Friday, April 04, 2014

Türkiye'nin Enerji Görünümü ve Geleceği, Mart 2014

 

Mustafa KARAGÖZ

Odtü EE’2010

 

29 Mart 2014 tarihinde Enerji Komisyonu üyesi Haluk DİRESKENELİ (ME’73) yönetiminde gerçekleştirilen “Türkiye Enerji Görünümü ve Geleceği, Mart 2014” başlıklı söyleşi Komisyonumuz Üyesi Oğuz TÜRKYILMAZ (IE’73) tarafından sunulmuştur. Konuşmacı TÜRKYILMAZ bu çalışmayı Derneğimiz Enerji Komisyonu Üyesi olmanın yanı sıra TMMOB MMO Enerji Çalışma Grubu Başkanı olarak sunacağını belirtmiştir.

 

Türkiye enerji sektörünün derinlemesine incelenmesinin yapıldığı ve uzun süredir devam eden “Türkiye Enerji Görünümü” adındaki çalışma için Oğuz TÜRKYILMAZ yaptığı sunuş ile çalışmanın içeriği hakkında önemli bilgiler vermiştir.

 

Dünya birincil enerji talebi ve kaynaklara göre tüketim bilgileri kısaca özetlendikten sonra Türkiye enerji sektörünün temel yapısını belirleyen temel veriler ve sektör ile ilgili temel tespitler vurgulanmıştır. 2012 yılı sonuna kadar Türkiye birincil enerji tüketiminin gelişimi, enerji arzının yerli kaynaklardan karşılanma oranı gelişimi, elektrik enerjisi üretimi ve tüketimin gelişimi, Birincil enerji tüketiminin sektörel gelişimi değerleri açıklanmıştır. Türkiye enerji tüketimi içinde önemli paya sahip ithal kaynakların yıllara göre gelişimi açıklanırken ekonomik kriz yılları dışında ithalatın önemli miktarda arttığı, ayrıca Türkiye toplam ithalatı içinde enerji kaynaklarının payının zaman zaman azalmakla birlikte son 10 yıllık dönem içinde arttığı vurgulanmıştır.

 

Son 10 yıllık dönem içinde elektrik enerjisi üretimi ve tüketimi bilgileri oldukça ayrıntılı olarak açıklanmış, tüketimin önemli oranda arttığı ancak ekonomik kriz yıllarında talepte azalma olduğu somut olarak vurgulanmıştır.

 

Yıllara göre toplam elektrik üretiminde özel sektörün payının 1984 yılında %13 iken 2013 yılında %66,6 seviyesine çıktığı sayılar ile gösterilirken artık bundan sonra elektrik üretiminde devlet hâkimiyetinden söz edilemeyeceği tespiti yapılmıştır.

 

Mevcut iktidarın enerji politikaları irdelenirken sektörde özelleştirme, nükleer güç santrali yapımı, yerli ve yenilenebilir kaynakların paylarının artırılması, Türkiye’nin petrol, doğal gaz ve elektrik için uluslar arası transit güzergah ve terminal ülke olması konularındaki hedefleri irdelenmiş ve bu hedeflerin gerçekleşme durumları tartışmaya açılmıştır. Ayrıca, iktidarın hedeflerine zemin oluşturan yüksek talep artış beklentilerinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, enerji yoğun sanayi yerine katma değeri daha yüksek az enerji tüketimi olan sektörlere ağırlık verilmesi, fosil kaynaklardan elektrik üretimi yerine yenilenebilir kaynakların daha fazla değerlendirilmesi, enerji ekipmanlarının yerli üretilmesi için desteklerin geliştirilmesi yönünde kalıcı politika değişikliklerine gidilmesi hususları üzerinde durulmuştur.

 

Türkiye elektrik sektörünün tarihsel gelişimi kısaca özetlendikten sonra mevcut piyasa yapısı hakkında açıklamalar yapılmıştır. Sektör içindeki kurum ve kuruluşların işlevlerine kısaca değinildikten sonra esas olarak EPDK yapısı, işlevi ve uygulamaları konusunda önemli açıklamalar yapılmıştır. Bu çerçevede, EPDK tarafından bugüne kadar verilmiş üretim lisans toplamı ile lisans alması beklenen başvuru toplamının bugünkü kapasiteye eklenmesi ile 2023 yılına kadar toplam kurulu gücün yaklaşık 153,288 MW seviyesine ulaşacağı hesaplanmıştır. Bu kapasitenin aynı yıllar için öngörülen talebin yaklaşık iki katı olduğu, böylesine atıl kapasite oluşmasının tek nedeninin plansız bir süreç izlenmiş olduğu vurgulanmıştır.

