Sunday, August 14, 2016

Akademisyenlere Yazılım Desteği Nasıl Sağlanır?


Değerli Okurlarım, Diyelim ki bir üniversitede Master (M.Sc.) veya Doktora (PhD.) programına kayıt oldunuz, almanız gerekli dersler bitti. Sıra tez yazma aşamasına geldi. Danışman Hocanız size yerli kömür kullanımı konusunda bir termik santral tasarımı için konu başlığı verdi. Bu konu başlığı mutlaka termik olmak zorunda değil. Solar (Güneş), rüzgar, hidro yenilenebilir enerji konuları da olabilir. Bir yeni tasarım yapacaksınız. Bu tasarımı basit dört işlem hesap makinası ile yapacak haliniz yok. Windows Excel kullanımında modelleme yapmanız bile çok uzun bir süre gerektiriyor. Yazarınız yıllar önce dört işlem hesap makinasıyla bir endüstriyel buhar kazanı tasarımını ancak altı ayda bitirebilmişti. Şimdi uygun yazılımlar ile saniyelerde yapılıyor.

B
ir Doktora (Ph.D.) tezi için yabancı yazılım gerekir mi? "Doktora tezleri özgün olmalı", diye düşünebilirsiniz. Hatta "Gereken yazılımı tez öğrencisi kendisi yapmalı" diyebilirsiniz. Bir tez için eğer gelişmiş bir yazılım programı varsa, o tez olmaktan çıkıp basit bir uygulama metodu olmuyor mu? Araştırma ve geliştirme bu şekilde olmuyor mu? diye sorabilirsiniz.

Bütün bunlar eskiden oluyordu. Çoğu ticari yazılım başta bir Doktora tezi çalışması olarak başladı, daha sonra ticari olarak gelişti. Yirmi- otuz sene öncesinin çalışmasını tekrar sıfırdan başlayıp yapmak artık gereksiz. Günümüzde herşeyi baştan üretmenin bir anlamı yok. Aynı yazılımı bir daha yapmak tez konusu olamaz. 20-30 senedir geliştirilmiş bir yazılım programını zaten siz kısa sürede aynı seviyede gelişmiş üretemezsiniz. Ticari bilgileri toplamak kolay değil. Hazır gelişmiş programı tekrar üretmenin hiçbir anlamı yok, onu satın alıp daha ötesine ulaşmak gerek. Daha yeni sonuçlara ulaşmak lazım.

Google taramasına girdiniz. "Thermal Power Plants Design Software" yazdınız, ve uygun bir yazılım sordunuz. Var, hem de çok sayıda var. Ticari yazılımlar pahalı. Fiyatları 1-YIL veya uzun süreli (long-term) seçeneklere bağlı olarak 10K-60K Dolar/Euro arasında değişiyor. Ticari yazılımlar, zaten sadece bir şirketin alabileceği kamyon otomobil gibi bir öğrenci bütçesinin ödeyemeyeceği ürünler. Bir şirket binlerce kamyon alabilir ama bir kamyonu tek kişi almaya kalksa bütçesi zorlanır.

Demo istediniz, size link olarak geldi, internet üstünden bilgisayarınıza indirim yaptınız, çalıştırdınız, ancak parametreler kilitli, yazılımlar parametre değişimine izin vermiyor. Yani kapasite sabit, yakıt sabit, ortam sabit. Yazılımın nasıl çalıştığını anladınız ama size özel kullanım imkanı yok. Yazılım firmaları, "internet üstünden gönderdiğimiz link'i kullanarak demo indirimi yapan ve çalıştıran kullanıcı, bu yazılımı her şartta kullanır", derler. Bu indirimi yapamayanlar zaten yazılımı kullanamaz, kabul edilir.

Sonra "Bu yazılımın akademik sürümü yokmu?" diye merak ettiniz. Yazılımların akademik sürümleri var ama parasız değil. Yazılım şirketleri bu akademik sürümler için onlara sembolik gelen fiyatlar koymuşlar. Mesela 100-1000 ABD Doları veya Euro. Sadece ciddi kullanıcı gelsin istesin başvursun, demişler.

