Tuesday, October 21, 2014

Opera Sezonu Açılış Konserleri. 2014-2015

Değerli Okurlarım,

Bu ay Opera Sezonu açılış konserlerini değerlendirelim. Devlet Opera Bale kurumunun 2014-2015 sezonu açılış konseri 27 Eylül 2014 cumartesi gecesi Ankara ATO Congresium Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı büyük salonunda yapıldı.

Tüm sanatçıların katıldığı konseri Orkestra Şefi Florian Frannek başarıyla yönetti. 3000 kişilik konser salonu tam doldu, merdivenlerde oturanlar oldu. Herbiri büyük değer sanatçılarımız tek tek kendileri için en önemli opera aryalarını seslendirdiler.

Önce orkestradan Ulvi Cemal Erkin'den "Köçekçe" bale suiti, sonra
Guiseppe Verdi'den Il travatore Operası, Çingeneler Korosu seslendirildi.

Bass Tuncay Kurtoğlu, Tchaikovsky'nin Iolanta Operasından "Kral Rene'nin" aryası
Tenor Ünüşan Kuloğlu, Wagner'in Lohengrin operasından "In fernem land. mein lieber schwan"
Mezzo Soprano Ferda Yetişer, Bizet'in Carmen operasından "Habenera"
Bariton Eralp Kıyıcı, Verdi'nin "Don Carlo" operasından "Io Morro"
Tenor Murat Karahan, Verdi'nin "Il Travatore" operasından "Ah si, ben mio... di quella pira"
Soprano Feryal Türkoğlu, Gounod'un "Romeo et Juliette" operasından "Je veux vivre"
Tenor İhsan Ekber, Puccini'den "Tosca" "E Lucevan Le Stelle"

Sonra Theodorakis'in "Zorba balesinin final sahnesi.

Çocuk balesi Brahms'ın Symphony no.2 Poco Allegro "Şemsiyelerin dansı"nı sahneledi. Her çocuk, tüm ailesini konser salonuna çektiği için ailelerin heyecanı görülmeye değerdi. Herkes kayıt yaptı, nineler dedeler torunlarını büyük gururla göz yaşları içinde sahnede izlediler.

Herbir solist opera sanatçımız ayrı bir büyük değer, her birini ayrı ayrı kutluyorum. Yaz dönemi hepsine iyi gelmiş, kilo vermişler, dinlenmişler, sesler toplanmış, güçlenmiş. Her birini büyük keyif içinde dinledim. Sezon boyunca opera sahnesinde çok başarılı sahnelemeler yapacaklar eminim.

Ankara MEB Şura salonunda 2 Ekim akşamı CSO açılış konserine gittik. Solist Vadim Repin, muhteşem bir kemancı. Dmitri Şostokoviç'in Op.99 La Minor Keman Konçertosunu seslendirdi.

Ancak dinleyici, klasik müzik dinleyicisi değildi, her arada alkışladılar, kimse "şşşıt" demedi, diyemedi, demek- uyarmak istemedi. Sanatçılar da karşılık vermediler. Şef Rengim Gökmen, seyirciyi bozmadı. "Canları alkışlamak istiyorlarsa alkışlasınlar", dedi içinden herhalde.

Ama olan "bis" beklentisine oldu, konser protokolünden anlamayan dinleyici için solist sanatçı "bis" yapmadı. Bence dinleyici hiçbir zaman zamansız alkışlamamalı, beklemeli. Sanatçı, solist, şef konserini bitirdikten sonra zaten dönüyor, ellerini açıyor, alkış bekliyor, işte o zaman alkışlamalı.

İkinci yarıda Gustav Mahler'den Re Major 1.Senfoni (Titan) seslendirildi. Benim için Mahler zor dinlenen bir bestecidir, ama büyük keyifle dinledim. Orkestrayı ve şefimizi kutluyorum.

Bilkent senfoninin sezon açılış konseri 11 Ekim Cumartesi gecesi BASSO salonunda yapıldı. Şef Matthew Coorey, Haydn ve Stravinsky seslendirdiler, solistler Alexey Stadler (viyolonsel), Gabor Tarkövi (trompet) iyi izlenim bıraktılar

Bilkent senfonide Kemancı Guy Braunstein'ın 18 Ekim gecesi yaptığı Vivaldi "4-mevsim" ve Brahms'ın Yaylı Çalgılar Altılısı no.1 si bemol major, Op.18 seslendirme de ayrıca söz edilmesi gerekli bir konserdi. Dev yapılı sanatçı kemana mutlak hakimdi, hiçbir aksama hissettirmeden çaldı, aynı zamanda orkestrayı yönetti. Solistimizi daha sık Ankara Bilkent sahnesinde dinlemeyi diliyoruz.

Bu yıl Bilkent programı çok güzel eserlerle dolu, diğer konserlerden farklı olarak tüm sezon biletlerini çok önceden satın almak mümkün. 22 Kasım gecesi "Romantik Bilkent" konserine biletim var. 29 Aralık gecesi "Fazıl Say" konseri olacak. Bilet kaldı mı bilemem??

