Monday, September 19, 2016

Berlin Yerel Seçimlerinde Neler Oluyor?




Son zamanlarda Almanya’daki siyasi dengeleri değiştirecek gelişmeler iyice görünür hale geldi. Peki yaşananlar Türkiye’yi, iş dünyasını, enerji sektörünü ne kadar ilgilendiriyor? Bu sorulara cevabı hep birlikte arayalım.
Ama önce biraz gerilere gidelim… Ruslar 1945 ilkbaharında Nazi Almanya'nın başkenti Berlin'i almak için genel bir harekata geçtiler, 1,500,000 asker 6500 tank 7500 ucak 40,000 top bu harekata katıldı, sonunda Berlin teslim oldu, Adolf Hitler intihar etti, Ruslar 81,000 ölü, 250,000 yaralı verdiler, Alman kayıpları 100,000 ölü, 200,000 yaralı oldu, Berlin 'de yaşayan tüm kadınlar tecavüze uğradılar, hayatta kalabilen Tüm Alman askerleri, yetişkin erkekler Rusya'ya Gulak kamplarına taşındı. Savaş bitti, Almanya bölündü işgal edildi.
Ruslar Berlin kuşatmasında ölen askerlerinin anısına merkeze yakın boş sessiz Berlin Treptower parkı mekanında bir büyük anıt diktiler. Anıtta kaide üstünde bir Rus askeri var, savaş üniformalı, kamuflaj pelerinli, sol kucağında savaştan kurtardığı bir kız çocuğu, sağ elinde bir kılıç, sırtında otomatik tüfek, ayağının altında bir gamalı haç, yüksek bir kaide üstünde yemyeşil bir çim alanın ortasında duruyor. 9-Kasım 1989 günü Berlin duvarı yıkımına kadar burda her yıl anma törenleri yapıldı. Sonra duvar yıkıldı, doğu batı birleşti.
Rus anıtı zaman içinde başka anlamlar üstlendi. Alman milliyetçileri bu heykel konusunda rahatsızlıklarını gösterdiler, baskıcı acımasız işgal kuvvetlerinin tatsız uygulamalarını hatırlatan heykelin kalkmasını istediler, benzer savaş heykelleri diğer doğu avrupa ülkelerinden birer birer kaldırıldı. Ruslar dayattı, Bu heykel yerinde kaldı.
Almanlar terkedilmiş kullanılmayan Berlin Tempelhof. havalimanı açık alanında 2015 yılında 70,000 katılımcı ile bir rock konseri düzenlediler. Konser çok sevildi, genç katılımı çok oldu. Konsere katılım rock gurupları için bir kıyas anlamına geldi. Bu yıl "Lollapalooza" rock konseri Treptower parkında özel bir organizasyon ile yeniden düzenlendi. Woodstock benzeri bu konsere çok meşhur rock gurupları katılmak için birbirleri ile yarışmaya başladılar.
Konser Bu yıl 10-11 Eylül günleri düzenlendi, sabah yeni yetme genç duyulmamış rock gurupları ile program başladı, gece en meşhur rock grupları ile devam etti. Giriş günlük kişi başına 75 Euro. Dünyanın dört bir tarafından ve Türkiye'den binlerce genç buraya doluştu, 100,000 katılımcı geldi, gelenler Alman usulü scnitzer ve wurst yediler, bolca bira içtiler, konser anıt tarafında değildi, ancak Anıtın görsel anlamı kalmadı. Heykel iyiki bunca yıl orda kalmış, yoksa böyle bir rock konseri başka nasıl düzenlenecekti? Lollapalooza Berlin rock konseri bitti, sıra şimdi parkta biriken pislikleri temizlemeye, parkı eski haline getirmeye geldi. Girişte alınan paralar bu temizlik işinin masraflarını ödemeye yetecekmi? Anıt ve çevresini temizlemek nisbeten kolay, basınçlı su püskürtüyorlar, grafiti resimler kazınıyor, çimler onarılıyor. Gelecek yıla hazırlanıyor.
Milliyetçi mülteci karşıtı Alman AfD partisi bu konserde yer buldu, ikinci gün saat 16:00'da gösteri yaptı. Epey taraftar bulduğu gözlendi. Son kamuoyu araştırmaları Alman Şansölyenin popülartesinin aşındığını gösterdi. 16-Eylül Berlin yerel seçimlerinde AfD ve Yeşiller yükseldi, iktidar koalisyonu oy kaybetti. 2017 genel seçimlerinde dengeler herhalde değişiyor, aşırı milliyetçi mülteci karşıtı AfD partisi hükümete girecek. Mevcut Alman siyasi irade mülteciler konusunda ciddi önlemler almadığı için bir sonraki dönem iktidar olma şansını yitirdi. Parlamentoya girmesi bile şüpheli görünüyor. Polonya, Macaristan, Çek, Avusturya, Bulgaristan, topraklarına mülteci almıyorlar.
Bütün bunlar Bizi nasıl etkiler? Mevcut Alman koalisyon hükümeti ılımlı dış politika, gelen mültecilere karşı olumlu entegrasyon politikaları güdüyordu. Yeni AfD ortaklı bir Alman hükümeti çok korumacı, yabancı karşıtı politikalar güdecek. Mültecilerin sınır dışı edilmeleri, geldikleri ülkelere iadeleri söz konusu olabilir. Bu uygulama "Oturma izni" olmayan tüm yabancıları kapsayabilir.
Almanya'ya girişler zorlaşacak. Schengen Vizesi almak herhalde zorlaşacak, Almanya'da iş yapmak zorlaşacak. Enerji santral ekipman satışlarında çok bir problem olmaz. Paranız varsa, finans bulabiliyorsanız, Alman enerji santrali üreticileri size her zaman makina ekipman, gaz türbini, buhar türbini, buhar kazanı, yazılım, tasarım satarlar. Ancak kontrat görüşmelerini Almanya'da yapmanız zorlaşır. Siz de görüşmelerinizi Almanya dışında burda yaparsınız.