Ticari firmalara bir otomobil veya kamyon fiyatına verdikleri yazılımı, akademisyen doktora programı öğrencisine çok ucuz fiyatla neden veriyorlar? Akademisyen alsın kullansın, öğrensin, program bittikten sonra ticari hayatta ihtiyacı olduğunda tekrar gelsin, ticari sürümü şirketine aldırsın, kullanım olsun, istiyorlar. Geleceğe yatırım yapıyorlar. Amerikan yazılımcılarının akademik kullanım için ucuza yazılım vermesi çok normal. Tüm öğrencilerin bu yazılımı okulda öğrenip mezun olmasını ve çalışma yerinde de aynı yazılımı bu sefer full fiyat ödeyip almasını istiyorlar. Aynı programı öğrenciler çok düşük fiyat ödeyip alabiliyorlar.

Akademik sürümlerin bir önemli ortak şartı var. Doktora tezi veya hakem kontrollü akademik makale yazdığınızda, kaynakça sonuna yazılım şirketinin adını yazacaksınız. Bu makaleye teknik yazılım destek verdiği orda görünecek, atıf alacak. Ürün yazılım tanıtımı olacak. Son derece normal kabuledilebilir bir talep.

Eğer akademik yazılımın 1-YIL kullanım fiyatı 100 ABD doları veya Euro ise, dert değil, bir yerden para bulur ödersiniz. Ama fiyat çoğu zaman 1000 ABD doları veya üstü olabiliyor. Danışman hocanıza soruyorsunuz. Hoca, bu konuda bilimsel araştırma desteği yapan fonlardan bahsediyor. Bizde de var. Eğer gerekli dökümanları toplayıp verirseniz, yazılım için para bulabiliyorsunuz. Her üniversite böyle akademik araştırmalar için fon desteği istiyor ve sağlıyor. Üniversitenizin bilimsel araştırma desteğine başvuruyorsunuz. Uluslararası piyasalarda çok sayıda olan yazılımlardan sizin doktora konu başlığınıza uygun birini seçiyorsunuz. Yazılım firmasından fatura istiyorsunuz, gönderiyorlar.

Yazılım bir USB çubuk veya CD içinde gönderiliyor. Paket üstünde bir fatura var. Bu fatura büyük ihtimal ile 50-75 ABD doları üstünde oluyor. Bizim gümrük uygulamamız, 50-75 ABD dolar üstünde fiyatlı olan her türlü mal için gümrük vergisi alıyor. Yazılımlar için bu oran %20-25 civarında oluyor. Az para değil.

Kuzey Amerika veya Batı Avrupa yazılım firmasına 50- 75 Doların altında bir ikinci fatura isterseniz, sert olumsuz tepki alırsınız. Çünkü onlarda gerçek fiyat neyse, yazılım paketinin üstündeki fatura da aynı olmak zorunda. Bu inanılmaz bilgisayar ve internet ortamında Amerika veya Avrupa denetim kurumlarının fatura ve şirket banka hesaplarının eşdeğerlik uyum kontrolü yapmaları çok kolay. Onlarda fatura değişimi büyük suç, ciddi para ve hapis cezası var.

Doğu Asya/ Uzak Doğu yazılımı isterseniz, onlarda yok. Onlarda her türlü krak- kırık yazılım var, USB veya CD var. Faturayı istediğiniz rakamda veriyorlar ama orijinal sürüm tasarım yazılımı onlarda yok. Hardware var Software yok.

Öte yandan ABD, Batı Avrupa akademik ortamlarında yazılım alımı devlet teşviğine sahip. Almanya'da İtalya'da hatta Rusya'da akademik sürüm yazılım satın alma sırasında gümrük vergisi yok. Bizde her türlü teşvik mutlaka suistimal edildiği için, kanun yapıcı gümrük vergisini şart koşmuş. Yapılacak neler var? Vergiyi öder, paketi alırsınız. Başka bir çözüm böyle bir yazılımı arkadaşınıza kardeşinize yurtdışında aldırıp, onun yurda gelmesini yanında yolcu refakatinde gelen eşya muamelesi uygulamasını bekleyebilirsiniz.