 

Plansız hareket etme sonucunda elektrik üretiminde dışa bağımlılığın daha fazla artacağı lisans almış ve alma sürecinde olan doğal gaz ve ithal kömür kaynaklara bağlı kapasitelerin büyüklüğü ile açıklanmıştır. Bu lisanslama sürecinde olan kapasitelerin tamamının gerçekleşmesi durumunda 2025 yılında doğal gaz yakıtlı kapasitenin bugünkü miktarın %78 kadar artacağı ve santralarda tüketilecek doğal gazın hangi kaynaktan, hangi anlaşmalar ile ve hangi taşıma yolu ile getirileceği sorusu tartışmaya açılmıştır. Benzeri durumun ithal kömür için de geçerli olacağı belirtilmiş ve bu durumun gerçekleşmesi ile ETKB Strateji Belgesi’nde yer alan elektrik üretiminde doğal gaz payının %30 seviyesinin altına düşeceği hedefi ile çeliştiği tespit edilmiştir.

 

Elektrik sektöründe özelleştirme uygulamalarının sonuçları değerlendirilmiş, Nisan 2008 ile Aralık 2013 arasında elektrik fiyatlarında %91 oranında artış olduğu, geri kalan özelleştirmeler ile bu artışın daha fazla olacağı belirtilmiştir.

 

Doğal gaz ve petrol üretim ve ithalat değerleri açıklanarak ithalatın hızlı bir artış gösterdiği açıklanmıştır. Türkiye’nin mevcut ve Avrupa muhtemel doğal gaz boru hatları hakkında bilgi verildikten sonra Türkiye’nin bir enerji terminali olup olamayacağı tartışmaya açılmıştır. Doğal gaz satışları, depolama kapasiteleri, tüketimin sektörel dağılımı ile doğal gaz sektörel yapısı analiz edilmiştir.

 

Türkiye’de açılan petrol ve doğal gaz üretim ile arama kuyuları hakkında sayısal bilgiler verilmiş kuyuların sonuçları değerlendirilmiştir. Petrol boru hatları, sondaj maliyetleri, arama ve üretim maliyetleri hakkında bilgiler verildikten sonra arama yapılan bölgeler hakkında bilgiler verilmiştir.

 

Türkiye’nin yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları hakkında önemli değerlendirmeler yapılmıştır. Yerli kaynakların elektrik üretiminde daha verimli kullanılabilmesi için öneriler getirilmiş, bu arada yenilenebilir kaynaklardan su için kullanım bedeli ve Rüzgâr ve Güneş için elektrik sistemine bağlantı bedeli ödenirken ithal kaynaklardan herhangi bir bedel alınmadığı tespiti yapılarak tartışılması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca yerli kaynaklardan linyit ve taşkömürü ile yenilenebilir kaynaklardan Rüzgar, Güneş, Hidrolik, Biyoyakıt ve Jeotermal kaynak potansiyeli hakkında bilgiler verilmiş ve değerlendirilmelerinin önemi vurgulanmıştır.

 

Kapsamı çok geniş olan “Türkiye Enerji Görünümü” adındaki çalışma üzerinde uzun süredir çalışmaların ve güncellemelerin devam ettiği sektör ilgilileri tarafından bilinmektedir.  Oğuz TÜRKYILMAZ bu çalışmada emeği geçen herkesin isimlerini tek tek söyleme ve teşekkür etme nezaketini göstererek tüm dinleyenlerin ve çalışma raporunu takip edenlerin taktirini hak etmektedir.



 

Panelin konuşmacısı Oğuz TÜRKYILMAZ’ın sunuşuna

http://www.odtumd.org.tr/dosyaArsivi/Etkinlik/29_Mart__2014__SUNUMU.pdf

OdtuMd web link bağlantısından ulaşılabilmektedir.

