Wednesday, May 13, 2015

Odtü 2015 Bahar Şenliği hakkında bir kişisel görüş.

Değerli  okurlar,

Mayıs ayı başında Odtü'de geleneksel Bahar Şenliği yapıldı. Şenliğin problemsiz geçmesi için  rektörlük ile öğrenci temsilcileri arasında görüşmeler devam ederken, üstlerine hiçbir sorumluluk almak istemeyen öğrenci temsilcileri etik olmayan bir şekilde henüz sonuçlanmayan  görüşmelerdeki hassasiyetleri tek yanlı olarak medyaya sızdırdılar, sonrasında mağdur görünümde kişisel hürriyet savunucusu etik dışı yetişkin davranışı olmayan açıklamalar yaptılar. Odtü Rektörlüğünün sorumlu konumda şenliğe getirmek istediği  disiplini - düzeni engellediler, kanun dışı - etik dışı olaylara engel olmadılar - hiçbir sorumluluk almadılar, Ankara içinde kişisel hürriyet adı altında kanunsuz kontrolsüz bir ortama göz yumdular.

Odtü bahar şenliği herşeye rağmen yapıldı, şenlik sonrası rektörlüğün yayınladığı ve nedense medyada yer bulmayan açıklamayı aldık.  Konuya eski bir Odtü mezunu olarak, rektörlüğün net açıklamadığı veya üstü kapalı geçtiği gerçekleri anlatarak devam edeyim. 2014 yılı bahar şenliği sonrasında sağlık merkezine günde 25-30 toplam 4 günde 100+ alkol zehirlenmesi, 50+ ciddi besin zehirlenmesi  olayı gelmiştir. Şenliğe Odtü öğrencisi olmayan, hatta öğrenci olmayan çok sayıda marjinal karanlık tipler katılmıştır. 

A1- ve A4 kapılarının her birinden akşamüstü saatlerinde bahar şenliğine 4000 kişinin girdiği, toplam 8000 insanın giriş yaptığı kayda geçmiştir. Odtü'nün bugün için öğrenci sayısı 23 bindir. Öğretim üyeleri ve teknopark'ta çalışanların sayıları eklenince akşamüstü bahar şenliği konserleri başlarken sayı inanılmaz rakamlara ulaşmaktadır. Bu büyüklükteki bir insan kalabalığının sınırlı sayıda özel güvenlik personeli ile kontrolü zordur. Yetişkin insanların yediklerine, içtiklerine, giydiklerine, yaşam tarzlarına karışmak bize düşmez. Ancak Sorumsuzca içki içmek bir hak değildir. Açık alanlarda, kamusal alanlarda kontrolsüz içki içmek yasak iken, Üniversite yerleşkelerinde içki ısrarı sadece sorumsuzluktur, şımarıklıktır. Bunun kişisel hürriyet ile bir ilgisi yoktur. Yapılanları doğru bulmuyoruz.

Şenlik süresinde İnanılmaz boyutta çöp üretilmektedir, aşırı boyutlardaki çöplerin ve pisliğin temizlenmesi üniversite yönetiminin sınırlı bütçesine kalmıştır. Temizlik ve özel güvenlik personelinin devamlı pahalı fazla mesai yapması gerekmektedir. 2015 yılı için konan 138 bin lira ek bütçe sağlık, temizlik ve güvenlik masraflarını karşılamakta yetersiz kalmıştır.

Şenlik süresinde Odtü ormanı bitki örtüsü ve Devrim stadyumu çimleri dayanılmaz ölçüde zarar görmektedir. Tekrar eski halini alması ve Haziran sonu yapılan diploma törenine yetişmesi için  çimlerin bir aydan fazla süre devamlı sulanması gerekmektedir.

İçeri giren fast-food besinlerin sağlık kontrolü yoktur. Seyyar Fastfood büfeleri kalkmalıdır. Sırt çantasında veya otomobil bagajında içeriye taşınan , satılan, tüketilen yüksek alkollü içkilerin miktarı, şenlik sonrası sabahı toplanan şişe atıklardan görüldüğü üzere inanılmaz boyutlardadır. Ayrıca herkesin bildiği ama kimsenin dillendirmediği, kkm ve diğer kuytu otoparklarda odtü öğrencisi olmayan karanlık tipli marjinallerin kendi aralarında gece yarısından sonra umursamazca hap ve uyuşturucu madde satışları duyumları oldu.