Yurtdışında bir post-doc araştırma bursuna katılabiliyorsanız, ordan alabilirsiniz. Bunlar normal kabul edilebilir durumlardır. İlerde belki tüm yazılımlar link üstünden internet ile gönderilecek, ve ortada maddi bir USB çubuk veya CD gibi ürün olmadığı için gümrük prosedürleri olmayacak. Bizde ODTÜ, Gazi, İTÜ, Boğaziçi, Dumlupınar, Marmara, Yeditepe, üniversiteleri bilimsel araştırma tezlerinde yabancı yazılımları kullandılar, kullanıyorlar. Sizin benzer tecrübeniz varsa bize yazın, öğrenelim paylaşalım,

---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

http://www.ekonomik-cozum.com.tr/


Prinkipo, 15 Ağustos 2016

Tuesday, July 05, 2016

Dhaka BanglaDesh


Hepinizin Bayramını Kutluyorum.

Değerli Okurlarım, Bugünlerde bazı gelişen olaylara ve bu tatsız olaylara bütün dünyada verilen siyasi çözümlere dikkatinizi çekmek istiyorum. Rusların asırlardır uyguladıkları acımasız bir yöntemin devreye girdiğini ve her ülke yetkililerce dünyanın her yerinde kabul gördüğünü hayret ve dehşetle gözlemliyorum.
Rusların savaş stratejisinde harcanan kaybedilen ölen insan kaynağının önemi yoktur. Önemli olan düşmanın yok edilmesidir. Savaşı kazanabilmek için tüm kaynaklarını harcarlar. Dünyanın en büyük tank savaşında 1943 yılında Kursk bölgesinde 760 Alman tankına karşı 1961 Rus tankı kaybettiler, ama sonunda Almanlar yenildi geri çekildi. Almanlar kaybettikleri tankları yenileyemediler, ama Ruslar Ural dağları arkasındaki savaştan uzak 5 fabrikada kaybettikleri tankların daha iyi modellerini kısa sürede üretip savaş alanına soktular. 1945 Berlin savaşında 200 bin Rus askeri 50bin Alman askeri öldü, bu büyük insan kaybından sonra Berlin teslim oldu.
Rus stratejisinde rehin alma olaylarında rehinelerin çoluk çocuk kadın genç ihtiyar hiç bir önemi yoktur. Tüm rehineler ölebilir. Önemli olan rehin alan teroristlerin komple öldürülmeleri yok edilmeleridir. 2002 Moskova Dubrovka tiyatrou ve 2004 Çeçenistan Beslan okul rehin alma olaylarında gördük. Çok sayıda rehine öldü, bu arada tüm teroristler öldürüldü.
Batı toplumlarında eskiden rehineleri kurtarabilmekter için teroristlerle müzakere edilirdi, pazarlık yapılırdı, psikologlar devreye girerdi, ama baktılar olmuyor, teroristlerin istekleri bitmiyor. Önce İsrail uygulamaları ile başladı. 1971 Münih olimpiyatlarında tüm israil spocuları ve rehin alan teröristler öldü. 1976 Uganda Entebbe saldırısında rehinelerin bir kısmı kurtarıldı, teröristlerin tümü öldürüldü, bütün bunlardan sonra İsrail teröristlerle müzakere etmeyi bıraktı.
Son Dhaka BanglaDash olayında 6-terörist öldürülürken, 20-yabancı rehine ve 2-polis öldü. Artık teroristlerle müzakere yok, güvenlik kuvvetleri hepsini öldürüyor, bu arada rehineler de ölüyor. Rusların saldırı ve ne pahasına olursa olsun kazanma düşmanı yok etme stratejisi aynen uygulanıyor. Bu arada müzakere ihtimalini kaldırmak için medya ve internet iletişimine sansür uygulanıyor.
Son 20-Haziran Atatürk hava limanı terör saldırısında rehin alma olayı olmadı, teröristler kendilerini havaya uçurdular. 1-Temmuz Dhaka'da bir Café' de yabancıları rehin alan teröristler normal hayatlarında dini bütün, 5-vakit namaz kılan, üniversite öğrencisi, zengin ailelerin çocukları idi. Yani Dhaka da umarsız, parasız zavallı ezilmiş eğitimsiz fedailerden bahsetmiyoruz. Güvenlik güçlerinin müdahalesi sırasında Dhaka'da teröristler ve rehineler hepsi öldü, öldürüldü.
Führer'in lise sonrası eğitimi yoktu, hayatını orta düzey bir ressam olarak kazanıyordu. Birinci dünya savaşını onbaşı rütbesi ile bitirdi, Hapse girince kitap yazdı. Başkanlığını yaptığı Nazi partisi 1933'te iktidarı %33 oy oranı ile ele geçirdikten sonra Almanya'yı ikinci büyük dünya savaşına götürdü, emrinde çok değerli generaller profesörler işadamları vardı. Führer, 1945'te sığınağında iken, "Beni Alman halkı seçti, ölebilirler çünkü onların oylarıyla onları yönetmek için iktidara geldim" demiş, Yani seçtiğiniz yöneticilerden siz seçmenler sorumlusunuz. Aldıkları her kararda size hesap vermek durumundalar. Dediğim dedik davranamazlar. Bunu uygulamak uygulatmak zorundasınız.
Artık yeni bir döneme giriyoruz, terörle savaş çok acımasız olacak, ne kadar çok bulaşırsanız karışırsanız o kadar çok zararlı çıkıyorsunuz. Herkesin karıştığı ve bin pişman olduğu koca 2. Dünya savaşına girmemiş, çocukları babasız bırakmamış dirayetli tecrübeli bir idareden nerelere geldik, inanılır gibi değil. Demokrasinin bizim coğrafyada işlemesi için klasik herkese hoşgörülü batı uygulamalarından daha farklı düşünmenin zamanı geldi gecti. Tüm dünyada parlamento mücadelesinde yeni acımasız zalim stratejiler uygulamalar zorlamalar dayatmalar ortaya çıkacak, herkes gücünün yettiğinin kolunu bükecek, isteklerini zorla kabule zorlayacak
2016 Odtü mezuniyet töreninde geçen bir posteri sizlere hatırlatayım, "Önemli olan bu okuldan mezun olmak değil, bu ülkede hayatta kalabilmek"
Yorumlarınızı beklerim, slm ve saygılar
---
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



