Wednesday, April 15, 2015

Yeni Enerji Bakanımızı nasıl seçelim?

Değerli Okurlarım,


Enerji bakanının mühendis, Sağlık bakanının doktor, Adalet bakanının hukuk mezunu, Kültür bakanının sanatçı, vb., olması gerekmediğini düşünebilirsiniz. Hatta olmaması daha iyidir, diyebilirsiniz. Bu görevler yönetim görevleri olduğundan, bakanın iyi yönetici olması ve teknik kadrosuna bilgili kişileri toplayıp, onlara işi yürütme yetkisi vermesi daha uygundur, şeklinde düşünebilirsiniz. Bu sayede hem teknik konular ehil teknik adamlar tarafından yürütülecek, hem de teknik ehliyeti siyasi tercih ve vaziyete intisab etme yeteneği sayesinde bu göreve gelmiş kişilerin, 'Ben bu işi bilirim' havasına girip, işleri batırmasına engel olunacaktır, düşüncesi var.

Bu düşünce şekli Enerji için doğru değildir. Geçmiş uygulamalardan gördük ki, Enerji Bakanı mutlaka Mühendis olmalıdır. Santral görmüş, işletmiş, yatırımında çalışmış olmalı. Tercihen iyi yabancı dil- İngilizce bilmeli. Ayrıca Rusça/ Fransızca/ Arapça bilse iyi olur. Uluslararası ilişkiler, Milletler Hukuku konularında yüksek lisans/ doktora yapmış olsa daha da iyi olur. En önemlisi, Lisans döneminde Termodinamik dersi almış, bu dersten en üst notu hak etmiş olmalı- derim.

Enerji Bakanımız 3-dönem kuralı nedeniyle 7-Haziran 2015 genel seçimlerine katılamayacak. Meslekten Elektrik Mühendisi olan bakanımızın teknik konulara olan yakınlığını hep taktirle karşıladım. Göreve geldiğinde kendisiyle yüzyüze yaptığımız kamuya açık bir toplantıda, "Üniversite eğitiminiz sırasında Termodinamik dersi aldınız mı?" sorusunu yönetmiştim. Cevabı," Evet aldım, hem de bu konuda İTÜ'nün gelmiş geçmiş en önemli hocasından aldım", oldu. Çok memnun oldum.

Saydığım teknik öğrenim özellikleri eskiden Bakanlarda olmazdı. Bu özellikler Müsteşar’da olurdu. Bizim sistemimiz böyle kurulmuştu. Eskiden Bakanlar değişir, ama Müsteşarlar hiç değişmezdi. Müsteşar’lar partili olmazdı. Müsteşarlar, Bakanlığın hafızası ve beyniydi.. Müsteşar, Partinin değil Devletin adamı olurdu. Bakanlar gelir- gider, ama Müsteşarlar kolay kolay değişmezlerdi. Politikacı Bakanlar, Müsteşarlarına Bakanlıkla ilgili siyasi tercihlerini söylerler ve gerisine karışmazlardı. Gerisini kuralına kaidesine göre Müsteşarlar düzenlerlerdi. Şimdi gelen Bakan bir süre sonra, geldiği Bakanlıkla ilgili herşeyi öğrenmek istiyor. Bakan bu işin hem siyasetini yapıyor, hem de eğer eğitimi yetiyorsa gerekli insiyatifleri de alıyor. Bu durum sadece bizde değil, her yerde böyle. Kamu- bürokratlar, meslekten olmayan bakan tercih ederler, ama bu durum piyasalar için iyi değildir.

ABD Enerji bakanı (Secretary of Energy) atamaları da bizim evreleri geçirmiş. Önceleri hep hukukçu politikacılar atanmış. Şimdilerde hep bilim adamları, politika dışından atanıyorlar. ABD'nin önceki Enerji Sekreteri (Bakanı) Steven Chu, Nobel ödülü almış Stanford üniversitesi Fizik profesörü idi. Şimdiki Dr. Ernest Moniz, MIT Enerji Enstitüsü profesörü.

Almanya'da Ekonomi ve Enerji'den sorumlu Federal Bakan Sigmar Gabriel, aynı zamanda koalisyon ortağı SPD partisinin başkanı ve meslek olarak Gramer School (ilkokul) öğretmeni. Koalisyon ortağı olarak atanmış. Öte yandan Şansölye Angela Merkel'in termodinamik hesaplamaları esas alan "Quantum Chemistry" doktora çalışması var. Bizim başbakanımızın termodinamik altyapılı bir doktora çalışması durumunu düşünebiliyormusunuz?

Bir Mühendisin Sağlık veya Adalet bakanı olduğu haller herhalde çok çok özel durumlardır. Böyle bir atama alan kişinin görevde başarılı olması beklenmez. Finansman eğitimi almamış bir hukukçuyu, bir tıp doktorunu, Merkez Bankası başkanı yaparmısınız? Hayır. Çünkü konuyu detaylı bilmez, bilemez. Ama ülkemizde herkes Enerji Bakanı olabilir. Özellikle Mülkiye, Hukuk mezunları Enerji Bakanı olabilirler/ geçmişte oldular- Hiç kimse çıkıp "Neden?" diye sormadı. Mülkiye mezunları ETKB Bakanı oldular. Bakanlık dönemlerinde çok şey öğrendiler. Ama enerji konularına katkıları sınırlıydı.

