Sunday, July 17, 2016

Toplumların Öğrenme Süreci



Demokrasi içinde Toplumların Öğrenme Süreci

15 Temmuz gecesi yaşadığımız darbe girişimini nefretle kınıyoruz. Olaylar sırasında yaşamını kaybeden insanlara rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Toplumumuzun tüm kesimlerinin demokrasiye, laikliğe, hukuk devletine, insan haklarına, bireysel özgürlüklere ve kadın-erkek eşitliğine kararlılıkla bağlı kalması çağrımızı tekrarlıyoruz.

Bizler, iş aleminin insanları, demokrasinin işlemesini isteriz, siyasi iradenin çalışmalarında başarılı olmasını isteriz, ekonomik beklentilerin iyi olmasını isteriz. Enflasyonun düşük, büyümenin çok olmasını isteriz. Yurtta sulh, cihanda sulh isteriz- ki böylece çevre ülkelere barış içinde mal ürün servis satalım. Para kazanalım.

Yurtdışı siyaseti takip etmeyi eğlenceli bulurum. En çok yabancı siyasileri alaya alan karikatürlere bakarım. Putin hep üstü çıplak, kamuflaj yeşil askeri pantolonla sert tavırlı tarif edilir. Obama zayıf, uzun, ince, siyah takım elbisesi içinde kocaman kulaklarla çizilir. Donald Trump, Hillary Clinton, Bernie Sanders karikatürleri keyifle izlediklerim. Hangi politikacı hangi konuda rahatsızlık duymuşsa, karikatüristler o konuyu abartırlar, özellikle öne çıkarırlar. Karikatüristlerin sert acımasız mizah anlayışına dayanıklı olmak gerek. Sert eleştirilere dayanıklı olmayan siyasilere, "ince derili" (thin skinned) diyorlar. Bunlara ilgisiz umursamaz olmaktan başka yapılacak bir cevap yok. Siyasette bütün bunlara alışmak lazım.

ABD politikalarının kayıtsız şartsız destekçisi olduğu için İngiltere eski Başbakanı Tony Blair fino köpeği olarak çizilir-di. Bir sonraki Başbakan David Cameron, bir konuşmasında kazara telaffuz ettiği için, kafasına "prezervatif" giydirilmiş olarak çiziliyor. Yeni kadın Başbakan Theresa May, karga burnu, feminist tavırları, komik giyimi ile karikatürlerde görünüyor. Alman Şansölye Angela Merkel, çıplak, yaşlı, şişman çiziliyor. Karikatüristlerin çizme- ifade özgürlüğü var, onların ifade özgürlüğünü engelleyebilmek için Batı demokrasilerinde yapılacak çok birşey yok.

Ortalama eğitim süresi 6-yıl, ortalama yaşı 29-yıl, ortalama ömrü 75 olan bizim toplumumuz demokrasi içinde devamlı bir öğrenme süreci yaşıyor. Çoğunluluğu oluşturan muhafazakar milliyetçi dindar sünni seçmen, seçtiği kişilerle beraber dünyayı öğreniyor, onlarla beraber kalıplarının dışına çıkıyor. Başkaları ile nasıl yaşaması gerektiğini öğreniyor. Komşunun uçağı düşürürse arkasından olacakları yeni yeni görüyor, yaşıyor, işleri bozuluyor, tahsilatlar olmuyor, tarım ürünleri tarladan pazara çıkmıyor, turist gelmiyor oteller dolmuyor, kimse para kazanamıyor.

Öte yandan felaket habercileri, kötü gün yorumcuları hiç durmadan piyasalarda,
Kendini Doğrulayan Kehanet “Self-fulfilling Prophecy” yani felaket üretmeye çalışıyorlar.
Yabancı kaynaklar da bunlara dayanarak duruma körükle koşuyorlar.