Prinkipo, 07/05/16

Enerji Yatırımlarında Kervan Yolda Düzülmez (1995)


Değerli Okurlarım, Bundan yıllar yıllar önceydi. Yurdumuzda faaliyet gösteren çok sayıda demir çelik üreticilerinden birinin karar verici sahibi, 1995 yılında, altı adet herbiri 25 MWe elektrik çeken ark ocağı için harcadığı yüksek kamu elektrik tedarik fiyatlarından bıkmış, kendine ait doğalgaz yakan bir elektrik üretim tesisi kurmak istemiş. Büyük gaz türbinleri imalatını yapan, ABD, Alman, Japon, Rus firmalarından fiyat istemiş. Gelen teklifleri çok dikkatle incelemiş. Bunlardan biri aklına yatmış. Gas Türbinleri yapan ABD şirketi yetkililerinden randevu almış. Aynı ABD şirketin İstanbul yetkilisi ile beraber yerli yatırımcının yeni aldığı özel jet uçağına binmişler. İzlanda adasında yakıt almak için mola vermişler, daha sonra sabah saatlerinde ABD şirket merkezi yakınlarındaki havaalanına inmişler. Tüm gün şirket merkezi konferans salonunda satış kontratını müzakere etmişler. Kontrat, garantiler, teslim şartları, işletme bakım sözleşmesi, herşey üstünde anlaşma sağlanmış, son pazarlık yapılmış, son indirimli fiyat belirlenmiş >10m ABD$.

ABD satış personeli paranın aktarılması için fatura ve banka hesabını deklare etmiş. Bizim yatırımcı, yardımcılarına uçağındaki bond çantayı getirtmiş. Çantayı toplantı salonunda açmış, içinden ABD$ olarak deste deste parayı masanın üstüne koymuş. O zamanlar bizim coğrafyada büyük paraları nakit taşımak çok normal bir işlem imiş. Amerikalılar toplantı salonu masası üstünde gördükleri nakit ABD Dolar destelerini görünce panik olmuşlar. ABD içinde büyük ödemelerin bankacılık sistemi üstünden geçmesi lazım. Para, ABD kurallarına uygun yakın bir ticari bankaya yatırılmış, ordan şirket hesabına gönderilmiş. Bizim yatırımcı taraflarca imzalanan kontrat dökümanlarını ve faturayı almış, uçağına binmiş, aynı gün yurda geri dönmüş.

