Friday, November 21, 2014

Yatırım Teşvikleri nasıl verilmeli? Verilmeli mi?


Değerli Okurlarım,

Bizim coğrafyada her türlü iyi niyetle verilen teşvik itina ile suistimal edilir. İhracatı teşvik ederiz, arkasından hayali ihracat çıkar. Termik santral yapılsın diye prosedürlerde kolaylaştırma yaparız, hoyrat yatırımcı orman arazisinin istimlakini ister, yöre tarım halkı ayağa kalkar. Kombine çevrim yapsın diye ÇED raporu işlemleri kolaylaştırılır, ÇED muafiyeti getirilir, yine hoyrat yatırımcı insanların içme suyunu santral soğutma suyu olarak kullanır.

ÇED muafiyetini kesinlikle kaldırmak gerekir. Bu işin kolay tarafı yok. Yatırımcı ciddi ÇED hazırlamalı ve yerli insana kabul ettirmeli. Kabul ettiremiyorsa demekki doğru değildir. Böyle durumlarda o yatırım yapılmamalı. 6000 zeytin ağacını kesmek yok etmek, hiçbir şekilde kabul edilebilecek bir durum değildir.

Santraller mutlaka çevre normlarına uymalıdırlar. Çevre normlarından muafiyet kesinlikle söz konusu olmamalıdır. Çıkarılan teşvikleri iyi niyetli batı kafasıyla kaleme alırız. Uygulamada doğulu kurnaz kafalar devreye girer, işin doğru uygulanması bozulur. Teşvikleri gerçek ihtiyacı olan alamaz, siyasi iradeye yakın olanlar teşvikleri kapar.

Eğer uygulamada yanlış yapılmışsa bu söylenmeli, hemen söylenmeli, yanlışı yapan derhal uyarılmalı, düzeltme önlemleri, düzeltme işlemleri hemen yapılmalı. Eğer rüzgar santralleri Tarım arazisinde, konut alanları yakınında çevreyi rahatsız edecek seviyede çok gürültü yapıyorlarsa bu durum söylenmeli, ki yatırımcı daha sessiz rüzgar turbinleri alsın koysun, uyarılmalı ki rüzgar santrali yaparken orman arazisinden yol geçirerek ormanı yok etmesin.
Güneş enerjisi yatırımlarında tarım arazisi gaspı riski varsa, tarım insanı topraksız kalmamalı, verilen satınalma garanti fiyatı cent/kw-saat az geliyorsa, bunlar söylenmeli, aşırı teşvik talebi yönlendirilmeli, piyasa şartlarında serbest rekabet unsuru söylenmeli, tüketicinin pahalı elektrik alması önlenmeli.

Yatırımcı orman arazisine eğer 1000 MW ithal kömür santrali yapmak istiyorsa, kendisine en az 2000-3000 dönüm boş arazi gerekirken, yanıltıcı olarak 300-400 dönüm müracaatı yapmış ise bu da söylenmeli. “Bu yanlıştır, 400 dönüm sana yetmez sana en az 2000 dönüm lazım ve sen bu şartlarda eğer boş arazi yoksa, orman arazisine, tarım arazisi üstüne, zeytinlik üstüne burda bu yatırımı yapamazsın”, denmeli.

"Kombine çevrim santral yapıyorsan komşu tarım arazisinin yeraltı suyunu kullanamazsın, sonra bu durum başına dert olur, risk yükselir, halka arz yaptığında alıcı çıkmaz, 20 milyon USD kazanacağım derken 1 milyar dolar kaybedersin" denmeli, uyarılmalı.

Eğer santral için kül barajı, kül depolama yapılmamışsa, derin deniz deşarjı denizi kirletiyorsa, bu söylenmeli, uyarılmalı, düzeltilmeli.

"Param var, istediğim yere santral kuramayacak mıyım?", diyen yatırımcılar var. Para sahibi olmak, canının istediği yere yatırım yapmaya yetmez. Herkes kurallara, yerel kanunlara, uluslararası çevre normlarına, ÇED şartlarına uymak zorundadır.

Yenilenebilir Enerjiler Kanunu üstünde iyi çalışmamız/yorumlamamız lazım. YEK Kanunu çok iyi niyetli hazırlanmış. İçinde önemli uygulama problemleri olmasına rağmen zaman içerisinde bunlar herhalde çözümlenecektir diye umuyoruz. Siyasi irade teşviklerin gelişigüzel kötüye kullanılmasından, aşırı bütçe yükünden, gereksiz "Hazine" riskinden - çekiniyor olabilir.

Kamu termik santrallerine 2018 yılına kadar çevre ekipmanları yatırımından muafiyet getirildi. Çevre normalına uyum şartı ertelendi. Özelleştirme yaparız, 2018'e kadar yatırımcıya çevre yatırımlarından muafiyet hakkında devam veririz, yeni yatırımcı daha fazlasını ister.
3-5 yıl daha muafiyet için süre uzatımı ister. Yeni yatırım yapmaz. Personel azaltımına gider. İnsanlarımız işsiz kalır. Ortalık gereksiz karışır.