Güneydeki komşunun iç işlerine karışınca, arkasından başedemeyeceği bir mülteci istilasıyla karşılaşıyor, evleri bağları toprakları caddeleri sokakları okulları hastaneleri mültecilerle doluyor.

Dünyanın öbür ucunda aynı inançtan bir önemli isim terki diyar ettiğinde
arkasından yapılan törenin bizdeki ile hiçbir benzerliği olmadığını şaşırarak görüyor. Burdan giden kutsal bezin, başında okunacak duanın hiç önemsenmediğini, dini törenin baştan savma yapıldığını hayretler içinde farkediyor. Hiç kimse bizdeki ritüellere uymuyor. Ertesi gün bir büyük salonda davetlilerin dışında gelenlerlerden kişi başına 50$ alınarak yapılan anma töreninin çok önem kazandığını, dini değil tamamen yerel motifler taşıdığını görüyor.

Avrupaya giden üçüncü kuşak insanımızın artık bizden koptuğunu, oralı olduğunu, bizlerle değil doğduğu yerle ortak hareket ettiğini anlıyor. Yıllardır yurtiçinde et- tırnak beraber yaşadığımız insanların neden farklılaştırıldığını, ötekileştirildiğini yeni farkediyor. Bu durum hızla tırmanıyor ve geri dönülmez acılara sebep oluyor.

Öte yandan en kötü sivil idarenin bile en iyi askeri idareden daha iyi olduğunu insanımız uzun demokrasi geçmişi ile seziyor, sokakları dolduruyor, sivil idareye sahip çıkıyor. Öğrenme süreci tüm toplumlar için geçerlidir. Önemli olan, öğrenmenin nasıl olduğudur. Bilimsel, sistematik, dünyadaki gelişmelerin ve toplumların ihtiyaçlarını dikkate alan planlı biçimde, başkasının deneyimlerinden yararlanarak yapılır. Duvara vuruncaya kadar inatlaşarak, deneme yanılma ile yapılmaz. Abartılı söylemlerin, korkutmanın, tehditin uluslararası ilişkilerde etkisi, yeri yoktur. Çoğunluğun seçtiği irade yanlızlaşırsa, doğru karar veremez, hareket edemez duruma gelir. Ortak akıl, ortak çıkar güdüsü kaybolmamalı. Eski tecrübeli yol arkadaşları kenara çekilmemeliler. Demokrasilerde çare tükenmez.

Her demokratik seçilmiş sivil yönetim, bizim yönetimimizdir. Başarılı olmasını, bizler için doğru ekonomik kararlar almasını isteriz. Serbest rekabet ortamına, hukuğun üstünlüğüne, ifade özgürlüğüne, güçler ayrımına inanırız. Siyasi irade başarısız olursa, ekonomi çöker, hepimiz başarısız oluruz. Halkın hür iradesi ile, demokrasi içinde seçilmiş sivil yönetimin başarılı olması bizim işlerimizi geliştirir, işlerimizi büyütür. Daha çok değer üretir, beraber daha çok iş- aş- istihdam- refah- barış sağlarız.


http://www.ekonomik-cozum.com.tr

Prinkipo, 16 Temmuz 2016

Tuesday, July 05, 2016

Dhaka BanglaDesh


Hepinizin Bayramını Kutluyorum.

