Sunday, April 23, 2017

Fransızları Anlamak Zor



Bugün Fransa'da başkanlık seçimlerinin ilk tur oylaması var, wikipedia'da adayların özgeçmişlerine, vaad ettikleri politikalarına baktım,
Başta kadın aday, Marine LePen var, hukukcu, milliyetçi cephe başkanı, uzun bir politik geçmişi var, milliyetçi cepheyi aşırı sağcı babasından devralmış, babasını partiden kovmuş, Frexit isimli avrupa birliğinden çıkış politikasını savunuyor, göçmenlere, müslüman azınlıklara karşı, onların ülkeden çıkarılmasını istiyor, nükleer enerji atıklarının kontrolu, milliyetçi politikaları yürütüyor, "Her cuma öğle vakti Paris sokaklarını kapatıp, cuma namazı kılmanız, Fransa'nın işgali anlamına gelir, işgal sadece tankla tüfekle yapılmaz, çoğunluğu Hiristiyan bir ülkede zorla görünür olamazsınız, göçmenler kendi ülkelerine gitsinler", diyor, "Müslüman liderlerle görüşürken kesinlikle kafamı örtmem", diyor.
Marine LePen, 2-kez evlenmiş boşanmış, şimdi üçüncüyle evlilik bağı olmadan yaşıyor, ilk evliliğinden artık yetişkin yaşta üç cocuğu var, 
Sosyal media kullanıyor, LePen özellikle kürsüde çok güzel konuşuyor.
İkinci önemli aday Emmanuel Macron, 1977 doğumlu, 40-yaşında, yatırımcı banker, sonra başkan Hollande hükümetinde ekonomiden sorumlu bakan olmuş, genc dinamik, aksansız İngilizce konuşuyor, Avrupa birliği taraflısı, daha çok göçmen alalım, biz içimizde eritiriz, diyor, Schengen düzenini koruyacak, ancak daha çok polis işe alacak.
Enerji konularında küresel ısınmayı azaltma, avrupa politikalarının takipcisi, yenilenebilir enerjilere olumlu politikalar güdüyor, aklın yolu her yerde bir
Sosyal medyayı çok iyi kullanıyor, twitter hesabında 660bin takipcisi var,
Gelelim zurnanın son deliğine, Macron evli, 2007 yılında Brigitte Trogneux ile evlenmiş, Brigitte 1953 doğumlu, Emmanuel Macron'dan 26 yaş büyük, lisede edebiyat öğretmeni, Emmanuel Macron 16 yaşında iken okulda onunla ilişki kurmuş, Emmanuel Macron'un ailesi bu duruma itiraz etmiş, genç Emmanuel'i uzaklara göndermişler ama olmamış, bir bankerle evli ve 3-çocuğu olan Brigitte Trogneux sonunda banker eşinden boşanmış ve Emmanuel Macron ile 2007 yılında evlenmiş,
Eee bize ne bunlardan, bize ne? Gönüller bir olmuş evlenmişler, 70 yaşındaki Donald Trump, 42 yaşındaki Melanie ile evli ise, 40 yaşındaki Emmanuel Macron da 63 yaşındaki Brigitte ile evlenir, bize ne? Biz hukukun üstünlüğüne, parlamenter rejimin devamına, güçler ayrımına, seçimlerin düzgün işlemesine bakarız, öyle değilmi? Elalemin duygusal hayatı bizi ne ilgilendirir,
İlk iki en çok oy alan aday, 2-hafta sonra 7-Mayıs günü tekrar seçim sandığında karşılaşacaklar, sonrasında çifte vatandaşlık, göçmenlerin durumu, Avrupa Birliğine üyeliğin devamı veya sonlandırılması gündeme gelecek,
Yazarınız 7-Mayıs 2.tur seçimleri sonunda Macron kazanacak, diyor.
Haydi hayırlısı bakalım.

