Monday, October 16, 2017

A new protest in the American football league







A new protest in the American football league In the United States, as anti-racist demonstrations, the NFL football players wait kneeling before the game begins, when the American national anthem is played, standing still, Protest spreads everywhere, not only the players, but the US national anthem playing, backstoppers, coaches, team managers, if they believe this anti-racist protest, they kneel down Donald Trump accepts this behaviour as a protest against himself, Donald Trump expressed his feelings this morning's tweet, VP Mike Pence left the stadium in such a situation, the latest news is in Germany, last weekend the Hertha Berlin football team also made the same kneeling protest to protest US racism in their last match, in Germany the German national anthem was not played before the match, so the players showed this behaviour before the match, without anthem, Will we have the same protest before the football matches soon? While the national anthem is being played, the most controversial local football team about these issues, for example, do Beşiktaş team players kneel and protest against US racism? or do they protest any policy, politics, politicians? I do not know these things, I wrote that you do not get surprised if that happens in future,

Sunday, October 08, 2017

Zorba



Ankara Opera Bale Sahnesinde #Zorba

Yunanlı besteci Mikis Theodorakis'in "Zorba" isimli Balesi, Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından yeni sezonda tekrar sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Dünyaca ünlü İtalyan koreograf Lorca Massine ve yardımcısı Polonyalı koreograf Anna Krzyskowa tarafından ortak çalışmayla sahneye konan eser, ilk kez 24-25 Temmuz’da Bodrum Bale Festivali’nde sahnelendi. Daha sonra 7 Ekim Cumartesi gecesi Ankara’da başladı. İlk gece ordaydık.
Ankara'da ilk gece sahnelenmesinde Zorba (Burak Kayıhan), John (Eren Keleş), Marina (Mine İzgi), Manolioes (İlhan Durgut), Madame Hortance (Sanem Subaygil) karakterleri, Solist (Ferda Yetişer), Şef Bujor Hoinic yönetiminde orkestra ve koro eşliğinde muhteşem bir sahneleme gerçekleştirdiler. Dekor Kostüm (Gürcan Kubilay) makul göze batmayan kullanışlı güzel bir çalışma yapmış. Grafik ağırlıklı pano dekor hoş bir kullanım olmuş.
Eserde ‘Zorba’ rolünde Burak Kayıhan var. Daha önceki yıllarda da Zorba karakteriyle sahne alan Burak Kayıhan, yeni Zorba’da çok daha oturmuş bir karakter izliyor. Marina (Mine İzgi), rolünde belirli geleneksel kalıplara sıkışmış, yabancı birine aşık olmuş ve sonrasında linç edilmiş trajik bir karakteri oynuyor. Zorba’yla yakın arkadaş olan, sevdikleri kadınları kaybetmeleri nedeniyle aynı kaderi paylaşan Eren Keleş, John karakterine hayat veriyor.
Kısa konu özetini verelim. Küçük bir Yunan kasabasına John isimli bir Amerikalı gelir. Etkilendiği ve parçası olmak istediği yerel geleneklerin cazibesine kapılarak güzel bir dul olan Marina'ya aşık olur. Güzel Marina'dan karşılık bulur. Üstelik Marina, köyün yakışıklı delikanlısının aşkını da yok saymıştır. Yabancı birine aşık olduğu için Marina'ya köylüler karşı çıkar. Ancak John ile Marina'ya, John'un dostu bilge Zorba sahip çıkar. Çift, kimsesi olmayan, ancak güçlü ve özgür bir adam olan Zorba'nın sayesinde aşklarını yaşama fırsatı bulurlar. Köylüler birlik ve geleneklerini korumak gayretindedir. Zorba, zavallı John´u köylülerin elinden zor da olsa kurtarırken sevgilisi Marina, intikam peşinde koşan kalabalığın kurbanı olur. Yaşama küsen Zorba, Yunan Sirtaki oynayarak teselli bulurken, John ve yerel halk bu dansa katılır. Herkes yeni bir yaşam için teselli, af ve dayanma gücü arayışı içindedir.
Kızlar, Erkekler, ve Oryantal Kızlar, her bir gurup kusursuz bir disiplin içinde dans ediyorlar. Bu eser kaçmaz. Bir kez seyretmek yetmez, sahnelenen her gece orda olmak lazım. Büyük keyif içinde, büyük bir gösteri seyrediyoruz. Bazan hayret ediyorum, siyasal ve ekonomik ortamın bu derece karışık zor olduğu bir zaman diliminde bu kadar güzel bir eseri seyretmeyi acaba hakediyor muyuz? Ne mutlu bizlere böylesine mükemmel sanatçılarımız var.
Zorba Balesi 14-26 Ekim, 18 Kasım, 25 Ocak geceleri Ankara Opera sahnesinde tekrar yer alacak. Biletler internetten alınabiliyor. (dobgm.gov.tr) Parter biletlerinde indirim yok, bilet iade yok.