Yeni YEK Kanununa göre bakanlık onayı ile orman arazisine, SİT alanlarına, tabiat parklarına GES, RES, HES kurulabilecek. Ormanların yok edilmesi devam ediyor, ortada yakında orman kalmayacak, herhalde her yer dümdüz olacak. Şimdi yenilenebilir enerjiye teşvik, daha yüksek satınalma garantisi veriyoruz. Bu teşvik öncelikle ekipman ithalatçılarına yarayacak; Ortalık ucuz, kalitesiz, yedeksiz, bakım anlaşması olmayan ithal mallar ile dolacak.

EPDK denetim işlerini özel denetim firmalarına aktaracak. Peki bu nasıl olacak? Denetleyiciyi kim denetleyecek? Ahbap/çavuş ilişkileri nasıl önlenecek? Bu kadar çok personel aldılar, kocaman bina aldılar, şimdi sorarlar “Bu işi neden kendileri yapmıyorlar/yapamıyorlar?” diye. Yoksa EPDK yakında özelleşiyor mu?

Yerli imalat teşviği nasıl uygulanacak bilemiyoruz. Ya çıkacak yönetmeliklerle bürokratik işlemlere boğulur kullanılamaz olur, ya da çok kolaylaştırılır yine kötüye kullanılır. Ayrıca 5 yıl içerisinde kim turbin/generatör fabrikası kuracak, piyasanın güvenini kazanacak, yeni iş alacak, imalat yapacak, yerinde kuracak, işletecek ve yerli üretim teşviği alacak? Olacak şey değil. Ancak belki yabancı firmaların montaj fabrikaları kurulur, kısmi üretim yapılır.

Yerli kömür termik santrali yapımına, yerli imalatına teşvik nasıl getirilecek belli değil, kamu tarafından özet bir yol haritası yayınlandı ancak detaylar ortada yok. sadece belediye/şehir çöpleri biomass santrallerine teşvik var. O da şu anda yabancı ekipman bağımlısı, çöpten gaz üretip kombine çevrimde yakıyorlar, yerli imalat yok.

Müteahhitlerimiz yurtdışında ağır işçilik yaparak en basit insan gücünü pazarlayarak rekorlar kırıyorlar, tasarım yapmıyorlar, yatırımın ana müteahhitliği yine yabancılara gidiyor, işin karını onlar alıyor. İç piyasada ise uygulanabilir yerli imalat teşviği yok, yenilenebilir enerji kanununun yerli üretimi teşvik maddelerinin iyi incelenmesi gerektiği düşüncesindeyim.

Bir yatırım eğer yerli istihdam yaratmıyorsa hiçbir önemi yoktur, "Almanya'da böyle Amerika'da şöyle, Papao YeniGine'de bile böyle", diye bana örnek göstermeyin. Onların şartları ile bizimkiler elma armut gibi farklı.

Bir yenilenebilir enerji santrali azami yerli imalatla yapılmış olmalı. Teşvikler eğer verilecekse yerli kömür santralleri için de verilmeli. Aslında enerji yatırımları için geçerli standart genel vergi indirimleri ve elektrik alım garantileri dışında hiçbir teşvik verilmemeli.

Sizin bir duyumunuz, uyarınız, düzeltmeniz, yorumunuz, tavsiyeniz, katkınız varsa lütfen bana yazın. E-posta adresim; HalukDireskeneli at gmail dot com

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


2014-11-26

Benim Termik Santral Yemekhanelerim


05-Mart 2013 tarihli bir eski yazıya gelen Okuyucu Eposta'ları.
***

Değerli okurlarım,

Eğer şantiye, fabrika gibi bir işyerinde isem, öğle yemeği için dışarıda yemek teklifine karşı çıkarım. Mutlaka o işyerinin işçi lokantasındaki yemekten yemek isterim.

Büyük mühendislik, müteahhitlik şirketlerimizin kendi personeline öğle yemeği veren personel lokantalarında bulundum. Harika yemekler yedim. Bol mesleki teknik, termik muhabbet beraberinde- harika mesleki zamanlar geçirdim.

Yurtdışı şantiyelerimizin yemekhaneleri harikadır. Yandaki diğer yabancı mutfaklarla karşılaştırılmaz. Yabancı yerlerde mutlaka bizim şantiyelerimizin mutfaklarından şaşmayın. Bolulu aşçılarımızın yemeklerinden tadın.

Termik santrallerin işçi lokantaları çok iyidir. Afşin Elbistan, Soma, Çatalağzı, SeyitÖmer, Yeniköy, Yatağan, Hopa, Çayırhan- hepsinin hem çalışan personel için 7/24 servis kapasitesi büyüktür, hem de çok iyi- çok taze ve çok doyurucu yemek yaparlar. Buralarda uygulanan menüler birbirine benzer. Pazartesi etli kuru fasulye, pilav, turşu, yoğurt, Cuma balık, zeytinyağlı pırasa, helva. Arada et yemeği, sebze yemeği, meyve tatlısı ve meyve.

İşyeri işçi lokantası yemeği o işyerinin kalitesini, işçi- işveren ilişkisini ortaya koyar. Çalışanına güzel yemek servisi veren bir işyeri - iyi bir işyeridir, onlarla çalışmak isterim. Çalışanına iyi yemek veren işyeri, çalışanının tam desteğini alır.