20 Ekim gecesi Ankara Operasında Tosca'yı seyrettik. Floria Tosca karakterinde ilk defa dinlediğim soprano Seda Aracı Ayaslı başta biraz tutuktu, sesi kayboldu, belki bana öyle geldi. Ancak daha sonra açıldı ve muhteşem bir performans ortaya koydu. En sevdiğim kötü karakter Barone Scarpia rolünde Bariton Erdem Baydar, yaz döneminde epey kilo vermiş, sesi dolmuş, çok net güçlü bir seslendirme yaptı. Kolay beğenmeyen çok seçici olan eleştirmeniniz sanatçıyı çok beğendi. Mario Cavaradossi karakterinde İhsan Ekber dinlenmiş harika güçlü sesiyle lirik muhteşem aryalar söyledi.

Bu yıl Ankara'da senfonik konser opera ve bale programları çok dolu, bazan üst üste geliyor, hangisine gideceğimizi şaşırıyoruz. Ne mutlu bizlere.

Değerli Okurlarımız. Sizin bir duyumunuz, uyarınız, düzeltmeniz, yorumunuz, tavsiyeniz, katkınız varsa lütfen bana yazın.
E-posta adresim; HalukDireskeneli at gmail dot com

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


2014-10-21

Wednesday, October 15, 2014

Türkiye Enerji Dar Boğazına mı giriyor?

Değerli Okurlarım,

Önümüzdeki günlerde enerji piyasalarımızda epey hareketli durumlar bekleniyor. Şimdiden tahminler yapmak, strateji geliştirmek, elimizden geldiği kadar hazırlıklı olmak lazım. Okuduğunuz bu makaleyi, 31 Ekim 2014 Cuma günü Istanbul Yeditepe Üniversitesi Kimya mühendisliği 4.sınıf ve M.Sc. öğrencilerine vereceğim saat 13:00 konferansına hazırlık için yazdım.

Doğalgaz konusunda çok ciddi gas tedarik sorunumuz var. Ukrayna ve Rusya ile aramızda bir problem olmasa bile, İstanbul'da dış ortam sıcaklığı -5C altına indiği günlerde, ciddi talep sıkıntımız olacak. Şahdeniz-2, İsrail offshore ve Kuzey Irak doğalgaz yataklarından bize gaz gelebileceği tahminleri var. Bütün bunlar bizce bu karışık zamanda, bu karışık coğrafyada fazlaca "iyimser beklentiler", yani "wishful thinking". Bu iyimser beklentiler üstüne gelecek yapılandırılamaz.

Kurulu gücümüz 68,000 Mwe oldu, ancak peak (en çok) çekiş 40,000 Mwe'ı geçemiyor. Son yıllarda başlayan yeni termik santral yatırımı yok.

Şu anda devreye giren, girecek olan santrallerin yatırım kararları 2007 ve öncesinde başlatılmıştı. Rüzgar ve jeotermal santrallerde iyimser yatırım artışı var. Termik santrallerde yeni bir durum yok. Yeni yatırımlar, Tufanbeyli, Göynük, Adularya, İskenderun santrallerinin en geç 2015 içinde devreye girmesi bekleniyor. Başka yeni termik santral yok.

HES'ler durdu, işletmede su sıkıntısı var, yağışlar az gitti, baraj gölleri dolmadı. HES enerji üretimi az. Kış sonrasında belki kış yağışları ile barajlar dolabilir, ama herhalde talebe yetmez.

Yeni doğalgaz santrali yapsanız bile ortada yeni doğalgaz temin anlaşması yok. Ortada yeni "Doğalgaz" kapasitesi yok. Ortada serbest piyasa şartları yok, olmazsa olmaz hukuki güvenceler yok.

İstediğiniz kadar yönetmelik yazın, kanun kabul edin, uzun dönemde ortada gaz yok. Gaz fiyatlarını subvanse etmenin bir anlamı yok. 2002-2007 arasında elektrik fiyatları sabit tutuldu. 2005-2007 arası doğalgaz fiyatları arttı, ama elektrik fiyatları değişmedi, sonuçta kimse yeni yatırım yapmadı, piyasa çöktü.

Shell 2-ayrı yerde Shale gaz için herbiri 40m $ maliyetli sondajlar yaptı, 3. Sondaj için onay bekliyor. Türkiye'de özellikle GüneyDoğu bölgesinde 1.8 trilyon m3 shalegas rezervi olduğu tahmin ediliyor, yani şu anda 45-milyar m3 görünen toplam yıllık ihtiyacımızı en az 40-yıl karşılayabilir. Yeni sondajlar için ciddi harcamalar yapmak gerek. Bu harcamayı kim yapacak?

Son 10-yılda kamu enerji yatırımı yapmadı, yapamadı. Sadece yerli- yabancı yatırımcıya kolaylıklar gösterdi. Kanuni sorumluluk almadı, enerji satışlarında satın alma garantisi vermedi. Hukuki ve finans sorumluluğu almadı. Artık yatırım zor. Ortada sıcak para yok. Yatırımcıların yatırım ortamının güvenilirliği bakımından ciddi endişeleri oluştu.