Friday, April 07, 2017

1000 MWe Kapasiteli RES YEKA İhale Şartnamesi


Bugünlerde 1000- Mwe rüzgar RES Yeka taslak şartnameleri "çok gizli" kaydı ile paylaşılıyor, olsa-olsa metodu ile bağımsız özel kişiler böyle taslak dökümanları hazırlayabiliyorlar.
Çok bilinen Türk-Alman ortak girişim şirketi Ankara Bölge müdürü tecrübeli üstad mühendis ağabeyimiz, bir gün bana şöyle söyledi,
"Eğer ihale evrakı satışa çıktıktan sonra sen çalışmaya başlarsan, o ihaleyi kesin alamazsın."
Zaman içinde bu tavsiyenin ne kadar doğru olduğunu gördüm.
İhale şartnamesinin hazırlanmasında yer alacaksın. İdareye, alıcıya yardım edeceksin. Yardım talebi gelirse derhal cevap vereceksin. Çoğu idarenin, alıcının satınalma çalışanları yeterli tecrübeye, gerekli dökümanlara, zamana sahip değildirler. İhale evrakının hazırlığı için piyasa çalışanlarından yardım isterler. Hatta doğrudan onlara hazırlatırlar. İhale evrakının hazırlanmasında yardım etmen, olayın içinde olman gerek. Bu arada kendin pozisyon alacaksın. Yerli- yabancı ortak arayışına gireceksin. Bu işler için İngilizce taslak şartnamaye ihtiyacın olacak. Ortada taslak varsa kullan, yoksa otur kendin yaz. İhale evrakları birbirlerine benzer. Uluslararası ihale şartnamelerinin standart maddeleri vardır. Hiç değişmez. Kapasite, yer, yakıt değerlerini biliyorsan, taslak ihale şartnamesini her zaman kendin yazabilirsin. Bu şartname ile uluslararası piyasalara çıkarsın. İşbirliği anlaşmaları imzalarsın. Zaman kazanırsın. Bir ortaklığın oluşması en az 6-ay ister. İhale evrakı satışa çıkınca sana 90 gün süre verirler, kendileri en az 6-ay değerlendirme yaparlar. 90-günde hiçbir teklif hazırlanmaz.
Yıllar önce yerli imalat kömür yakıtlı termik santral şartnamesini bakanlık çalışanlarının talebiyle Türkçe İngilizce hazırlamıştım. Bize avantaj sağlasın diye kazan tasarımını Amerikan, gerekli standartları ASME, ASTM ile doldurmuştum. İhale şartnamesine, sonradan eşitlik olsun diye idare çalışanları tarafından Alman, Rus standartları eklenmişti.
Yabancılarla ön müzakere yapabilmek, erken hazırlanabilmek için yerli firmalara böyle taslak ön metinler gerekiyor, bunların resmi hiçbir değeri yok. Ama son ihale şartnamesinin açıklanmasını beklemeye imkan yok, kapasite belli, yer belli, geçerli kurallar belli, ana metin belli. Taslak RES 1000 Mwe için, güneş santrali Yeka 1000mwe şartnamesi esas olarak alınmış, Konuyu gündeme alalım, konuşalım.
---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Bu makale "Ekonomik Çözüm" gazetesi için yazılmıştır.

Ankara, 7 Nisan 2017

Monday, April 03, 2017

Berlin Komische Oper'de Carmen (GeorgesBizet, 1875)


Berlin'de 31.Mart 2017 cuma akşamı saat 19:00 gibi "Komische Oper" kapısından girdik. İnternet biletlerimizin kağıt çıktısını kapıda gösterdik. Paltolarımızı vestiyere bıraktık. Yerimizi bulduk, oturduk. Seyirci popülasyonu genelde orta yaşlılardan oluşuyordu. Daha makul fiyatlı arka koltuklar gençlerle doluydu. Koltuk arkalarındaki küçük ekranlarda digital tercüme hizmeti sağlanmıştı. İngilizce Fransızca Rusça ve Türkçe tercüme takip edebiliyordunuz. Lobi kafede hafif beyaz şarap, bira ve başka diğer alkolsüz içkiler servis ediliyordu.
Operanın bina inşaatı 1896 yılında bitirilmiş, toplam 1700 seyirci kapasitesiyle uzun yıllar Almanca operetler müzikaller sahnelenmiş. İkinci Dünya savaşı sonlarında opera binası bombalanmış ve harabeye dönmüş. Sonra doğu Berlin tarafında kalmış. Savaş sonrasında onarılmış. Bugüne kadar çok sayıda onarımdan geçmiş. Bugün 1200 seyirci kapasitesiye hoş rahat geniş bir mekan olarak müzikseverlere şehir merkezinde hizmet veriyor. Berlin'deki diğer iki operada klasik eserler oynanıyor.
Orijinal eser Fransızca ancak burda Almanca olarak oynandı. Arada bir İngilizce İspanyolca diyaloglar devreye girdi. Sahnelenme çok farklı ve yeniydi. Ara ara sinema projeksiyonu görüntüleri kullanıldı. Sol panoda asılı "Biutiful" filmi afişi özel bir mesaj yüklenmişti.
Yönetmen (Sebastian Baumgarten) olayı 1950' yıllarının Doğu Berlin mekanına getirilmiş. İlk perdedeki askerler gitmiş, yerine süpermarketin erkek maço personeli gelmiş. Arka fonda Doğu Almanya döneminin toplu konutları görünüyor. Süpermarkette çalışan şuh kadınlar sahneye geliyor. Carmen (Karolina Gumos) hasmını bıçaklıyor. Amerikan ordusunda görevli küçük rütbeli Don Jose'yi (Timoty Richards) baştan çıkarıyor.
İkinci perdede aynı fonda gece kulübü ortaya çıkıyor. Üçüncü perdede ortalıkta Karl Marks, Lenin gösteri kuklaları var. Son perde boğa güreşlerinin yapıldığı arenanın girişinde geçiyor. En sonda tatsız bir tecavüz ve cinayet sahnesi var. Dört perde tek ara.
Perde arası iki gitar ve kadın dansçının sahnelediği flemenko gösterisi oldu. Toreador Escamilyo karakteri bir Türk operacı (Kartal Karagedik) tarafından seslendiriliyor. Geniş, yüksek tavanlı mekanda rahat koltuklarda operayı seyrettik.
Çıkışta kapıda küçük çukulata paketlerimizi aldık. Seyircilerin çoğu bisikletlerine binip evlerine yollandılar, biz T100 otobüsü ile önce Alexander Platz'a vardık, sonra U5 metro ile evimize ulaştık. Hoş güzel bir akşam geçti.
---
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.
Bu makale "Odtü'lüler Bülteni" Opera sayfası için yazılmıştır.
Berlin, 2 Nisan 2017