Değerli Okurlarım, Bugünlerde bazı gelişen olaylara ve bu tatsız olaylara bütün dünyada verilen siyasi çözümlere dikkatinizi çekmek istiyorum. Rusların asırlardır uyguladıkları acımasız bir yöntemin devreye girdiğini ve her ülke yetkililerce dünyanın her yerinde kabul gördüğünü hayret ve dehşetle gözlemliyorum.
Rusların savaş stratejisinde harcanan kaybedilen ölen insan kaynağının önemi yoktur. Önemli olan düşmanın yok edilmesidir. Savaşı kazanabilmek için tüm kaynaklarını harcarlar. Dünyanın en büyük tank savaşında 1943 yılında Kursk bölgesinde 760 Alman tankına karşı 1961 Rus tankı kaybettiler, ama sonunda Almanlar yenildi geri çekildi. Almanlar kaybettikleri tankları yenileyemediler, ama Ruslar Ural dağları arkasındaki savaştan uzak 5 fabrikada kaybettikleri tankların daha iyi modellerini kısa sürede üretip savaş alanına soktular. 1945 Berlin savaşında 200 bin Rus askeri 50bin Alman askeri öldü, bu büyük insan kaybından sonra Berlin teslim oldu.
Rus stratejisinde rehin alma olaylarında rehinelerin çoluk çocuk kadın genç ihtiyar hiç bir önemi yoktur. Tüm rehineler ölebilir. Önemli olan rehin alan teroristlerin komple öldürülmeleri yok edilmeleridir. 2002 Moskova Dubrovka tiyatrou ve 2004 Çeçenistan Beslan okul rehin alma olaylarında gördük. Çok sayıda rehine öldü, bu arada tüm teroristler öldürüldü.
Batı toplumlarında eskiden rehineleri kurtarabilmekter için teroristlerle müzakere edilirdi, pazarlık yapılırdı, psikologlar devreye girerdi, ama baktılar olmuyor, teroristlerin istekleri bitmiyor. Önce İsrail uygulamaları ile başladı. 1971 Münih olimpiyatlarında tüm israil spocuları ve rehin alan teröristler öldü. 1976 Uganda Entebbe saldırısında rehinelerin bir kısmı kurtarıldı, teröristlerin tümü öldürüldü, bütün bunlardan sonra İsrail teröristlerle müzakere etmeyi bıraktı.
Son Dhaka BanglaDash olayında 6-terörist öldürülürken, 20-yabancı rehine ve 2-polis öldü. Artık teroristlerle müzakere yok, güvenlik kuvvetleri hepsini öldürüyor, bu arada rehineler de ölüyor. Rusların saldırı ve ne pahasına olursa olsun kazanma düşmanı yok etme stratejisi aynen uygulanıyor. Bu arada müzakere ihtimalini kaldırmak için medya ve internet iletişimine sansür uygulanıyor.
Son 20-Haziran Atatürk hava limanı terör saldırısında rehin alma olayı olmadı, teröristler kendilerini havaya uçurdular. 1-Temmuz Dhaka'da bir Café' de yabancıları rehin alan teröristler normal hayatlarında dini bütün, 5-vakit namaz kılan, üniversite öğrencisi, zengin ailelerin çocukları idi. Yani Dhaka da umarsız, parasız zavallı ezilmiş eğitimsiz fedailerden bahsetmiyoruz. Güvenlik güçlerinin müdahalesi sırasında Dhaka'da teröristler ve rehineler hepsi öldü, öldürüldü.
Führer'in lise sonrası eğitimi yoktu, hayatını orta düzey bir ressam olarak kazanıyordu. Birinci dünya savaşını onbaşı rütbesi ile bitirdi, Hapse girince kitap yazdı. Başkanlığını yaptığı Nazi partisi 1933'te iktidarı %33 oy oranı ile ele geçirdikten sonra Almanya'yı ikinci büyük dünya savaşına götürdü, emrinde çok değerli generaller profesörler işadamları vardı. Führer, 1945'te sığınağında iken, "Beni Alman halkı seçti, ölebilirler çünkü onların oylarıyla onları yönetmek için iktidara geldim" demiş, Yani seçtiğiniz yöneticilerden siz seçmenler sorumlusunuz. Aldıkları her kararda size hesap vermek durumundalar. Dediğim dedik davranamazlar. Bunu uygulamak uygulatmak zorundasınız.
Artık yeni bir döneme giriyoruz, terörle savaş çok acımasız olacak, ne kadar çok bulaşırsanız karışırsanız o kadar çok zararlı çıkıyorsunuz. Herkesin karıştığı ve bin pişman olduğu koca 2. Dünya savaşına girmemiş, çocukları babasız bırakmamış dirayetli tecrübeli bir idareden nerelere geldik, inanılır gibi değil. Demokrasinin bizim coğrafyada işlemesi için klasik herkese hoşgörülü batı uygulamalarından daha farklı düşünmenin zamanı geldi gecti. Tüm dünyada parlamento mücadelesinde yeni acımasız zalim stratejiler uygulamalar zorlamalar dayatmalar ortaya çıkacak, herkes gücünün yettiğinin kolunu bükecek, isteklerini zorla kabule zorlayacak
2016 Odtü mezuniyet töreninde geçen bir posteri sizlere hatırlatayım, "Önemli olan bu okuldan mezun olmak değil, bu ülkede hayatta kalabilmek"
Yorumlarınızı beklerim, slm ve saygılar
---
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