***

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.
Ankara, 8 Ekim 2017

Bu makale "Odtü'lüler Bülteni" aylık kağıt basılı dergi için yazılmıştır.



Saturday, October 07, 2017

Eskişehir Alpu Kömür Yatakları ve 1080 MWe Kapasiteli Yeni Termik Santral


MTA ve Anadolu Üniversitesi 2014 yılı Akademik Araştırma makalesine göre (Korhan Usta, Hatice Kutluk) Eskişehir-Alpu havzasında GB-KD uzanımlı iki yatay katman halinde kalınlıkları 0,55 ila 31,60 m arasında değişen linyit oluşumlarının varlığı saptanmıştır. Görünür rezerv miktarı yaklaşık 1.5 milyar tondur. Üst katmanın ortalama kül içeriği % 36, kükürt içeriği % 1,87, nem % 36 ve ortalama kalorifik değeri 1950 kcal/kg’dır.
Alt yatay katman ortalama kül içeriği % 28, kükürt içeriği % 1,13, nem % 32 ve ortalama alt ısıl kalorifik değeri 2150 kcal/kg’dır.
Türkiye’nin en büyük üçüncü linyit havzası olan Eskişehir-Alpu linyitlerinin çok önemli ekonomik değere sahip olduğu görülmektedir.
Elektrik Üretim AŞ’ye (EÜAŞ) ait Eskişehir Alpu-Tepebaşı kömür sahaları özelleştiriliyor. 1080 MW’lik santral kurma şartıyla, birim başına en düşük elektrik satış fiyatını veren istekliye devredilecek.
Dünya gazetesinin 28 Eylül 2017 (Mehmet Kara) haberine göre Pazarlık usulü uygulanmak suretiyle gerçekleştirilecek ihaleye katılacak istekliler, söz konusu sahaya kurulacak santralde üretilecek elektrik enerjisini EÜAŞ’a en düşük fiyatla satma taahhüdüyle yarışacaklar. Pazarlık usulü, başlangıç satış fiyatından eksiltme yapılmak suretiyle uygulanacak ve ihale komisyonu tarafından gerekli görüldüğü takdirde ihale, pazarlık görüşmesine devam edilen teklif sahiplerinin katılımı ile yapılacak açık eksiltme suretiyle sonuçlandırılacak
Eskişehir Alpu ve Tepebaşı kömür sahalarının santral kurma şartıyla ve işletme hakkının devri yoluyla özelleştirilmesi ihalesine ön yeterlilik için son başvuru tarihi 26 Ocak 2018 olarak belirlendi.
Kömür yatakları işlenecek, 1080 MWe kapasiteli termik santral yapılacak, kömür burda değerlendirilecek, elektrik üretilecek, satılacak, hazine satınalma garantisi verilecek. Özelleştirme idaresinde yapılacak açık ihalede en düşük 5-6 ABD cent civarında satış fiyatı bekleniyor.
Eskişehir Alpu Tepebaşı Kömür Sahası işletme hakkı devri ihalesinin geçici teminatı 25 milyon TL olarak belirlendi.
EÜAŞ’ın geliştirdiği ön yatırım projesine göre yaklaşık 1.8 milyar ABD Dolar tahmini bedelli proje kapsamında 1.125 hektarlık üretim alanının yaklaşık 116,8 hektarlık kısmında santral sahası, yaklaşık 30 hektarlık kısmında ise kömür stok sahası tesis edilmesi ve işletilmesi planlanıyor. Toplam kurulu gücü 3 X 360 MWe, ısıl gücü ise 900 X 3 MWt olarak öngörülen Alpu Termik Enerji Santrali’nde ana yakıt olarak yılda yaklaşık 6.3 milyon ton yerli kömür (linyit) yakılacak. Santral işletmeye geçtiğinde yılda 1.6 milyon ton taban külü ve uçucu kül ile 350 bin ton alçıtaşı olmak üzere toplam 1 milyon 950 bin ton atık oluşacak. Santrale sadece 1.787 hektarlık alan kaplayan B sektör sahasından kömür sağlanacak. B sektör sahasında belirlenen A3/4 ve C damarlarının tam mekanize bir sistemle üretilmesi durumunda toplam kaynağın yüzde 52’si oranında değere karşılık gelen 296 milyon tonluk bir tüvenan rezervi hesaplandı.
Türkiye'de düşük kalorifik değerde yerli kömürü yakan, tasarımı kendini uzun işletmede ispatlamış, güvenilir santraller yok mu? Var, sayalım.
Soma-B #5-6, Seyitömer #4, Kangal #3, Afşin-B.