Eski yerli kömür yakan termik santraller satıldı, bunların emreamadeliği düşük, santral işletme randımanları düşük. Yenilenmeleri lazım. Rehabilitasyon lazım. Şimdilik 2018 yılına kadar rehabilitasyon muafiyeti var. Konu yargıya taşındı karar iptal edildi, ancak kararın yerine yenisi konmadı, uygulama aynen devam ediyor. Çevre ekipmanlarını kullanmadan çevreyi kirlete kirlete santrali kullanma imkanı herhalde var. 2018 sonrasında muafiyeti 3-yıl daha uzatma durumu ayrıca söz konusu.

Diler 600-1200 MW, Cen-AL 1200 MW, Biga 1200 MW, Şırnak 405 MW, Soma 450 MW, Kırıkkale 800 MW, Bandırma 920 MWe ve küçüklerden 400 MW termik yatırımları devam ediyor. HES'lerden ise çoğu barajlı, 1200 MW Ilısu, 300 MW Kalehan başta olmak üzere birkaç yıl içinde 3-5 GW devreye girebilir. Yılda 500 MW civarı RES önümüzdeki 4 yıl boyunca girebilir.
Bu santrallerin çoğu yatırıma başlamış ve inşaatları/ ekipman satınalma işlemleri ilerlemiş tesisler olduğu için, finansal piyasadaki olumsuzluklara rağmen gecikme yaşansa bile devreye girecekler.

Özellikle yaz puantına katkı yönüyle 1-3 GW da GES 4-5 yıl içinde öngörülebilir. Toplarsak yaklaşık 10-13 GW yani 4 yılda ortalama 3 GW civarı yeni yatırım imkanı var. Sonra sıra Nükleer'lere gelebilir. Bu yatırımların bir kısmı normal finans, sosyal ve siyaset iklimi şartına bağlı görülüyor. Yeni Orta Vade Ekonomik Programıa göre Türkiye'nin büyüme oranının düşeceği, elektrik talep artışının artık ortalama yıllık %4,5'u geçmeyeceği kabul ediliyor.

Doğalgaz tedariği konusunda, eğer ülke içi iletim kapasitesi aksamaz, Ukrayna-Rusya krizi tırmanmaz, özellikle Rusya'dan gaz giriş noktalarında teknik kapasite var ise, kontrat miktarlarının üzerinde yeni ekstra gaz alımı olabilir. Avrupa'da gaz tüketiminde %10 civarında tahmin edilen önemli bir düşüş varken, bunun sonucunda doğalgaz fiyatlarında kaçınılmaz bir düşüş beklenirken (herhalde 240 USD/1000m3), Rusya için kısa vadede halen yüksek olan fiyattan gaz satışı (halen 400$/1000m3) çok değerlidir.

Afşin Elbistan'da A santrali hala tek ünite 240 Mwe- yükte çalışıyor. Özelleştirme müzakereleri devam ediyor. Afşin-B santralinde 2-ünite arızalı, bakım kapsamı ve ihalesi için danışman tutuldu, bakım onarım yenileme tamir süreci epey zaman alacak. Çöllolar kapalı, Hurman çayı yatağı değişimi ve kömür sahası susuzlandırma işleri yürüyor.

Yeni C-D-E sahalarının PPP finans modelinde değerlendirilebilmesi için Çin, Güney Kore, Japon, Katar gurupları ile müzakereler devam ediyor. 12-milyar $ yatırım bütçesinden bahsediliyor. Kamu tarafı risk almadan, yükümlülük almadan bu işi ne kadar sürdürebilir bilemiyoruz. Afşin Elbistan yatırımlarında 4(dört) ana risk üstünde kamu insiyatifi şart. Hurman çayı yatağının değiştirilmesi, mevcut iletim hatlarının taşınması, arazi kamulaştırma ve yeniden iskan, yeni baraj gölü yapımı kamu kapsamında olmak zorunda.

Öte yandan uluslararası piyasalarda ithal kömür için ton başı FOB fiyat 60-70 ABD Doları seviyelerine indi. MMBTU başına 2.50 ABD Doları eder. Bu fiyatlar salgalanan fiyatlardır. Uzun süre 80-90 Dolar aralığında kaldı, çok özel teslimat sıkıntılarında 160 Dolar seviyelerine çıktı. Yani kumar gibi, fiyat riski çok yüksek. Yerli kömürün maden çıkışı MMBTU birim fiyatı da 2.00-2.50 ABD Doları civarında. Bu fiyatta dalgalanma riski az hatta yok.

Öte yandan düşük kalorifik değerde olan yerli kömürümüzün Sentetik Gaz "SynGas" olarak üretilip değerlendirilmesi mümkün. Doğalgaza kıyasla daha düşük kalorifik değerde (1500-2500 kcal/1000m3 HHV) ancak, çevre kirletme riskleri az. Birkaç pilot sahada test çalışmaları devam ediyor.

Son durumlar, son gelişen olaylar, enerji piyasalarımızda ciddi sorunları beraberinde getiriyor, değerli akil okurlarımız düşüncelerini yazsınlar, bizde kendimize göre fikir sahibi olalım. Selam ve saygılar.


Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


2014-10-16

Monday, September 22, 2014

Enerji yatirimlari yerine acaba Kentsel Dönüşüm İnşaat işleri mi yapsak??