Aslında işler hep başta anlatıldığı kadar kolay olmuyor. O zamanların 9E tipi en büyük 125-Mwe gaz türbini Türkiye'de limandan inmiş fabrikaya gelmiş, basit çevrim sürekli çalışmak için devreye girmiş. Ama eldeki ark ocakları darbeli yük alıyorlar, GazTürbinin bunları doğrudan beslemesine imkan yok. Malı satana kadar satıcı konuyu bildiği halde belki sesini çıkarmamış, "Bu iş böyle olmaz" dememiş. Belki de konu konuşulmuş, ek olarak yapılması gerekli yeni çözümler sunulmuş. Bizden Kombine çevrim için atık ısı kazanı istediler, yer sıkıntısı vardı, bizim doğal sirkülasyon yatay konumlu atık ısı kazanı tasarımı mevcut alana sığmadı, cebri çekiş dik geçişli kazan satın aldılar. Sonra ikinci gaz türbini, ikinci kazan ayrıca bir buhar türbini aldılar, ürettikleri enerjiyi ulusal şebekeye verdiler, kendi ihtiyaçlarını ulusal şebekeden çektiler, aldı- sattı işleri karıştı. Kamu elektriği kendi fiyatının %60'ına alıyordu. Bütün bunlar için tüm yatırımlara uygun yeni düzenlemeler getirildi.

Önce 6x25 MWe iç ihtiyaç elektrik ark ocakları için alınan 125 mwe basit çevrim GT kapasitesi büyüdü, (2+1) kombine çevrim oldu. Yabancı kredi kullanmadılar, öz kaynaklardan toplam 98m ABD$ harcandı. Sonra yanına ithal kömür ile çalışan 2x50 Mwe ikinci- el bir termik santral daha kuruldu. Toplam kapasite 370 MWe oldu, tesis kendini iki yıldan kısa bir sürede geri ödedi. Sonunda eğrisi doğrusuna oturdu, doğaçlama başlayan yatırımla elektrik üretim şirketi büyüdü, elektrik piyasasının başarılı önemli oyuncularından biri oldu.

Hikayenin kahramanları bir süre sonra yaşlandılar, emekli oldular, işten ayrıldılar, piyasadan çekildiler. Elektrik üretim tesisi, gurup içindeki finans kurumunun doğrudan denetimine geçti. Üretimi, yatırımları artık işbilir tecrübeli profesyoneller döndürüyor. Ayrıca çok bilgili danışman ekibi var. Yatırım için çok ciddi fizibilite- yapılabilirlik raporları hazırlanıyor.

Bugün doğalgaz fiyatları düşüyor ama tedarik riski, kesilme riski var. Elektrik temini uzun dönemde belirsiz. Demir Çelik sektörü, devletin elektrik subvansiyonu ile ark ocaklarına dayalı abartılı teşviklerle büyüme gerçekleştirdi. Bugün geldigimiz noktada, eski rahat dönem yok, artık sadece madenden demir- çelik yapanlar ayakta kalabilecekler. Devlet ark ocakları firmalarını, yeni bir veya birkaç şirket adı altında birleştirip, yüksek fırın yatırımlarını organize ederse daha iyi olur. Bunu şirketler kendi aralarında da müzakere edebilirler. Bunlar yapılmaz ise bunca senedir yapılan demirçelik yatırım ve pazarlama faaliyetimiz heba olacak. Hurdadan imalat işi bitti. Çünkü Doğu Avrupa'da komünist donemden kalan hurda bitti.