Bir eski Odtü mezunu olarak rektörlük tedbirlerinin doğru olduğunu, bu şımarıklığa ve sorumsuzluğa son verilmesi gereğini düşünüyorum. Odtü bahar şenliği, devam etmesi gerek bir gelenektir. Bu geleneğin katılımcı Odtü öğrencileri tarafından temizlik, sağlık ve güvenlik önlemleri konusunda sorumluluk alarak devam etmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. konuyu ciddi olarak gündeme getiren Odtü yönetimini kutluyor ve onları destekliyorum,

Saygılarımlar

Monday, May 11, 2015

Kuzey Amerika'da Kültür Şokunu azaltmak için yeni gelenlere Hızlı Eğitim Kursu


Değerli Okurlarım,

Kanada'ya yaptığım ilk iş gezisi 1991 yılında oldu. Yüksek Fırın Gazı (Blast Furnace Gas, BFG) yakacak yüksek basınçlı yüksek çıkış sıcaklıkta suborulu buhar kazanı mühendislik sözleşmesi için lisansör firmamızın Kanada mühendislik merkezine gitmem gerekti.

Ev sahibi firma (B&W Canada) bana şirket merkezlerine yakın Cambridge Holiday Inn otelinde geceleme rezervasyonu yaptı. Toronto havalimanında indikten sonra kiralık araba (rent-a-car) teslim alıp 100 km ötedeki Cambridge kentinde otele varacak, ertesi sabah görüşmelere başlayacaktım. Otel ve kiralık-araba rezervasyonlarını onlar yaptılar. Herşey çok kolay olacaktı. Bir Kuzey Amerikalı için belki "evet", ama ya benim gibi bu coğrafyada hiç yaşamamış bir kişi için?

Istanbul'dan önce Avrupa'da bir ara havalimanına (Amsterdam), ordan sonra Kuzey Kutup üstünden Toronto'ya uçtum. Toronto uluslararası hava limanına indiğimde yerel saat akşamüstü idi. Benim Türkiye'deki biyolojik saatimde arada 10-saat fark vardı. Uçakta uyumama rağmen 10-saatlik bir zaman farkı yorgunluğunu (jet-lag) üstümde duyuyordum.

Pasaport kontrolü çabuk bitti, atlantiği aşan az sayıda yolcu idik, pasaport polisinden çok uzakta bir kırmızı çizgide sıra olduk, polis bizi çağırdıkça yanına gidiyorduk. Pasaport polisi bilinen klasik soruları sordu, "Neden geldin?", "Nerde kalacaksın?", "Ne zaman döneceksin?" "Yanında kaç para var?". Sorular bitti, pasaportuma giriş damgasını vurdu, bagajımı aldım, tek basir bavul olduğu için aranmadan dışarı çıktım.

Doğruca havalimanındaki otomobil kiralama (rent-a-car) şirketine gittim. Hertz şirketi bankosundaki görevli hanıma faks detaylarını, pasaportumu ve Türkiye'den alınmış otomobil ehliyetimi verdim. Ehliyetimi kabul etti. Bugün edermi? şüpheliyim. Önceden hazırlanmış kiralama sözleşmesini önüme koydu, kredi kartımdan bir karşı garanti blok para çekti.

Hangi otomobili almak istediğimi sordu, en yeni model Ford-Taurus otomobili seçtim. Benzin deposu full, tam sigortalı bir kontrat imzaladım. Bana bir otoyol haritası verdi, Toronto havalimanından Cambridge Holiday Inn oteline nasıl gideceğimi tarif etti. Herşey çok kolay olacaktı.

Benim için herşey normal, makul ve kolay görünüyordu. Kapıdaki Hertz servis minibüsüne bindim. Şöför beni HavaLimanı yakınlarında, bizdeki futbol stadyumlarından daha büyük bir otoparka götürdü. Otopark sıra sıra yeni otomobiller ile doluydu. Beni Ford Taurus otomobilin yanında bıraktı ve gitti. Gece yarısı saat 02:00 olmuş, ortalıktakimse yok, ve ben bir büyük yeni model tam aksesuarlı otomatik vitesli Ford Taurus ile başbaşa kalmışım.

İyi de ben bu arabayı nasıl çalıştıracağım? Daha önce hiç otomatik vitesli otomobil sürmedim ki? Bavulumu arka bagaja koydum. Ne yapacağımı düşünmeye başladım. İlerde epey uzakta bir otomobil yıkama yeri gördüm, içinde genç bir delikanlı iade edilmiş otomobilleri yıkıyor, tekrar servise hazırlıyordu. Yanına gittim. Otomatik arabayı nasıl çalıştıracağımı sordum.

Benim ağır yabancı aksanlı konuşmamı zor anladı, ama kısa sürede alıştı. "Easy (Kolay)" dedi. Yıkama işini bıraktı, benim otomobilin yanına geldi, otomatik vites kolunu, Nötr- Drive- rear konumlarını, gaz fren pedallarını gösterdi, motoru çalıştırdık, biraz ileri geri yaptım. Sesinde, bunları bilmediğim için en ufak bir küçük görme nüansı yoktu. Anladığımı hissetti, "iyi şanslar" dedi ve işinin başına döndü.