Değerli Okurlarım,

Yaz aylarında İstanbul Erenköy -Suadiye- Bağdat bölgesini yürüyerek dolaştım, her taraf kentsel dönüşüme girmiş. "Bu müteahhitler nasıl para kazanıyorlar?" diye merak ettim. Biraz kafa yordum. Nerdeyse tüm sokaklar inşaat firmaları tarafından paylaşılmış, her yer lüks konut rezidans inşaat yeri olmuş. Her tarafta temel kazıcı, kaya kırıcı ağır matkap makinaları çalışıyor, her taraf gürültü içinde kalmış.

Koca 8-10 katlı apartmanı yıkıyorlar, yerine 15-20 katlı her katta 4-daireli yeni residanslar yapıyorlar. Yanyana 2 hatta 3-apartman birden alanlar var, bunlar daha iyi, ortak yere havuz konduruyorlar. Tüm bahçe altı tümden kapalı garaj oluyor. Kaba inşaat sırasında, sağlam depreme dayanıklı heybetli kalın kolonlar atılmış. Hazır dış mermer hatta pahalı granit kaplamalar kullanılmış. Kalın ısı izolasyon mantolamalar yapılmış.

Kapıda ayrı güvenlik görevlisi var. Kapıcı (apartman hizmetlisi) sadece gündüz süresince 8-saat çalışıyor. Bodrum katta yaşayan kapıcı ailesi artık yok, kapıcı servis şirketinden kiralanıyor, kıdem- SGK- vergi şirketten.

Müteahhit eski evsahiplerine çoğunlukla bire-bir daire veriyor. Yeni modern bir apartman dairesi, aircondition, çift asansör, kapalı garaj, depo, kombi ısıtma, çift duşakabin, standart (3+1) plan proje, çift cam pencereler, hepsi mutlaka "French" balkon.

Eskiden geniş bahçenin içinde bir ev- bir aile vardı. Şimdi aynı bahçe içinde 60 aile yaşıyor. Otomobiller bina altı (bir veya bazan iki kat) kapalı garajda duruyor. Bir ailenin ihtiyacı temiz su- elektrik- kanalizasyon- yol hizmetleri şimdi aynı mekanda 60 aile için gerekli.

Yollar aynı, yollarda değişen artan genişleyen bir şey yok. Her evde en az bir otomobil, bir çoğunda her yetişkin birey için ayrı bir otomobil var. İstanbul'un hiçbir yerinde toplu taşıma yeterli değil. O dar yollarda müthiş yoğun otomobil trafiği yaşanıyor, ilerde yollar tamamen tıkanacak.

Bağdat caddesi çevresinde Müteahhit %20 alıyor. Diyelim 15-kat bina yapıyor. Her katta 4-daire. Standart (3+1) proje ile toplam 60-daire üretiyor, %20'sini alıyor, 12-daire, Bağdat caddesi üstündekilerin satış fiyatı 1,500,000$'a, kara tarafında paralel 1-2 sokak içerde daireler 1,500,000 TL'ye satılıyor.

12-daire x 1,500,000 TL= 18,000,000 TL müteahhite ait toplam satış geliri.
60 dairenin toplam inşaat maliyeti x 150m2 x 1000 TL /m2 = 9,000,000 TL
(2014 Emlak vergisine esas, lüks inşaat birim m2 maliyeti yaklaşık 1000 TL/m2)

Eğer istenen satış fiyatları sahibini buluyorsa mesele yok. Yani burda nerdeyse brüt %100 kar var. Apartman ilk sahipleri evin yenilenmesi süresince müteahhitten ayda 2000-3000 TL kira yardımı alıyorlar. Devlet fonları da ayrıca daire başına 600-700 TL veriyor. Bu rakamı az tutabilmek için müteahhit şirket, yıkımdan- teslime 12-ay içinde evi bitiriyor, sonra kime satıyor, nasıl satıyor? Kim kiralıyor? Henüz bilmiyoruz.

Hesap ortada ama durumlar inanılır gibi degil, Bağdat caddesi, ve ona paralel 1-2 alt ve üst sokaklar tümden kentsel dönüşüm içinde kalmış. Sert kaya zeminli üst sokaklar daha çok rağbet buluyor. Deniz tarafına rağbet az, çünkü kum zemin üstüne kazık çakmak pahalı, fazla kat izni yok. Halbuki kentsel dönüşün deprem riskine karşı zayıf binaları yenilemek için ortaya çıktı. Sağlam, sert kaya zemin üstündeki binalar yenilenmeye başladı.

Bu rant düzeni ile hiçbir sermaye sahibi sanayi yatırımı yapmaz, yapamaz. Elinizde 3/5 milyonunuz olsa veya buna yakın kredi alabilecek imkanınız olsa, bununla herhangi bir makine parçasının üretimini mi yaparsınız? Kimse yapmaz, hepimiz biliyoruz, makine imalat sektörü ve benzeri işlerde üretimden kar marjınız brüt % 20- bilemediniz brüt en fazla % 25'i geçemez.

Herhangi bir yerde bir arsa alıp bununla arsa sahibine % 50- 60- 70- 80 vaadi ile daire yapsanız, kar marjınız % 100, belki % 200, hele bir de Toplu Konut işbirliği ile Toplu Konut arsasına işyeri/ konut inşa ederseniz yerine göre belki çok daha fazla kar edebilirsiniz. Bu büyük kazancın vergilendirilmesi nasıl yapılıyor, bilemiyoruz.