Hepsi yerli kömür yakmada çok iyi, hepsi kendilerini 20-30 yıl uzun işletmede ispatladılar.
Yerli kömür yakma sorununu çözdüler, başka eksikleri olabilir.
Kurum üfleyiciler (sootblowers) yetersiz ise, sayılarını çoğaltırsınız.
Baca gazında Toz tutma filtreleri yetersiz, küçük ise daha büyüğünü koyarsınız.
Bacagazı kükürtsüzleştirme yoksa, FGD (flue gas desulphurisation) eklersiniz.
Baca gazında NOx istenen limitlerin üstünde ise, Low-NOx burner/ yakıcı kullanırsınız, yetmiyorsa SCR (selective catalytic reactor) tasarımını yaparsınız.
Yerli kömür üstüne yatırım yapan yatırımcılar, çoğu Uzak Doğulu firmalardan satın aldıkları, Çin- Kore- UzakDoğu tasarımı, yatırımlarının sonuçlarını, konferanslarda panellerde sergilerde bugüne kadar bize anlatmadılar. Başarı hikayeleri ortada yok. Yüksek randıman, yüksek verimlilik, yüksek emreamadelik bilgileri yok. Sızan haberler hiç iyi değil. Bir proje gercekleştirildikten sonra, o proje sonuçları herkesle paylaşılır. Bu hem kabul edilebilir şirket reklamıdır. Hepimiz okur, tebrik ederiz, ayrıca onların tecrübelerini paylaşırız. Son 10-yılda yapılan CFB (circulating fludized bed, dolaşımlı akışkan yatak) yerli kömür yatırımları hakkında ortada hiçbirşey yok.
Başka kömür yatırımları hakkında ise her yerde çok sayıda bilgiler, akademik ticari makaleler haberler, sunumlar, paylaşımlar mevcut. Yerli kömür yakan çoğu CFB teknolojisine sahip yeni santrallerde derin bir sessizlik var. Kimse birşey açıklamıyor, milyar ABD$ paralar yatırıldı. Ortada bir haber yok, bilgi yok, devamlı işletme erteleniyor, sonuçlar açıklanmıyor, bilgi verilmiyor. Benim yorumum şöyle;
Çok ıslak, %50-55 oranda su- nem- rutubet ihtiva eden yerli kömür ön ısıtma, nem alma, susuzlaştırma sistemleri olmadan çalıştırılamadı. Aşırı miktarda ilave yakıt -fueloil kullanmadan çalıştırılamıyor, yani ortada adı konamıyan saklanan bir çalışmama durumu var.
Yeni santralleri kömür besleme, kül- curuf atma sistemlerinde devamlı arıza var. Devamlı rehabilitasyon yapılıyor, bu sistemler komple yenileniyor. Toz tutma filtreleri, baca gazı kürlürtsüzleştirme istemleri düzgün çalımıyor, çoğu zaman devre dışı kalıyor, ancak santaller hala çalışmaya devam ediyor, çevreyi toza buluyor.
UzakDoğu firmaları rafta hazır (off the shelf) CFB tasarımlarını, her yakıta çözüm, her derde deva olarak, kendi exim bankalarının ucuz finans desteği ile bizim pazara soktular. Çok ucuz fiyatlarının etkisinde kalan yerli yatırımcıyı ikna ettiler. Uygulanan Çin- Kore -Uzak Doğu tasarımı CFB teknolojisi bizim yerli kömüre uygun değil. Bu yatırım kararını veren üst yönetim kararvericileri durumun farkındalar. Emekli olana kadar durumu oyalıyorlar, ses çıkarmıyorlar.
Bizce yerli kömüre uygun olan Afşin-B "indirect firing" önkurutmalı pülverize kömür yakma teknolojisidir. Bu teknolojiyi üreten, temel tasarımını yapan Alman firma iflas etti, piyasadan çekildi, ama tasarım duruyor, tasarımı yapanlar hala piyasada çalışıyor, projeyi gerçekleştiren Türk firmaları tasarım resimlerine sahipler. Benzer referansları olan daha başkaları da var. Eski inşaat + montaj taşaron konumlarından çıktılar, yeni lider mühendislik şirketleri haline geldiler. Yurtdışında çok sayıda büyük santral işleri aldılar. Termik santral kazanların tasarımın yenilenmesini bizim tecrübeli firmalar çok kolay yaparlar.
Çok gerekiyorsa orijinal tasarımı yapan yabancı tasarımcıları bünyenize katarsınız, daha önce bu projede çalışmış yerli firmadan ayrı ayrı 150 veya 350-MWe buhar kazanı teklifleri alırsınız. Adı geçen firmalar teknik- ticari yeterliğe sahipler. Yerli kömür ile uyumlu termik santral konusunu çok iyi biliyorlar. Ayrı ayrı teklif verebilirler. Yerli mühendislik, yerli müteahhitlik, yerli işçilik çalışır. Binlerce mühendis çalıştıran yabancı firmalar karşısında ezilmeyin, onlarda sizin bizim gibi insanlar, aynı eğitimleri alıyorlar, bizden farkları yok.
Eskişehir kentine 25 km kuş uçuşu mesafede yer alacak termik santral, eğer çevre ekipmanları yetersiz çalışırsa, düzgün ihale şartları altında yapılmazsa, finansörün ve/veya müteahhit firmanın keyfine kalır kontrolsüz yönetilirse Eskişehir kenti için felaket olur. 2-3 yıl sonra bırakıp gidecek UzakDoğulu bir firmanın eline kaderini bırakmış kontrolsüz bir proje yanlıştır. Bu projenin ana müteahhiti mutlaka denenmiş yetkin tecrübeli bir yerli firma olmalıdır.
Yurt dışında yaptığınız projelerde, geçici ve kesin kabulu yaptıktan sonra işi devreder çıkarsınız. Bırakır gidersiniz. Bundan sonrası mal sahibinin işletmecinin sorunudur. Ama yerli piyasada işiniz 30-sene devam eder, yerli müşterinizi (yatırımcıyı) yıllar boyu devamlı memnun etmek zorundasınız. Her problemi çözmek zorundasınız. Müşteri (Yatırımcı) memnun olmazsa bittiniz, tüm firmalara tüm piyasaya kendi projesindeki memnuniyetsizliği öyle anlatır ki, bir daha piyasadan iş alamazsınız. Müşteri ile devamlı yakın çalışmak sizi diri tutar, teknolojinizi ve tasarımınızı geliştirmenize yardımcı olur.