Çalışma hayatında bu durum çok önemlidir. Son özelleştirmeler sonrası yemekhaneler de elden geçecek. Yeniden yapılanma olacak, personel sayısı azaltılacak, emeklilikleri gelmiş olanlar emekli edilecek, daha eğitimli, daha kalifiye personel alınacak, tecrübeli teknik personel daha çok imkân, daha çok ücret alacak, daha çok yetki üstlenecek.

Ankara 5-Mart 2013

...

Haluk Bey Merhaba,

5 Mart 2013 tarihli makalenizi geçmiş dönemli makaleler içinde ne var ne yok diye karıştırırken okudum. Üzerinden oldukça zaman geçmiş olmasına rağmen, aynı konuda benim de söyleyeceklerim olduğundan ve siz de her yazınızın sonunda olumlu olumsuz yorum istediğiniz için yazma ihtiyacı hissettim.

Arkadaşlarıma sık sık yukarıda altını çizdiğim belirttiğiniz konuları söylerdim. Öğle yemeği ne kadar güzelse işveren iş görenine o kadar çok değer vermektedir. Biz (özelleştirme öncesi) bir kamu Termik Santrali'nde çalışırken ağır işkolu olması nedeniyle, öğle yemekleri oldukça büyük porsiyonlu ve doyurucu olurdu, etsiz yemek çıkmazdı.

Fazla çalışmaya kalacak personelin yemeği 15:00 gibi yemekhaneye bildirilir. Akşam yemeğinde huzursuzluk çıkması önlenirdi. Ayrıca iş gören değerli olduğunu hissediyorsa sizin fark etmediğiniz bir arızayı,kaçağı,..vb. durumu bildirirken daha hızlı ya da özenli davranırdı kısacası 'değer görüyorsam önem vermeliyim' prensibi.

Ayrıca yemeğin servisi de önemliydi porselen tabaklarda servis edilen yemek ile tabldot olarak servis edilen yemek aynı değeri görmezdi. hatta arkadaşlar diğer santrallerden gelenlere yemekleri sorar tabldot servisi duyduklarında gerisini dinleme ihtiyacı hissetmezlerdi.

Bunların yanında gittiğimiz (özel sektöre ait) Yİ (yap-işlet) ya da YİD (yap-işlet- devret) santrallerinde durum daha da gelişmişti, açık büfe salata, tatlı, süt ürünleri ve seçmeli yemek sistemleri bizden önde oldukları konulardı. Hatta arkadaşlar işletme vardiyasında buzdolabına konulan içeceklerin tüketilip-tüketilmediğinin bile kontrol edildiğini söylerlerdi. Belirli bir sürede tüketim yoksa bu bir tepki mi, Sorun mu var ? gibi.
Zaman ayırdığınız için teşekkür ederek, burada e-postamı sonlandırıyorum.

--
Merhaba Haluk Bey,

Size bende bu konuda bir anımı anlatayım;
Amerikan sermayeli bir içeçek fabrikasında çalışırken, İstanbul'a (Ümraniye'ye) yeni ofis yapımı gündeme gelmişti. Arsa alındı. Mimarlar plan ve proje çizdiler.

Amerikalı bir Genel Müdürümüz vardı. Onun başkanlığında manager ve direktörler toplandı. Bilgi İşlem personeli olarak sunum, projeksiyon cihazı gibi teknolojik cihazların ayarlanması nedeniyle o toplantının bir bölümünde ben de bulunduğumu hatırlıyorum.

Özellikle bazı Türk Direktör ve Manager'lar, biri Direktör ve Manager'ler için, biri kapsam dışı, biri de kapsam içi personel için olmak üzere üç (3) ayrı yemekhane olmasını istediler.

Üç ayrı yemekhane sözünü duyunca Amerikalı genel müdür yumruğunu masaya hırsla indirerek, "Tek bir yemekhane olacak, ben işçilerimle birlikte yemek istiyorum, hep birlikte yemek yiyeceğiz" deyip yemekhane tartışmasını sonlandırdı.

Şimdi Ümraniye'ye o satış merkezi (ofis ve depo) yapıldı. Gerçektende Genel Müdür, Direktörler, Manager'lar ve işçiler uzun süre hep bir arada yemek yediler. Çok ta güzel olmuştu. Adeta beş yıldızlı bir restaurant kalitesinde olan yemekhanede, İşçiler kendilerine değer verildiğini anlıyorlardı. Yemek yeme kültürünü öğrendiler.

Bugün durum farklı, zaman içinde şirkette Amerikalıların ağırlığı azalıp, Türklerin ağırlığı arttı. Şirket Türkleştikçe tam anlamıyla arabeskleşti. Organizasyon şemaları yatay'dan dikey'e geçti. Evvelden bir Manager'ın altında tüm bölüm birlikte çalışırken, Manager Türk olunca, o kendisine iki tane Manager Yardımcısı atadı, Manager yardımcıları ikişer şef atadılar vs. Daha once direk olarak sana iş tevdi eden kişi yerine, araya 3 - 4 kişi daha girmiş oldu. Direktörün söylediği bir şey, o işi gerçekten yapana iletilinceye kadar, farkli yansıtıldı. İşler aksadı. Bu arada büyük ihtimalle yemekhane sistemleri de değişmiş ve üç - dört farklı yemekhane daha yapılmış olabilir.