İstanbul'da inanılmaz rakamlara m2'si 10,000 Dolar fiyatla arazi satılıyor. Burada size verilen ham taş- toprak- boş yer. Ortada duvar, tavan ve tesisat hiçbiri yok. Arsa payını koyunuz, rantçıların payını da koyunuz, inşaat sonunda yine müteahhite çok büyük karlar ortaya çıkıyor. Bu işte nerden baksanız en az %100 kar var. Ne dersiniz, bize gerekli imalat, üretim, enerji yatırımlarını, başka hemen herşeyi bırakıp bu işe mi girelim??

Üniversite yıllarımdan beri arada sırada Londra'ya giderim, şehir merkezinde hiçbirşey değişmez. Münih şehir merkezinde bazı yerlerde belki birşeyler değişiyor, yeni yapılar yapılıyor ama öyle saklanıyor ki ben farketmiyorum.

Sanayinin gelişmesindeki en büyük engel inşaat sektöründeki yüksek kar marjlarıdır. Bu yapı- bu anlayış değişmediği sürece, hergün 0,2 emsaller 2-3 gibi rakamlara çıkartıldıkça, kentsel dönüşümler hızlanır. Biz de her tür malı yine ithal eder, cari açık için enerji yakıt ithalatını suçlamaya devam ederiz.

İnşaat sektöründe bu kadar yüksek rant olduğu sürece, kimse makine imalat sektörüne yatırım yapmaz. İmalat sektöründe isçi-işveren ilişkilerinin getirdiği ek sorunlar vardır. İnşaatta, 1,5 - 2 yıl sonra, inşaat bitince herkes işten çıkarılır, kıdem tazminatı gereği olmaz. İşçinin, zanaatkar- sanatkar- eğitimli olması gerekmez. Sendika oluşacak kadar devamlılık yoktur. Patronun çok eğitimli olması da gerekmez, ancak iş bilir olması müteahhit olması için yeterlidir.

İnşaat sektörünün avantajları saymakla bitmez. Rantın (kazancın- karın) bu kadar büyük olması, hem kum-çakıl-çimento-demirin çok yüksek karla satılması, hem de şehir içindeki arsa fiyatlarının spekülatif olarak artmasıdır. İnşaat sektöründe bu kadar yüksek rantı oluşturan mevcut uygulanan düzendir. Plansız şehirleşme ve bunun getirdiği talep patlaması, ucuz kapatılan arazilerin daha sonra şehir-imar planına dahil edilerek yüksek rant sağlaması, inşaat sektöründe rant patlaması yaratır.

Uzun süre boş kalan, güvenlik zaafiyeti olan dairelere, yazın 1-ay kullanılıp yılın 11-ayı boş duran korunmasız yazlık evlere, boş bağ evlerine, boş çiftlik evlerine izinsiz girmeler, izinsiz kullanımlar arttı. Toplumun alt gelir gurupları, Adalarda faytoncu doğu insanları, varoşlarda fakir Romanlar, çaresiz parasız Suriye göçmenleri buraları istila etti. Önce 2-kişi olarak ev kiralayıp, sonra içinde 15-20 kişinin barındığı sağlıksız yaşamlar oluştu.

Kentsel dönüşüm çok sayıda gayrimenkul sahibi yeni bir zengin sınıfı ortaya çıkardı. Bir birey 50-100-200 adet apartman dairesi sahibi olabilir mi? Artık oluyor. İyi yerde çok önceden kapattığı değerlenmiş arsayı kat karşılığı müteahhite veren, sonra çok sayıda apartman dairesi sahibi olan yatırımcı bireyler var. Gayrimenkullerin kiralanmasını, işletmesini, gelirlerin toplanmasını kendileri yapamıyorlar, yetişmelerine imkan yok. Bu iş için avukatlar, muhasebeciler, emlakçılar çalışmaya başladı.

İnşaat yaparak kalkınamazsınız. Beton bina üretim yapmaz. Bu saadet zinciri bir yerde kopar. Amerika'da, ve başka yerlerde olduğu gibi inşaat balonu bir yerde patlar. Binası, spekülatif amaçla alınan dairesi, elinde kalan yanar. Bu finansal yangın hızla tüm ilgili benzer alanlara zincirleme yayılır. Kalkınma ve zenginleşme, üretimle olur. Üretim, eğer talebe dayanırsa değer haline gelir. Talebi olmayan bir ürün üretirseniz, elinizde kalır, batarsınız. Sadece iç piyasaya mal üretirseniz, dışardan aldıklarınızı ödeyecek döviz bulamaz olursunuz. İç piyasaya olduğu kadar, dış piyasalara da mal üretmek gerekir. Bunu kendi tasarımınızla yapmanız tavsiye edilir. Dışarıya üretmek için, dışarda talep olması gerekir. Dış piyasadaki benzer ürünlerden daha kaliteli, daha ucuz fiyatlı üretebilmeyi başarmanız gereklidir. Talebin olduğu pazara girebilmeniz, tüketiciye ulaşabiliyor olmanız gerekir.