Üniversitelerimizde Termodinamik dersi Makina- Kimya- Metalurji- Çevre mühendisliği bölümlerinde zorunlu olarak alınır. Elektrik Elektronik bölümü öğrencileri bu dersi seçmeli olarak isterlerse alırlar. Çok zor ders olduğu sanılır, aslında günü gününe çalışan, ödevlerini aksatmayan, tüm derslere giden ve her gün planlı, sistemli bir şekilde çalışan öğrenci için hiç de zor gelmez. Zaten dersi günü gününe çalışmayan, çalışmayı son güne, imtihan günü öncesine bırakan öğrenci hiçbir derste başarılı olamaz.

Termodinamik dersini lisans eğitimi süresince almayanlar, Enerjiden sorumlu kamu görevi almamalılar. Enerjiden sorumlu kamu görevleri okul değildir. Eğer bir siyasetçi enerjiden sorumlu olacak ise bu konuda yeterli lisans eğitimini önceden almış olmalıdır.

Her yeni geleni, bizler piyasa olarak, kamu personeli olarak yeniden eğitmek, onlara “Volt” ile “Watt” kavramını yeniden anlatmak, “terravolt” diye bir şeyin olmadığını, “MegaByte” kavramının “Mega-watt” olmadığını anlatmak zorunda kalmamalıyız. Termik santral ile yenilenebilir enerji arasındaki farkı, Kyoto (çevre) kriterlerini tekrar tekrar öğretmek zorunda olmamalıyız. Stadyum ”tribünü” ile buhar “türbini” aynı şeyler değildir.

ÇED gereğini, muafiyetlerin zararlarını, çevre hassasiyetini bu göreve gelmeden önce bilmeli kabul etmeli. Politik kararlar alırken çevreyi gözardı etmemeli. Rüzgar ve güneş enerjisinin baz güç kaynağı olamayacağını, kesintili üretim yaptıklarını, yeni ve pahalı yüksek gerilim iletim hatları yatırımlarına, kapasite dengelemesi için yeni ve pahalı “Pompalamalı Hidro Elektrik Santrali (PHES)” kapasitelerine ihtiyaç olduğunu, bu tip elektrik üretiminin günümüz piyasasında hiç de ucuz olmadığını bilmeliyiz.

Nükleer santrallerin aslında termik santral olduğunu, Türkiye'nin son 50 yılda hiçbir termik santrali kendisinin yapmadığını, yapamadığını, yerli tasarımın- yerli imalatın hep engellendiğini, örselendiğini, yerli finansman bulamadığını, mevcut eskimiş, emre amadeliği çok düşmüş termik santrallerin eski teknolojiye sahip ancak kendi finansman kaynaklarıyla desteklenen Doğu Avrupa ve Uzakdoğu ülkelerinin devlet / Eximbank destekli firmaları tarafından yapıldığını bilmeliyiz.

Küresel ısınmayı, ÇED normlarını, termik santrallerin tarım, orman, sit, turizm bölgelerinde yapılmaması gerektiğini bilmeliyiz. “Rüzgâr – güneş bize yeter”- “Nükleer santral tüm sorunlarımızı çözer, yapımına 1970'lerde başlasaydık şimdi kendimiz yapıyorduk”- “Türkiye'de petrol var ama yabancılar çıkarılmasını engelliyor”, “Kaya gazı (Shale Gas) rezervlerimiz ile enerji sorunlarımızı önümüzdeki 5-yıl içinde çözeceğiz”, “Karadeniz'de petrol bulduk”, "Teşvik olmazsa yatırım olmaz" gibi basmakalıp slogan cümlelerin doğru olmayan şehir efsaneleri olduğunu kabul etmeliyiz.

Fosil yakıt yakan Termik santrallerimizi, temel tasarımı dahil tümüyle kendimiz yapabilir olmalıyız. İşsizlikten şikayet ederken, termik santrallerimizi Uzakdoğulu asker/ mahkum/ meslekten olmayan acemi işçilere yaptırmamalıyız. Her ülkenin mühendisleri kendi yerli yakıtlarına uyumlu termik santrallerinin temel ve detay tasarımlarını kendileri yapar. Yerli üretir, yerli personel ile yerinde montaj yapar.

İncelenen her bir ÇED raporu içinde yerel istihdam yaratılacağı anlatılıyor. ÇED raporunu alana kadar bazı yatırımcılar her şeyi sözde taahhüt ediyorlar. ÇED raporu alındıktan sonra verdikleri sözleri unutuyorlar. Sadece bizde değil, dünyanın her yerinde unutuyorlar. Yatırım süresince ve yatırım sonrasında devamlı kontrol edecek bir kontrol mekanizması bizde nerdeyse yok. Olumlu ÇED raporu için politik baskı da zaman zaman devreye giriyor. Enerji konusunu bilen/ bilmeyen, yeterli kadrosu olan/ olmayan bu kadar çok firmaya, cari açığımızı daha da açan- büyüten, doğalgaz/ ithal fosil yakıt/ ithal kömür yakacak termik santral yapma lisansını nasıl veriyoruz? Bu işin bir sonu- sınırı olmalı.