 

 

 

 

Tuesday, March 25, 2014

Attila, Ankara Opera Sahnesinde, Giuseppe Verdi



Değerli Okurlarım,

Ankara Devlet Opera sahnesinde 22-Şubat 2014 akşamı, müziğini İtalyan besteci Giuseppe Verdi'nin yazdığı "Attila" operası Türkiye Premier'i- yani ilk oynanışı vardı. Biletlerimizi 15-gün öncesinden internette satışa çıktığı saate aldık. Sabah saat 09:30'da biletler satışa çıktı, inanılmaz bir durum oldu 5-dakika içinde tüm parter biletler bitti, Saat 09:34'te 4-bilet zor aldım. Herbiri ayrı yerde oldu.

Premier akşamı operaya erkenden gittik. Sponsorluk yapan Ankara İtalyan Enstitüsü ve İtalyan Elçiliği herhalde tam kadro bizden önce ordaydılar. Sahnede olmayan opera sanatçıları da gelmişlerdi. Daha önce sahnede gördüğünüz değerli bir opera sanatçısını yan koltukta görmek insana gerçek-üstü ortam hissi veriyor. Eğer o sanatçı cast (ekip) içinde ise, o akşam sahne yerine parterde oturuyorsa, ve kendi rolünü oynayan sanatçı ile beraber sanki eko yapar gibi tüm eseri yanınızda söylüyorsa daha değişik bir durum oluyor.

Attila operası için ev ödevimi yaptım, 2-gün üst üste CD'den değişik yorumları dinledim. Müziği kafamda takip eder hale geldim. Ortalarda sol başta yerimiz vardı. Fuayede bizim gibi "kadrolu seyirci" kontejanından olan arkadaşlarımızla buluştuk.

Önce program kataloglarını aldık, zaten konu konusunda herkes hazırlıklı idi, müziği benim gibi önceden dinleyenler vardı. Kataloglar okunacak sonra kolleksiyoner hatırası olarak kütüphanede duracak.

Eser Roma(İtalyan) güçlerinin kendilerini esir etmeye gelen istilacı barbar Hun İmparatoru Attila (hükümranlığı M.S.454-453) ile savaşını anlatıyor. Sert askeri güçler Attila'yı alt etmeye yetmemiş. Romalı kadınların gücü bu işi başarmış. Aslında Roma kayıtlarına göre gerçekte Hunların kralı Attila yüksek tansiyona bağlı burun kanamasından ölmüş. Librettoyu yazan yazar Temistocle Solera, son olayları değiştirmiş. Operanın sonunda Romalı güzel kadın Odabella barbar istilacı Attila'yi kılıçla öldürdü, ve Roma kurtuldu.

Opera ilk kez 1846 yılında Venedik LaFenice operasında sahnelenmiş. Bizde ancak bu yıl sahnelenebildi. Nedeni üstünde çok sayıda yorum yapmak mümkün. "Zamanlaması manidar" mı demeli bilemem.Yönetenlerin sozsuza kadar hükümran olamayacakları fikri, belki düşünülebilir.

Roma'da demokrasi o dönemde yoktu, ama hukuki altyapısıyla bir Roma medeniyeti vardı. Barbar istilacı güç sonunda yenildi yok oldu. Roma yazılı kaynakları olmasa onlar hakkında günümüze birşey kalmayacak, onlar hakkında birşey bilmeyecektik.

Müzik muhteşem üvertürle başladı. Orkestra öne geçti, Orkestra şefi Lorenzo Castriota, orkestradan tam verimlilik aldı. Sahneleme düzgün sürdü. Sahneye koyan LetonyalıYönetmen Andrejs Zagars işini iyi biliyor. Savaş Camgöz'ün hazırladığı dekorlar kullanışlı, pratik ve göz alıcı. Dekorlar çok sayıda değişti, Kristine Pasternaka'nın hazırladığı kostümler uygun makul.

Opera sanatçıları henüz ilk sahnelemenin heyecanı içinde idiler. Sesler bazan ister istemez bozuldu. Bundan birbuçuk asır önce bestelenmiş, Verdi'nin bu gençlik şaheseri Ankara sahnesinde belirdi. Sahneleme eminim 1-2 oyundan sonra iyice pekişecek. İlk oyunda benim gibi konservatuar eğitimi almamış ortalama bir dinleyicinin bile fark edebileceği detaylar hissedildi. İnce seslerin kalınlaştığı, kalın seslerin inceldiği, tizleştiği bölümlerde ister istemez şansızlıklar oldu, ama bunların hiçbiri önemli değil. Sahnede perdeden 2-metre gerisinde sesler duyuluyor, ama perdeden 5-metre gerisine giderseniz ses boğuluyor, seyirci duyamıyor.