Eski ve günün ihtiyaçlarına cevap vermediği düşünülen binaları yıkıp yenilerini yapmak canlı ve güçlü bir ekonominin göstergesi mi? Yoksa ülke kaynaklarını hiç uğruna heba etmek mi?
Değerli Akil Üyelerimiz- Okurlarımız. Sizin bir duyumunuz, uyarınız, düzeltmeniz, yorumunuz, tavsiyeniz, katkınız varsa lütfen bana yazın.
E-posta adresim; HalukDireskeneli at gmail dot com


Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


2014-09-25

Thursday, September 11, 2014

Opera'larda 2014-2015 yeni sezon neler var?

Değerli okurlarım,

Yaz dönemi açık hava festivalleri bitti. Yeni sezona giriyoruz. Bakalım yeni dönemde neler var?? Başka operalarda yıllık programı çok önceden takip edebilmeniz mümkündür. Bizde çeşitli nedenlerle olamıyor. "dobgm.gov.tr" web sayfasında yeni sezon için bazı sahnelerde programlar henüz yenilendi. Samsun programı daha genel müdürlükçe onaylanmadı. Çeşitli kaynaklardan, duyduklarımızdan, önümüzdeki dönem opera programı için sizlere bir derleme (hatta taslak) yapmaya çalıştık.

İzmir Opera’mızda harika eserler var. Sezon 1-Ekim günü Verdi'den "Aida" ile başlıyor. Sonra Puccini'den “Madame Butterfly”, çok yeni sahnelenecek "Tosca" var. Brams"tan "Requem".  Repertuarda Donizetti “Don Pasquale” ve "Alayın Kızı", Haendel “Agrippina”, Bellini “La Sonnambula” (Uyurgezer Kız) kaçırılmamalı. Herbirine çok kereler gitmek lazım, tüm "cast" sanatçıları tek tek izlemek lazım.

İzmir'de Opera mekanlarımızın sayısı 5 (beş) oluyor. Ne mutlu bizlere. Elhambra, Sabancı, Ahmet Adnan Saygun, Karşıyaka, Bostanlı. Ayrıca üniversite konser mekanlarımız ve antik tiyatrolarımız da opera seslendirmeleri için müsait. Bu yıl İzmir operaları için detaylı program yapmam lazım. Hepsini görsem ne iyi olur.

İzmir'de Avrupa'lı bir yabancı misafiriniz geldiğinde, ona akşamları rakı- balık- meze ısrar etmeyin. Tekne gezisine çıkarın ama geziyi fazla abartmayın. En iyisi adamları haftasonu Ovacık veya Urla'da şarap tadımına götürün. Eğer program tutuyorsa, Elhambra'da operaya loca bilet alın. Çok daha etkili olursunuz.

Sicilya'nin Taormina kentindeki Opera Festivali'nde 6-Eylül gecesi Ankara Devlet Operasi yapımı 'Saraydan Kız Kaçırma'yı oynadık. Değerli yönetmenimiz Yekta Kara tarafından modern kurgu ile sahnelenen Verdi'nin "Rigoletto" operası Ankara Opera sahnesinde oynanmaya devam edecek. Strauss'tan "Yarasa", Puccini'den "Tosca", Verdi'den "Macbeth" ve "Attila", Mozart operaları “Don Giovanni” ve “Saraydan Kız Kaçırma”, Bizet'in "Carmen", programda yine var.

Yeni olarak Wagner’den “Das RheinGold” için hazırlıklar yapıldığı söyleniyor.
Bale programında "Zorba", "Kont Drakula" ve "Coppelia" tekrar sahnelenecek.
Bilkent Senfoni orkestrası 11 Ekim gecesi sezonu açıyor. Odeon ve kapalı salonda yeni opera seslendirmeleri bekleniyor. CSO programında da opera var.

Ankara'da TürkOcağı (Operet Sahnesi)'nin opera bale temsillerine kapanması iyi bir haber değil. Doğruda değil. Salonlar kullanıldıkça yenilenirler. Kapalı salon çürür. Tüsak (Türkiye Sanat Kurumu) yasa tasarısı da ayrı rahatsızlık oluşturdu. Bu aralar Operalarda görevden almalar, istifalar, yeni görevlendirmeler yaşanıyor. Opera-bale sanatını etkileyebilecek olumsuzluklar umarız uzun dönemde geçer, sanatçılarımız sanatlarını en iyi şekilde icraya devam ederler.

Istanbul Süreyya'da Benjamin Britten “Kötülüğün Döngüsü”, Mozart “Opera Müdürü”, Salierri “Önce müzik sonra söz”, Donizetti “Aşk iksiri”, Strauss “Ariadne Naksos'ta”, Offenbach “Hoffman'ın masalları”, Rossini'den "La Cenerentola", (Kül Kedisi) programa konmuş. AKM hala kapalı, yenilenemedi. Fulya ve Bakırköy'de opera için uygun yeni salonlar var ama düzenli programlara henüz geçilemedi.

Istanbul Zorlu Performans Sanatları Merkezinde 18-20-22-24 Ocak 2015 günleri Londra Royal Opera House sanatçıları "La Boheme" operasını seslendirecekler. Koltuk fiyatları 95-350 Lira aralığında düzenlenmiş. Zorlu PSM 2500 kişilik mekanda tümüyle ticari çalışan bir kuruluş. Altı ay sonrası için şimdiden biletler satışa çıktı.