Ekonomik politika içinde Enerji konuları ciddi iştir. Hayati konulardır. Enerji yatırımları, enerji çalışmaları, petrol, boru hatları, yerli kömür, yerli yakıt kaynakları, kredilendirme, finans bulma konuları çok ciddi işlerdir. Bilgili, iyi eğitimli, tecrübeli yerli kadrolar ister. Sonradan olmaz.


Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



2015-04-15

Tuesday, April 07, 2015

Dünyanın sonu değil.



Dünyanın sonu değil.

Değerli Okurlarım,

1991 yılında Ankara'da bir yerli-yabancı ortak girişim müteahhitlik şirketinde çalışıyorum. Bir istanbul firmasına termik santral teklifi verdik. Firma gelen teklifleri değerlendirdi, sonunda bizi kendi mekanına davet etti, son fiyat kontrat müzakeresi yapacağız. Davet geldiğinde Ankara'da dışarda yoğun kar yağıyor, uçaklar kalkmıyor, gece kalmak için İstanbul Pera Palas otelinde rezervasyon yaptık.

Ankara otobüslerinin satış bürolarına sorduk. Otobüsler çalışıyor, Saat 17:00 Ankara İstanbul nonstop sefere bilet aldık. Yoğun kar yağışı altında yolu geçtik. Yanımda buyuk dosya - evrak çantası var. O zamnalra laptop PC'ler yok, herşey kağıt evraklarda taşınıyor. Çanta çok büyük, içinde önemli evraklar hesaplar var, bagaja vermedim, yukarı elbagajı yerine sığmadı. Hemen ayağımın arkasında duruyor. Yolda genel müdür "Jeffrey Green" ile laflıyoruz, Jeff şöyle dedi,

"İnsan her zaman hata yapar, her zaman yanlıs yapar, kontrolu dışında bir terslik olabilir, önemli olan suçlamak, yakınmak, pişmanlık belirtmek değildir, önemli olan bu yanlışlığın, şansızlığın, hatanın en kısa zamanda düzeltilmesidir. Fast recovery is the key issue."

Yolda bunları konuştuk, otobüs gece 23:00 gibi Taksim'e vardı, Taksim'den aşağı Pera Palas otelinin karşısından geçerken otobüsü durdurup indik. Otele kısa mesafe yürüyerek gideceğiz. Otobüs gitti, bir anda farkettim, evrak çantasını otobüste unutmuşum.

Jeff'e söyledim, kızıp öfkeleneceğine, "Hemen bir taksi bulalım, otobüsü yakalıyalım", dedi. Gece yarısı taksi zor- ama bulduk. Otobusün tahmini parkurunu biliyoruz, Eminönü- Aksaray- Bakırköy derken yarım saatte Ataköy civarında yakaladık, otobüsü durdurup çantayı aldık, ve tekrar otele döndük. Ertesi gün uzun ve yorucu geçen bir müzakereden sonra mukaveleyi imzaladık.

Yani böyle şeyler olur, önemli olan hızla çözüm getirmektir, kaybedersin bulursun, bulamazsan yenilersin, durumdan ders alırsın, tekrarı olmasın diye önlem alırsın, düzeltmek için elinden birşey gelmiyorsa en kötü durumda herşeyi iptal eder, hepsini yenilersin, olur biter, dünyanın sonu değil.

Artık sekiz (8) saatlik kesintinin neden olduğunu az-çok biliyoruz. İletim hatlarında frekans dengelemesi yapılamadı, doğu batı hattı koptu, batıda frekans düştü, doğuda yükseldi, gerekli yükatma ve yükalma yapılamadı. Güneyde sahilde 1200 MWe üretim kapasiteli yeni işletmeye alınmış bir ithal kömür santralinde bir önceki geceden beri giderilemeyen besisuyu pompaları arızası vardı.

Arıza günü sabahı saat 10:36'da tekrarlanan durum, termik santrali tümden kapatmış. Arkasından batıdaki 1034 MWe lık yerli kömür ve 799 MWe doğalgaz santrali frekans düşmesine dayanamamış. Her ikisi de devre dışı olmuş. Teiaş dispercher'leri ve kullandıkları mevcut yazılımlar iletim hatlarına müdahalede geç kalmışlar. Sonrasında ulusal şebeke domino taşı gibi devrilmiş, tüm ülke karanlığa gömülmüş. Kendini korumak isteyen Avrupa ortak havuzu (Entso-E) bizi sistemden atmış, olan olmuş, 8-saatlik kesinti sonrası black-start (devreye giriş) zor yapılabilmiş.

Daha büyük enerji üreten 5,000 MWe'lık nükleer santraller çalışır durumda olsa idi, iletim hatlarımızdaki bu zaafiyet sonrasında durum ne olacaktı? Sistemleri, santralleri nasıl koruyacaktık?

