Thursday, August 17, 2017

Çocuklar Salıncaksız kalmasın

Yıl 1959, Kırıkkale'ye yeni gelmişiz, henüz 8- yaşındayım, ilkokul 2.sınıfa gideceğim, babam ilçede en genç hakim, bir akşamüstü adliyede en yaşlı bilge Hakim Abidin beyin evine aile toplantısına gidiyoruz, 2-katlı evin alt katında oturuyorlar, bahçede büyük bir ağaç, o ağaçta bir salıncak var, evin en küçük çocuğu 12-yaşındaki Faruk salıncağını kullanmama izin veriyor, evler yakın, yaz dönemi, okul yok, ben her gün onların evine gidiyor salıncağa biniyorum, salıncak uçma hissi veriyor, hürriyet duygusu veriyor, mutluluk veriyor, Faruk arada bir geliyor salıncağın sırasını benden alıyor, bir süre sonra iniyor, ben yine biniyorum, kalın urgandan yapılmış, çok yüksek dala bağlanmış bir salıncak, o sıralar Kırıkkale'de istasyon mahallesinde çocuk parkı var, orda 2-salıncak var, ama bize yakın çocuk parkı yok, salıncak yok, akşamüstü Faruk'un sinema yıldızı kadar güzel ablası bizi yakındaki fırına taze ekmek almaya gönderiyor, getirdiğimiz sıcak taze ekmeği dilimliyor sonra birer dilim üstüne tereyağ ve reçel sürüp bize veriyor, bir süre sonra bilge hakim Abidin bey amca Ankara'ya tayin oluyor, aile Ankara'ya taşınıyor, evi boşaltıyorlar, yeni kiracı salıncağı söküyor, ben salıncaksız kalıyorum.
Yıllar geçiyor, şeker şirketi Etimesgut Ankara makina fabrikasında çalışıyorum, personel için lojmanlar yapılıyor, bitiyor, evli mühendislere dağıtılıyor, ortada çok çocuk var, ama salıncak yok, Ankara'da Güven parkın köşesinde bir çocuk parkı var, orda salıncaklar var, bir gün oraya gidip salıncağın krokisini çiziyorum, bir ressama verip ölçülendiriyorum, bizim için basit bir çizim ama o güne kadar kimse yapmamış, yönetimden izin alıyoruz, hurdaya atılmış, çelik boruları birbirine ekleyip bir salıncak yapıyoruz, çok beğenilince, daha çok yapıyoruz, her lojman önüne bir salıncak koyuyoruz, çocuklar saatlerce salıncak sallanıyorlar,
Oğlum Aydin da sabahtan aksama uçar gibi salıncağa biniyor saatlerce. Salincak gün boyu nerdeyse hiç boş kalmıyor. Çocuklugunun en guzel anilarindan oluyor.
Başka fabrikalar istiyor, teknik resmi onlara da gönderiyoruz, çizim şirket dışına taşıyor, Temsan Diyarbakır fabrikasındaki arkadaşlar istiyor, veriyoruz.
Ben çocukken salıncaksız kaldım, çocuklar salıncaksız kalmasın.

Monday, June 26, 2017

Finlandiya Hikayesi




Tampere, Finlandia

1980'lerin ikinci yarısında edirne ve Istanbul'da mensucat fabrikaları olan bir zengin işadamımız bizi aradı. Mensucat üretimi içinde, buhar elektrik enerji harcama maaliyetleri payı çok yükselmiş, son birim maliyetleri içinde enerji maliyetini düşürebilmek için pahalı fueloil yerine yerel  ucuz Trakya Saray kömürünü kullanmayı düşünmüş. Trakya Saray kömürüne uygun bir termik santral arayışına girmiş. 