Atlantik okyanusu üstünde 12 saat uçmuşum, üstümde 10-saatlik zaman farkı (Jet lag) yorgunluğu var, çok yeni pasaport kontrolünden geçmişim, sürmesini hiç bilmediğim bir kocaman otomobille, gece yarısı kurallarını bilmediğim bir yabancı otoyolda 100 km yol gideceğim.

Farları açtım, koca otoparkta 4-5 tur deneme sürüşü yaptım, dur-kalk gaz -fren yaptım, kendime güvenim geldi, ve otoparktan çıktım, otoyola girdim. Haritadaki yol işaretlerini hatırlamaya çalışarak yön bulmaya çalıştım. Gece yarısı 03:00'te 4-şerit oyoyolda kimseler yoktu. Trafik yoktu.

İyi ki trafik yoktu, çok sayıda trafik işareti vardı, heryol kuzey-güney, doğu-batı ayrı numaralıydı, numarayı bilip, doğu yerine batıya giderseniz, tam ters yöne gidiyordunuz, durma yerleri sınırlıydı, herşeyi önceden ezberlemek gerekiyordu, kavşakta yola ters girdim, neyse farkettim, geri döndüm.

Bu işler bizde kolaydır, şehir isimlerine göre yol takip edersiniz, burda sadece otoyol çıkışmarında şehir isimleri vardı, benzinciler seyrekti, aralarında uzun mesafeler vardı. Zaten pompacı yoktu, kendi benzininizi kendiniz alıyordunuz.

Neyse Cambridge yolunu buldum, 100 km otomobil sürdüm. Yolda, klimayı, sabit hız (cruise control) ve radyoda Kuzey Amerika Country müzik kanallarını keşfettim. Önceleri Bu halk müziği sanki hep aynı melodi imiş gibi geldi, ama kısa süre sonra içindeki sözleri anlar oldum, basit melodilerini çok sevdim. Kısa bir kültür şoku yaşadım. Yeni bir otoyol düzeni, otomatik vitesli büyük lüks bir otomobil, klima, hız sabiti kontrolü ve hiç durmadan her kanalde çalan Kuzey Amerika halk müziği.

Sabaha karşı 05:00 gibi Cambridge Holiday Inn oteline geldim. Otoparka arabamı bıraktım, içeri girik resepsiyonda 1-haftalık kalış için check-in (kayıt) yaptırdım, odama çıkıp yattım, uyudum.

Geniş otoyollar, değişik trafik işaretleri, değişik kavşak protokolleri, hız limitleri, kurallı şerit değiştirme zorunluluğu, hepsi benim için yeniydi.

O zamanlar bizde otomobillerde klima bugünkü gibi yaygın değildi, hava sıcak soğuk birşey istersek pencereyi açıyorduk. Otoyol yoktu, hız kontrolü hiç yoktu.

İyiki geceyarısı gelmişim, yoksa gün içi trafik yoğunluğunda nasıl otomobil sürerdim bilemiyorum.

Amerika'ya eski dünyadan gelen, günlerce gemilerde okyanus yolculuğu yapan, sonra getirdikleri para ile üstü kapalı at arabaları satın alan, tüm aile fertlerini onlara bindirip, bilmedikleri yollarda batıya doğru yolculuk yapan ilk göçmenleri, onlardaki öncülük ruhlarını, cesaretlerini hatırladım.

Erken saatlerde Kuzey Amerika'ya varmak, gece yarısından sonra otoyolda otomobil sürmek, yolda doğru yönü bulmak, bu arada Kuzey Amerika halk müziğini keşfetmek, bütün bunları çok kısa zamanda öğrenmek çok yorucu ama çok keyifli idi.

Zaman ne çabuk geçiyor. Şimdi artık bizde de otoyollar var, duble yollar var, klimalı, hız kontrollü otomatik vitesli otomobiller var, GPS yön göstergeli iPhone uygulamaları var, Cd çalar, çok sayıda radyo kanalları var. Yine de uzun mesafeli Kuzey Amerika yolları bizden çok farklı.

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



2015-05-20 Ankara

Wednesday, May 06, 2015

Bu termik santralin yer seçimi doğru mu? Kayrakaltı ve TürkPiyale


Değerli Okurlarım,

Soma Deniş açık işletme kömür sahası termik santral kurup işletmek şartı ile redovans ihalesine çıkarıldı. 2012 Ağustos ayında özelleştirme idaresi tarafından yapılan ihalede 15 firma arasında en yüksek teklifi vererek ihaleyi kazanan Yatırımcı Firma kuracağı 150 x 3 MW’lık termik santral için bölgeye 900 milyon ABD dolarlık yatırım yapmayı planlıyor. Yatırımcı gurup, yapacağı yatırımın % 20- 25’ini öz kaynaklardan, % 75-80'nini ise dış finansman ile sağlayacak. Çed raporuna göre Termik santralin yılda yaklaşık 3.5 milyar kW-saat'e yakın elektrik üretimi yapması bekleniyor.