Mevcut iletim hatlarımızda enerji taşıma ve hızlı insiyatif zaafiyeti var. Yükatma ve yükalma konusunda özel mülkiyet santrallerin akçalı hesapları var. Teiaş için personel eğitimi ve yazılım desteği gerekiyor. Böyle bir durum ortaya çıktığında, acil kararları alıp uygulayacak yetkili kadroların korunması kollanması gerekir. Üstlerinde suçlama baskısının olmaması gerekir. Düzeltici kadroların desteklenmesi yerine, işten el çektirilme uygulamasının başladığını gözlüyoruz. Doğru bulmuyoruz. Kızıp öfkelenmek, Teiaş genel müdürünü istifaya zorlamak ne derece doğru? Meydana gelen sekiz (8) saatlik kesinti dünyanın sonu değil, önemli olan ders almak, tekrarını engellemek, öyle değil mi?


Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



2015-04-08 Ankara

Thursday, March 26, 2015

Uluslararası 27. Boğaziçi Kıtalar Arası Yüzme Yarışları 26-Temmuz 2015


Değerli Okurlarım,

İstanbul Boğazı 26-Temmuz 2015 pazar sabahı saat 10:00 ile 12:00 arası taşıt trafiğine kapanacak. Saat 10:00'da her yaştan kadın-erkek binden (2014'te 1200+) fazla yerli- yabancı yüzücü FSM (2.köprü) kuzeyinde Anadolu yakasında Kanlıca'dan denize girecek, birinci köprüye kadar boğaz kuzey-güney yüzey akıntısı içinde 6.5-km yüzecek.
Birinci köprünün ayağında Avrupa yakasında Kuruçeşme parkında karaya çıkacak.

Detaylar için web sayfası, https://bogazici.olimpiyat.org.tr/

Geçtiğimiz yıllarda yapılan yarışlarda bu parkurda en iyi derece 39 dakika idi.
Geçen yıl (2014) yarışı kazanan 1992 doğumlu Hasan Emre Musluoğlu parkuru 41:26 dakikada bitirdi.
Geçtiğimiz yıl 60-69 yaş gurubunda 50 erkek 10 kadın yüzücü yarıştı, en iyi derece 1.00.27 ile 1953 doğumlu İtalyan Eugenio Velardi'ye ait oldu.
Aynı yıl 70+ yaş gurubunda 12 erkek, 1-kadın yarışmacı parkuru bitirdi.
Parkuru her yaş gurubu için geçerli, 2-saatten daha kısa sürede bitirmeniz isteniyor.

Bu yıl yarışlara internetten katılma müracaatı için son gün 30-Mart 2015.

Başvuru kayıtları internette devam ediyor. Evrak teslim için son gün 15-Nisan 2015.

Elemeler İzmir'de 07-Haziran günü Alsancak Atatürk yüzme havuzunda, Adana Rıza Salih Saray yüzme havuzunda 30- Mayıs günü, Ankara Eryaman Olimpik Hazırlık Kapalı Yüzme havuzunda 14-Haziran günü, İstanbul TYF Tozkoparan havuzunda 23-24 Mayıs günleri yapılacak.

Elemeler sırasında 800-metre serbest stil yüzmeniz isteniyor. Suya mutlaka balıklama atlamanız gerekli değil ama kulvar dönüşlerinde takla (flip-turn) tercih ediliyor.
Her yaş gurubu için verilen belirli en uzun baraj derecesi var. Gençlerde 1-saat, ama tercihan 20- dakika 60-69 yaş gurubu ve 70+ için parkuru bitirmeniz yeterli.

Elemelerde yüzülen 800-metre aslında Boğazın genişliği.
İstanbul boğazının en dar yeri biliyorsunuz 600-metre.
Parkur toplam 6.5 km ancak siz bu mesafeyi tam yanlamasına yüzmüyorsunuz.
Çok sert akıntı var, yüzerek doğrudan karşıya geçmenize imkan yok.
Denize girdikten sonra boğazın ortasına varıyorsunuz.
Boğazın ortasında kuzeyden güneye soğuk yüzey akıntısı var.
Akıntı sizi sürüklüyor, güneyde SuAda açığına, ordan birinci boğaz köprüsüne getiriyor.

Birinci köprü öncesi Avrupa yakası kıyısına yüzüyorsunuz. Kıyılarda bu defa, ters, güneyden kuzeye sert başka bir akıntı var, bu kuzey yönlü akıntı ile Kuruçeşme parkında karaya çıkıyorsunuz.

Tamamen bir taktik yarışı içindesiniz, yanlış yaparsanız akıntı sizi final iskelesinden uzağa atıyor, 1.5-saat içinde parkuru bitirmeniz bekleniyor, bitiremezseniz 2-saat sonunda sürat motorları (Zodyak) denizde kalanları topluyor. Saat 12:00'de Istanbul boğazı tekrar taşıt trafiğine açılıyor.

İzmir'de üniversite havuzlarının yanında çok sayıda kapalı havuz, ayrıca hava ısınınca devreye giren yine çok sayıda açık havuz ve deniz imkanları var. İzmir'den çok sayıda katılımcı olması bekleniyor.