Prinkipo, 07/05/16

Enerji Yatırımlarında Kervan Yolda Düzülmez (1995)


Değerli Okurlarım, Bundan yıllar yıllar önceydi. Yurdumuzda faaliyet gösteren çok sayıda demir çelik üreticilerinden birinin karar verici sahibi, 1995 yılında, altı adet herbiri 25 MWe elektrik çeken ark ocağı için harcadığı yüksek kamu elektrik tedarik fiyatlarından bıkmış, kendine ait doğalgaz yakan bir elektrik üretim tesisi kurmak istemiş. Büyük gaz türbinleri imalatını yapan, ABD, Alman, Japon, Rus firmalarından fiyat istemiş. Gelen teklifleri çok dikkatle incelemiş. Bunlardan biri aklına yatmış. Gas Türbinleri yapan ABD şirketi yetkililerinden randevu almış. Aynı ABD şirketin İstanbul yetkilisi ile beraber yerli yatırımcının yeni aldığı özel jet uçağına binmişler. İzlanda adasında yakıt almak için mola vermişler, daha sonra sabah saatlerinde ABD şirket merkezi yakınlarındaki havaalanına inmişler. Tüm gün şirket merkezi konferans salonunda satış kontratını müzakere etmişler. Kontrat, garantiler, teslim şartları, işletme bakım sözleşmesi, herşey üstünde anlaşma sağlanmış, son pazarlık yapılmış, son indirimli fiyat belirlenmiş >10m ABD$.

ABD satış personeli paranın aktarılması için fatura ve banka hesabını deklare etmiş. Bizim yatırımcı, yardımcılarına uçağındaki bond çantayı getirtmiş. Çantayı toplantı salonunda açmış, içinden ABD$ olarak deste deste parayı masanın üstüne koymuş. O zamanlar bizim coğrafyada büyük paraları nakit taşımak çok normal bir işlem imiş. Amerikalılar toplantı salonu masası üstünde gördükleri nakit ABD Dolar destelerini görünce panik olmuşlar. ABD içinde büyük ödemelerin bankacılık sistemi üstünden geçmesi lazım. Para, ABD kurallarına uygun yakın bir ticari bankaya yatırılmış, ordan şirket hesabına gönderilmiş. Bizim yatırımcı taraflarca imzalanan kontrat dökümanlarını ve faturayı almış, uçağına binmiş, aynı gün yurda geri dönmüş.