Saturday, March 25, 2017

"Il Signor Bruschino", Gioachino Rossini, Ankara Operasında


"Il Signor Bruschino", Gioachino Rossini

"Il signor Bruschino, Ossia Il Figlio Per Azzardo" (Signor Bruschino) tek perdelik bir opera. Müzik Gioachino Rossini 'ye ait. Sözler (libretto) Giuseppe Maria Foppa, "Le fils par hasard" tiyatro eserine uyumlu yazılmış. Opera ilk defa Venedik "Teatro San Moisè" mekanında 27 Ocak 1813 günü sahne almış.
Opera evlilik öncesi komik olayları konu almakta. Opera başlar ve biter, yaklaşık 1,5 saatte aynı dekor içinde sürer gider. Rossini yeni sesler denemiş. Mesela keman yaylarının nota taşıyıcılarına vurma sesi üvertür çalnırken net duyuluyor. Hoş kulakta kalan melodiler dinliyoruz. Eser uzun süre İtalya dışına çıkamamış. ABD'de 1932'de, İngiltere'de 1960'larda oynanmış. Yaklaşık 25 yıl önce İstanbul'da sahne aldı. 2016 yılında Ankara'da Leyla Gencer sahnesinde oynanmaya başladı.
Konu 18. Yüzyılda Fransa'da Gaudenzio şatosunda geçiyor. Güzel Sofia ile genç yakışıklı Florville birbirlerine aşıktırlar, ancak araya babalar girer, daha önce verilmiş sözler konu edilir, işler karışır, neyse sonunda herşey tatlıya bağlanır.
Sahne yönetmenimiz Aydın Buğra Güven, konuyu daha yakın tarihe 1970'lere getirmiş. Sevgililer ve baba karakterini oynayan sanatçılar harika. Dekor güzel, Kostümler güncel, konu evrensel, her yerde her zamanda geçebilir. Dünya bir büyük sahne ve burda herkes aktör.
ORKESTRA ŞEFİ. ALESSANDRO CEDRONE eserin hakkını verdi.
Cast listesine bakalım, GAUDENZIO. BERAN SERTKAYA, SOFIA. ASLI KIYICI, BRUSCHINO (PADRE). KAMİL KAPLAN , ÇAĞDAŞ KOÇAK, BRUSCHINO (FIGLIO). YAĞMUR BAYRAKDARLAR, FLORVILLE. EMRE AKKUŞ , BURAK PEKTAŞ, UN DELEGATO DI POLIZIA. MAHİR KAT , ÇAĞDAŞ KOÇAK, FILIBERTO. GÜRHAN GÜRGEN , EMRE ULUOCAK, MARIANNA. ASLI İŞCAN , BEGÜM MENGÜ
Opera birbuçuk saat kesintisiz sürüyor, komik eğlendirici bir opera seyrediyoruz, gün içi tüm dertlerimizi stresimizi orda bırakıp çıkıyoruz. Eser bir süre daha sahnelenecek, kaçırmayın, mutlaka gidin görün.
Ankara operası, Guiseppe Verdi'den LaTraviata operası ile sezona başladı. Repertuarda Giacomo Puccini "La Boheme", Georges Bizet "Carmen", "Il Signor Bruschino", Johann Straus (2) eserleri "Çingene Baron (Der Zigeunerbaron)" ve Yarasa (Die Fledermaus)" var.


---
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


Bu makale "Odtü'lüler Bülteni" Opera sayfası için yazılmıştır.


Ankara, 25 Mart 2017




-->

Monday, March 06, 2017

Paris Hayatı (La Vie Parisienne) Offenbach, Ankara Opera sahnesinde



Ankara operasında 18-şubat 2017 akşamı premier (ilk gösterim) yapıldı, yetişemedik. 20 Şubat gecesine parter son sıradan yer bulduk. 

La vie parisienne (Parisian life) Paris Hayatı bir opera bouffe, operatte veya komik komik opera. 1864 yılında önce tiyatro olarak sahnelenmiş,  Jacques Offenbach, tarafından bestelenmiş. 1866 yılında bu defa operetta olarak sahne almış.

Eser 1987 yılında istanbul Akm'de sahnelendi, çok beğeni aldı. Yeni sahnelenmede zaman 1970'lere taşınmış. Brezilya'nın futbol dünya kupasını aldığı günlerin hemen sonrasındayız. Ortalık hippy tipler dolu. Yer Paris doğu tren istasyonu, üvertür içinde bir pandomim oynanıyor, çanta hırsızlığı, yakışıklı iki Parisli çapkın arkadaşın hikayesi, hikaye içine giren çapkın güzel kadınlar, Paris'e gezmeye gelen isveçli çapkın Baron ve güzel eşi Barones. Offenbach renkli güzel çapkın Parislileri anlatıyor, tiyatral  anlatım müzikal yapının önüne geçiyor. Araya cancan dansları, başka müzikler de ekleniyor.

Ankara sahnelenmesi harika karakterler, çok güzel kurgulanmış bir ortam, dengeli dekor ve uyumlu kostümlerle yapılmış.  Paris Hayatın’da yer alan “Sokak dekoru” İyi niyetli bir çalışma olmuş. Tren garı çok daha iyi. Soprano Aslı Kıyıcı’nın ses ve oyun performansı çok başarılı. Korodan seçilen başrol solistler gayretli ve başarılı. Bu  eser kendileri için güzel bir fırsat, hep aynı solistleri izlemeye alışmış biz seyirciler için güzel bir değişiklik oldu. 