---
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.
Bu makale Ekonomik-Çözüm gazetesi için yazılmıştır.
Prinkipo, 24. Eylül 2016




Wednesday, September 07, 2016

Opera 2016-2017 Yeni Sezon Programları



Neden her şehir Opera binası ister? Çünkü olimpiyat adaylıklarında, Expo, G20, konferans, fuar seçmelerinde şehirlerin opera imkanları onlara seçilmelerinde avantaj sağlar. Tıpkı havuzu olan otellerin bir yıldız fazla almaları gibi öne çıkarlar. Dubai, bu yüzden 330 milyon ABD dolar harcayıp 4-yılda yeni bir opera binası yaptı, 31 Ağustos 2016 günü açılış yaptı, ancak sanatçısı yok, konservatuarı yok. Taşıma davetlerle opera, bale, müzikal guruplarını getiriyorlar, 2000 kişilik büyük salonda 100-200 ABD Dolar koltuk fiyatlarıyla sahneleme yapıyorlar. Hava nemli ve çok sıcak, iç mekanlar aşırı soğutuluyor, bu yüzden yabancı sanatçılar çabuk hasta oluyorlar. 

Bizim harika sanatçılarımız var, konservatuarlarımız var, opera geçmişimiz var. Yeni sezon 2016-17 opera- bale programları "dobgm.gov.tr" sayfasında açıklandı. Eğer geçtiğimiz yıl gördüğümüz bir opera ise aynı sahneleme ile devam ediyor, demektir. Eğer yeni bir opera ismi gördüyseniz, yılbaşından sonra sahneye gelecektir. Artık opera programları belli, şimdiden CD'leri alalım, youtube izlemelerini yapalım, spotify dinlemelerine geçelim, izlemeden önce çok dnleyelim kulağımız alışsın.

Bu sezon İzmir Elhamra Opera’mızda çok güzel eserler var. Sezon geçen yıl oynanmış, ilk oynanma heyecanını atmış, Ruggero Leoncavallo'dan "I Pagliacci (Palyaçolar)" ile açılıyor. 6-8 Ekim ve 5-8 Kasım günleri sahne alacak. Sahne Yönetmeni Önder Göksever ve şef Tulo Gagliardo muhteşem eser sahneye koydular. Kaçırmayın. Daha sonra "Johann Straus (2)'den Yarasa (Die Fledermaus) başlıyor. Yine geçen yıl13-15 Ekim, 3-6 Aralıkve 25-27 Nisan 2017 geceleri sahnede olacak. Çok elenceli, çok komik bir eser, mutlaka gidin. Yönetmen Haldun Özörten ve Şef İbrahim yazıcı sahneliyorlar. Daha sonra Mozart'tan "Zaide" operası var, 25-27 Ekim, 24-26 Kasım geceleri sahne alacak. 22 Aralık gecesi yeni bir opera başlıyor, Gioacchino Rossini tarafından bestelenmiş "Sevil Berberi". 22-24 Aralık, 14-17 Ocak 2017, 16-18 Şubat, 25-28 Mart 2017 günleri orda olmam gerek. 05-07 Ocak, 21-23 Şubat geceleri Giacomo Puccini den "Madama Butterfly" var. Sonra 21-24 Ocak, 20-22 Nisan geceleri Guiseppe Verdi "Rigoletto", kaçmaz. Arrigo Boito "Mefistofele" operası 11-14 Şubat, 20 Mart, 01 Nisan, 20-23 Mayıs 2017 günleri karşımızda olacak.