Aslında işler hep başta anlatıldığı kadar kolay olmuyor. O zamanların 9E tipi en büyük 125-Mwe gaz türbini Türkiye'de limandan inmiş fabrikaya gelmiş, basit çevrim sürekli çalışmak için devreye girmiş. Ama eldeki ark ocakları darbeli yük alıyorlar, GazTürbinin bunları doğrudan beslemesine imkan yok. Malı satana kadar satıcı konuyu bildiği halde belki sesini çıkarmamış, "Bu iş böyle olmaz" dememiş. Belki de konu konuşulmuş, ek olarak yapılması gerekli yeni çözümler sunulmuş. Bizden Kombine çevrim için atık ısı kazanı istediler, yer sıkıntısı vardı, bizim doğal sirkülasyon yatay konumlu atık ısı kazanı tasarımı mevcut alana sığmadı, cebri çekiş dik geçişli kazan satın aldılar. Sonra ikinci gaz türbini, ikinci kazan ayrıca bir buhar türbini aldılar, ürettikleri enerjiyi ulusal şebekeye verdiler, kendi ihtiyaçlarını ulusal şebekeden çektiler, aldı- sattı işleri karıştı. Kamu elektriği kendi fiyatının %60'ına alıyordu. Bütün bunlar için tüm yatırımlara uygun yeni düzenlemeler getirildi.

Önce 6x25 MWe iç ihtiyaç elektrik ark ocakları için alınan 125 mwe basit çevrim GT kapasitesi büyüdü, (2+1) kombine çevrim oldu. Yabancı kredi kullanmadılar, öz kaynaklardan toplam 98m ABD$ harcandı. Sonra yanına ithal kömür ile çalışan 2x50 Mwe ikinci- el bir termik santral daha kuruldu. Toplam kapasite 370 MWe oldu, tesis kendini iki yıldan kısa bir sürede geri ödedi. Sonunda eğrisi doğrusuna oturdu, doğaçlama başlayan yatırımla elektrik üretim şirketi büyüdü, elektrik piyasasının başarılı önemli oyuncularından biri oldu.

Hikayenin kahramanları bir süre sonra yaşlandılar, emekli oldular, işten ayrıldılar, piyasadan çekildiler. Elektrik üretim tesisi, gurup içindeki finans kurumunun doğrudan denetimine geçti. Üretimi, yatırımları artık işbilir tecrübeli profesyoneller döndürüyor. Ayrıca çok bilgili danışman ekibi var. Yatırım için çok ciddi fizibilite- yapılabilirlik raporları hazırlanıyor.

Bugün doğalgaz fiyatları düşüyor ama tedarik riski, kesilme riski var. Elektrik temini uzun dönemde belirsiz. Demir Çelik sektörü, devletin elektrik subvansiyonu ile ark ocaklarına dayalı abartılı teşviklerle büyüme gerçekleştirdi. Bugün geldigimiz noktada, eski rahat dönem yok, artık sadece madenden demir- çelik yapanlar ayakta kalabilecekler. Devlet ark ocakları firmalarını, yeni bir veya birkaç şirket adı altında birleştirip, yüksek fırın yatırımlarını organize ederse daha iyi olur. Bunu şirketler kendi aralarında da müzakere edebilirler. Bunlar yapılmaz ise bunca senedir yapılan demirçelik yatırım ve pazarlama faaliyetimiz heba olacak. Hurdadan imalat işi bitti. Çünkü Doğu Avrupa'da komünist donemden kalan hurda bitti.

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



Prinkipo, 07/04/16

Sunday, June 26, 2016

#LaScala Operası, Milano


#Simon Boccanegra, Guiseppe Verdi, LaScala Milano Operasında

Bundan yıllar önce Ankara Kızılay'da Dost CD müzik dükkanına girdim, bir "Leyla Gencer" kaydı istedim. Tezgahtar, "abi stüdyo kaydı yok, eldekiler sadece canlı yayın kaydı, bir tek CD var, Guiseppe Verdi'den Simon Boccanegra. Al burda nasılsa 1958'da kayda alınmış.", aldım eve geldim. Bu opera hakkında birşey bilmiyorum, bestelenmiş, oynanmış, sonra unutulmuş pek önemsenmemiş bir opera. 1858'de ilk defa Venedik operasında sahnelenmiş, eserin müziğini besteci 1881'de yenilemiş, ancak opera bir süre sonra yine unutulmuş.