Termik santrali besleyecek Soma Deniş açık işletme kömür sahasında görünür 152 milyon ton kömür rezervi olduğu, sahada bulunan kömürün ortalama ısıl değerinin 1.200 - 2.000 kcal/kg (AltIsıl değeri) aralığında değiştiği biliniyor. Mevcut görünür ispatlanmış rezerv, 450 MWe yeni termik santrali ancak 20 yıl besleyebilir. Deniş açık işletme kömür sahası, halen Soma-B santralinin herbiri 165 MWe üreten 5-6 ünitelerine tüvenan (olduğu gibi) kömür sağlıyor.

Termik santralde, dolaşımlı akışkan yataklı kazan teknolojisi kullanılması planlandı. Santralde üç adet dolaşımlı akışkan yataklı (Circulating Fluid Bed, CFB) kazan, kömür kırıcılar, kömür değirmenleri, elektrostatik toztutucu filtreler, taze hava ve cebri çekiş fanları, bir adet baca, bacagazı kükürtsüzleştirme (Flue Gas Desulphurisation, FGD) sistemi, şalt sahası, buhar kazanları, kömür depolama sahası ve kömür besleme sistemleri, uçucu ve taban külü siloları, kül barajı, soğutma kulesi ile üç adet buhar türbini ve jeneratörden oluşacak.

Özelleştirme idaresi ile yapılan sözleşmeye göre yatırımcı şirketin, Türkiye Kömür İşletmeleri’ne rödovans bedeli olarak ürettiği elektrikten birim 4,69 krş/kWh ödeme yapması ve en geç 6 yıl sonuna kadar termik santral inşaatını tamamlaması işletmeye geçmesi, enerji üretmesi ve redovans bedelini hazineye ödemesi gerekiyor. Santralin inşaat aşamasında yaklaşık iş yüküne göre değişen azami 1000, işletme aşamasında en az 500 teknik eğitimli kalifiye işçiye istihdam sağlaması bekleniyor.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na (EPDK) lisans başvurusunu yapan firma, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu almak üzere de gerekli başvurularını gerçekleştirdi. ÇED raporunu hazırlayan firma 500+ sayfalık raporu sundu, kamu denetleme kurumlarından onay aldı. Arkasından iş makineleri ile Yırca köyü yakınlarındaki zeytinlik bölgesine girdi. ÇED raporunda zeytin ağacından nedense hiç bahis yoktu. Firma 6000+ Zeytin ağacını acımasızca kesti. Politikacılar, ömrü 500 yıldan fazla olan kutsal zeytin ağaçlarının topluma katkısını, ömrü bugünlerde 2-3 yıllık deneme süresini geçemeyen termik santrallerle karşılaştırmak şansızlığına düştüler.

Termik santrallerin ömrü 30-yıl olarak bilinir, ama pratikte nedense 20-yılı geçemez, 10-yılı geçenler bile sayılıdır. Günümüzde ucuz tasarımlı doğu üretimi santrallerin ömrü deneme süresini geçemiyor, inanamayacaksınız ama bu süre şimdilerde 2-3 yıl. Yedeksiz kötü tasarım ucuz oluyor, yedeksiz ucuz besisuyu pompaları düzgün çalışmıyor, bilgisayar kontrolleri çabuk bozuluyor, kömür değirmenleri devreden çıkıyor, kurum üfleyiciler çalışmıyor, elektrofiltreler küçük tutulmuş yetmiyor, istenen bacagazı toz tutma limitlerine düşemiyor, bacagazı kükürtsüzleştirme tesisleri ya yok, ya da yetersiz. Herşey tasarımın çok ucuz olmasına endekslenmiş. Böyle ürünler, tasarımlar, termik santraller Batı Avrupa'da yok, Amerika'da yok. Bizde neden var? Neden denetleyici kurumlar engel olmuyor?

Yırca köyün tarım insanı ayağa kalktı, toprağına, zeytin ağaçlarına, yaşam alanına sahip çıktı ve kanuni hakkını istedi, santralin kendi tarım topraklarına girmesini hukuki yoldan engelledi. Yırca bölgesinin yatırım için seçilmesi yatırımcı açısından doğruydu, zeytinlik, ana karayolu üstündeydi, kuzeyden eski santrale kömür taşıyan kömür konveyör bandı yakından geçiyordu, geniş araziydi, eski santral şalt tesisine yakındı, ana iletim hatlarına yakındı, eski kül barajına yakındı.