Bunu neden yazıyorum? Şimdi çalıştığım kamu kurumundaki yemekhanede tam bu durumda. Genel Müdür ve Yardımcıları, Başkanlar için ayrı bir yemekhane vardı. Şimdi Müdürler içinde bir yemekhane yapıldı. Toplam dört ayrı yemekhane oldu. Nedense bizim insanımız altlarında çalışanlar ile birlikte yemek yemek istemiyorlar. Oysa birlikte yemek yenince, çalışan hareketlerine dikkat ediyor, değer verildiğini biliyor, yemek kurallarını öğreniyor vs.
--
Yukarda ismi bende saklı iki değerli okurumdan gelen yorumları okudunuz. Bir yazar için bir yazısına cevap almak kadar güzel birşey yoktur. Sağolun.
Sizin bir duyumunuz, uyarınız, düzeltmeniz, yorumunuz, tavsiyeniz, katkınız varsa lütfen bana yazın. E-posta adresim; HalukDireskeneli at gmail dot com

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


2014-11-19

Münih'te ilk hafta


Değerli Okurlarım,

Bir süre için Münih'te olacağım. Yanımda sadece küçük ipad var, yazı yazmak zor, bu yüzden haftalık makalem bu süre için göreceli kısa olacak.

İlk akşam Gasteig konser salonunda piyano konserine gittik, beş (5) ayrı sanatçı klasik bestecilerin eserlerinden seslendirmeler yaptı, "küçük salon" demişler ama 200- dinleyici vardı. aynı mekanda çok sayıda konser salonu var. Filarmoni salonunda ayrı konser verdiler.

Dün akşam Münih operasında Verdi'nin Rigoletto sahnelenmesi vardı. Biletler koltuk başına 50-300€ aralığındaydı. Ayrıca eğer dayanabilirseniz ayakta en üst balkonda (6.balkon) 10€ luk biletler satılıyordu. Tüm biletler bitmiş. Münih operası değişik sahnelendirmeleri özendiriyor, yeni alışılmışın dışında denemeleri sunuyor. Kalabalık koro var, meşhur isimleri davet ediyorlar.

Ayakta seyretmek zor daha önce denedim, ancak bir perde dayanabildim, bana göre değil, ama yine de epey alıcısı var. Korkuluğa dayanıp tüm süre ayakta seyrediyorsunuz. Dün akşam en üst 6. Balkon biletleri bile bitmişti. En iyisi orta alt balkon veya, salon arkası. Hem seyir açısı iyi hem de makul fiyatlı. Nabucco operasına bilet bulabilirmiyim? Bilemiyorum.

Haftasonu müzelerin fiyatı 1 €, haftaiçi 14 €. Bu haftasonu epey müze gezerim herhalde. Öncelikle arkeoloji müzesi favorim. İçinde bizim coğrafyadan getirilmiş çok sayıda heykel var. Müze gezisi sonrası Lipton siyah çay ve elma keki (apple pie) iyi gidiyor. Kitapçı dolaştım, kimsenin kitap aldığı yok. Tüm kitapçılar kütüphane gibi olmuş, kitabı alıyorsun, berjer koltukta zamanın varsa tüm gün okuyorsun, sonra kitabı orda bırakıyorsun.

Gasteig konser salonu içinde, kitapçıda, büyük lokantalarda, sosyal mekanlarda, okullarda, kütüphanede, Apple store mekanında internet bağlantı imkanı var. İlerde bu hizmet şehir içinde daha da yaygınlaşacakmış.

Tv'lerde Berlin duvarının yıkılmasının 25. Yıl kutlamalarını seyrettik. Şansölye Angela Merkel her zamanki popülerliği, sevecenliği, sevimliliği içindeydi. Burda siyaset daha bir seçmene yakın, insanlar korkusuz, demokratik haklar daha rahat kullanımda görünüyor.

Hava kapalı, serin, hatta soğuk. Gündüz süresi kısa. Paltosuz, beresiz dışarı çıkmaya imkan yok. Evde kaloriferler üstünde ısı payölçer var. Payölçer kullanım talimatını okudum. Evi havalandırmak istiyorsan önce kaloriferleri kapatacaksın. Çünkü kalorifer gereksiz fazla çalışıyor, ısı kaybı oluyor. Geceleri "3" konumunda duracak. Gündüzleri "2" konumuna getireceksin. Hatta konumu hiç değiştirmeyeceksin. Ben "2" konumunu koruyorum. Kalorifer üstünde çamaşır kurutmayacaksın. Çamaşır kurutmak ısı kaybını artırıyor. Isıpay ölçer masrafı evsahiplerine bizdeki gibi her ay fatura edilmiyor. Yılbaşında dökümlü detaylı tek bir hesap geliyor. Geçtiğimiz yıl şu kadar ısı kullandın, fazlası veya eksiği şu kadar. Yeni yılda yeni masrafın şu kadar. Yılboyu sabit bir rakam ödüyorsun, yılsonu hesaplaşma yapıyorlar.