Leyla Gencer, böyle unutulmuş operaları seslendirirmiş. Band kaydı yapmazmış. LaScala'nın diğer Diva'sı Maria Callas, stüdyoda temiz band kaydı yaparken ve sadece çok sevilen operaları seslendirirken, La Scala'nın öbür Divası Leyla Gencer zor eski unutulmuş operaları seslendirir ve ses kayıt kesin istemezmiş. Elimdeki CD arka plan istenmeyen sesler ile doluydu, öksürükler alkışlar, Leyla Gencer, çok zor bir seslendirme yapmış.

Simon Boccanegra, günümüzde artık çok popüler bir opera. Büyük tenor Placido Domingo (75) oynadığı zaman ortalık ayağa kalkıyor. Sanatçı, Newyork Metropolitan ve Milano LasScala da dönüşümlü oynuyor. Bize denk gelmedi ama bizim seyrettiğimiz kadro da çok iyiydi. Koreli şef muhteşemdi. Koro elemanlarının her biri ayrı karakter oynadılar. Kocaman büyük sahnede makul boyutta göze batmayan dekor vardı, 13. yüzyıla ait kostümler harikaydı.

LaScala Operasında 23- Haziran 2016 Çarşamba akşamı Guiseppe Verdi'nin "Simon Boccanegra" operasını birinci balkon locadan izledik. İnternet biletimizi saat 19:00'da gişeden teslim aldık. Ana kapılar 19:30'da açıldı, içeri girdik, meclis kavasları gibi özel siyah cübbe giymiş yol göstericiler bizi yönlendirdi, parterde herkes çok dikkatli ciddi resmi giyinmişti. Balkon locasını kapısı anhtarla açıldı. Ön koltuklara geçtik. Orkestra çok büyüktü, mekanda akustik harikaydı. 3-saat nasıl gecti bilemiyorum.

Ara verildiğinde meraktan fuayeye indik, küçüktü, opera dükkanı satışlara açıktı, operayla ilgili akla gelen her eşyanın satışını yapıyorlardı, Cd, DVD, kitap, hediyelik eşya, ne ararsanız vardı. Son EMI kayıt CD Simon Boccanegra 25€'dan gidiyordu.

İtalyan sanatçılar sanki bize, "Opera böyle sahnelenir, böyle oynanır, böyle sunulur" diye ders verdiler. Büyük sahnede makul bir dekor, muhteşem bir kadro, harika bir akustik, ayrı ayrı bir bütünlük içinde oynayan koro elemanları, salon ve balkon giriş ritüeli çok farklı idi. LaScala operasını gördükten sonra bizimkileri, İstanbul'daki gereksiz erotik çeşitlemeleri, Ankara'da sahneyi dolduran gereksiz dekorları artık çok eksik bulduğumu ifade edeyim. Opera bitti, 200-yıl öncesinde yapılmış görkemli binanın otoparkı yoktu, tüm siyahlar giymiş beyler, tuvaletli hanımlar ve biz hep beraber Duomo Metro istasyonuna gittik, saat 23:00'ten sonra Metro ile evlerimize dağıldık.

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.
Prinkipo, 26-Haziran 2016



#PowerGenEurope 2016 Milano İtalya


PowerGen Europe 2016 Milano, İtalya Enerji Konferansı ve Sergisi,

Değerli Okurlarım,
"PowerGen Europe" Konferans Fuar ve Sergisi için 21-22-23 Haziran 2016 günleri Milano (İtalya) kentinde idim. Milano'ya Konferans öncesi eşimle beraber geldim. Bir hafta süreli fuara yakın makul fiyatta küçük kullanışlı bir apart otel bulduk. Beraber haftasonu Milano'yu yürüyerek gezdik, Trenle Como gölü kıyısına gittik. Varenna da indik, Feribot ile Como gölünde Menaggio, Bellagio kasabalarına uğradık. Yine feribotla Como kentine geldik, sokaklarda dolaştık, sokak kahvesinde Happy Hour'a katıldık, Katedrali gezdik. Akşam başka bir trenle Milano'ya döndük.