Ama Yırca köyü tarım insanı için bu seçim yanlıştı. Yırca insanının termik santralde istihdam olanağı, kalifiye eğitim istemeyen basit ucuz güvenlikçi kadrosu dışında yoktu. Tarım arazilerini, zeytin ağaçlarını, yaşam tarzlarını kaybedeceklerdi, sonunda engel oldular ama zeytinlerini, zeytin ağaçlarını kaybettiler, çok hüzün verici, istenmeyen bir durum oldu. Yerine dikilen fidanların doğru dürüst ürün vermesi için 10-yıllar gerek. Politik bir bedeli 7-Haziran 2015 seçimlerinde herhalde olacak.

Soma- Deniş açık saha kömür bölgesinde benim 2000-2001 yıllarım geçti. Güneyde mevcut eski 1034 MWe termik santral, batıda orman alanları var. Doğusu boş, yerleşim yok, burası müsait. Kuzeyde tarım alanları ve orman arazisi var. Duyumlarımıza göre yeni termik santral alanı kuzeyde Kayrakaltı ve TürkPiyale köyleri arasında olacakmış. Burası tarım alanı. Etrafı ormanla çevrili. Burda tarım için gerekli yeraltı suyundan başka taze su yok.

Burda kül barajı için müsait yer yok, Deniş'ten kömür beslemek için yeni ve uzun kömür konveyör bandı inşaası gerek. Yeni yüksek gerilim hattı yapımı gerek.

Bu yeni yer seçimini doğru bulmuyoruz. Bizler, yatırımcının doğru karar vermesini, doğru yatırım yapmasını isteriz. Yatırımcı kadrolar sadece kamuda merkezde masa başında çalışmış kişilerden oluşmamalı. Onların varlığı kamudaki işleri kolaylaştırır, ama yetmez. Hayatları termik santrallerde geçmiş insanlar yeni yatırımlarda mutlaka görev almalı. Teknik kadrolar, yatırımcıyı yanıltmamalı, yanlış yatırım kararı almalarına sebep olmamalı.

Termik santraller, tarım, orman arazisine, sit ve arkeolojik alanlara yapılmamalı. Yer seçimi konusunda kamu kurumlarının denetimi yetmez. Önlerine gelen dosyadaki bilgilerle karar veriyorlar, yerine gidip bakmıyorlar, eksik yetersiz hatta saklanan bilgilerle "olur" kararı verilmez, yöreyi coğrafyayı bilen yerel STK'lar da bu konuda söz sahibi olmalılar.

Yerli kömüre uygun termik santrallerin tasarımı, yapımı yabancı firmalara bırakılmayacak derecede ciddi bir durumdur. Bugüne kadar hiçbir ciddi kömürlü termik santrali yerli firmalar yapmadı, yapamadı, finansman olmadı verilemedi, Termik santralleri yerli firmalar yapabilirler, yapmalılar.
Bilmem yanlış mı düşünüyorum? Siz ne diyorsunuz? Slm ve saygılar

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



2015-05-13 Ankara

Wednesday, April 15, 2015

Yeni Enerji Bakanımızı nasıl seçelim?

Değerli Okurlarım,


Enerji bakanının mühendis, Sağlık bakanının doktor, Adalet bakanının hukuk mezunu, Kültür bakanının sanatçı, vb., olması gerekmediğini düşünebilirsiniz. Hatta olmaması daha iyidir, diyebilirsiniz. Bu görevler yönetim görevleri olduğundan, bakanın iyi yönetici olması ve teknik kadrosuna bilgili kişileri toplayıp, onlara işi yürütme yetkisi vermesi daha uygundur, şeklinde düşünebilirsiniz. Bu sayede hem teknik konular ehil teknik adamlar tarafından yürütülecek, hem de teknik ehliyeti siyasi tercih ve vaziyete intisab etme yeteneği sayesinde bu göreve gelmiş kişilerin, 'Ben bu işi bilirim' havasına girip, işleri batırmasına engel olunacaktır, düşüncesi var.

Bu düşünce şekli Enerji için doğru değildir. Geçmiş uygulamalardan gördük ki, Enerji Bakanı mutlaka Mühendis olmalıdır. Santral görmüş, işletmiş, yatırımında çalışmış olmalı. Tercihen iyi yabancı dil- İngilizce bilmeli. Ayrıca Rusça/ Fransızca/ Arapça bilse iyi olur. Uluslararası ilişkiler, Milletler Hukuku konularında yüksek lisans/ doktora yapmış olsa daha da iyi olur. En önemlisi, Lisans döneminde Termodinamik dersi almış, bu dersten en üst notu hak etmiş olmalı- derim.