Premier , 22 Şubat günü Attila rolünde bas Tuncay Kurtoğlu ilk defa başrol olmanın imtihanını iyi verdi. Ses ve tiyatral olarak çok iyiydi. Foresto rolünde tenor Ünüşan Kuloğlu, Odabella soprano Feryal Türkoğlu, Ezio Serkan Kocadere rollerinin hakkını verdiler. 26-Şubat günlü ikinci sahnelemede Attila rolünde Tuncay Doğu, Foresto Ünüşan Kuloğlu (tekrar), Odabella Reyhan Görbil, Ezio Cem Beran Sertkaya oynadılar. Sonra 24 Mart günü ikinci cast dinledik. 5,16 Nisan geceleri tekrar sahnelendi. 16 Nisan gecesi Attila rolünde bas-bariton Erdem baydar çok iyiydi.  Bizim izlediğimiz her sahnelemede koro ve orkestra, solistlere çok iyi destek verdi. İki perde sonunda eser bitti. CD'lerde 3-perde, ancak bizde 2-perdeye inmiş. Toplam 2-saat, muhteşem güçlü bir opera müziği dinledik.

Giuseppe Verdi'nin Ankara operasında ilk defa sahnelenen "Attila" şaheserini mutlaka gidin görün. Şu anda kapalı gişe oynuyor, 15-gün öncesinden internet satışına açıldığı gün saat 09:30'da bilet alın. Verdi müziğinin keyfine varın. Bu muhteşem eseri arka arkaya bir çok kez seyretmek lazım.

Gelecek sezon tekrar tekrar sahnelenmesi lazım. Aspendos ve Istanbul opera festivallerinde programda olacak. Sakın kaçırmayın. En derin selam ve saygılarımla.


Ankara, 2014-04-17

Monday, March 24, 2014

Termik Santrallerde Proje Finansmanı Zor

Değerli Okurlarım,
Bugünlerde rödovans ihaleleri sonrası termik santral kontrat törenleri yapılmaya başlandı. Yatırımcının zamanı yoktur, parası azdır ve çok kıymetlidir, kendi imkanları ile proje toplam fiyatının %20-30'unu ancak finanse edebilir. Kendisinden taşın altına elini koyması ve proje toplam bedelinin %20-30'u kadarını kendi imkanları ile sağlaması beklenir.

Kalan %80-70 proje bedeli uluslararası finans piyasasında satışa çıkar. Yatırımcı hızlı bir şekilde projesi için finansman paketi sağlayıp işi en ucuz fiyata, güvenilir bir yükleniciye vermek ve parasını bir an önce geri almak ister. Çok iyi danışmanlarla çalışması ve konuya hakim olması şarttır. Milyar dolar projelerin finansman bulabilmeleri için uluslararası etkin- güvenilir danışman şirketlere Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu hazırlatılması gerekir. Böyle bankable- finansman verilebilir ÇED raporu için projenin sahibi yatırımcı firma birkaç milyon Dolar bedel öder. Bundan kaçış yoktur, kanun çıkarıp "ÇED gereksizdir" kararı çıkarsanız da fayda etmez.

Para verecek finansman kurumları sizden düzgün uluslararası kabul edilebilir ÇED raporunu isterler. Bu raporlarda bizim yurtiçi raporlardan çok daha ciddi araştırmalar vardır.  Her türlü teknik- politik- sosyal risk çok ciddi araştırılır, getirisi götürüsü net ortaya konur. Değerlendirilir, riskler belirlenir.  Bu konularda, yer yıl yenilenerek yayınlanan "IFC, Bankable EIA report" dökümanına bakmanızı öneririm.