Bizim çevrede bina mantolama işleri başlamış, çevre sokaklarda, caddelerde isleleler kurulmuş, yoğun bir şekilde bina cephesi ısı izolasyon çalışmaları var. Bizim eve herhalde gerek yok, bizim mantolama bina yapılırken tamamlanmış. Eski binaların mantolanma kalınlıklarına baktım, köpük ve kaya yünü kullanmak üzere 15-20cm mantolama yapıyorlar. Isı izolasyon plakaları dış duvara çakılıyor, üstü sıva geçiyor, sonra su geçirmez bir boya ile örtülüyor. Bu işler yapılırken, yol üstünde gerekli önlemler alınıyor. Yayalar için üstü kapalı geçiş yolları ayrılıyor. Çalışan işçiler için soyunma, ambar, ofis amaçlı andakondu modüller hazır, hatta seyyar tuvalet bile var. İşi mümkün olduğunca hızlı bitirmeye çalışıyorlar. İşçinin saat ücreti alıcıya 60€'dan faturalanıyor.

Şehir içinde otomobil kullanmak nerdeyse eziyet olmuş, her yer paralı park yeri, nereye park etsen yakındaki makinaya park ücreti ödüyorsun. Bisiklet kullanımı artmış, hava soğuk. Bizim de bir bisikletimiz var.

Ancak önce bisiklet kullanma protokolünü öğrenmem lazım. İlk öğrendiğim, sağdan bisiklet yolundan gideceksin, tek gideceksin, yanyana iki bisiklet gitmek yok. bisiklet yolundan çıkmayacaksın, her yerde her zaman yayaların geçiş önceliği var. Yaya görünce yol vereceksin, köşelerde ani dönmeyeceksin, zil uyarısını devamlı yapacaksın. Sağa veya sola dönerken kolunla kısa süreli işaret vereceksin. Her iki elinle bisiklet süreceksin, tek elle sürmek yasak. Elini gidondan çekmek yasak. Emin olmadığın yerde duracaksın. Caddeye inebilirsin ama bunu kısa süreli yapacaksın. Her an duracak hızda bisikleti süreceksin. Miğfer-kask mutlaka takacaksın. Bisiklet sürerken kulaklıkla müzik dinlemek, telefon konuşmak yok. Şehir merkezinde Yaya bölgesinde bisiklet sürmek yok. Yaya bölgesine bisiklet sokmak yok. Bisikletini kilitleyip dışarda bırakacaksın. Kural ihlalleri durumunda ciddi trafik cezaları var.

Coğrafyayı değiştirince memleket haberleri azaldı. Soma, Yırca, Ermenek, Validebağ konuları email'lerde kaldı. Tv'lerde bolca BayernMünchen futbol takımını izliyorum. Burdaki süremde tuttuğum takım Bayern München. Bir de haftasonu maça gidebilirmiyim, bilemem. Dışarda bu kadar soğuk varken Tv'den seyredeyim daha iyi, diye düşünüyorum.

Bir süre burdayım. İpad ile bu kadar yazılabiliyor. Slm ve saygılar

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


2014-11-12

Tuesday, November 04, 2014

"Gentrification" nedir?


Değerli Okurlarım,

İngilizce "Gentrification" kelimesinin karşılığı, Türkçede mutenalaştırma, seçkinleştirme, burjuvalaştırma, nezihleştirme, kibarlaştırma, centrifikasyon, jantileşme, güzelleştirme vb. kullanımları olan "Soylulaştırma" kelimesi ile tanımlanıyor. Orta ve üst sınıfların, dar gelirlilerin yaşadığı, kent merkezlerindeki semtlere yerleşme süreci olarak biliniyor. (Wikipedia)

Soylulaştırma, basit ve dar tanımıyla, dar gelirlilerin yaşadığı, kent içerisindeki eskimekte olan konut alanlarına, daha üst sınıfların yerleşmeye başlaması süreci olarak belirleniyor. Değişimin gerçekleştiği bölgelerde, eski ve bakımsız kalmış konutların yenilenmesiyle belirgin fiziksel iyileşmeler yaşanıyor. Eski ev sakinlerinin, yerlerini gönülsüz olarak sonradan gelenlere bıraktığı, literatürde yerinden edilme (displacement) olarak adlandırılan bir süreç yürüyor. Kentsel fiziki alt yapı ne kadar sabit kalırsa kalsın mülkiyet, işlev ve konut tipi değiştirilmiş oluyor.

"Soylulaştırma" ile ilgili semtlerde varolan yerel kültür farklı grupların varlığıyla giderek değişime uğruyor. Başlangıç aşamasında eski sakinlerin, güvendikleri "güçlü" komşularının varlığıyla yaşam alanlarına olan aidiyet duyguları güçleniyor. Zamanla yaşadıkları semtler üst gelir gruplarının tercih ettiği yerler haline geliyor. Dolayısıyla emlak yatırımcılarının ilgisini çekiyor ve çoğunlukla spekülatif bir biçimde bu semtlerdeki emlak fiyatları artıyor. Bu süreçten sonra mahallenin dokusunda yaşanan ciddi değişimler sonucunda, genellikle kiracılardan oluşan eski sakinler gönülsüz de olsa yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalıyorlar.