Ankara'da Ankara, Hacettepe, Odtü, Bilkent üniversitelerinin yüzme havuzlarına belirli saatlerde mezun üye kabulü var.

Yarış sabahı erken saatte Kuruçeşme'ye varmak gerek. Size üstünde sadece size ait yarışmacı numarası olan bone, ve ayak bileğinize takacağınız çipli künye veriyorlar.
Su geçirmez, iyi kalite deniz gözlüğü kullanmanız şart. Boğaz suları yaz ortasında bile çok soğuk (15C) ve maalesef temiz değil, mutlaka sporcu mayosu giymeniz lazım.
Hatta ince Neopren yüzme elbisesi daha da iyi, vücuda yapışıyor, soğuk etkisini azaltıyor. Bone ve çipli künye ile motorlara biniyorsunuz, Kanlıca'daki başlama yerine gidiyorsunuz.

Beyler, yarış sabahı traş olmayın. Yarış öncesi gün saçlarınızı kısa kestirin. Beylerin dizaltına uzanan şort, hanımların bikini giymeleri uygun değil. Vücudunuzda açık yara olmasın. Tüm vücudunuzu çok iyi yağlamanız gerek. Özellikle mayo altı bölgelerinizi çok iyi yağlamanız soğuktan korunmanız için lazım, yoksa soğuk boğaz suyunda kolay yüzemezsiniz.
Denize girmeden önce tuvalet ihtiyacınızı gidermeniz, katı- sıvı tüm vücut atıklarını atmanız şart.
Bir gün öncesinden tavsiye karbonhidrat yoğun gıda rejimine girmeniz, yarış öncesi glikoz almanız faydalı olur.

Burda önemli olan yarışa katılmak ve yarışı bitirebilmek. Yarış sırasında kendi yaş gurubunuzda çok sayıda tanıdık isimle karşılaşacaksınız. Özellikle 50-59 ve 60-69 yaş guruplarında iş aleminin çok tanınmış simaları var. İşadamları, büyükelçiler, siyasetçiler, milletvekilleri var, sağlığına dikkat eden, özgüveni tam insanlar var.

Sabah erken veya iş-sonrası akşamüstü havuza gitme imkanınız varsa, yılboyu antreman yapabiliyorsanız, bu yarışa girmenizi tavsiye ederim. Önemli olan ön elemelerde 800-metreyi her yaş gurubu için belirli zaman diliminde yüzebilmek.

Yarıştan sonra Kuruçeşme iskelesine bağlı bir gemideki temiz su deposundan beslenen çok sayıda duşlarda iyice yıkanın, üstünüzdeki tüm yağı, deniz pisliğini atın. Sonra bol fotoğraf çektirin, yarışı tamamlamanın keyfini çıkarın.

Yılbaşından beri günde kapalı havuzda önce 6-tur (600-metre), bugünlerde 8-tur (800-metre) yapabildim. Benim için 6500-metre henüz hala uzak bir hedef gibi duruyor, günlük antremanlarda en az 1500-metre yüzmem lazım. Umarım 2015 seçmelerine kadar kolaylarım.

Elemeleri geçerseniz yarış günü orda buluşalım, takım halinde yüzelim. Gelecekte benzer bir yarış Sakız adası ile Çeşme arasında Uluslararası ortamda düzenlenir mi? Neden olmasın?

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



2015-03-25

Saturday, March 14, 2015

Vincenzo Bellini'den "I Puritani" operası Ankara sahnesinde


Değerli Okurlarım,

Bu anlaşılmaz karmakarışık ortamda, opera ve klasik müzik herhalde bizler için en iyi ilgi - meşguliyet konuları olacak. Günlük olaylara, siyasete, politikaya biraz "ilgisiz (indifferent)" kalın, mesafeli olun, kendinize detox yapın, polemikleri atışmaları fazla dinlemeyin izlemeyin. Başkan Obama da öyle yapıyor, bakın kontrol edemediği olaylar karşısında ne kadar ilgisiz.

Klasik müzik ve opera dinleyin, inanın hayat sizin için daha güzel geçecek. Tatsız olayların hepsi geçer gider, dert etmeyin, bu ülke geçmişte neler neler gördü.

Ankara operasında 7- Şubat 2015 cumartesi akşamı başlamaya az kala bir üniversiteli genç ürkek bir yüz ifadesiyle yanımdaki koltuğa oturdu. Bana fısıltıyla sordu, "Konuyu biliyormusunuz? Az önce tiyatrodan çıktım, operanın önünden geçerken merak ettim, bilet buldum girdim. İlk defa opera seyredeceğim". Ona kısaca operanın konusunu anlattım. İtalyan "belcanto" (güzel şarkı) tarzında baştan sona harika şarkı - ve melodilerle yapılandırıldığını, bu yüzden sanatçılar için çok zor- ama dinleyiciler için büyük keyif dolu olduğunu, tüm rollerin, koronun orkestranın çok iyi performans gösterdiklerini söyledim.

