismark parkı ve Orienburg saray mekanlarını gezdik, kısa süreli sağnak yağmur yağdı, Orienburg "Schloss Restaurant" açıkhava mekanda oturduk, hafif bir yemek yedik, güzel bir gün oldu.
Yeldeğirmeni bize heryerde herzaman hukuk üstünlüğünü hatırlatıyor,
hukuk herkese her zaman lazım.
---
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Potsdam Berlin, 27- Mayıs 2018