Eser tiyatral özelliklere daha çok imkan veriyor. Müzik güzel hoş, kalıcı, tamamlayıcı, zaten Offenbach bunlara önem vermiş, bizleri müziği ile 1866'lara götürmek istemiş, sahne yönetmenimiz 1970'ler Paris ortamını tercih etmiş, biz de büyük keyifle seyrettik, bir kez seyretmek yetmez, kaçırmayın, mutlaka gidin görün, günlük iş hayatı stresinizden uzaklaşın.

Ankara, 05 Mart 2017

Monday, February 13, 2017

Türkmenistan'da Genel Seçimler Yapıldı



Türkmenistan Türkmenbaşı rafinerisine 1990'lı yıllarda bir gurup öncü mühendis gönderdik, Uluslararası ihale öncesi, yer görme yapacaklardı, Büyük bir nakliye uçağına bindiler, tüm gece süren sarsıntılı uzun bir uçuştan sonra Aşgabat'a indiler, konforsuz bir kamyonet ile rafineri şantiyesine vardılar. Vakit öğle idi, rafinerinin şantiye lokantasına alındılar, önlerine güzel bir balık geldi, afiyetle yediler. Çok memnun oldular. Akşam oldu, menude votka vardı, balık tekrar önlerindeydi. Sonra sabah oldu. Kahvaltıya indiler, çay ve balık onları bekliyordu. Kaldıkları bir hafta sürede balıktan başka birşey yemediler. Türkmenbaşı rafinerisi Hazar denizi kıyısındaydı, balık boldu, başka birşey yoktu. Sonra rafineri genişletme ihalesi yapıldı, bizden bir işbilir tecrübeli şirket işi aldı, kendi şantiyesini kurdu, Bolulu ahçı gönderdi, Bolulu ahçı Türk şantiyesi mutfağında harikalar yarattı, muhteşem sulu ev yemekleri yediler. İlk gönderdiğimiz Mühendislerin gecelediği andakondu yatakhaneler ranzalı mekanlardı, 12-kişi aynı yerde kalıyordu, mekanlar kadın- erkek ayrılmıştı. Sabah herkes havlusuna sarınıyor, banyo tuvalet işine gidiyordu, erkek- kadın banyoları ayrıydı, ancak banyoların kapıları açıktı, havluyu askıya asıp anadan üryan işinizi görüyordunuz. Büyük tuvalet yapılacak alaturka yerlerin arasında paravan yoktu. Herkes ortada sıra halinde mahremiyet olmadan tuvaletini yapıyor, perdesi olmayan kabinlerde duşunu alıyor, temizlenip traş olup güne hazırlanıyordu. Çıplaklıktan utanan yoktu. Mühendis, ustabaşı, işçi, memur farkı ayrıcalığı yoktu. Herkesin herşeyi ortadaydı. Sonra Türk şirketi geldi, şantiyesini kurdu, mühendislere bağımsız banyolu tek kişilik odalar verdi, işçiler yine 6-12 kişilik ranzalı mekanlarda kaldılar, ancak kapalı tuvalet, kapalı banyo düzeni geldi. Sabahları standart Türk kahvaltısı, çay peynir zeytin yumurta verilmeye başlandı. Menuye kurufasulye pilav yoğurt girdi. Türkmenistan dünyanın en büyük doğalgaz yataklarına sahip. Hazar denizinde kıyısı var, offshore petrol kaynaklarına sahip, 5-milyon nüfus temel ihtiyaçlarını devletten sağlıyor, emekli olan meslek sahibi kadınlar -doktorlar, hemşireler, öğretmenler, bize gelip yaşlı -bebek bakıcılığı yapıyorlar. Türkmenistan bugün otoroter bir yönetime sahip bir ülke. Tüm ülkenin kaynakları tek kişi tarafından yönetiliyor, 5-milyon nüfusun ortak zenginlikten aldığı pay çok az. Türkmenistan 30+trilyon m3 görünür doğalgaz yataklarına sahip. Eskiden Rusya ve İran'a doğalgaz ihraç ediyordu, bu satışlar durdu. Şimdi sadece Çin'e gaz satıyor. 1000m3'ü 160 ABD dolar fiyat ile satıyordu, fiyat şimdi 100 ABD dolara düştü, doğalgaz satış gelirleri azaldı.
Türkmenistan başkanı Gurbanguly Berdymukhamedov(56), 7-Şubat 2017 günü yapılan genel seçimlerde %90'ın üstünde oy oranı ile 3 kez başkan seçildi. Çalışma süresi 5-yıldan 7-yıla çıkarıldı, başkanın 70-yaş sınırı kaldırıldı, Kendisi dişçi (dentist), güzel gitar ve elektronik org çalıyor, 4000 kişiyi bir büyük salona doldurup kendi bestelerini söyletiyor Türkmenistan eskiden Rusya ve İran'a gaz veriyordu, şimdi sadece Çin'e veriyor. Eskiden 40-50 bcm veriyordu. Şimdi ihracat rakamı düştü, doğalgaz fiyatı 1000m3 için 160 ABD dolardan 100 ABD dolara düştü, Afganistan ve Pakistan boru hatları yapmayı planlıyor. Para yok, finansman yok. Eskiden kazandıkları bütçe fazlası ile Aşgabat merkezinde görkemli binalar yapmışlar, ama ortada başka birşey yok. Kalınacak düzgün otel bile sınırlı sayıda. OrtaAsya da kilitlenmiş bir coğrafyada çoğu çöl olan topraklar üstünde yaşıyorlar. Devlet herkese bedava sağlık eğitim ve sosyal hizmet götürüyor. Görünürde herşey var. Yemekte üç öğün balık var. Ama sabahları aradığınızda hala doğru dürüst kahvaltı yok. Çünkü üretim yok, gerçekte hiçbirşey yok. Muhalefet yok. Ortak akıl yok. Tek adam iradesine kalmış ülkelerden biri. Herşey tek adamın kararına bakıyor, geç gelen karar sokaktaki ortalama insana hiçbir zaman ulaşmıyor, hiçbir işe yaramıyor.