İstanbul soylulaştırmayla 1970’li yılların sonlarına doğru tanıştı. Yani soylulaştırma İstanbul’da uzun yıllardır sürüyor. İstanbul içerisinde on senelik aralıklarla yeni bölgelere sıçrayarak süreç ilerliyor. 1980’lerde Boğaziçi (Arnavuktöy, Ortaköy ve Kuzguncuk), 1990’larda Beyoğlu (Cihangir, Galata ve Asmalımescit) ve 2000’lerde Haliç (Fener ve Balat) bu değişimi gösterdi. Şimdi Süleymaniye, Tarlabaşı, Tophane ve Sulukule gibi kentsel dönüşüm projeleri ile gündeme gelen bölgeler soylulaştırmaya konu oluyor.

Ankara'da önce Ayrancı, sonra Dikmen vadisi, Öveçler, Balgat, sonra Ulus Ulucanlar ve HacıBayram bölgelerinde soylulaştırma yapıldı/ yapılıyor. AOÇ'deki yeni "Saray" da aynı kapsamda değerlendirilirmi, bilemem?

"Soylulaştırma", "Kentsel Dönüşüm" değil. "Soylulaştırma" kapsamında eski yapı korunuyor. Tarlabaşı, Cihangir, Laleli, Aksaray gibi bölgelerde ana yapıyı bozmadan eski binalarda yapılan yenilemeler "Gentrification".

Kadıköy, Bağdat caddesi, Maltepe bölgelerinde, zayıf zeminli eski yapıları yıkıp, yeniden inşaat yapma faaliyeti "Kentsel dönüşüm". Büyük yerleşim yerlerine baktığınızda özellikle son 10 yılda kentlerin ne denli etkileyici ve şahane (!) kentsel dönüştüğünü görürsünüz. Şehrin kalite ve sanatsal anlayışından uzak, salt basit sayısal rakamlara, bina kat sayısı, tek parselde konsept bina sayısı, AVM kompleks m2 alanı... gibi değerlere mahkum edildiğini görmek çok üzücü geliyor. Göğe doğru yükselmek bedava, yatay genişlemek ise parayla. Ancak hangi altyapı, su, kanalizasyon, yol, bu işe, bu kadar çok insana, bu nüfus yoğunluğuna yetecek?

Kentsel dönüşüme razı olan arsa sahipleri eski evlerini, geniş apartman dairelerini, eskiyen villalarını terk ediyorlar. Daha küçük apartman dairelerinde, 20-30-40 katlı gökdelenlerde yaşamayı kabulleniyorlar. Eskiden bağımsız villaları, geniş daireleri olan bunca insan bir arada nasıl yaşayacak?

Reklamlarda vaad edilen yapay cennetler gerçek mi? Reklamlarda bizlere hiç benzemeyen, Kuzey Avrupalı tipler bu yeni yapılan evlerde yaşıyor. Kapalı yüzme havuzları, spor merkezleri, yeşil ortak alanlar, ne süre, kaç paraya, hangi kullanım için müsait olacak? İzole alanlar, kapalı mekanlar, bize boş sokakta, bebek gezdirmenin keyfini verecek mi?
Yeni malikler, yeni dairelerin nerdeyse kira rakamlarına ulaşan aylık genel gider masraflarını karşılayabilecekler mi? ApartOtel düzeninde, kapıda güvenlikli, günde 8-saat verilen hizmet ile yaşam nasıl olacak? Bu yaşamı destekleyecek gelir nerden kazanılacak?

Bağdat caddesi deniz tarafında kum zemin üstündeki bölgede zayıf inşaatların kentsel dönüşüme geçmesini anlarım. Fakat burdaki örnekler çok az. Sert kaya zeminli E5- TEM ötesi kuzey bölgelerde rezidans inşaatlarını anlamakta zorluk çekiyorum.

Kentsel yeşil alanlar, ortak sosyal ve kültürel tesisler, mahalle okulları, kentlilerin birbirlerini tanımaları ve iletişimleri için gerekli kentsel alanlardır. Bu alanların kentsel yapı ve nüfus yoğunlukları artırılırken arttırılması yasal zorunluluktur.

Kentsel dönüşümde kamu alanları ve hatta kentsel büyük spor, garajlar vb. resmi ve belediye hizmet alanları konut dokusuna dönüştürülürken, ve yerlerine konut alanları yapılırken diğer kentsel açık, yeşil ve sosyal iletişim alanları ilave edilme zorunluluğu görülmezden gelinir.

İnşaat teknolojisi gelişimi konusunda da tereddütlerim var. Koreliler 3. köprüyü yapıyor, biz köprünün sadece hafriyatını yapabiliyoruz. Yurtiçinde siyasi iradeye yakın yeni isimlerin devamlı ihale aldıklarını gözlüyoruz. Eski isimler, içerde iş alamadıkları için kendilerini yurtdışına attılar. Çin rekabetine OrtaDoğu coğrafyasında cevap veremedikleri için daha çok Rusya ve Doğu Avrupa bölgesine yöneldiler. Dünya Müteahhitlik listelerinde yer alan firmalarımızın tasarım yoğun işlere fazla girmediklerini, sınırlı mühendislik hizmetleri yaptıklarını, büyük oranda sadece işçilik sattıklarını öğreniyoruz.