Trakya Saray kömürünün özelliği düşük kalorifik değere sahip olması (1500-2000 kcal/ kg lhv) içinde nem miktarının çok fazla (%50-60) oluşu idi. Abd'de yerleşik temel tasarım firması ortağımız bu kömüre uygun tasarımlarının olmadığını beyan etti. Literatür ve  teknik dergiler tarayarak uygun tecrübeli referansı olan  firma arayışına girdik. Finlandiya Tampere kentinde bir buhar kazanı firması bulduk. Benzer bir yerel kömür yakabilen büyük kapasiteli termik santral yapabiliyorlardı. Bugün artık bilinmezi kalmamış, kabarcıklı akışkan yatak yakma sistemi (bubbling bed fluidized bed combustion) olan buhar kazanı referansları vardı.

O sıralar İnternet  henüz yok, teleks makinasından çok yeni faks makinasına terfi etmişiz. Adamlarda iletişim kurduk. Bizden yakıt örneği istediler. Zengin yatırımcımıza bildirdik, 50-ton örnek yerel kömürü kamyona yüklediler, Tampere'ye gönderdiler. 

Biz de  yanma testini yerinde görmek izlemek için yola çıktık. O zamanlar thy helsinki'ye bugünkü gibi günde 2-kez uçmuyor. Haftada bir gün tek gidiş ve dönüş var. Lufthansa Ankara munih helsinki uçuşu yaptık. Helsinki havalimanından şehir merkezine trenle indik, beklemeden Tampere trenine geçtik. Üç saat tren yolculuğu daha yaptık. Akşam Tampere şehrinde önceden  yer ayırttığımız otele giriş yaptık.

Ertesi gün şirket merkezine gittik, öğleye kadar tanışma bilgi alışverişi yaptık. Test laboratuarına gittik. Yanmayı gözledik. Tasarım uyumlu idi. Sonuçları gördük. İşbirliği anlaşması taslağını görüştük. Teknik Bilgileri ve son tekliflerini istedik. Ertesi gün geldiğimiz güzergah üstünden yurda geri döndük.

Finli mühendisler hayatlarında hiç ortak çalışma yapmamışlardı. Temel Tasarımı yapmaları zaman aldı. Mühendislik için istedikleri fiyat piyasanın çok üstünde idi. Gönderdikleri işbirliği anlaşma metinleri çok basitti. Neyse sonunda tasarım ve yerli kapsam bilgileri geldi. Biz kendi kapsamımızı fiyatladik, her iki kapsamı birleştirdik, kapsama buhar türbini ayrıca ekledik, ve teklif dosyasını istanbul merkezine verdik.

Değerlendirme sürecinde Finlandia'dan uzman mühendisler istanbul'a  geldiler, haftada tek gün gidiş geliş bir sefer uçak vardı. Onunla gelip, bir haftasonra geri döndüler. Bir hafta içinde ankara istanbul ve edirne'de görüşmeler yaptık. 

Mensucat fabrikasını sahibi zengin işadamımız çok iyi eğitim almış çok iyi bir Avrupa üniversitesinden mezun makina mühendisi idi. İngilizce almanca fransızca çok iyi knuşuyordu, herhalde italyanca ve ispanyolca da biliyordu. Fabrika çalışma Odası türk ressamlarının tabloları ile doluydu. Beni çağırıp teklif dosyasını benimle beraber inceliyordu. Bazı günler sabahtan akşama kadar odasında onunla beraber çalışıyordum.

O odada gün boyu finansman, işletme, personel sorunları çözülüyordu. İşçilerin ücretleri için kısa vadeli para bulmak, satış pazarlama, nakliyat tüm sorunlar orda çözülüyordu. Bazı günler iş yoğunluğundan başım ağrıyordu, hiç imrenilecek bir hayat değildi. Bütün bu işlerin içinde  haftasonu cuma akşamı  uçakla irlanda'ya uçuyor, okyanus teknesine biniyor, uluslararası bir yelken yarışı için atlantik okyanusunda 10-kişilik bir tecrübeli profesyonel ekiple antreman yapıyor, pzt sabahı işine dönüyordu.