Opera 21 -Şubat 2015 cumartesi Premier (ilk sahneleme) ile başladı. Bu opera bir aşk hikayesi, olay 1640 yıllarında Ingiltere iç savaşı- Cromwell döneminde geçiyor, sonu güzel bitiyor. Bellini bu operayı 1835 yılında yazmış. İstanbul'da ilk defa 1846'da bir gezici İtalyan opera gurubu tarafından sahnelendirilmiş. Sonra bugüne kadar başka hiç sahnelenme bizde yapılmamış., yapılamamış. Neden? Çünkü sanatçılar açısından seslendirilmesi çok zor. Özellikle uzun yorucu lirik Elvira ve Arturo karakterlerini üstlenecek sanatçıları bulmak, onları yetiştirmek zor. Bu karakterleri repertuarlarına almış sanatçı sayısı dünyada çok az. "I Puritani" karakterlerini sanatçılarımızın repertuarlarına almak operamız için büyük kazanç.

Elvira'yı en iyi seslendirenlerden biri Diva Leyla Gencer olmuş. Leyla Gencer'in 1960 LaScala, Maria Callas'ın 1950 Metropolitan CD seslendirmelerini dinlemek lazım. 2014 yılında "I Puritani" İtalya'da Floransa opera sahnesinde yeniden yer aldı. RAI5 televizyonunun naklen yayını "youtube.com" sayfasında tam olarak var, 3-saatlik bu yeni sahnelenmeyi mutlaka izleyin. Karamsar bir yorum getirmişler, bizim sahnelememiz daha iyimser, hayat dolu, daha güzel.

NewYork Metropolitan Operasında 2007 yılında sahnelenen ve Anna Netrebko'nun seslendirdiği Elvira mutlaka dinlenmeli. Şu anda dünyada Viyana, Catania, Madrid, Torino ve Melbourne operalarında "i Puritani" sahneleniyor. Viyana operasında Elvira rolünü üstlenen soprano "Olga Peretyatko" çok iyi değerlendirmeler alıyor. Mayıs ayında NewYork Metropolitan'da söyleyecek.

Başka operalardan yayınlar da youtube içinde var. Onları seyrettikten sonra Ankara operasını kıyaslıyorsunuz, ve bizim operamızın en az onlar kadar iyi olduğunu bir kez daha takdir ediyorsunuz. Bu opera bende bağımlılık yaptı.

Ankara'da ilk beş(5) sahnelenmeyi arka arkaya izledim. Sanatçılar arasındaki farkları, tekrar çıkanların değişik performanslarını artık anlayabiliyorum. Cast olarak Elvira başrolü için dört (4) -ayrı soprano çalıştı.

Premier gecesi, genç güzel soprano "Görkem Ezgi Yıldırım" sahneye çıktı. Genç kız Elvira karakterinde oyunu ve mükemmel sesiyle rolünü kusursuz seslendirdi. Aynı karakterde "Eylem Demirhan" (2 kez), "Esra Abacıoğlu Akcan" da sahne aldılar.

Diğer solistler operamızın tecrübeli, mükemmel sesleriydi. Özellikle Tuncay Kurtoğlu, Çetin Kıranbay, Savaş Gençtürk, Serkan Kocadere harika seslendirdiler.

Deneyimli yönetmen "Gürçil Çelikbaş" klasik sahnelemeye sadık kalmış, çok iyi etmiş. Dekor yeterli makul, değişmesi kolay ve ekonomik tasarlanmış. Dönemin kostümleri gerçeğe yakın ve çok güzeldi. Ancak kostüm tasarımcısının başrol "Deniz Leone" için özel tasarım yapması gerekirdi.

Alman şef "Florian Frannek" yönetiminde orkestra herbir beş sahnelemede kusursuz çaldı. Koro güçlü ve ayrı güzeldi. Kostümler özenle hazırlanmış, perde sonlarında donan sahneleme ve ona uyumlu ışık düzeni pek güzel. Ankara opera sahnesinin bir özelliği, perdeden biraz geride kalırsanız sesler boğuluyor, merdiven üstünden şarkı söylemek çok riskli, sesiniz duyulmaz oluyor.

Arturo karakterinde "Deniz Leone" beş gece arka arkaya sahneye çıktı. İlk gece üstünde acemilik vardı. İkinci ve üçüncü geceler sesi kesildi, bir ara boğuldu, detone oldu, sağlık sorunlarıyla baş etmek zorunda kaldı. 4-5. geceler harukulade oynadı. "Deniz Leone" bu operanın gerçek kahramanı. Kolay değil beş gece üst üste sahne aldı, sahnede bizlere en iyisini vermek için savaştı. Yerini kimseye bırakmadı bırakamadı, çünkü yoktu. "Deniz Leone" için özel kostüm tasarımı gerekirdi. Beş gece üst üste başrol oynamak çok zordur. "Deniz Leone" lirik güçlü sesiyle, mükemmel İtalyanca'sıyla rolünün hakkını verdi, kendisini yürekten kutluyorum.

Yanımdaki genç herhalde eseri beğendi, ara verilince çıkıp gitmedi, sonuna kadar kaldı ve uzun uzun alkışladı. Eser Ankara sahnesinde 30/03, 06/04 günleri tekrar oynayacak. Biletler internetten satılıyor, yer bulunuyor.