---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


Prinkipo, 07/Ekim/2017

-->

Wednesday, October 04, 2017

Ankara Operasında #LaTraviata


Yakın arkadaşlarımızla beraber 2-Ekim-2017 pazartesi akşamı saat 20:00'de Ankara operasında Guiseppe Verdi'nin "LaTraviata" operasını izlemeye gittik. Sezon yeni başlıyor. Premier sahnelenmeye gelmişiz. Geceden aklımda kalan Violetta karakterini oynayan Soprano Görkem Ezgi Yıldırım'ın müthiş ses ve sahne performansı oldu. Genç Soprano çok güzel, çok yetenekli, muhteşem güzel kusursuz yorumu var. Son perdede siyah saten çarşaflar üstünde siyah gecelikle ölürken oynadığı performans harika. Ancak kostümler hiç iyi değil. Kırmızı saç perukları yanlış, gözü okşamıyor. Uzun kumral doğal saçlar daha iyi giderdi. Üçüncü perdedeki kostümü hepten özensiz, kırmızı peruk saç ise hiç iyi değil.

Diğer başrol karakterlerini seslendiren sanatçılar, Emrah Sözer (Alfredo), Giorgio Germont (Eralp Kıyıcı), ve şef Naci Özgüç, başarılı performans gösterdiler.

Dekor konusunda ciddi itirazım var. Birinci perdede kullanılan dev kitap sahneyi daraltmış, koro çok sıkışık alanda yer alıyor. Solda üç yüksek kolon, ve yüksek merdiven ortalığı daha sıkıştırmış. İkinci perdede yanlamasına uzun masa yine tatsız bir engel, üçüncü perdede kullanılan dev iskambil kağıtları, son perdedeki tabut- yatak ortalığı oynanmaz hale getiriyor. Ankara operasının sahnesi geniştir, rahat oyun sergilenir. Dekor bu kadar büyük, abartılı, rahatsız, engelleyici yapılır mı? Yönetmen nasıl ve neden bu anlamsız gereksiz büyük dekora izin verdi?