---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


Prinkipo, 14 Şubat 2017

Thursday, January 26, 2017

Prinkipo Nerde? Neresi?


Soruyorsunuz? Neresi burası? Prinkipo neresi? Prinkipo, utopik nostaljik bir yer, tarih öncesinden başlayan, eski Yunan, Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerini kapsayan, Cumhuriyet'in ilk yıllarını 60'ları 70'leri içine alan 80'lerin başında biten bir dönem, bir zaman ve bir mekân. Prinkipo posta kartlarında var, kitaplarda, pullarda, sergilerde, kataloglarda, miladdan Önce Roma belgelerinde var, miladdan sonra Bizans belgelerinde var, Osmanlı belgelerinde var. Yaşlıların hafızalarında var. Eski sepya fotoğraflarda, yapılan gravür resimlerde var. 1980lerden sonra tümden bitti, belki bizim Hristos manastırı yolu Kadıyoran yokuşu üst taraflarında, biraz var, ama oraların da yakında biteceği belli.
Biraz Hristos manastırı çevresinde, biraz AyaYorgi tepesinde, biraz Çınar meydanında, TaşMekteb'te, AdaEvi bahçesinde, Dolçi Kafe'de, Horoz Cafe'de, Büyükada pastanesinde, Splendid otelde, kumsaldaki meyhanede, iskele kitapçısında, Çevrilen uzun metrajlı filmlerde, TV dizilerinde öylesine var.
Şimdi artık o dönem, mekân, ortam, değerli kültürler yumağı yok, o güzel günler, kibar zarif insanlar, keyifli günler, o nezih ortam geçmişte kaldı. Gençler gitti, Yunanistan'a, Avustralya'ya, Amerika'ya gitti. Geride çok yaşlılar kaldı. Çocuklar torunlar yazları 2-3 hafta için adaya dönüyorlar, ama artık çoğu sadece İngilizce konuşuyorlar.
Prinkipo yeniden doğmaz, o günler artık geri gelmez, bundan sonra artık Büyükada var, Büyükada'nın içinde daha çok para kazanma hırsı var, nezaketsizlik var, aldatmaca var, kandırmaca var, zor bir ortam var, gürültü var, çok çöp var, elektrikli arabalar var, süpermarket zincirleri, yerli yabancı fastfood lahmacun-kebap lokantaları, dışı yalancı giydirme yapılmış içi betonarme villalar var.
Mekan artık hüzün verici, çok sesli klasik müzik yok, onun yerine tek sesli rahatsız edici gürültü var, nezaket, romantizm, duygusallık, estetik, güzellik, kibarlık, zerafet, hepsi bitti, şimdi başka bir güzellik anlayışı başka farklı bir nezaket var!
Gelişen iyileşen durumlar da oldu. Doğalgaz geldi, evler 12 ay oturulabilir oldu, bu arada yollar deşildi doğalgaz boruları döşendi, eski taş örgü Arnavut kaldırımları söküldü, yerine asfalt serildi. Ana kıtadan devamlı su verildi, elektrik alt yapısı güçlendirildi, telefon internet yaygınlaştı, kıyı dolduruldu, halka açıldı. Polis ambulans sağlık belediye hizmetleri yenilendi. Yeni modern büyük bir hastane yapıldı. Kıyı dolduruldu, uzun yürüyüşler için gezinti mekanı oldu.
Değişmeyen ne? Belki gürültücü martılar, belki kargalar, Eski Rum Yetimhanesi üstünde mola veren göçmen kuşlar leylekler flamingolar.
Umarız günün birinde ardımıza bakıp da "Ne yaptık da bunları hakettik," demeyiz.

* * *

YIL 1960'lar... Kadıyoran yokuşundaki küçük evin üst kısmı yazboyu 3-ay kiraya verilmiş. Kiralayan, Nişantaşı'nda yaşayan bir zengin aile. Baba cerrah, anne ev hanımı, bir kız/ bir oğlan. Her ikisi de Istanbul'un Avrupa yakasında yabancı dille oğrenim yapan liselere gidiyorlar. O yaz Nişantaşı kozasından çıkıp ilk defa Prinkipo'ya gelmişler.

Anne, evsahipleri olan hanımlarla hemen iyi ilişkiler kurmuş. Beraber çay-kahve muhabbet, beraber yemek/ mutfak, Baba sabah şehirhatları vapuruyla Nişantaşı'ndaki işyerine gidiyor, akşam yine vapurla geç saatte eve adaya dönüyor. Akşamları rakı- balık masasında geç saatlere kadar laflıyorlar, mehtabı seyrediyorlar.