Ankara operası 1-Ekim gecesi Guiseppe Verdi'den LaTraviata operası ile sezona başlıyor. Arkasından Giacomo Puccini "La Boheme", Georges Bizet "Carmen", "Il Signor Bruschino", Johann Straus (2) eserleri "Çingene Baron (Der Zigeunerbaron)" ve Yarasa (Die Fledermaus)" geliyor. Bu yılın yeni eserleri Jacques Ofenbach"Paris Hayatı", ve "Hoffman'ın Masalları". Bale olarak "Hamlet" ve "Yevgeni Onyegin" devam edecek.

Istanbul'da, Igor Stravinsky "The Rake's Progress (Hovardanın sonu)", Guiseppe Verdi "Ernani", Jacquess Offenbach "Güzel Helen (La Belle Helene)", J.Sebastian Bach "KaffeKantate", Antonio Vivaldi "Bajazet (Yıldırım Beyazit)", sahne alıyor. Donizetti "Don Pasquale", Charles Gounot "Faust", Rossini"La Cerentola (Külkedisi)", Benjamin Britten "Kötülüğün Döngüsü (The turn of the Screw)" geçen sezondan devam edecekler.

Istanbul Süreyya Operasında Bale olarak Çaykovski "Uyuyan Güzel" ve "Fındıkkıran", Stravinsky "Bahar Ayini- Ateş Kuşu", Adolphe Adam "Giselle", ve "Le Corsaire (Korsan)" sahne alacaklar. Arada bir Beşiktaş Fulya ve Bakırköy Leyla Gencer sahnelerinde de yer alabilirler.

Mersin Tarihi Kültür Merkezi binası opera salonunda, Çaykovski "Yevgeni Onyegin", Guiuseppe Verdi "Machbeth", Donizetti "Rita", Pergolesi'den "La Serva Padrona" operaları sahnelenecek.

Antalya Modern Kültür merkezinde Bizet "Carmen", Mozart "Saraydan Kız Kaçırma", Iolanta, Donizetti "Viva la Mamma - Yaşa sen anne" ve Franz Lehar "Şen Dul" sahne alacak.

Samsun modern opera binasında yeni sezonda Puccini "Tosca", Aşk İksiri, Verdi "Maskeli Balo", ve "İl Trovatore", Bizet "Carmen", Il Travatore, Donizetti "Rita"- Bizet "Doktor Mucize" eserleri var. Samsun operasının genç sesleri çok büyük umutlar vaadediyorlar. Onları daha sonra Ankara ve Istanbul sahnelerinde izlerken büyük mutluluk duyuyoruz.

Güncel ortamın karmaşasından, güniçi iş stresinden akşamları biraz uzaklaşın, eşinizi alın operaya gelin, kafanızı opera ile meşgul edin, size çok iyi gelecek.

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Bu makale http://odtumd.org.tr/ "ODTÜ'lüler Bülteni" dergisi için yazılmıştır. Ankara, 07 Eylül 2016

Tuesday, September 06, 2016

ABD'de Kıble Nerde? Hangi yönde?



Enerji yatırımlarında yer görme, müşteri ile görüşme, teklif verme, kontrat müzakerelerinde çok zaman İslam ülkelerine ziyaret yapmam gerekti. Ordaki insanlarla beraber yemek yemek, müzakere etmek, kontrat pazarlığı yapmak, görüşmek konuşmak, projenin yürütülmesinde durumu gözlemek gereği hep oldu. Bu sürelerde başka şeyler de yaptım. Mesela bayram veya Cuma namazına gittim.