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



Prinkipo, 07/04/16

Sunday, June 26, 2016

#LaScala Operası, Milano


#Simon Boccanegra, Guiseppe Verdi, LaScala Milano Operasında

Bundan yıllar önce Ankara Kızılay'da Dost CD müzik dükkanına girdim, bir "Leyla Gencer" kaydı istedim. Tezgahtar, "abi stüdyo kaydı yok, eldekiler sadece canlı yayın kaydı, bir tek CD var, Guiseppe Verdi'den Simon Boccanegra. Al burda nasılsa 1958'da kayda alınmış.", aldım eve geldim. Bu opera hakkında birşey bilmiyorum, bestelenmiş, oynanmış, sonra unutulmuş pek önemsenmemiş bir opera. 1858'de ilk defa Venedik operasında sahnelenmiş, eserin müziğini besteci 1881'de yenilemiş, ancak opera bir süre sonra yine unutulmuş.

Leyla Gencer, böyle unutulmuş operaları seslendirirmiş. Band kaydı yapmazmış. LaScala'nın diğer Diva'sı Maria Callas, stüdyoda temiz band kaydı yaparken ve sadece çok sevilen operaları seslendirirken, La Scala'nın öbür Divası Leyla Gencer zor eski unutulmuş operaları seslendirir ve ses kayıt kesin istemezmiş. Elimdeki CD arka plan istenmeyen sesler ile doluydu, öksürükler alkışlar, Leyla Gencer, çok zor bir seslendirme yapmış.

Simon Boccanegra, günümüzde artık çok popüler bir opera. Büyük tenor Placido Domingo (75) oynadığı zaman ortalık ayağa kalkıyor. Sanatçı, Newyork Metropolitan ve Milano LasScala da dönüşümlü oynuyor. Bize denk gelmedi ama bizim seyrettiğimiz kadro da çok iyiydi. Koreli şef muhteşemdi. Koro elemanlarının her biri ayrı karakter oynadılar. Kocaman büyük sahnede makul boyutta göze batmayan dekor vardı, 13. yüzyıla ait kostümler harikaydı.

LaScala Operasında 23- Haziran 2016 Çarşamba akşamı Guiseppe Verdi'nin "Simon Boccanegra" operasını birinci balkon locadan izledik. İnternet biletimizi saat 19:00'da gişeden teslim aldık. Ana kapılar 19:30'da açıldı, içeri girdik, meclis kavasları gibi özel siyah cübbe giymiş yol göstericiler bizi yönlendirdi, parterde herkes çok dikkatli ciddi resmi giyinmişti. Balkon locasını kapısı anhtarla açıldı. Ön koltuklara geçtik. Orkestra çok büyüktü, mekanda akustik harikaydı. 3-saat nasıl gecti bilemiyorum.

Ara verildiğinde meraktan fuayeye indik, küçüktü, opera dükkanı satışlara açıktı, operayla ilgili akla gelen her eşyanın satışını yapıyorlardı, Cd, DVD, kitap, hediyelik eşya, ne ararsanız vardı. Son EMI kayıt CD Simon Boccanegra 25€'dan gidiyordu.

İtalyan sanatçılar sanki bize, "Opera böyle sahnelenir, böyle oynanır, böyle sunulur" diye ders verdiler. Büyük sahnede makul bir dekor, muhteşem bir kadro, harika bir akustik, ayrı ayrı bir bütünlük içinde oynayan koro elemanları, salon ve balkon giriş ritüeli çok farklı idi. LaScala operasını gördükten sonra bizimkileri, İstanbul'daki gereksiz erotik çeşitlemeleri, Ankara'da sahneyi dolduran gereksiz dekorları artık çok eksik bulduğumu ifade edeyim. Opera bitti, 200-yıl öncesinde yapılmış görkemli binanın otoparkı yoktu, tüm siyahlar giymiş beyler, tuvaletli hanımlar ve biz hep beraber Duomo Metro istasyonuna gittik, saat 23:00'ten sonra Metro ile evlerimize dağıldık.