Küçük oğlan bizim Prinkipo'lu komşu çocuklar ile arkadaş olmuş. Denize gidiyorlar, Hristos tepesine , AyaYorgi'ye tırmanıyorlar, balık tutuyorlar, kendileri pişirip yiyorlar, yanında bira içiyorlar, yılkı atlarını yakalayıp eğersiz biniyorlar, Rum yetimhanesi üstünde mola veren göçmen kuşları seyrediyorlar.

Kız ayrı bir arkadaş gurubunda, akşamları geç saatlere kadar onlarla beraber, günboyu sahilde/ veya teknede. Akşam kıyıda mehtap seyrediyorlar, yakışıklı/ yeşil gözlü Prinkipolu bir delikanlı çok güzel doğaçlama gitar çalıyor. KIZ geceleri eve çok geç geliyor, ve olan oluyor. KIZ yerli delikanlıya aşık oluyor. Delikanlı da ona aşık ancak para yok, eğitim eksik, yaz aşkı. KIZ bir gün sabah Torbasını topluyor, delikanlının küçük evine kaçıyor. Akşam KIZ'ın babası eve geliyor, olanları öğreniyor, polise şikayet ediyor, evlenme yaşına gelmemiş bir kız çocuğunu alıkoymaktan delikanlıyı nezarete alıyorlar, dönem 1960'lar, öyle evlilik öncesi düzeyli beraberlik yok, baba evlenmelerini şart koşuyor, ve Büyükada evlenme dairesinde kız ile oğlan az sayıda aile efradı eşliğinde evleniyorlar, ailenin namusu kurtarılıyor, delikanlı için soruşturma düşüyor.

Sonra yeşil pancurlu bir evde oturuyorlar, üç cocukları oluyor, mutlu oluyorlar, beraber yaşlanıyorlar, diye anlatmaya devam etmek çok isterdim, ama gerçekler öyle değil. Sonra YAZ bitiyor, aile Nişantaşı'na gidiyor, baba kızını NewYork'ta bir özel okula gönderiyor. Sonra aile avukatları şiddetli geçimsizlikten boşanma davası açıyorlar. Dava kısa sürede sonuçlanıyor.

KIZ ABD'de mimar oluyor, oraya yerleşiyor, bir önemli mimari büroda çalışmaya başlıyor, ortakları arasına giriyor, bu defa bir Amerikalı ile tekrar evleniyor, çocukları oluyor. Küçük oğlan babasının mesleğini seçiyor, meşhur bir operatör oluyor, babasının işyerini devralıyor.

Delikanli ne oldu derseniz, ben bilmiyorum, ama herhalde Prinkipo'da bilen vardır, o da herhalde tekrar evlenmiştir, çocukları olmuştur, belki bir yazar olmuştur, belki meyhane belki lokanta açmıştır... Belki iskelede kitapçılık yapıyordur. YAZ aylarında Prinkipo'da neler oluyor neler...

Sisypus of Prinkipo, @energyanalyst_

---


Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Bu makale "Ekonomik Çözüm" gazetesi için yazılmıştır.
http://www.ekonomik-cozum.com.tr/


Prinkipo, 12 Temmuz 2013

Tuesday, January 24, 2017

Donald Trump Yönetimi Öğreniyor


Fotoğraf. 16 Ocak 2017 Odtü Mezunları Istanbul, Termik Santraller Sunumu


Geçen yaz Türkiye'ye tatile geldiklerinde 5-kuşak Amerikalı arkadaşıma sordum, "2017 yılında Abd'de yeni başkan kim olacak?" O da düşünmeden cevap verdi, "Sıra Cumhuriyetçilerde", açıkladı, "Yani kim son Cumhuriyetçi aday olursa başkanlığı alır", Cumhuriyetçi başkan adayı Donald Trump oldu ve seçimleri aldı. Donald Trump 20-Ocak 2017 günü Yemin etti, resmen Abd başkanı oldu, Ertesi gün aldığı kararlara bakın, BeyazEv'de törenle aşağıdaki ticaret anlaşmalarını askıya aldı.

TTIP, Transatlantic Trade & Investment Partnership (Avrupa Birliği ile ticaret işbirliği anlaşması)
TPP, Trans Pasific Partnership (Japonya, Çin, Avustralya ve diğer Pasifik ülkeleri ile ticaret anlaşması).
NAFTA, Kuzey Amerika yani Meksika Kanada ile ticaret anlaşmasını tekrar müzakere edecek, yenileyecek.
Arkasından Çin, Japonya, Avrupa Birliğinin ABD ihracatına, ABD girişinde %35 gümrük vergisi geliyor,

Meksika sınırından kayıtsız kaçak göçmenler geçmesin diye duvar örecek, belgesiz kayıtsız yabancıları sınır dışı edecek, Müslümanları denetleyecek, Suriye'lileri geri gönderecek. Başkanlık konutu BeyazEv (White House) internet sitesinden çevre sayfaları kalkmış, yani çevre konularında kamu kontrolü azaltılıyor, "Yatırım yapın, istediğiniz gibi çevreyi kirletebilirsiniz", deniyor. Dakota Access Pipeline devam.