Uluslararası değerde güvenilir ÇED raporu ile, görevlendirilen aracı bir uluslararası finansman kurumu proje finansman arayışına girer. Finansmanın bedeli, riski, fiyatı, ödenecek faizi, geri ödeme süresi, para istenmeyen geri ödemesiz süre (grace period) bellidir, kredilendirme kuruluşlarının verdikleri derecelere göre istenen faiz bellidir.
Sonra dünyanın dört bir tarafından, fazlada parası olan, projenizle ilgilenen, parasını burda değerlendirmek isteyen yatırımcı finansman kuruluşları bir araya gelirler, (syndication) ortak finansman paketi hazırlarlar, çok sayıda yatırımcı kuruluş riski paylaşırlar, proje için finansman açılır, basın medya aracılığı ile duyurulur. Finansman çalışmalarına katılanlara, plastik saydam süslü dik konumlu plaketler (tumbstone) dağıtılır. Yazarınızın çalışma masası üstünde de bunlardan birkaç tanesi bulunmaktadır. Finansman kontratı herhalde en az 1000 sayfa, belki daha fazla olabilir. Herşey, her risk, her parametre, tek tek yazılır, her risk fiyatlanır. Avukatlar, finansmancılar, mühendisler, herkes para kazanır.

Uluslararası finansman alabilmek için, bir ülkede belirli şartların olması gereklidir. Piyasasında güven ortamı olmalı, kanunlar olur olmaz zamanlarda keyfi değişmemeli, kanunlar kurallar uluslararası kabul görmüş normlarda (mesela Avrupa Birliği) olmalı, hukukun üstünlüğü, güçler ayrımı, ifade özgürlüğü uygulamaları Uluslararası Toplumun beklentilerine uygun olmalı. Bunlar olmaz ise proje finans riski yükselir, yükselen risk yüksek prim (faiz) ile fiyatlanır, ulaşılmaz,  finansmancıların ilgisini çekmez olur. Bugünlerde bizde durum böyle. Ortalık net değil, riskler belirgin değil, dolayisiyle ortalıkta proje finansman yapılabilir durum yok. Mevcut iç piyasa finans kurumlarının finansman kaynakları kurudu, yeni finansman kaynakları yok.

Bu durumda Uzak Doğu'lu firmalar doğrudan projelerde devreye girerlerse ne olur? Bugünlerde görüyoruz, dünyanın heryerinde komple anahtar teslimi çok ucuz teklifler veriyorlar ve ucuz öncelikli değerlendirmeler ile ihaleyi alıyorlar. Sonra kendi ülkelerinin "Exim" bankaları üstünden projeyi finanse ediyorlar. Kendi şartlarını masaya koyuyorlar. Kendi şartları kabul edilene kadar direniyorlar, bekliyorlar. Sonra çok basit, garantisi, cezası, yükümlülükleri çok sınırlı bir kontrat imzalanıyor.  Yatırımcının elinde hiçbir pazarlık yapma gücü olmuyor.

Çevresel Etki Değerlendirme raporları onlar için  önemli değil. Kendi şartları kabul edilsin yeter. Santral garantileri, kontrat maddeleri içinde kelime oyunları ile anlamsız kalıyor, gecikme, kapasite, verim, performans tutturamama durumlarında  konan cezaların hükmü olmuyor. Çoğunda sürekli işletme için yeterli yedek parça yok. Kamu kurumlarının yıllardır kullandıkları standart şartları kontratlara koyma  yok. En basit 2-aylık kesintisiz deneme süresi (2-months trial period) yok. Siz istemedikçe bir yeni şart ekleme imkanı yok. Siz isteseniz de yok. İlk fiyat ucuz olabilir ama, verilen finansman şartları ile  projenin son  maliyeti hiç te ucuz değil.
Çevre koruma, toz tutma, kükürt tutma sistemleri yetersiz kalıyor, yanma verimleri düşük oluyor, bizim yerli kömür için hiç denenmemiş, işletmede kendini ispatlamamış tasarımlar getiriyorlar. Genelde 2 yıl olan geçici çalışma süresini öyle- böyle tamamlayıp gidiyorlar, geriye zor çalışan devamlı arıza veren problemli santraller kalıyor. Dünyanın heryerinde, benzer tecrübeyi yaşayan yatırımcı, konuyu kendi içine atıyor, saklıyor, açık etmiyor, yenileme, rehabilitasyon harcamalarına geçiyor. Eskiden yüklenici firmalar anahtar teslimi ihaleler sonrası kendi ülkelerinden binlerce işçi getirirlerdi. Son yıllarda bizde yapılan yasal düzenlemelerle uygulamanın önüne geçildi. Artık inşaat, montaj işleri yurtiçi firmalar tarafından yapılıyor. Az da olsa yerli istihdam sağlanıyor.