Operayı sevmek için, mutlaka konservatuar bitirmek gerekli değildir. Yazarınız opera seven, kulağını eğitime açık tutan, ortalama bir seyirci- dinleyicidir. Gördüğünü, duyduğunu, izlenimlerini, yorumlarını yazar, ister beğenirsiniz, ister beğenmezsiniz, size kalmış.

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Ankara, 2015-03-12



Thursday, March 05, 2015

Yüzyüze sözel iletişim başarının anahtarıdır (Moskova 1976)


Değerli Okurlarım,

Size bugün Moskova'da 1976 yılında başımdan geçen bir olayı anlatacağım. Zaman Şubat 1976. Bir kamu fabrikasında çalışırken Birleşmiş Milletler Eğitim Bursu ile Moskova'ya gönderildim. Okulu yeni bitirmişim, fabrikada iki yıllık talaşlı imalat- çelik konstrüksiyon üretim tecrübem var. Az sayıda yabancı dil bilen mühendislerden biri olarak seçildim ve gönderildim. Moskova ortamı saf romantik dışa kapalı Sovyet dönemi, Brejnev dönemi. Kimse Moskova hakkında birşey bilmiyor. Moskova'da yaşayanlar da dışardaki dünya hakkında birşey bilmiyorlar, kapalı kozalarında işsizlik bilmeden, devletin onlara sağladığı bedava sağlık, eğitim, ucuz ulaşım imkanlarıyla mutlu yaşıyorlar. Moskova o zamanlar çok farklıydı. Apayrı bir dünya idi. Sanki apayrı, uzayda uzak bir gezegende yaşanan bir ortamdı.

Moskova'da yaşayan çok az sayıdaki yabancılardan biriydim. Gelir gelmez Rusça öğrenmeye başladım. Kendimi idare edebilecek kadar, alışveriş yapabilecek, yol sorabilecek kadar öğrendim. Konuşma pratiği yapma imkanım sınırlıydı, herkes benimle İngilizce konuşmak istiyordu. Ben Rusça konuşamıyordum.

Gelişmekte olan ülkelerim genç mühendislerine yönelik talaşlı imalat üstüne hazırlanmış teknik eğitim yakındaki bir üniversitede yapılıyordu. Üniversite anfilerinde makine imalatı, çelik konstrüksiyon konularında tüm gün ders görüyorduk. Ders sonrası haftada belirli günler yakındaki bir torna imalatı fabrikasında pratik eğitim alıyorduk. Katılımcıların sayısı 30 civarındaydı. Çoğu Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika ülkelerinden gelmişlerdi. Tüm eğitim ve aramızdaki iletişim İngilizce dilinde idi.

Kaldığımız yer Moskova Üniversitesi'ne yakın "University Hotel" (Gastrinistza Universitetskaya) idi. O kış çok soğuk geçti. Belki de bana öyle geldi. Her yer nerdeyse bir metreyi aşan kar ile doldu. Ruslar için soğuk hava, bol kar ortamı çok olağan durumdu. Devletin onlara ucuz ve pratik sağladığı, güvenli işler, sağlık ve eğitim imkanları vardı. Küçük evlerde oturuyorlar, metro ile işe gidip geliyorlar, çocuklarını devlet okullarına gönderiyorlar, ucuz yiyecekler alıyorlar, basit giyiniyorlar, bol kitap okuyorlar, ucuz klasik plaklar dinliyorlar, enstrüman çalıyorlar, çocuklarını spor veya bale okullarına gönderiyorlar, kendi kapalı dünyalarında mutlu yaşıyorlardı. Evleri küçük ama kalın duvarlı, merkezi ısıtmalı, soğuğa korunaklıydı. Ortada özel otomobil çok azdı, olanlar da zaten basit kullanışsız modellerdi. Herkes yürüyor, belediye otobüslerine, metroya biniyorlardı. Mükemmel bir yeraltı metro sistemi vardı. Votka ucuzdu, geceleri votka eşliğinde arkadaş muhabbeti onlara yetiyordu. Entellektüel uğraşlar, edebiyat, şiir, roman, kitap, klasik müzik, opera ve en önemlisi Rus balesi ilgi alanlarıydı.

Geldiğimin ertesi günü herhangi bir bale sahnelenmesine bilet alabilmek için Bolşoy tiyatrosuna gittim. Uzun bir kuyruk vardı. Bu kuyruk hiç bitmedi, gece gündüz sürdü, benim kuyruğa girip uzun süre bekleyip bilet almama imkan yoktu. Ruslar kuyruk beklemek konusunda çok dirençli idiler, saatlerce kuyruk bekleyebiliyorlardı. Bolşoy tiyatrosunda gerçek bir Rus balesi seyredebilme ümitlerimi yavaş yavaş kaybettim. Baleye bilet almam imkansızdı, karaborsa bilet bulmam için Rusça'mın çok iyi olması gerekiyordu, gişe dışından bilet alırken her an aldatılabilirdim, aldığım bilet boş- geçersiz olabilirdi.