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.
Prinkipo, 26-Haziran 2016



#PowerGenEurope 2016 Milano İtalya


PowerGen Europe 2016 Milano, İtalya Enerji Konferansı ve Sergisi,

Değerli Okurlarım,
"PowerGen Europe" Konferans Fuar ve Sergisi için 21-22-23 Haziran 2016 günleri Milano (İtalya) kentinde idim. Milano'ya Konferans öncesi eşimle beraber geldim. Bir hafta süreli fuara yakın makul fiyatta küçük kullanışlı bir apart otel bulduk. Beraber haftasonu Milano'yu yürüyerek gezdik, Trenle Como gölü kıyısına gittik. Varenna da indik, Feribot ile Como gölünde Menaggio, Bellagio kasabalarına uğradık. Yine feribotla Como kentine geldik, sokaklarda dolaştık, sokak kahvesinde Happy Hour'a katıldık, Katedrali gezdik. Akşam başka bir trenle Milano'ya döndük.

LaScala Operasında Çarşamba akşamı Guiseppe Verdi'nin "Simon Boccanegra" operasını balkondan izledik. "Opera böyle sahnelenir, böyle oynanır, böyle sunulur" diye ders verdiler. LaScala operasını gördükten sonra bizimkileri, İstanbul'daki gereksiz erotik çeşitlemeleri, Ankara'da sahneyi dolduran gereksiz dekorları eksik bulduğumu ifade edeyim.

Evde akan musluk suyu çevredeki Alp dağlarından geliyor. Kolay içilebiliyor. Yaya arterinde sağnak yağmur altında uzun yürüyüşler yaptık. Eski dönemlerden kalma eski klasik binaları gördük. Müzeleri gezdik. Yakın parklarda sabah yürüyüşü yaptık. Hangi lokantaya gitsem spagetti istedim, sade su içtim. Makul para ödedim.

Konferans süresince çok sayıda yerli yabancı enerji profesyoneli, çalışanı ile tanıştım, konuştum, bilgi alışverişinde bulundum. Sunumlar izledim, tanıtımlar takip ettim. Türkiye'den gelen çok sayıda piyasa yetkilisi ve çalışanı vardı. Sergi salonunda konuyu ciddi alanlar, iyi hazırlananlar olduğu gibi, tümüyle panayır havasına sokanlar, kokteyl yemekleri bolca yiyip düzenlerini bozanlar, içkiyi kaçıranlar, gezi eğlence tatil alışveriş kapsamında düşünenler de vardı. Öğleden sonraları, tezgah altlarından, çantalardan, bavullardan, kutulardan içkiler çıktı, herkes herkese ikramlar yaptı.

Yabancılar bana öncelikle ekonomiyi ve yatırım ortamını sordular. Ben ne diyebilirim ki? Bizdeki uygulamalar onlara ters geliyor. Rekabet, hukuğun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, güçler ayrımı konuları onlarda çok net. Bunların olmadığı ortamlara gelen yok. Genelde bize karşı, bizim piyasaya karşı isteksizlik, ilgisizlik hissettim. Konuştuğum yabancı yatırımcılarda, Türkiye'ye karşı temkinli tavır değişikliği, risk iştahının kaçması, gözlemledim. İlerde yatırım beklentilerinin çok farklı algılandığını görürsek şaşırmayalım.

Yabancılar arasında pazarlamayı, satış psikolojisini bilmeyenler çoğunluktaydı. Teknik eğitimli bir insanı sonradan satış elemanı yapamazsınız. Müşteriye nasıl davranılacağını bilmeyenler, çok olumsuz davrananlar, terslenenler, gereğinden fazla uzun sunumlar yapanlar, başından atanlar, sorulara cevap vermeyenler, ilgilenmeyenler, “bitsede gitsek, alışveriş yapsak”, havasında olanlar vardı. Sadece eşantiyon toplayıcıları, konuyla ilgisiz insanlar çoktu. Herkes için ayrılmış dinlenme yerlerinde koltuk yer tutanlar, soruları anlamıyanlar, yabancı dil bilmeyenler, kendi konusunu bilmeyenler çoktu. Konusunu çok bildiğini sanıp, 1-2 soruda mat olanlar, saçma sapan bilgilerle dolu süslü ama boş kataloglar hazırlayanlar.