Yatırıma ayrılan para çok değerlidir, kolay bir araya getirilmiyor. Para hiçbir yerde öyle kolay kazanılmıyor. Proje finansmanı konularında ciddi çalışmalar, yönlendirmeler, sınırlamalar, düzenlemeler yapmak lazım, derim.
***
Ankara Devlet Operasında bu sezon yeni bir opera sahnelenmeye başladı. Saraydan Kız Kaçırma (Almanca asıl adı "Die Entführung aus dem Serail" veya İtalyanca adı "Il Seraglio"), Wolfgang Amadeus Mozart'ın biz operasever Türklere yüzyıllar öncesinden gönderdiği bir muhteşem hediye. Bence ilk Türk Operası, Mozart'ın "Saraydan Kız Kaçırma" operası sayılmalı. Mekan bizim, başrol karakterler bizim, konu bizim, hatta müzik bile bizim. Büyük Mozart bizim için bestelemiş, bu Opera  tümüyle bizim. Opera, 2,12,21 Nisan ve 10 Mayıs günleri tekrar sahnelenecek. Sakın kaçırmayın. Sizler için bu opera hakkında yorumlarımı yakında yazacağım. En derin selam ve saygılarımla.

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


Friday, March 21, 2014

"Carpe Diem" için "Opera 2013-2014"

Ön Söz

ODTÜ Makina Mühendisliği Bölümü esas 1972'de ve uzatmalar ile 1973, 1974 hatta aynı devre okumuş ancak gecikmelerle 1978'de mezun olmuş devre arkadaşlarımız olarak, son üç yıldır her ayın ilk Perşembe günü ODTÜ Mezunları Derneği Vişnelik Kış Bahçesi mekanında toplanıyoruz. Listemiz yüz kişiyi aşıyor, yemeklere yirmi'den fazla arkadaşımız katılıyor.

Bu yemekli toplantıda özel/genel konuşmalar, teknik mevzular, memleket meseleleri, iş alemi dertleri konuşuluyor. Arkadaşlarımızın çalışmaları, sağlık durumları, iyi veya sıkıntılı günleri gündeme geliyor. Dışarıdan misafirlerimiz gelip soframıza katılıyor, grubumuza genç kardeşlerimizi katıp bu grubu hep devam ettirmeyi düşünüyoruz. Toplantılarda "Chatnam House" kuralları uygulanıyor yani açıklanan bilgileri kullanmak var, ama kaynak belirtmek yok.

Yaz mevsiminde ara vermeden önce son toplantılarımızdan birini Mustafa Kemal Yünel hocamızın Akyurt Yünel fabrikasında yapıyoruz. 3 Nisan 2014 Perşembe günü saat 11:45 - 16:00 arası yemekli öğle toplantımız, Mustafa Kemal Yünel Hocamın Akyurt Yünel fabrikası, idari bölüm genel müdür katı kütüphanesinde idrak edilecek. Bu toplantı öncesi değerli Mustafa Kemal Yünel hocam için bir hediye yapayım istedim. Şarabın en iyisi yakında Kalecik ilçesinde, zaten var. İçeceğimiz topu topu bir kadeh şarap. Başka birşey düşünmek gerekti.

Hocam için, ev şarabı, ev kurabiyesi hazırlar gibi bir ev imalatı kitap hazırlıyayım, istedim. 2013-2014 sezonu içinde İzmir'de yayınlanan "Ekonomik Çözüm" kağıt basılı gazete, Ankara'da çıkan Türkçe "ODTÜ'lüler Bülteni" dergisi, İngilizce "TurkishWeekly", Istanbul'da yayınlanan İngilizce "Cornucopia" dergilerinde çıkan Opera ile ilgili Türkçe - İngilizce makalelerimi bir araya getirdim. Hepsini önce kendi blog sayfama yükledim, sonra  "blog2print" yazılımı ile bunları pdf kitap haline getirdim.

Bu kitap değerli Mustafa Kemal Yünel hocam içindir. Kitabın hazırlanmasında beni teşvik eden, yardım eden, editörlük yapan, destek olan Faruk Akdemir Hocama, yardımları için Şükrü Durukan Başkanıma, Fatma Çölaşan Hocama, İznik'te mukim Ender Batur Hocama, burda teşekkürlerimi sunuyorum. Ankara, 3- Nisan 2014


Yazarınız Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir. 