Operası olmayan bir megakent dünya kenti olamaz, ancak bir büyük köy olur, burda büyük organizasyonlar, olimpiyat, Expo düzenlemek, bu organizasyonlara aday olmak hayal. AKM'nin yenilenmesi, yeni mekanların inşaası şart.

Samsun operasında yeni sezon Franz Lehar'dan "Şen Dul", Mozart’tan “Sihirli Flüt” operaları oynayacak. Repertuarda ayrıca Puccini'den "Madame Butterfly" ve "La Boheme" var. Sezon 24 Eylül gecesi "Carmina Burana" konseri ile açılacak.

Mersin'de, Son-Osmanlı, Levanten dönemden kalan Tarihi Kültür merkezinde Puccini “La Boheme” ve “Madame Butterfly”, Bizet “Carmen” oynuyor.

Antalya'da, Modern Kültür merkezinde Verdi “La Traviata”, Puccini “Tosca”, Mozart “Figaro'nun Düğünü” ve "Don Giovanni", Ali Hoca “Lale Çılgınlığı”, Verdi “Macbeth”, Hendel "Herkül", Rossini "İtalya'da bir Türk" sahnelenecek.

Opera günleri için o şehirde kendimize iş/ program/ görüşme/ seminer ayarlamalı, nasıl olsa önümüzde 15 gün veya 1-ay zaman var. Kendimizi sadece yurtiçi operalarla sınırlamayalım. Moskova, Münih, Paris, Londra ve Milano LaScala bizleri bekliyor. İş seyahatlerinde, akşamları opera seyretmek harika olur.

Ayrıca youtube eski performansları tam veriyor. Münih operası her ay bir operayı canlı internet üstünden yayınlıyor. Londra Royal Opera House ve NewYork Metropolitan operalarının paralı internet yayınları var.

DigiTürk Mezzo TV programlarını da izleyelim. Seçilen yayınlar çok başarılı. Ayrıca DVD değiştokuşu da yapılabilir. OdtüMd bünyesinde opera gecelerine başladık, çok güzel DVD'ler seyrettik, ancak katılımcı sayısını artıramadık, mecburen ara verdik.

Operaya öyle hazırlıksız gidilmez! Evde, arabada, işyerinde, kaset, CD, iPod, mp3 çalar alacaksın, PC’de youtube açacaksın, hiç ara vermeden dinleyeceksin, en az 1-2 gün hatta bir hafta boyunca başka müzik dinlemek yok. Her bir nota ses müzik kafana girecek, Opera konusunda konservatuar eğitimi almamış olsan da baştan sona melodiyi kafanda takip edebileceksin.

Münih operasında en ufak çıt çıkarırsan herkes yüzüne kötü kötü bakmaya başlıyor.
Milano LaScala operasında seyirci detone olan sanatçıyı affetmiyor, beğendiği sanatçıyı çiçek yağmuruna tutuyor, beğenmediğini belli ediyor. Moskova'da ayağa kalkıyorlar ve sahneye yaklaşıyorlar, sanatçılara demet demet çiçek atıyorlar.

Bizde ise salonda çok kişi iphone mesajlarına bakıyor. Anlaşılır iş değil.

Detone olan, sesi kısılan, şarkıyı unutan sanatçının operadan ayrılması lazım, sesine- kendine- sağlığına dikkat etmemiş, hazırlanmamış, sesini gerektiğince ısıtmamış. Bizde eser bitince sadece standart alkış var, çiçek göndermek yok. Ön sıralar çiçek getirmeli, beğendiği sanatçıyı çiçek yağmuruna tutmalı.
Bir oyuna hiç ses- hiç yorum- eleştiri gelmemesi iyi değildir.
Biz eleştirmenler her sahnelenmeyi, her yorumu beğenmek zorunda değiliz.

Program kitapçığından mutlaka almak lazım, kaç kişi geldiyseniz o kadar program kitapçığını beklemeden almalı, son dakikada konu okunmaz, perde üstündeki dijital yazıları okumak için kendinizi zorlamayın, kendinizi müziğin keyfine bırakın, zaten çok tanıdık bildik bir müzik, mutlaka bir yerlerde duymuşsunuzdur. Son ara verildiğinde bir fincan sade kahve içmek insanı uyanık tutar. Opera sonrası araba sürmek daha kolay olur.
Çıkışta yürüyüş mesafesi bir Kafe'de yarım saat geçirmek, kahve ya da salep içmek iyi olur, kalabalık dağılır, taksi bulmak daha kolaylaşır.

Opera programları hakkında sizin bir yeni duyumunuz, uyarınız, düzeltmeniz, yorumunuz, tavsiyeniz varsa lütfen bana yazın.
E-posta adresim; "HalukDireskeneli at gmail dot com"

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


2014-09-18

Molière'in "Kibarlık Budalası" oyunu 1957'de Çine'de nasıl sahnelendi?