LaScala Operasında Çarşamba akşamı Guiseppe Verdi'nin "Simon Boccanegra" operasını balkondan izledik. "Opera böyle sahnelenir, böyle oynanır, böyle sunulur" diye ders verdiler. LaScala operasını gördükten sonra bizimkileri, İstanbul'daki gereksiz erotik çeşitlemeleri, Ankara'da sahneyi dolduran gereksiz dekorları eksik bulduğumu ifade edeyim.

Evde akan musluk suyu çevredeki Alp dağlarından geliyor. Kolay içilebiliyor. Yaya arterinde sağnak yağmur altında uzun yürüyüşler yaptık. Eski dönemlerden kalma eski klasik binaları gördük. Müzeleri gezdik. Yakın parklarda sabah yürüyüşü yaptık. Hangi lokantaya gitsem spagetti istedim, sade su içtim. Makul para ödedim.

Konferans süresince çok sayıda yerli yabancı enerji profesyoneli, çalışanı ile tanıştım, konuştum, bilgi alışverişinde bulundum. Sunumlar izledim, tanıtımlar takip ettim. Türkiye'den gelen çok sayıda piyasa yetkilisi ve çalışanı vardı. Sergi salonunda konuyu ciddi alanlar, iyi hazırlananlar olduğu gibi, tümüyle panayır havasına sokanlar, kokteyl yemekleri bolca yiyip düzenlerini bozanlar, içkiyi kaçıranlar, gezi eğlence tatil alışveriş kapsamında düşünenler de vardı. Öğleden sonraları, tezgah altlarından, çantalardan, bavullardan, kutulardan içkiler çıktı, herkes herkese ikramlar yaptı.

Yabancılar bana öncelikle ekonomiyi ve yatırım ortamını sordular. Ben ne diyebilirim ki? Bizdeki uygulamalar onlara ters geliyor. Rekabet, hukuğun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, güçler ayrımı konuları onlarda çok net. Bunların olmadığı ortamlara gelen yok. Genelde bize karşı, bizim piyasaya karşı isteksizlik, ilgisizlik hissettim. Konuştuğum yabancı yatırımcılarda, Türkiye'ye karşı temkinli tavır değişikliği, risk iştahının kaçması, gözlemledim. İlerde yatırım beklentilerinin çok farklı algılandığını görürsek şaşırmayalım.

Yabancılar arasında pazarlamayı, satış psikolojisini bilmeyenler çoğunluktaydı. Teknik eğitimli bir insanı sonradan satış elemanı yapamazsınız. Müşteriye nasıl davranılacağını bilmeyenler, çok olumsuz davrananlar, terslenenler, gereğinden fazla uzun sunumlar yapanlar, başından atanlar, sorulara cevap vermeyenler, ilgilenmeyenler, “bitsede gitsek, alışveriş yapsak”, havasında olanlar vardı. Sadece eşantiyon toplayıcıları, konuyla ilgisiz insanlar çoktu. Herkes için ayrılmış dinlenme yerlerinde koltuk yer tutanlar, soruları anlamıyanlar, yabancı dil bilmeyenler, kendi konusunu bilmeyenler çoktu. Konusunu çok bildiğini sanıp, 1-2 soruda mat olanlar, saçma sapan bilgilerle dolu süslü ama boş kataloglar hazırlayanlar.

Yüzyüze görüşmelerde bolca ilk elden piyasa dedikodusu yapıldı. Zamanı geçmiş, teknolojisi bitmiş, fiyatları çok pahalı kalmış, eskinin büyük, şimdilerin hantal firmaları çoktu. Eskilerden tanışık olduğum, şirketinden ayrılmış, başka yer edinmeye çalışanlar vardı. UzakDoğulular, çok ataktı ama yabancı dil konuşma özürlüsü idiler. Almanlar, Fransızlar, İspanyollar, zaten kendi ana dillerinden başkasını rahat konuşamıyorlardı.