Enerji Bakanımız 3-dönem kuralı nedeniyle 7-Haziran 2015 genel seçimlerine katılamayacak. Meslekten Elektrik Mühendisi olan bakanımızın teknik konulara olan yakınlığını hep taktirle karşıladım. Göreve geldiğinde kendisiyle yüzyüze yaptığımız kamuya açık bir toplantıda, "Üniversite eğitiminiz sırasında Termodinamik dersi aldınız mı?" sorusunu yönetmiştim. Cevabı," Evet aldım, hem de bu konuda İTÜ'nün gelmiş geçmiş en önemli hocasından aldım", oldu. Çok memnun oldum.

Saydığım teknik öğrenim özellikleri eskiden Bakanlarda olmazdı. Bu özellikler Müsteşar’da olurdu. Bizim sistemimiz böyle kurulmuştu. Eskiden Bakanlar değişir, ama Müsteşarlar hiç değişmezdi. Müsteşar’lar partili olmazdı. Müsteşarlar, Bakanlığın hafızası ve beyniydi.. Müsteşar, Partinin değil Devletin adamı olurdu. Bakanlar gelir- gider, ama Müsteşarlar kolay kolay değişmezlerdi. Politikacı Bakanlar, Müsteşarlarına Bakanlıkla ilgili siyasi tercihlerini söylerler ve gerisine karışmazlardı. Gerisini kuralına kaidesine göre Müsteşarlar düzenlerlerdi. Şimdi gelen Bakan bir süre sonra, geldiği Bakanlıkla ilgili herşeyi öğrenmek istiyor. Bakan bu işin hem siyasetini yapıyor, hem de eğer eğitimi yetiyorsa gerekli insiyatifleri de alıyor. Bu durum sadece bizde değil, her yerde böyle. Kamu- bürokratlar, meslekten olmayan bakan tercih ederler, ama bu durum piyasalar için iyi değildir.

ABD Enerji bakanı (Secretary of Energy) atamaları da bizim evreleri geçirmiş. Önceleri hep hukukçu politikacılar atanmış. Şimdilerde hep bilim adamları, politika dışından atanıyorlar. ABD'nin önceki Enerji Sekreteri (Bakanı) Steven Chu, Nobel ödülü almış Stanford üniversitesi Fizik profesörü idi. Şimdiki Dr. Ernest Moniz, MIT Enerji Enstitüsü profesörü.

Almanya'da Ekonomi ve Enerji'den sorumlu Federal Bakan Sigmar Gabriel, aynı zamanda koalisyon ortağı SPD partisinin başkanı ve meslek olarak Gramer School (ilkokul) öğretmeni. Koalisyon ortağı olarak atanmış. Öte yandan Şansölye Angela Merkel'in termodinamik hesaplamaları esas alan "Quantum Chemistry" doktora çalışması var. Bizim başbakanımızın termodinamik altyapılı bir doktora çalışması durumunu düşünebiliyormusunuz?

Bir Mühendisin Sağlık veya Adalet bakanı olduğu haller herhalde çok çok özel durumlardır. Böyle bir atama alan kişinin görevde başarılı olması beklenmez. Finansman eğitimi almamış bir hukukçuyu, bir tıp doktorunu, Merkez Bankası başkanı yaparmısınız? Hayır. Çünkü konuyu detaylı bilmez, bilemez. Ama ülkemizde herkes Enerji Bakanı olabilir. Özellikle Mülkiye, Hukuk mezunları Enerji Bakanı olabilirler/ geçmişte oldular- Hiç kimse çıkıp "Neden?" diye sormadı. Mülkiye mezunları ETKB Bakanı oldular. Bakanlık dönemlerinde çok şey öğrendiler. Ama enerji konularına katkıları sınırlıydı.

Üniversitelerimizde Termodinamik dersi Makina- Kimya- Metalurji- Çevre mühendisliği bölümlerinde zorunlu olarak alınır. Elektrik Elektronik bölümü öğrencileri bu dersi seçmeli olarak isterlerse alırlar. Çok zor ders olduğu sanılır, aslında günü gününe çalışan, ödevlerini aksatmayan, tüm derslere giden ve her gün planlı, sistemli bir şekilde çalışan öğrenci için hiç de zor gelmez. Zaten dersi günü gününe çalışmayan, çalışmayı son güne, imtihan günü öncesine bırakan öğrenci hiçbir derste başarılı olamaz.

Termodinamik dersini lisans eğitimi süresince almayanlar, Enerjiden sorumlu kamu görevi almamalılar. Enerjiden sorumlu kamu görevleri okul değildir. Eğer bir siyasetçi enerjiden sorumlu olacak ise bu konuda yeterli lisans eğitimini önceden almış olmalıdır.

Her yeni geleni, bizler piyasa olarak, kamu personeli olarak yeniden eğitmek, onlara “Volt” ile “Watt” kavramını yeniden anlatmak, “terravolt” diye bir şeyin olmadığını, “MegaByte” kavramının “Mega-watt” olmadığını anlatmak zorunda kalmamalıyız. Termik santral ile yenilenebilir enerji arasındaki farkı, Kyoto (çevre) kriterlerini tekrar tekrar öğretmek zorunda olmamalıyız. Stadyum ”tribünü” ile buhar “türbini” aynı şeyler değildir.