İlk gün zengin Abd işadamları ile toplantı yaptı, konuşması TV' den yayınlandı. ABD içinde istihdamı artıracağını söyledi. İyi de istihdam zaten çok iyi, işsizlik son yılların en düşük rakamında, %5, Çinlilerin yaptığı basit işçiliği Abd'ye taşıyacaksın da ne olacak? Ne gerek var,

ABD başkanının elindeki güç aslında çok az. Amerikalı seçmen kendi eyaletindeki, kendi yaşadığı şehirdeki şerifi kendisi seçiyor, hakimi de, savcıyı da, belediye başkanını da, eğitim müdürünü de kendisi doğrudan seçiyor. Eyalet içi ticaret Washington'dan değil, yerel idare ediliyor.

Bir iPhone bugün $800'dan satılıyor. Basit iç elektronik aksam Çin'de yapılıyor. Malzemesi $150. Çinli üretici parça başına $20 kar ya alıyor ya da almıyor. Yani ABD'li Apple şirketinin karı, $600 parça başına. Bu parayı da Kaliforniya'daki IT'ciler (Apple) alıyor. Şimdi sen bu basit elektronik parçayı Amerikada yapsan noolur yapmasan noolur??

Türkiye'de iphone tasarimi yapacak, IT servisi verecek, dünyaya suyu (Coca Cola) ve katı sert ucuz hayvan yağını (McDonalds) satacak, ticari uçak yapacak, elektrikli araba yapacak, füze yapacak, uzay mekiği yapacak vs. vs. alt yapı yok, yeni orijinal geliştirilmiş teknoloji henüz yok, girişim yok, yatırım kapasitesi yok. Rusları küstürdük, ekonomi zora girdi. En son termik santral projesinde Çeklerin Exim kredisini batırmışlar. Zaten kullanılan yerli kömür ile, verilen tasarım uyumsuz imiş. Kimden kredi bulunacak? ABD, FED'in faizlerini yukarı çekmeye başlayınca bizim ekonomi ne olacak?

Donald Trump'ın elinde çok az güç var. Daha ilk günden tüm barutunu tüketiyor. Atacak barutu yakında kalmayacak. ABD medya kuruluşları ile arayı bozdu. Hepsiyle papaz oldu. Amerikan ve dunya ekonomisi sadece bacası tüten fabrikalardan oluşmuyor. Donald Trump'in emlak, otel, beton ve cimentoya odaklı kafasının bunları birden algılaması zor.

Donald Trump, sadece egitimsiz orta tabakadan oy aldığı için onlara şirin görünmek amacıyla usulen adım atıyor. Donald Trump için oy veren insanları iki saat Çin usulu çalışan bir fabrikada tutamazsınız. Bilgisi olmadan fikri olan insanlar hepsi. Sonunda kandırılan aldatılan paraları çarçur edilen, bu az eğitimli fakir çoğunluk ABD seçmenleri olacak, ama vakit çok geç olacak.

Çin mallarına %35 vergi koyacakmış. Çinlinin eli kolu boş mu??? Onlar da Amerikan mallarina %40 vergi koyarlar. Ellerindeki 2-trilyon ABD doları değerinde ABD hazine bonolarını iadeye başladılar bile. Çin'de en çok satan araç ABD üretimi GM. İsterlerse GM marka diye ilave vergi de koyar. Bu durumda kaybeden kim? ABD- Kanada arasındaki otomobil çalışanları birliğinin geçmişi 100 yildan fazla. O kadar ki, işçi sendikasi bile iki ulke arasinda tek... Şimdi NAFTAyi iptal edersen, ilk batacak olanlar ABD içindeki araba tesisleri zira Kanada'dan motor alıyorlar, yerine neyi koyacaksın?

Donald Trump ekibi, savunma konusunda atanan eski generaller dışında siyaset alanında çok acemi kalıyor. Siyaset, diplomasi, kamu yönetimi bilmiyorlar, tecrübeleri yok. ABD içinde alışılmamış derecede acemiler. Milyarder olabilirler ama yine de siyasette çok acemiler. Piyasada iyi paralar kazanmışlar, şansları iyi gitmiş. Sistemin boşluklarından yararlanmışlar. İşleri derinden bilerek değil. Çok acemi oldukları, daha ilk gunden ABD medyası ve CIA ile dil dalaşına girmelerinden belli oldu.

Öte yandan Trump ticaret uygulamaları diğer ülkeler tarafından taklid edilirse ne olacak? Trump "önce Amerika", diyor. Avrupa'nın aşırı sağcı partileri aynı şeyleri söylüyorlar, "önce Almanya", "önce Fransa", "önce Hollanda", "önce Avusturya". Donald Trump kararları, öncelikleri dünya için çok önemli. Bu kararlar Abd için ne derece doğru bilemem, ama bizim coğrafyada ciddi benzer uygulamalar olabilir.