Kaldığımız otelin servis imkanlarını araştırdım. Otelde biz yabancı misafirlere yardımcı olacak bir "Servis Büro" (Hizmet- danışma ofisi) vardı. Burda bir yönetici Tovariş (Yoldaş) Nina, ve üç personeli orta yaşlarda Victoria, Natalia ve Galia isimli hanımlar misafirlere yardımcı oluyorlardı. Herbirinin Rusça dışında mükemmel konuştukları ikinci bir yabancı dilleri vardı. Victoria İngilizce konuşuyordu, Natalia İspanyolca, Galia Almanca. Çoğumuz İngilizce bilen Victoria ile iletişim kurduk. Hizmet bürosuna sordum, acaba bana Bolşoy tiyatrosundan konser, opera, bale için bilet bulabilirlermiydi? Cevap "Nyet" (hayır) oldu. Mümkün değildi. Otele yabancılar için gönderilen birkaç bilet vardı, ama dağıtım tümüyle Servis Büro Yöneticisi Tovarish Nina'nın denetimindeydi. Tovarish Nina ulaşılmaz, yaklaşılmaz bir yöneticiydi. Tüm güç ondaydı, sadece birkaç özel misafir bu biletlere ulaşabiliyordu.

Aradan bir ay geçti. Bolşoy tiyatrosundan bilet alma ümitlerimi tamamen yitirdim. Moskova'ya gelmişim ve Bolşoy tiyatrosunda bir sahneleme görmeden döneceğim. Parası neyse vereyim, ama olmuyor, herşey para değil. Herşeyde karaborsa vardı, ama Bolşoy tiyatrosuna bilet almak çok zordu. Başka dünyevi keyifler için para her kilidi açıyordu, ama Bolşoy tiyatrosu biletleri ayrı bir değerdeydi. Saatlerce kuyrukta bekleyip satın aldığınız biletin size sağladığı seyir keyfi ölçüsüzdü.

İngilizce konuşan Victoria'dan başka yardım edecek kimse yoktu. Bu konuda onun da elinden birşey gelmiyordu. Tovarish Nina ile doğrudan konuşmak gerekliydi. Onun da uzmanlık alanı olan mutlaka bir yabancı dili vardı. Hangisi?

Fransızca. Tovarish Nina Moskova üniversitesi "Fransız Dil ve Edebiyatı" bölümünü bitirmişti, hafif Rus aksanlı ama kusursuz Fransızca konuşuyordu. Üniversite yıllarında Fransızca dersi almıştım ama sonradan çoğunu unuttum, aklımda pek bir şey kalmadı. Tovarish Nina ile doğrudan bire bir iletişim kurabilmek için eski Fransızca dil bilgimi yenilemem gerekiyordu.

Beraber teknik eğitim aldığımız diğer yabancı mühendislerin Fransızca bilgilerini kontrol ettim. Çok iyi Fransızca bilen bir Batı Afrikalı mühendis vardı. Yazılı Fransızcaya çok iyi hakimdi, ancak sözlü Fransızcası Fransız Afrikası yerel aksanı idi. Konuşurken zor anlaşılıyordu. Benim için çok önemli değildi, Tovarish Nina ile bire bir Fransızca konuşmam ve ilk iletişimde buzları kırmam lazımdı. Basit Fransızca cümleler öğrendim, kendi kendime pratik yaptım. Bir sabah erken saatte Tovarish Nina, ofisine geldiğinde kapıda belirdim, ve Fransızca basit cümlelerle onu selamladım, kendimi tanıttım.

"Bonjour Madame, Mon nom est Haluk d'Ankara Turkei. Comment allez-vous?"
Ona "Madamé Nina" olarak hitap ettim. Madamé Nina o gün çok mutlu oldu. Otelde o sıralar Fransızca konuşan fazla misafir yoktu. Laf lafı açtı. Bana yaptığı işleri anlattı, bititdiği okulunu anlattı, Fransız Komünist partisi misafir üyelerine gençliğinde yaptığı rehberlik- mihmandarlığı anlattı, ünlü Fransız pop şarkıcısı Gilbert Bécaud ile gezilerini, ailesini, eşini, çocuklarını, gençliğini anlattı. O artık sıradan bir Tovarish değildi, Fransızca bilen hoş kültürlü bir hanımdı, ben de onun oteldeki özel önemde yabancı konuklardan biriydim.

Ertesi gün Bolshoy için bilet sordum. Sadece bir bilet bekliyordum. Moskova'da geçireceğim kalan her hafta için bir bilet toplam altı adet bale - opera bileti verdi. Bolshoy tiyatrosu o zaman bir inanılmaz ortamdı, bugün de öyle.

İş hayatında yüzyüze sözel olarak yapılan iletişimin bir sanat olduğuna inanıyorum. "İletişim" her şeydir. "İletişim" insan ile diğer canlı varlıklar arasındaki en önemli farklardan biridir. Bir yabancı dil öğrenmek diğerini unutturmaz, kullandıkça daha iyi konuşursunuz. Günümüzde bir yabancı dil yetmez, iki- üç- daha fazla dil öğrenmek lazım. Yüzyüze bire bir sözlü iletişim size her kapıyı açar, iletişim iş hayatında başarının anahtarıdır.


Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


2015-03-05 Oberstdorf, Almanya

Free Blog Counter