Tanzanya'da bayram namazına gittim. Çok farklı bir cami mimarisine namaz kıldık. Ben bizim ülkede kıblenin güneyde olmasına alışkınım. Mihrab güney ışığı alır, sabah saatlerinde içeri ışık dolar. Tanzanya'da kıble, yani Mekke kenti, kuzey doğu yönünde kalıyor. Güneş arkanıza düşüyor. Pakistan'da ise batı yönünde kalıyor.

Türk üniversite öğrencilerinin sayısı Boston, Massachusettes kentinde artınca dindar ve muhafazakar olanları kendilerine bayram, cuma namazları için cami aramışlar. Daha önce oraya gelen Arab toplumunun camilerine gitmeye başlamışlar. Ancak birşey dikkatlerini çekmiş. Arab camileri çok eski. Arablar 19. yüzyıldan itibaren çok sayıda ABD'ye göç etmişler, kendi ibadet mekanlarını kurmuşlar. Arab camilerinde Kıble, yani mihrab Kartezyen haritasına uygun olarak doğuya bakıyor. Kıble (Yani Mekke kenti yönü) acaba gerçekten doğuda mı?

THY'nin İstanbul (ve ABD'ye göre aynı yönde olan Mekke) - Boston arası non-stop en kısa uçuşu KuzeyDoğu'da yani NewFoundland yarımadası üstünden geçiyor. Türk öğrenciler, "Sizin camilerde kıble yönü yanlış", demişler ve namaz kılarken cami içinde kuzeydoğu'ya dönmüşler. Ortalık karışmış. Arab cemaat ile aralarında anlaşmazlık çıkmış, Arablar Türklere, "Gelmeyin bizim camiye" demişler.

Bunun üstüne Türk toplumu kendi mescitlerini kurmuşlar, sonra bağış alıp cami inşaatına geçmişler. Şimdi tüm ABD kentlerinde aynı anlaşmazlık varmış. Houston, LosAngeles şehirlerinde durum daha da keskin ayrımda, çünkü THY İstanbul - Houston non-stop uçuşu kuzey kutup üstünden geçiyor, bu yüzden Türkler için kıble iyice Kuzey yönünde oluyor.

Diyanet Center, Turkish Islamic Community Center, (9704 Good Luck Rd, Lanham, MD 20706) adresinde bulunan yeni Türk camisi net bir şekilde kuzeydoğuya bakıyor. Osmanlı tarzı modern cami konusunda tecrübeli Mimar Muharrem Hilmi Şenalp, tasarımı yaparken Fatih Camiinden esinlendi. 60 dönüm arazi üstüne 2000 metre2 kapalı alanda 100 milyon ABD Doları bütçe ile yapılan inşaatta Türkiye'den giden 150 süsleme ustası çalıştı. Muhteşem bir yapı ortaya çıktı.

ABD içinde yaşayan Arab toplumu kendi camilerinde tam doğu yönünde secde ediyor. Aslında dünya yuvarlak olduğu için hangi yönden bakarsanız bakın Mekke kenti yönünü bir şekilde bulursunuz.

Kıble kuralı açık seçiktir, "en kısa yoldur", buna "Great Circle Distance" (büyük çember mesafesi) diyoruz. Dünyadaki her bir noktanın "great circle" haritasını yapan programlar var. Houston için 45 derece yani kuzey doğu çıkar.

Kutsal kitabı onlar kendi dillerinde okuyorlar ancak kutsal kitabın dili 7. yüzyıl Arapçası. Modern Arapça'dan anlam olarak çok farklı. Biz çoğunlukla ninelerimizden namaz dualarını öğreniyoruz. Bizim dua okumamız, aksanımız onlara göre çok farklı. Namaz hareketlerimiz de çok farklı, rüküya varış, el bağlama, oturma kalkma her yerde, her ülkede çok farklı. Biz Türkler, Arab değiliz. Biz onlardan farklıyız.

Arab'larla aramızda her konuda bildik bileli ciddi bakış açısı farkımız var. Onları 1517'den 1917'e kadar idare etmişiz, ama epey sert idare etmişiz, unutmaları zor. Araplar bizi sevmez. Sevmeleri için de neden yok. Arab ülkelerinde iş yapmış, onlarla yakın mesafede görüşme fırsatı bulmuş, beraber müzakere yapmış tecrübeli bir eski satış elemanı olarak söylüyorum. Onlar bizi günahları kadar bile sevmezler. Kimse kendini kandırmasın. Kutsal emanetleri 1517'de Istanbul'a getirip önce Topkapı sarayına koymuşuz, cumhuriyet ilanından sonra aynı sarayı müze yapmışız. O emanetler ile hilafet kurmayı hayal ederler. Bugünlerde İslam Birliği ortak ordu çalışmaları var. Ben bu tür oluşumları doğru bulmuyorum.