Değerli okurlarım,

Bu ay "Opera" konulu makale yazamadım, çünkü operalar henüz sezona başlamadı. Opera olmayınca sizlere bir "Tiyatro" hikayesi anlatmaya karar verdim. Olay Aydın ili Çine ilçesi OrtaOkulunda 1957 yılında geçti. Türkçe- Edebiyat öğretmeni Ayşe Hadiye hanım, Molière'in "Kibarlık Budalası" eserinin ilk tiyatro sahneleme tecrübesini 1955-1957 yıllarında ders verdiği Aydın ili Çine ilçesi ortaokulunda, okulun son sınıf öğrencileri ile gerçekleştirdi. Önce dönem sonu ödevi olarak başlayan sınıf içi amatör tiyatro çalışması, okul idaresinin beğenisi ve desteği ile yılsonu etkinliği olarak okulun konferans salonuna taşındı.

Kibarlık Budalası, (Fransızca Le Bourgeois Gentilhomme) Molière (asıl adıyla Jean-Baptiste Poquelin 1622–1673) tarafından yazılmış, seyirlik çok keyifli bir gülmece oyundur. İlk temsili 14 Ekim 1670 Moliere'in aktörler trupu tarafından Şambord Şatosu'nda (Château de Chambord)'da Fransa Kralı XIV. Louis önünde yapılmış.

Ayşe Hadiye hanım Çine'de Moliere'nin "Kibarlık Budalası" oyununu sahneye koydu, dekor, kostüm, ışık, sahne makyajı konularını belirledi. Hayatlarında hemen hiç tiyatro görmemiş, hatta "tiyatro" kelimesinin anlamını yanlış bilen, hiçbir sahne eğitimleri olmayan ortaokul son sınıf öğrencileri sahne aldılar. Kendilerine verilen rolleri başarı ile oynadılar. Öğrencilerin aileleri büyük ilgiyle keyifle ve gururla oyunu izlediler, çok güldüler, çok eğlendiler, büyük beğeni ile alkışladılar.

Oyun iki kez sahnelendi. İkinci sahneleme, artık tecrübe kazanmış oyuncular için çok daha başarılı geçti. İkinci sunumda ilk acemilik atlatıldı, yenileme düzeltme pekişme sağlandı. O yıllarda fotokopi ile metin çoğaltma imkanı yoktu. MEB klasikleri arasında yayınlanmış tek nüsha tercüme basılı kitap eserden öğrenci- oyuncular kendi rol metinlerini elle yazarak kopyaladılar, onların üstünden ezberlediler çalıştılar, günler süren provalar yaptılar. Okulun küçük konferans salonunda sınırlı olanaklarla tiyatroyu sahnelediler.

Dekor için evlerden mobilyalar- halılar- ev eşyaları taşındı, oyuncular kostümleri için kendi olanakları ile hazırlandılar. Son kostümlü prova ile oyun pekiştirildi. Oyun esnasında rollerini büyük şehirlerdeki profesyonel isimler kadar başarılı oynayan, çok güldüren ve seyirciden çok olumlu tepkiler alan, öne çıkan oyuncular oldu.

Bir sonraki sahneleme 1957-1963 yılları arasında ders verdiği Kırıkkale Lisesi ortaokul son sınıf öğrencileri ile beraber oldu. Okul sonrasında oyuncu- öğrencilerin çoğu Ankara Üniversitesi Hukuk- Mülkiye fakültelerine girdiler. İlerleyen yıllarda Mesleklerinde çok başarılı oldular.

Gülmece Oyun, 17. yüzyılda, Fransa'da geçer. Büyük tiyatro yazarı Molière'in 1670 yılında kaleme aldığı oyun, Paris başta olmak üzere Fransa'nın değişen çehresinin, el değiştiren zenginliğin ve gücün eleştirisi şeklinde yorumlanır.

Oyun Devlet tiyatrolarında çok kez sahnelendi. Özel tiyatrolarda da oynadı. En son Haldun Dormen 2007 yılında Istanbul'da sahneye koydu ve harika bir başrol oynadı.

Aradan bunca yıl geçti. Hadiye hanım emekli oldu, İstanbul Caddebostan evinde eşiyle beraber yaşıyor. Hadiye hanım tiyatro yönetmeni olsaydı kimbilir neler yönetirdi? Acaba kendisine bir fırsat daha verilse, evine yakın bir okulda yine 8. Sınıf öğrencileri ile aynı oyunu bir daha sahneye koyarmı? Koysa nasıl olur?

Konu Çine'de gerçek ortamda çekilecek bir dizi veya uzun metrajlı bir film olurmu? Şu anda 60'lı yaşlarını yaşayan eski oyuncu- eski öğrenciler oyunu seyrederlermiş, onların çocukları oyunu oynarlarmış, mesela. Benimkisi öylesine bir yazar kurgulaması. Çine'deki öğrenci- oyuncular hayatlarının ilerleyen yıllarında neler yaptılar? Yazarınız bunları bilmiyor, ama okuyucular biliyorlarsa ve aktarırlarsa çok memnun olacak.

Bu arada, baş rol oyuncusu genç güzel kızın, ilçenin genç bekar Kaymakam Yardımcısı ile o yılın yaz aylarında nişanlandığını ve daha sonra evlendiğini, mutlu bir yuva kurduğunu hatırlıyoruz. Tiyatrosuz kalmayın. En derin saygılarımla.

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


Ankara, 2014-09-19

Free Blog Counter