ÇED gereğini, muafiyetlerin zararlarını, çevre hassasiyetini bu göreve gelmeden önce bilmeli kabul etmeli. Politik kararlar alırken çevreyi gözardı etmemeli. Rüzgar ve güneş enerjisinin baz güç kaynağı olamayacağını, kesintili üretim yaptıklarını, yeni ve pahalı yüksek gerilim iletim hatları yatırımlarına, kapasite dengelemesi için yeni ve pahalı “Pompalamalı Hidro Elektrik Santrali (PHES)” kapasitelerine ihtiyaç olduğunu, bu tip elektrik üretiminin günümüz piyasasında hiç de ucuz olmadığını bilmeliyiz.

Nükleer santrallerin aslında termik santral olduğunu, Türkiye'nin son 50 yılda hiçbir termik santrali kendisinin yapmadığını, yapamadığını, yerli tasarımın- yerli imalatın hep engellendiğini, örselendiğini, yerli finansman bulamadığını, mevcut eskimiş, emre amadeliği çok düşmüş termik santrallerin eski teknolojiye sahip ancak kendi finansman kaynaklarıyla desteklenen Doğu Avrupa ve Uzakdoğu ülkelerinin devlet / Eximbank destekli firmaları tarafından yapıldığını bilmeliyiz.

Küresel ısınmayı, ÇED normlarını, termik santrallerin tarım, orman, sit, turizm bölgelerinde yapılmaması gerektiğini bilmeliyiz. “Rüzgâr – güneş bize yeter”- “Nükleer santral tüm sorunlarımızı çözer, yapımına 1970'lerde başlasaydık şimdi kendimiz yapıyorduk”- “Türkiye'de petrol var ama yabancılar çıkarılmasını engelliyor”, “Kaya gazı (Shale Gas) rezervlerimiz ile enerji sorunlarımızı önümüzdeki 5-yıl içinde çözeceğiz”, “Karadeniz'de petrol bulduk”, "Teşvik olmazsa yatırım olmaz" gibi basmakalıp slogan cümlelerin doğru olmayan şehir efsaneleri olduğunu kabul etmeliyiz.

Fosil yakıt yakan Termik santrallerimizi, temel tasarımı dahil tümüyle kendimiz yapabilir olmalıyız. İşsizlikten şikayet ederken, termik santrallerimizi Uzakdoğulu asker/ mahkum/ meslekten olmayan acemi işçilere yaptırmamalıyız. Her ülkenin mühendisleri kendi yerli yakıtlarına uyumlu termik santrallerinin temel ve detay tasarımlarını kendileri yapar. Yerli üretir, yerli personel ile yerinde montaj yapar.

İncelenen her bir ÇED raporu içinde yerel istihdam yaratılacağı anlatılıyor. ÇED raporunu alana kadar bazı yatırımcılar her şeyi sözde taahhüt ediyorlar. ÇED raporu alındıktan sonra verdikleri sözleri unutuyorlar. Sadece bizde değil, dünyanın her yerinde unutuyorlar. Yatırım süresince ve yatırım sonrasında devamlı kontrol edecek bir kontrol mekanizması bizde nerdeyse yok. Olumlu ÇED raporu için politik baskı da zaman zaman devreye giriyor. Enerji konusunu bilen/ bilmeyen, yeterli kadrosu olan/ olmayan bu kadar çok firmaya, cari açığımızı daha da açan- büyüten, doğalgaz/ ithal fosil yakıt/ ithal kömür yakacak termik santral yapma lisansını nasıl veriyoruz? Bu işin bir sonu- sınırı olmalı.

Ekonomik politika içinde Enerji konuları ciddi iştir. Hayati konulardır. Enerji yatırımları, enerji çalışmaları, petrol, boru hatları, yerli kömür, yerli yakıt kaynakları, kredilendirme, finans bulma konuları çok ciddi işlerdir. Bilgili, iyi eğitimli, tecrübeli yerli kadrolar ister. Sonradan olmaz.


Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



2015-04-15

Tuesday, April 07, 2015

Dünyanın sonu değil.



Dünyanın sonu değil.

Değerli Okurlarım,

1991 yılında Ankara'da bir yerli-yabancı ortak girişim müteahhitlik şirketinde çalışıyorum. Bir istanbul firmasına termik santral teklifi verdik. Firma gelen teklifleri değerlendirdi, sonunda bizi kendi mekanına davet etti, son fiyat kontrat müzakeresi yapacağız. Davet geldiğinde Ankara'da dışarda yoğun kar yağıyor, uçaklar kalkmıyor, gece kalmak için İstanbul Pera Palas otelinde rezervasyon yaptık.