Onların "müslümanız" diye bizi çok sevdikleri zannına kapılmayalım. Kendimizi kandırmayalım. Biz onları seviyoruz diye onların da bizi sevmesi, ya da tam tersi durum gerekmiyor. Ortak iş yapmak için muhataplarımızla birbirimizi çok sevmemiz şart değil. Karşılıklı saygı çerçevesinde, her milletten, her ırktan, her dinden, bütün inanç sistemlerinden insanlarla, ülkelerle iş yapmamız gerekiyor. Bunu yaparken, hiç bir ortak paydamızı gereğinden fazla abartmamalı, hiç bir farklılığı da ortak iş yapmanın karşısında bir engel olarak görmemeliyiz. İş hayatının kendi kuralları vardır. Bu kurallar çerçevesinde ilerlemek en iyisidir.



Prinkipo, 04/02/16

Terör ile Savaş için Yeni Strateji



Dhaka, BanglaDash

Değerli Okurlarım, Bugünlerde bazı gelişen olaylara ve bu tatsız olaylara bütün dünyada verilen siyasi çözümlere dikkatinizi çekmek istiyorum. Rusların asırlardır uyguladıkları acımasız bir yöntemin devreye girdiğini ve her ülke yetkililerce dünyanın her yerinde kabul gördüğünü hayret ve dehşetle gözlemliyorum.

Rusların savaş stratejisinde harcanan kaybedilen ölen insan kaynağının önemi yoktur. Önemli olan düşmanın yok edilmesidir. Savaşı kazanabilmek için tüm kaynaklarını harcarlar. Dünyanın en büyük tank savaşında 1943 yılında Kursk bölgesinde 760 Alman tankına karşı 1961 Rus tankı kaybettiler, sonunda Almanlar yenildiler geri çekildiler. Almanlar kaybettikleri tankları hemen yenileyemediler, ama Ruslar Ural dağları arkasında savaştan uzak konumlanmış 5 fabrikada savaşta kaybettikleri tankların daha iyi modellerini kısa sürede üretip savaş alanına soktular. 1945 Berlin savaşında 81 bin Rus askeri ve 90-100bin Alman askeri öldü. Bu büyük insan kaybından sonra Berlin teslim oldu.

Rus stratejisinde rehin alma olaylarında rehinelerin çoluk çocuk kadın genç ihtiyar hiç bir önemi yoktur. Tüm rehineler ölebilir. Önemli olan rehin alan teroristlerin komple öldürülmeleri yok edilmeleridir. 2002 Moskova Dubrovka tiyatrou ve 2004 Çeçenistan Beslan okul rehin alma olaylarında gördük. Çok sayıda rehine öldü, bu arada tüm teroristler öldürüldü.

Batı toplumlarında eskiden rehineleri kurtarabilmek için teroristlerle müzakere edilirdi, pazarlık yapılırdı, psikologlar devreye girerdi, ama baktılar olmuyor, teroristlerin istekleri bitmiyor. Önce İsrail uygulamaları ile başladı. 1971 Münih olimpiyatlarında tüm İsrail sporcuları ve rehin alan teröristler öldü. 1976 Uganda Entebbe saldırısında rehinelerin bir kısmı kurtarıldı, teröristlerin tümü öldürüldü, bütün bunlardan sonra İsrail teröristlerle müzakere etmeyi bıraktı.

Son Dhaka BanglaDash olayında 6-terörist öldürülürken, 20-yabancı rehine ve 2-polis öldü. Artık teroristlerle müzakere yok, güvenlik kuvvetleri hepsini öldürüyor, bu arada rehineler de ölüyor. Rusların saldırı ve ne pahasına olursa olsun kazanma düşmanı yok etme stratejisi aynen uygulanıyor. Müzakere ihtimalini ortadan kaldırmak için medya ve internet iletişimine sansür uygulanıyor.