Yatırımcı Verdiğimiz fiyattan memnun kalmadı, Fin mühendislerinin mesafeli tavirları da hoş değildi, başka firmaların  rekabetçi teklifleri ve denenmemiş tasarımları gözünü tutmadı. Konuyu zamana bıraktı. 

Bütün bu detaylar bir 3.5" floppy disk içinde word ve excel dökümanları olarak benim arşivde kalmış. Artık 3.5" floppy okuyan pc kalmadı, makaleyi yazabilmek için usb aktarımı yapmak zorunda kaldım. Teklif, yazışmalar, işbirliği anlaşması, saklılık gizlilik, toplantı notları herşey duruyor.

Bugün kömürü denemek için yurtdışına örnek kömür göndermeye artık gerek yok. Benim bildiğim, Tübitak Gebze ve Odtü kimya mühendisliği laboratuarlarında kömür testlerini yapabilen küçük kapasiteli  kabarcıklı (bubbling) ve dönüşümlü (circulating) akışkan yatak (fluid bed) buhar kazanları var.

Biz yatırımcı şirketi arada bir yokladık , ama iş yürümedi. O sıralar ortada uzakdoğunun kolay ucuz güvenilmez tasarımları da yoktu. Arkasından ekonomik zorluklar, piyasaların zor şartları devreye girdi. Yatırımcı şirket zora girdi. Proje kaldı. Finlandia firması satıldı. Tanıdığımız mühendisler ayrıldı. Konu kapandı. 

Şirket içinde "O kömür yanmaz, boşuna çalışıyorsun, bedava danışmanlık yapıyorsun", diyenler oldu.  Ben öyle düşünmüyorum. Kömürü yakabiliyorduk, ihtiyaç vardı, talep vardı, finansman vardı. Aklına yatsaydı alırdı.  Oynanan zevkli mesleki  bir oyun gibiydi. Olsaydı iyi olacaktı.  İşbilir çok zeki ve çok bilgili bir işadamıyla çalışmanın güzelliğini yakalamıştım. Öyle örnekler ne yazıkki  bizim piyasalarda çok değil. 

Monday, May 22, 2017

2017-2018 Yeni Sezon Opera Bale Programları


Bu sezon opera bale geceleri Mayıs ayı sonunda bitiyor. Arkasından geceleri açık havada yapılan Istanbul, İzmir Efes, Antalya Aspendos yaz festivalleri geliyor. Sonra Ekim ayı başında yeni sezon başlıyor. Devlet opera balesi internet sayfasından sizler için yeni sezonda neler var, bir derleme yaptık. 

Ankara'da "Simon Boccanegra", İstanbul Süreyya operasında "Cosi fan Tutte", İzmir Elhamra operasında "Tannhouser", Antalya operasında "L'Elisir D'Amore", Mersin operasında "Maskeli Balo", Samsun operasında "I Paliacci", operaları sahneleniyor. Hepsini ayrı ayrı görmek, hatta yeni sahnelenenleri 2-3 defa izlemek lazım.

Ankara

Pelleas et Melisande, Claude Debussy
Don Giovanni, Mozart
Simon Boccanegra, Giuseppe Verdi
Zorba, Theodorakis (bale)
Fındıkkıran, Çaykovski (bale)
Giselle (bale)



İstanbul Süreyya
Cosi fan Tutte, Mozart
Ninetta
Poppea'nın Taç Giyme Töreni
Coppelia, Esmatalda,Üç Silahşörler (bale)



İzmir Elhamra
Don Giovanni, Mozart
Duvara Karşı
Tannhauser, Richard Wagner
Coppelia, Fındıkkıran, (bale)



Antalya
Aida, Giuseppe Verdi
L'Elisir D'Amore, Gaetano Donizetti
4-Mevsim, Karamazov Kardeşler, Zorba (bale)



Mersin
Çingene Baron, Johann Strauss II
Maskeli Balo, Giuseppe Verdi
Frida, Kont Drakula, Rapsody in Blue (bale)



Samsun
I Paliacci, Leoncavallo
Le Rossignol, Stravinsky
Salome, Richard Strauss
Ateş Kuşu, Stravinsky
Carmen suiti,


İyi seyirler, daha fazla bilgi ve biletler için bakınız www.dobgm.gov.tr

---
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Bu makale "Odtü'lüler Bülteni" Opera sayfası için yazılmıştır.