Yüzyüze görüşmelerde bolca ilk elden piyasa dedikodusu yapıldı. Zamanı geçmiş, teknolojisi bitmiş, fiyatları çok pahalı kalmış, eskinin büyük, şimdilerin hantal firmaları çoktu. Eskilerden tanışık olduğum, şirketinden ayrılmış, başka yer edinmeye çalışanlar vardı. UzakDoğulular, çok ataktı ama yabancı dil konuşma özürlüsü idiler. Almanlar, Fransızlar, İspanyollar, zaten kendi ana dillerinden başkasını rahat konuşamıyorlardı.

İki büyük hol sergi alanı içinde, şirket bölümlerinde ziyaretçi hangi ülkeden gelmiş ise, o ülkenin satış elemanı devreye giriyordu. Türkiye'den çok sayıda misafirim bana uğradı. Bende sergide gezerken çok sayıda arkadaşıma rastladım, ayaküstü lafladık, görüştük.

Bizim mühendislik şirketlerinin finansman sıkıntısında olduklarını sezinledim. Çoğunun mülkiyeti değişmiş, projeler takılmış, çok borçlanmışlar, borçlandıkları şirketlere çoğunluk hisselerini satmak zorunda kalmışlar. Ayakta olanlar ciddi zorlanıyorlar. Hazır insan sermayesi olan bu kıymetli şirketleri satın almak için çok sayıda yabancı finans gurubu var. Bizden fuara gelen yatırımcı firma yetkilisine ben rastlamadım. bakanlık ve kamu kurumlarından da gelen yoktu.

Yabancı büyük enerji ekipman satıcısı şirketlerin üst düzey görevlilerinde bir bezginlik sezinledim. Aralarından, "Hep aynı teknolojik çöplükle uğraşıyoruz", diyen bile çıktı. UzakDoğu imalat rekabeti ile bezmişler. Gümrük duvarları ile kendi iç piyasa taleplerini rakabetçi ortamda zor götürüyorlar. Bazı UzakDoğulu şirketler çok sayıda yabancı (İngiliz) personel işe almışlar, ortalık konulardan habersiz, sattığı üründen habersiz sadece iyi İngilizce konuşan personel ile doluydu. Akdeniz ülkelerinin şirketlerinde tam içe dönük ortam vardı. Bir yabancı ile anlaşmaları çok zor. Tanıtmak aslında en büyük olay.

Sergide bizim imalatçı ve mühendislik şirketlerimizin sayısı artmış. Büyük şirketlerimiz artık ilgi göstermeye başlamışlar, sergi salonunda yer tutanlar, konferansta bizden sunum yapanlar, sergiyi gezenler çoğalmış. Enerji piyasasında büyük bir yatırım potansiyelimiz var.

Eskiden İnternet-Kafe benzeri parasız yerler vardı, şimdi internet wireless kullanımı paraya bağlanmış, zaten herkeste iPhone imkanı var, otellerde wifi zaten standart veriliyor.

Amerikan büyük enerji yatırımcılarının, GT-ST (OEM) üreticisi- buhar kazanı firmalarının bizim piyasaya ilgileri hala var, ancak onların fiyatları artık çok pahalı kalıyor. Piyasada çok daha makul fiyatta benzer ekipmanlar, ürünler, tesisler var. Yeterki temel tasarımı yapın, gerisi kolay. ABD fiyatları ile dünya piyasalarında iş almaları sipariş bağlamaları çok zor.

Gelecek yıl (2017) PowerGen Europe konferans ve sergisi Almanya'nın Köln kentinde 20-21-22 Haziran günleri yapılacak. Eğer enerji sektöründe çalışıyorsanız katılmanızı tavsiye ederim. Bu kadar çok enerji piyasası şirketini, yatırımcıları, finansörleri, uluslararası şirketlerin üst düzey yöneticilerini bir arada bulmak, onlarla konuşabilmek her zaman kolay değil. 2018-19-20 yıllarında İstanbul kenti aynı konferans için düşünülüyormuş. Gerçekleşebilmesi için bizdeki yatırım ortamının cazip hale gelmesi, bölgesel savaşların bitmesi, Batı standartlarında altyapı- hukuk- yargı- piyasa mekanizmalarının oluşması şart.

Hepinize güzel bir hafta dilerim. En derin selam ve saygılarımla.

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



Prinkipo, 26 Haziran 2016