Son 20-Haziran Atatürk hava limanı terör saldırısında rehin alma olayı olmadı, teröristler kendilerini havaya uçurdular. 1-Temmuz Dhaka'da bir Café' de yabancıları rehin alan teröristler normal hayatlarında dini bütün, üniversite öğrencisi, zengin ailelerin çocukları idi. Yani Dhaka da umarsız, parasız zavallı ezilmiş eğitimsiz fedailerden bahsetmiyoruz. Güvenlik güçlerinin müdahalesi sırasında Dhaka'da teröristler ve rehineler hepsi öldü, öldürüldü.

Führer'in lise sonrası eğitimi yoktu, hayatını orta düzey bir ressam olarak kazanıyordu. Birinci dünya savaşını onbaşı rütbesi ile bitirdi, Hapse girince kitap yazdı. Başkanlığını yaptığı Nazi partisi 1933'te iktidarı %33 oy oranı ile ele geçirdikten sonra Almanya'yı ikinci büyük dünya savaşına götürdü, emrinde çok değerli generaller profesörler işadamları vardı. Führer, 1945'te sığınağında iken, "Beni Alman halkı seçti, ölebilirler çünkü onların oylarıyla onları yönetmek için iktidara geldim" demiş, Yani seçtiğiniz yöneticilerden siz seçmenler sorumlusunuz. Aldıkları her kararda size hesap vermek durumundalar. Dediğim dedik davranamazlar. Bunu uygulamak uygulatmak zorundasınız.

Artık yeni bir döneme giriyoruz, terörle savaş çok acımasız olacak. Ne kadar çok bulaşırsanız karışırsanız o kadar çok zararlı çıkıyorsunuz. Herkesin karıştığı ve bin pişman olduğu koca 2. Dünya savaşına girmemiş, çocukları babasız bırakmamış dirayetli tecrübeli bir idareden nerelere geldik, inanılır gibi değil. Demokrasinin bizim coğrafyada işlemesi için klasik herkese hoşgörülü batı uygulamalarından daha farklı düşünmenin zamanı geldi geçti. Tüm dünyada parlamento mücadelesinde yeni acımasız zalim stratejiler uygulamalar zorlamalar dayatmalar ortaya çıkacak, herkes gücünün yettiğinin kolunu bükecek, isteklerini zorla kabule zorlayacak

2016 Odtü mezuniyet töreninde geçen bir posteri sizlere hatırlatayım, "Önemli olan bu okuldan mezun olmak değil, bu ülkede hayatta kalabilmek"

Yorumlarınızı beklerim, slm ve saygılar

---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



Prinkipo, 07/05/16

Benim Kitapevlerim


Alman Hugendubel, Amerikan Barnes & Noble, Ankara'da Arkadaş,
İzmir'de YAKIN, Üsküdar Kuzguncuk'ta Nail Kitapevi, İstiklal'de Robinson.

Kitapçı deyince yurtdışı örneklerde önce iki kitap zinciri aklıma geliyor. Alman Hugendubel kitap zincirinin Hamburg dükkanında üçüncü kat cam kenarında berjer koltuklar var, güneş vuruyor. Karşınızda göl manzarası var. Gündüzü kısa süreli kış aylarında okuyacağınız kitabı alıp rahat berjer koltuklara oturuyorsunuz, keyifle kitabınızı okuyorsunuz. Ayrıca kahve servisi de var, şekersiz CafeLatte kitap okurken çok iyi gidiyor.

Amerikan "Barner & Noble" kitapçısı, zincir dükkanlarında benzer servisi yapıyor, çok sayıda berjer koltuk ve herşeyden önemlisi kahve servisi var. Hampton, Virginia dükkanı tek katlı bir mekan, dışardan aynı bir fastfood McDonalds görüntüsünde, içersi ise bir okuyucu cenneti. Günün haftanın belirli saatlerinde, çoğunlukla akşamüstü iş bitimi saatlerinde kitapçının dip köşelerinden birinde yazar- okur buluşması düzenleniyor. Çok okunan kitapların sahibi yazarlar yılboyu şehir şehir kitapçıları dolaşıyorlar, okurlarla buluşuyorlar, kitaplarını imzalıyorlar. Okuduğu kitabın yazarıyla buluşmak, ona kitabını imzalatmak, yazar ile bir-iki cümle konuşmak, okur için büyük mutluluk.