İşin parasını (karını) mühendislik yapabilenler kapıyor. Dünya yakın tarihinde topyekün bilinçlenme ve refah yükseltici kalkınma, sanayileşme ile sağlanmış. Son 10 yıllarda bu durum devam etmekte ve teknolojik sektörlerle sürmekte. Kentlilerin mekanda ayrıştırılması, farklılaşması kent merkezlerinin alışveriş merkezleri ile yer değiştirilmesi, altyapı yetersizliği, gelecekte çok büyük yabancılaşmaya, kentsel patlamalara, kargaşa, yağmaya yol açabilir.


Memleketin meselelerini düşünmeye ve düşüncelerimizi paylaşmaya devam edelim ki, paylaştıklarımıza hepimiz için düşünme malzemesi çıksın.

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


2014-11-06

Sunday, October 26, 2014

Enerji Analisti nedir? Kimdir? Ne iş yapar? İş tanımı nedir?


Değerli Okurlarım,

Bundan epey bir zaman önce, herhalde 10-yıl öncesinde, bir think-tank kuruluşunun ingilizce web sayfasında yayınlanmak üzere "enerji" - dar kapsamda, "termik santral" konulu makaleler yazmaya başladım. Yılların birikimi olan kişisel arşivim İngilizce idi. Termik santraller konularında detaylı uzun yorumları İngilizce kolayca yazabiliyordum. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) web sitesinde yazan yazarlar genelde "stratejik analist" ünvanını kullanıyorlardı. İş tarifim olarak ismimin altına, benzer makaleleri yazan yabancı yazarların kullandığı "Energy Analyst" tanımlamasını kullandım. İngilizce yazılarımın Türkçe'lerini yazmam için talep geldi. Yazılı basın ve web sayfaları bu talebe davet açtı. Haftalık teknik ağırlıklı yazılarım her iki dilde devam etti. Ne kadar dolu olursam olayım, mutlaka haftalık yazımı yazıyorum. Eğer çok okunma almış ise, yazı 1-2 hafta sonra başka web sayfalarında da OpEd (opinion editorial) olarak görünüyor.

Şimdilerde haftada bir yazım çıkıyor, bazen dinlenmek için opera, senfonik müzik, kırmızı- beyaz, esnaf lokantaları konuları ile çeşitlilik oluşturuyorum. Prensip olarak radyo ve tv programlarına, ticari panellere konferanslara çıkmam. Sadece üniversite davetleri olursa, katılırım.

"Enerji" konulu makale yazan herkes "enerji analisti" iş tanımı içinde midir? Bu konu pek net değil. Yurdumuzda "finansal analist", "business analyst" iş tanımlarına herkes aşina. Ama "enerji analisti" yeni bir kavram, yeni bir iş alanı haline geldi. "Analyst" tanımı son yıllarda ABD içinde expert (uzman) yerine kullanılır oldu. ABD TV'lerinde her hangi bir konuda fikrine başvulan insanları, o konunun analisti olarak tanıtıyorlar.

CIA gizli belgelerini kamuoyuna sızdıran Edward Snowden, "Stratejik Analist" olarak bu kurumda sözleşmeli çalıştı. CNN ve FoxTV'de askeri yorumlarını ilgiyle dinlediğimiz Yarbay Ralph Peters, TV açıklamalarında "Askeri Analist" (military analyst) ünvanını kullanır. CNN yorumcusu, Wolf Blitzer, "politika analisti" (political analist) olmayı tercih eder. Daniel Yergin ve Fatih Birol, "Enerji Analistleri" için ufuk genişleten önemli uluslararası isimlerdir.

Enerji analisti, "Danışman" değildir. "Danışman" iş tanımının bizde tam ne olduğunu bence pek bilen yok. Belki ilk kullanımda, "Danışman" kamuda siyasi iradeye yakın olanlar için kullanılan bir kadro tanımını çağrıştırıyor. Bizim coğrafyada, çok genç insanlar, yaşlı kurt siyasilerin danışmanı nasıl olabiliyorlar? Belki genç danışmanların yabancı dil ve bilgisayar yetenekleri öne geçmiş olabilir. Milletvekili danışmanlarının en önemli işi, vekilin seçmenlerinin kişisel sorunlarına çözüm bulmaya çalışmak. Yani hastaya hastane/ doktor, öğrenciye yurt, işsize iş, kamu kurumlarının misafirhanelerinde ucuz/ bedava konaklama vb. Ayrıca, doküman hazırlamak, mümkünse konuşma metni/ bilgi notu hazırlamak, twitter, facebook takip etmek, vekil adına mesaj göndermek, hepsi bu iş kapsamında yapılıyor.

Özel sektörde ise, yeni emekli olan, meslek tecrübelerinin piyasa değeri henüz kaybolmamış, ilişkileri bitmemiş, çevresi ve etkisi geniş kişilerin iş başlatmak, iş bitirmek, iş kovalamak için kullandıkları görev tanımı gibi değerlendirmek mümkün.