Ankara otobüslerinin satış bürolarına sorduk. Otobüsler çalışıyor, Saat 17:00 Ankara İstanbul nonstop sefere bilet aldık. Yoğun kar yağışı altında yolu geçtik. Yanımda buyuk dosya - evrak çantası var. O zamnalra laptop PC'ler yok, herşey kağıt evraklarda taşınıyor. Çanta çok büyük, içinde önemli evraklar hesaplar var, bagaja vermedim, yukarı elbagajı yerine sığmadı. Hemen ayağımın arkasında duruyor. Yolda genel müdür "Jeffrey Green" ile laflıyoruz, Jeff şöyle dedi,

"İnsan her zaman hata yapar, her zaman yanlıs yapar, kontrolu dışında bir terslik olabilir, önemli olan suçlamak, yakınmak, pişmanlık belirtmek değildir, önemli olan bu yanlışlığın, şansızlığın, hatanın en kısa zamanda düzeltilmesidir. Fast recovery is the key issue."

Yolda bunları konuştuk, otobüs gece 23:00 gibi Taksim'e vardı, Taksim'den aşağı Pera Palas otelinin karşısından geçerken otobüsü durdurup indik. Otele kısa mesafe yürüyerek gideceğiz. Otobüs gitti, bir anda farkettim, evrak çantasını otobüste unutmuşum.

Jeff'e söyledim, kızıp öfkeleneceğine, "Hemen bir taksi bulalım, otobüsü yakalıyalım", dedi. Gece yarısı taksi zor- ama bulduk. Otobusün tahmini parkurunu biliyoruz, Eminönü- Aksaray- Bakırköy derken yarım saatte Ataköy civarında yakaladık, otobüsü durdurup çantayı aldık, ve tekrar otele döndük. Ertesi gün uzun ve yorucu geçen bir müzakereden sonra mukaveleyi imzaladık.

Yani böyle şeyler olur, önemli olan hızla çözüm getirmektir, kaybedersin bulursun, bulamazsan yenilersin, durumdan ders alırsın, tekrarı olmasın diye önlem alırsın, düzeltmek için elinden birşey gelmiyorsa en kötü durumda herşeyi iptal eder, hepsini yenilersin, olur biter, dünyanın sonu değil.

Artık sekiz (8) saatlik kesintinin neden olduğunu az-çok biliyoruz. İletim hatlarında frekans dengelemesi yapılamadı, doğu batı hattı koptu, batıda frekans düştü, doğuda yükseldi, gerekli yükatma ve yükalma yapılamadı. Güneyde sahilde 1200 MWe üretim kapasiteli yeni işletmeye alınmış bir ithal kömür santralinde bir önceki geceden beri giderilemeyen besisuyu pompaları arızası vardı.

Arıza günü sabahı saat 10:36'da tekrarlanan durum, termik santrali tümden kapatmış. Arkasından batıdaki 1034 MWe lık yerli kömür ve 799 MWe doğalgaz santrali frekans düşmesine dayanamamış. Her ikisi de devre dışı olmuş. Teiaş dispercher'leri ve kullandıkları mevcut yazılımlar iletim hatlarına müdahalede geç kalmışlar. Sonrasında ulusal şebeke domino taşı gibi devrilmiş, tüm ülke karanlığa gömülmüş. Kendini korumak isteyen Avrupa ortak havuzu (Entso-E) bizi sistemden atmış, olan olmuş, 8-saatlik kesinti sonrası black-start (devreye giriş) zor yapılabilmiş.

Daha büyük enerji üreten 5,000 MWe'lık nükleer santraller çalışır durumda olsa idi, iletim hatlarımızdaki bu zaafiyet sonrasında durum ne olacaktı? Sistemleri, santralleri nasıl koruyacaktık?

Mevcut iletim hatlarımızda enerji taşıma ve hızlı insiyatif zaafiyeti var. Yükatma ve yükalma konusunda özel mülkiyet santrallerin akçalı hesapları var. Teiaş için personel eğitimi ve yazılım desteği gerekiyor. Böyle bir durum ortaya çıktığında, acil kararları alıp uygulayacak yetkili kadroların korunması kollanması gerekir. Üstlerinde suçlama baskısının olmaması gerekir. Düzeltici kadroların desteklenmesi yerine, işten el çektirilme uygulamasının başladığını gözlüyoruz. Doğru bulmuyoruz. Kızıp öfkelenmek, Teiaş genel müdürünü istifaya zorlamak ne derece doğru? Meydana gelen sekiz (8) saatlik kesinti dünyanın sonu değil, önemli olan ders almak, tekrarını engellemek, öyle değil mi?


Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



2015-04-08 Ankara

Free Blog Counter