Italya'nın Roma kentinde eski bir mantar imalathanesini kitapevi yapıp etkinlik düzenleyen var. Sahibi mekana "Book-bar" (BarABook Roma) adını vermiş, bazısı brunch servis ettiği yeri aynı zamanda kitapevine çevirmiş. Bir başkası bu tür mekanına edebi kafe (Literary- Cafe, Caffé Lettetario Mameli) demiş. Her ne kadar bu yerlere "Café" denilse de, bu tür yerlerin vaz geçilmez içeceği yerel şarap. Anlaşılan şarap mahzenleri (Enoteca) de zengin. Genellikle bu tür kitabevleri bazı geceler sinematek olarak ta kullanılıyor.

Bizde nasıl bu işler? Kitapçılarda berjer koltuk çok nadir bulunuyor. Çoğunda yorulduğunuzda oturacak yer bile yok. "Kitabını satınal ve git", anlayışı hakim. Kitap fuarları çok kalabalık, mahşer yeri gibi. Yazar ile iki cümle konuşmaya imkan yok.

Hepsinin hakkını yemeyelim, bizde iyi örnekler de var. Ankara Armada Remzi kitapevinin sol dip tarafında berjer koltuklar var. Ankara Kavaklıdere D&R üst katlarında cam kenarı Kuğulu park manzaralı berjer koltuk mekanları mevcut. Girişte kahve servisi de var, ancak kahve kendi ayrı bölgesinde içiliyor. Diğer D&R mekanları, mesela Bilkent D&R, dar, sıkışık, küçük, ekstra servis imkanları kısıtlı.

Kızılay Karanfil sokaktaki Dost kitapevi üç ayrı kitap satış dükkanını tek mekana topladı. Arka açık otoparkı, iç mekana kattı. Ankara'nın en büyük kitapçısı oldu. Ancak içersi haftasonları mahşer yerine döndü, oturacak yer yok, berjer koltuk yok, kahve servisi yok, yazar-okur görüşme, kitap imza günleri yok.

Arkadaş kitabevi, Ankara Oran One-Tower AVM içinde çok geniş bir mekanda yeni şubesini açıyor. Bakalım içinde berjer koltuklu okuma yerleri, kahve servisi, yazar imza günleri olacak mı?

Coşkun (Küçüközmen) hocam, İzmir Kıbrıs Şehitleri Caddesinde yer alan Yakın kitabevi mekanını çok sever. Burda Çay- Kahve servisi çok iyi, berjer okuma yerleri mevcut. İmza günleri yapıyorlar. Narlıdere Balçova arasında yeni açılan Arkadaş kitabevi, Forum AVM D&R, Agora Remzi Kitabevi, hocamın favori kitap mekanları.

Odtü Mezunları Vişnelik lobi mekanında rahat berjer koltuklar var. Ancak yeterli aydınlatma yok. Kitap okumak çok zor. Haftasonları kitabımı, gazetemi orda okuyayım istiyorum, okumaya imkan yok, çünkü mekanda yeterli ışıklandırma yok. Yazar imza günleri yapılıyor, ama yeterli duyuru, ilgi oluyor mu? Bilemiyorum.

Odtü Kütüphanesinin en üst katında yer alan cam kenarı orman manzaralı kırmızı koltuklar benim okul yıllarımdan beri en çok sevdiğim yerlerden biridir. Üniversite kütüphanesi olduğu için burda yazar imza- söyleşi günleri düzenlemeye imkan yok. Kahve girişteki otomatlarda var ama içeri götürmek mümkün değil.

İstanbul Üsküdar Kuzguncuk İcadiye caddesi üstünde eski üç katlı bir bina Nail kitapçısı oldu, çok hoş güzel rahat sevimli bir mekana döndü. Cam kenarı sedirlerde oturun. Berjer koltuklar da var, kahve makinasından kahve almanız da mümkün.

Kitabım bir gün bir yayınevi tarafından editör denetiminde basılırsa, eğer o günleri görürsem, gazete röportajlarımı, okur buluşmalarımı, imza günlerimi mutlaka Kuzguncuk Nail kitapevinde yapacağım, söz. Berjer koltukları olmayan, kahve servisi yapmayan kitapçılar, beni boşuna çağırmayın, gelmem.

Çevrenizde, şehrinizde, yörenizde içinde berjer okuma mekanı olan, kahve servisi yapan, yazar okuyucu, imza günleri düzenleyen kitapçılar varsa bana yazın, hep beraber öğrenelim, duyuralım, buralarda zaman geçirelim, alışveriş yapalım.

Prinkipo, 30 Ağustos 2016