LaTraviata Napoli San Carlo Operasında

Değerli Okurlarım,


Rivayet muhtelif, belki tenor Enrico Caruso ile ilgili olabilir. Meşhur İtalyan Tenor Lucciano Pavarotti, vergi beyannamesi dolduruyormuş. "Bakmakla mükellef olduğu kişiler"- sorusu gelmiş, "La Scala Operası" yazmış. 

Bir keresinde İngiltere vizesi için Büyükelçilik vize bölümüne başvuru yapacağım. Başvuru föyünde - cevabı benzer bir soru var. "İngiltere'ye gidiş sebebiniz?" Cevap olarak "Royal Opera House'ta Donizetti'nin L'Alisir D'Amore Operasını seyretmek." yazsam çok mu gayri ciddi olurdu- diye düşünmeden edemedim.  Dönüşte bileti göstermem gerekir miydi acaba?? 

İtalya'nın Napoli kenti San Carlo Operasında Ferzan Özpetek tarafından sahneye konup yönetilen Guiseppe Verdi'nin "La Traviata" operası başladı. Aralık ayında 5-15 tarihleri arasında hemen her gece sahnelenecek. Sonra yok, bitiyor. 

Geçtiğimiz hafta gazetelerde Napoli San Carlo sahlemesi konusunda çok sayıda yazı çıktı. YouTube içinde arama yapınca kısa tanıtım videoları çıkıyor. Nasıl yapmalı? Direk bir uçuş varmıdır? Yoksa Roma'ya uçup Hızlı Trenle Napoli'ye gitmek ve o akşam Operayı seyretmek, ertesi gün aynı yoldan geri dönmek nasıl olur? Acaba Ferzan Özpetek aynı sahnelemeyi Istanbul Süreyya Operasında yapamazmı? 

Munich Bayerische StaatsOper, Ocak 2013 içinde çok sayıda opera sahnelemeye başlıyor. Bakarsınız en üst 6. balkondan seyrediyor oluruz. Şu anda parter internet biletleri bitmiş. Gişeden balkon biletleri var. Bazı eserleri high-density HD kalitesinde internet üstünden online parasız verecek.
Paris Bastille ve Garnier Operalarını yakın takip etmekte fayda var. Paris opera binalarına yakın, makul fiyatlı bir kalacak yer bulmalı. Üst üste iki gece. Para dediğin keyfince harcamak içindir. Yediğimiz sebze yemeği belli, içtiğimiz bir bardak su, yarım bardak kırmızı şarap.
Aslında programa göre Yekta Kara'nın yönettiği yine modern bir sahneleme ile 23-24-25-26 Ocak 2013 günleri "LaTraviata" Istanbul Süreyya Operasında var. Üst üste dört gün, en azından iki kez arka arkaya gitmek harika olur.

İzmir'in kıymetini bilelim. İstanbul'da sadece Kadıköy Süreyya sahnesi var. Fulya sahnesi sadece konser için kullanılıyor. Taksim AKM ne durumda belli değil. 

Ankara Devlet Opera Sahnesi yenilendi ancak 800 seyirci kapasiteli, yer bulmak zor. Operet sahnesi trafik karmaşası içinde. Ostim Leyla Gencer sahnesinin yerini kaç kişi biliyor? CSO yeni konser salonu inşaa halinde. Eski bina inşaat makinalarının otoparkı oldu, girmek çıkmak çok zor. TOBB Söğütözü 3500 seyirci kapasiteli salon nadiren konserler için açık. ODTÜ KKM öncelikle konferans ve öğrenci konserleri için kullanılıyor. Bilkent Senfoni   konser sayısını azalttı ve sadece Basso konserleri için ayrılmış. MEB Şura salonu, Gazi Konser salonu küçük ve konser amaçlı. Opera için yer yok

İzmir öylemi? İzmir'de Opera için başta tarihi muhteşem Elhamra sahnemiz var. DokuzEylül Üniversitesi Sabancı Salonu var. AKM-ASO Salonu var. GüzelYalı Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezinde üç ayrı salon var. Ayrıca Karşıyaka Opera Tiyatro Sahnesi var. İzmir farklı. İzmir harika. İzmir sadece Ege Bölgesinin değil tüm yurdumuzun Kültür Başkenti. Burda isteyen nerdeyse her gün bir sanat olayına katılabilir.
 
2012-12-26




Free Blog Counter