Son 1-yıl içinde yazdığı 3-makalesinde yazarınız aynı tahmini tekrarladı, "Donald Trump başkan olabilir. Arkasından ortalık birbirine girer. Ama bazı birikmiş gecikmiş kararların acilen alınması lazım. Bu zor kararları fazla düşünmeden alacak delidolu, gözükara, cengaver başkan seçilebilir", dedik, seçildi, Donald Trump yönetime geldi. Biz Donald Trump ile aynı politik görüşleri bire bir paylaşmıyoruz ama bazı benzer şeyleri yıllardır söylüyoruz. Enerji ekipmanlarında, özellikle termik santral inşaasında yerli tasarım, yerli mühendislik, yerli müteahhitlik, yerli imalat, yerli montaj yapmak gerekir. Termik santral inşaası gözde büyütülecek bir şey değildir, bizim yerli firmalar geçmişte yaptılar, şimdi de yapabilirler. Bunu uygulamayınca, arkasından endüstriyel herşeyi Çin, uzakdoğu veya ucuz doğu Avrupa ürünlerini alınca ticaret açığımız kapanmayacak şekilde büyüyor. Çin'den en son yıl 23-milyar ABD dolar ithalat yapmışız, onlara 2-milyar ABD Doları mal- hizmet satmışız. İkili ilişkilerde bu kadar büyük ticari dengesizlik olmaz. Donald Trump ve ekibinin düşünce yapısını iyi incelemek lazım. Ticari iç piyasa koruma fikirlerini ciddi olarak irdelemek lazım. Hangi siyasi irade başta olursa olsun, Trump kararlarını ciddi değerlendirmek lazım. Sadece basit amele işleri çimento karıp hafriyat yaparak ülke ekonomisinde büyüme olmuyor. Bilmem siz ne dersiniz?

---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Bu makale "Ekonomik Çözüm" gazetesi için yazılmıştır.
http://www.ekonomik-cozum.com.tr/


Prinkipo, 24 Ocak 2017

Friday, January 06, 2017

NeoKlasik Fındıkkıran



Istanbul Süreyya Sahnesinde NeoKlasik Fındıkkıran Balesi


Bu bale için sezonun son temsiliydi. 24 Aralık 2016 Cumartesi öğleden sonrası saat 15:50'de Istanbul Süreyya Operası gişesinde bir fazla bilet satan olabilir mi ümidiyle bekliyordum. Bir fazla bilet sonunda çıktı, aldım, içeri girdim. Yerim balkonda son sıradaydı. Aşağı baktım, epey boş yer vardı. Aşağı indim. Kenarda benim gibi boş yer arayanlarla beklemeye başladım. Işıklar karardı, yakında kenarda boş bir yer bulup oturdum. Orkestra başladı.

Çaykovski'nin Fındıkkıran balesi ilk defa 1892 yılında St. Petersburg Mariinsky Tiyatrosu’nda sahnelenmiş. Prömiyer sonrası eser nedense çok büyük eleştriler almış. Bugün ise en çok sevilen en çok sahnelenen bale eserleri arasında. Bu sezon "NeoKlasik" yorumla sahneleniyor, yani hem klasik hem modern. Koreografi ve sahne yönetmeni Uğur Seyrek çok değişik, bence çok güzel bir yorum getirmiş. Asıl orijinal yorumda küçük kız Clara vardır, bu yorumda Clara yaşlanmış, ihtiyar bir kadın olmuş, fotoğraflara bakarken gençliğine, çocukluk hatıralarına gidiyor. Sonra sevimli altı küçük kız balerin ortaya çıkıyor, Çok başarılı danslar ve tiyatral oyunla bale sürüyor. Fındık Pres ve Clara, Fare kralla savaşacaklar, ancak, çok sert bir "kadın cinayetleri" konusu işleniyor ve klasik bale birden modern baleye dönüyor. Bu değişimi uygulamak bale sanatçıları için hiç kolay değil ve başarıyorlar. Dünya dansları kısmı çok eğlenceli. Orkestra şefi Roberto Gianola, tüm eseri harika yorumluyor.

Baş kadın dansçı İlke Kodal, muhteşemdi. İzleme imkanım olmadı ama diğer baş kadın dansçılar J. Nicole Hartman, Melike Koper, Gizem Tuncay herhalde onun kadar iyidirler. Drosselmeyer, Mehmet Nuri Arkan (Özkan Ayık, Mutlu Cankup) Fındıkkıran Prens, Deniz Özaydın (Melih Mertel, Batur Büklü, Çağatay Özmen) harika dans ettiler. Altı küçük balerin kız ayrı bir başarı hikayesi gösterdiler. Gelecekleri çok parlak.

Istanbul Süreyya Opera sahnesinde bu sezon Igor Stravinsky "The Rake's Progress (Hovardanın sonu)", Guiseppe Verdi "Ernani", Jacquess Offenbach "Güzel Helen (La Belle Helene)", J.Sebastian Bach "KaffeKantate", Antonio Vivaldi "Bajazet (Yıldırım Beyazit)", sahne alıyor. Donizetti "Don Pasquale", Charles Gounot "Faust", Rossini"La Cerentola (Külkedisi)", Benjamin Britten "Kötülüğün Döngüsü (The turn of the Screw)" geçen sezondan devam edecekler.
Istanbul Süreyya Operasında Bale olarak Çaykovski "Uyuyan Güzel", Stravinsky "Bahar Ayini- Ateş Kuşu", Adolphe Adam "Giselle", ve "Le Corsaire (Korsan)" sahne alacaklar. Beşiktaş Fulya ve Bakırköy Leyla Gencer sahnelerinde dönüşümlü olarak yer alacaklar.

---

Bu makale "Odtü'lüler Bülteni" dergisi için yazılmıştır.
Prinkipo, 25 Aralık 2016