İki büyük hol sergi alanı içinde, şirket bölümlerinde ziyaretçi hangi ülkeden gelmiş ise, o ülkenin satış elemanı devreye giriyordu. Türkiye'den çok sayıda misafirim bana uğradı. Bende sergide gezerken çok sayıda arkadaşıma rastladım, ayaküstü lafladık, görüştük.

Bizim mühendislik şirketlerinin finansman sıkıntısında olduklarını sezinledim. Çoğunun mülkiyeti değişmiş, projeler takılmış, çok borçlanmışlar, borçlandıkları şirketlere çoğunluk hisselerini satmak zorunda kalmışlar. Ayakta olanlar ciddi zorlanıyorlar. Hazır insan sermayesi olan bu kıymetli şirketleri satın almak için çok sayıda yabancı finans gurubu var. Bizden fuara gelen yatırımcı firma yetkilisine ben rastlamadım. bakanlık ve kamu kurumlarından da gelen yoktu.

Yabancı büyük enerji ekipman satıcısı şirketlerin üst düzey görevlilerinde bir bezginlik sezinledim. Aralarından, "Hep aynı teknolojik çöplükle uğraşıyoruz", diyen bile çıktı. UzakDoğu imalat rekabeti ile bezmişler. Gümrük duvarları ile kendi iç piyasa taleplerini rakabetçi ortamda zor götürüyorlar. Bazı UzakDoğulu şirketler çok sayıda yabancı (İngiliz) personel işe almışlar, ortalık konulardan habersiz, sattığı üründen habersiz sadece iyi İngilizce konuşan personel ile doluydu. Akdeniz ülkelerinin şirketlerinde tam içe dönük ortam vardı. Bir yabancı ile anlaşmaları çok zor. Tanıtmak aslında en büyük olay.

Sergide bizim imalatçı ve mühendislik şirketlerimizin sayısı artmış. Büyük şirketlerimiz artık ilgi göstermeye başlamışlar, sergi salonunda yer tutanlar, konferansta bizden sunum yapanlar, sergiyi gezenler çoğalmış. Enerji piyasasında büyük bir yatırım potansiyelimiz var.

Eskiden İnternet-Kafe benzeri parasız yerler vardı, şimdi internet wireless kullanımı paraya bağlanmış, zaten herkeste iPhone imkanı var, otellerde wifi zaten standart veriliyor.

Amerikan büyük enerji yatırımcılarının, GT-ST (OEM) üreticisi- buhar kazanı firmalarının bizim piyasaya ilgileri hala var, ancak onların fiyatları artık çok pahalı kalıyor. Piyasada çok daha makul fiyatta benzer ekipmanlar, ürünler, tesisler var. Yeterki temel tasarımı yapın, gerisi kolay. ABD fiyatları ile dünya piyasalarında iş almaları sipariş bağlamaları çok zor.

Gelecek yıl (2017) PowerGen Europe konferans ve sergisi Almanya'nın Köln kentinde 20-21-22 Haziran günleri yapılacak. Eğer enerji sektöründe çalışıyorsanız katılmanızı tavsiye ederim. Bu kadar çok enerji piyasası şirketini, yatırımcıları, finansörleri, uluslararası şirketlerin üst düzey yöneticilerini bir arada bulmak, onlarla konuşabilmek her zaman kolay değil. 2018-19-20 yıllarında İstanbul kenti aynı konferans için düşünülüyormuş. Gerçekleşebilmesi için bizdeki yatırım ortamının cazip hale gelmesi, bölgesel savaşların bitmesi, Batı standartlarında altyapı- hukuk- yargı- piyasa mekanizmalarının oluşması şart.

Hepinize güzel bir hafta dilerim. En derin selam ve saygılarımla.

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



Prinkipo, 26 Haziran 2016