Ankara, 4 Haziran 2017




-->

Tuesday, May 16, 2017

Ronald Dean Tickfer, Opera tutkunu bir Amerikalı (2012)


Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin sadık opera seyircileri arasında neredeyse tüm yaşamını burada, bizimle geçirmiş 54 yıllık öğretmen, Amerikalı Ron Tickfer’in (73) de olduğunu çoğumuz farkında bile değiliz. 

Ankara’ya ilk kez 1958’de 21 yaşında gelen Tickfer, operayla 15 yaşında ABD’de tanışıyor. Tİcfer, opera tutkusunu, Ankara’ya geldiği günden beri ikinci kuşak sanatçı ailelerini seyrederek sürdürüyor. Onun için opera, oyun, ses, dans, resim, ışık ve dekoru barındırdığı, kısacası aynı anda birden çok sanat izlenebildiği için özel. Bir opera yapımında yüzlerce insanın çalıştığını, emeklerinin sonucunun birkaç saat içinde seyredilip bir daha geri gelmeyecek şekilde bittiğini söyleyen Tickfer, bu yüzden hiçbir temsilin kaçırılmaması gerektiğini söylüyor. Yıllar içinde opera yorumlarının değiştiğini artık sahnede sadece sesin değil, oyunun da önemli olmaya başladığını gözlemlemiş. 

Tickfer, Ankara’da seyrettiği operaları, başka ülkelerdeki opera yapımlarından daha yaratıcı, içten ve candan buluyor, hele salona bayılıyor. Sadece seyircinin giderek daha az özenli giyindiğinden yakınıyor. Unutamadığı anılar arasında Aşk İksiri operasının bir yapımında, perde arasında seyircilere küçük şişelerde aşk iksirlerinin (!) anı olarak dağıtılışı da var. 

Her operada yenilenmiş gibi duygusal bir enerji hissettiğini belirten hoca, her zaman iyi sanatçıları seyretmek gerekmediğini, gençleri seyretmenin ayrı bir heyecan verdiğini belirtiyor. Türkçe eserleri dinlerken rahatsız olmadığını açıklayan Tickfer, orijinal dilde de olsa takip etmek zaten mümkün değil, ama özellikle Amerika’dan gelen misafirlerimi operaya götürdüğümde program kitapçığında konunun İngilizcesi de olunca seviniyorum, diyor. 

En sevdiği operanın gizem ve romantizm içeren ve geçtiğimiz sezonda oynanan Dvorak’ın Rusalka operası olduğunu anlatan Tickfer, Bilkent’e işe giderken servis durağında eserin afişini görünce öyle sevinmiş ki her temsile gitmiş. 

Oyuncak bağışladı 
Aynı zamanda ciddi bir oyuncak koleksiyoncusu olan ve Sunay Akın’ın Oyuncak Müzesi ile Çengelhan Koç Müzesi’ne oyuncak bağışlamış olan Tickfer’in orkestra elamanlarından oluşan bir biblo koleksiyonu da var. Zaten bu yüzden de opera seyrederken oyuncaklarla oynarmış gibi en önde oturmayı ve eserin içinde yaşamayı seviyor. Öğretmenlik yaparken de, “Sahnedeymiş gibi bazen memnun, bazen kızgın bazen ciddi olma oyunu oynamak gerekir” diyor. 

Bu denli kolay ulaşılabilen, koşulları uygun ve yüksek standartta bir opera olmasının Ankaralılar için büyük bir şans ve ayrıcalık olduğunu belirten Ron Tickfer’i bir sonraki temsilde seyircilerin arasında acaba fark edebilecek misiniz! 

Yazan PINAR AYDIN O’DWYER