Kuzey Amerika'da ve çoğu Batı Avrupa ülkelerinde, "Enerji Analisti", enerji konularında (subject matter) bilgisi olan, analitik yöntemlerle analizler yapan, daha çok genç arkadaşların yaptığı işlerdir.

Aktif konular "Enerji Verimliliği" (energy efficiency), "Yenilenebilir Enerji" (renewable energy) gibi konular ve analizler, enerji harcamaları, enerji tasarrufları, enerji odaklı ekonomik modellerin hazırlanması, "Enerji Dengesi" (energy balance), "Enerji Denetimi" (energy audit) gibi çalışmalar, yani spekülatif olmayan (deterministic) işler bu kapsamdadır. Yanlış bir analiz yapan "Analist" için sadece kişisel kredi kaybı meydana gelir.

Bilgi ile tecrübenin kullanıldığı alan, doğrudan Danışmanlık (energy advisor) işidir. Danışman, her konuda değil, sadece ilgi/bilgi alanına giren konularda (teknik, mali, hukuksal, pazar) danışmanlık yapar. Bu iş hem serbest, hem de kadrolu olarak yapılabilir. Önemli olan konu, tecrübe ve buna müşterinin verdiği değerdir. Danışman olarak, proje fizibilitesi, enerji politikaları, enerji stratejisi, pazar analizi gibi konularda verilecek tavsiyeler düşünülebilir. Burada verilen hizmet "tavsiye" seviyesinde kalmalıdır. Karar verici (executive) hareket müşteri tarafından yapılmalı, aksi taktirde, danışma değil, doğrudan yönetici (executive) işi olur.

Enerji analisti ne iş yapar? İngilizce google taramalarında bu işin tanımı şöyle,
Enerji konularında piyasa bilgileri toplayan, değerlendiren, stratejik tahminler yapan, fiyatları gözleyen, eğilimleri takip eden, bunları yazıya döken, yazılı, basılı ve web (internet) ortamlarında yayınlayan, bu konularda özel şirketlere yeni yatırımları için yardım eden, karar vericileri yönlendiren, geçmiş teknik tecrübeleri ile enerji konularını yorumlayan, ortak çözümler üreten, enerji piyasalarında kamu kurumlarını bilgilendiren, bu konuları kendine iş edinen kişiler, diye tanımlıyorum.

"Enerji Analisti" herşeyi bilmez, herşeyi doğru da bilmez. İyi- kötü bir yorum yapar. Ortada hiçbir yorumun olmaması iyi değildir. Ortada bir yorum varsa, üstünde yorum yapıp daha iyisine- doğrusuna ulaşmak mümkün olur. Fiziki doğrular değişmez, ancak sosyal , iktisadi doğrular zamana, mekana, kişilere, sosyal ortama, coğrafyaya bağlı olarak değişir. Burda doğru olan, kabul gören bir olay, Saudi Arabistan'da veya Yeni Zelanda'da yanlış olarak algılanabilir. İstanbul'da herkese normal gelen bir durum, Artvin'de veya Diyarbakır'da farklı yorumlanabilir. 100 veya 200 yıl önceki değer yargılarıyla bugünü değerlendirmek mümkün değildir.

"Enerji analisti", bir yatırım için kısa süreli mesleki destek veren, şirketin full- time kadrosunda olmayan, esnek çalışma (flextime) kavramıyla çalışan, tecrübeli teknik uzman olmalı, diye düşünüyorum. Sadece teknik eğitim yetmez. Enerji yatırım projelerinde yıllar boyu proje yöneticisi, işgeliştirici, müzakereci olarak her sorumlulukta çalışmış olmaları da gerek.

Bu iş para kazandırıyormu? Yurtdışında evet kazandırıyor, "Enerji Analistleri" makale başına iyi para alıyorlar. Özel proje ile görevlendirilmişler ise, onlara gün başına net bir para ve business-class uçak, 4-yıldız otel masrafları ödeniyor. Rakamlar artık standart olmuş, fazla pazarlık yapılmıyor. Bu ödemeyi almayan/ alamayan zaten çalışmıyor. Bizde İstanbul bağlantılı uluslararası şirketlerin bünyesinde bu kapsamda çalışanlar var.

Linkedin.com sayfalarında "energy analyst" araması yapıyorum. Eskiden bu iş tanımı sadece yabancı ortamlarda çıkardı. Şimdi yerli enerji şirketlerinde, yatırım guruplarında, bankacılıkta "enerji analisti" kadrolarını görüyorum, çok memnun oluyorum. Gelecekte daha da kurumsallaşacak umuyorum.

Sizce "enerji analisti" ne iş yapar? Kimdir, nedir, ne yapar? Olmak için hangi eğitimleri almak, hangi tecrübelere sahip olmak gerekir? İlerde nasıl bir araya gelip yardımlaşmalı, kurumsallaşmalı? Enerji piyasalarına, yeni yatırımlara nasıl katkı koymalı, bilgiyi nasıl paylaşmalı, nasıl çoğaltmalı? Yorum yapın, hep beraber bir ortak tanıma ulaşalım, kariyer fırsatları üretelim, derim.

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



2014-10-28

Free Blog Counter