Koro ve balerinler çok dar bir alanda oynadılar dans ettiler, parter seyircisi birşey göremedi. Tüm dekoru kaldırsak, basit masa, yatak kullansak eser değerinden hiçbir şey kaybetmez. Bu kadar ağır büyük geniş dekorla opera oynamak doğru değil. Sahneyi hafifletmek, dekorları azaltmak lazım. Violetta ve diğer kadın karakterler için daha güzel kostümler tasarlamak lazım. Koro, kadınlar dekolte, erkekler simokin siyah gece elbiseleri içinde her zamanki kusursuz seslendirmeyi yaptı, ancak ağır dekorun daralttığı sahnede görünmek pek kolay olmadı.

Roma Operasında, ünlü İtalyan asıllı ABD'li Sinema kadın yönetmeni Sophia Coppola'nın bu yıl sahneye koyduğu LaTraviata operasının kostümlerini dünyaca meşhur İtalyan modacı Valentino tasarladı. Valentino moda evi bu çalışmadan para almadı. Ama medyada kendisi için yapılan olumlu yayınlar çok büyük reklam değerine ulaştı. Sahnelemede muhteşem gece elbiseleri kullanıldı. Bence Ankara Operasındaki sahnelemede ünlü İstanbul modacılarının yardımı istenmeliydi. Yardım istendiğinde modacılar mutlaka cevap verirlerdi.

LaTraviata denince aklıma hep Rusya (Ufa) doğumlu lirik soprano "Elvira Fatykova" geliyor. Bir süre önce Ankara operasında Violetta karakterini canlandırmıştı. Aspendos festivalinde çok kez sahne almıştı. Şimdi Avustralya Sydney operasında devamlı kadroda başrol oynuyor.

LaTraviata 9-16 Ekim, 11-20 Kasım, 04-25 Aralık, 22 Ocak geceleri Ankara Opera sahnesinde tekrar yer alacak. Biletler internetten alınabiliyor. (dobgm.gov.tr) Ancak artık parter biletlerinde indirim yok, bilet iade yok.

***

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.
Ankara, 4 Ekim 2017

Bu makale "Odtü'lüler Bülteni" aylık kağıt basılı dergi için yazılmıştır.





Saturday, September 09, 2017

Almanya Seçimleri


Bir Kişisel Görüş
Almanya Şanyölyesi (Başbakanı) Angela Merkel, orta-sağ CDU partisi lideri olarak 2013 yılında üçüncü kez genel seçimleri kazandı, arkasından ana muhalefet partisi orta-sol SDP ile anlaştı, güçlü ve geniş tabanlı bir koalisyon hükümetini kurdu.
Angela Merkel, Doğu Almanya'da yetişmiş bir politikacı. Duvar yıkıldıktan sonra Batı'ya geçti. Kimya konusunda doktora (PhD) derecesi var. Konusu:
“Investigation of the mechanism of decay reactions with single bond breaking and calculation of their velocity constants on the basis of quantum chemical and statistical methods” (German: ,,Untersuchung des Mechanismus von Zerfallsreaktionen mit einfachem Bindungsbruch und Berechnung ihrer Geschwindigkeitskonstanten auf der Grundlage quantenchemischer und statistischer Methoden”) and published in 1986.
Rus diline hakimiyeti kusursuz. ABD kongresinde yaptığı kendi dilindeki konuşmaya kusursuz kısa bir İngilizce girişle başladı. Benzer İngilizce sunumu İngiliz parlamentosunda da yaptı.
Devlet başkanları, basın toplantılarını, açıklamalarını kendi dillerinde yaparlar. İngilizce bir açıklama yapmanız doğru olmaz, eşitlik kuralı bozulur. Ama doğrudan ABD kamuoyuna seslenmek istiyorsanız, Israel Başbakanı Netenyahu gibi açıklamalarınızı İngilizce yapabilirsiniz.
Angela Merkel'in önceki kabinesinde yer alan iki önemli bakan, Eğitim ve Savunma bakanları, 30 yıl önce yazdıkları doktora tezlerinde intihal yaptıkları için görevlerinden ayrılmak zorunda kaldılar. Yerine böyle problemleri olmayan ve konularının uzmanı başka kişiler getirildiler.
Angela Merkel çok önemli bir politikacı. Kendi ülkesinin çıkarlarını çok iyi koruyor, ekonomiyi, iç ve dış politikayı çok iyi yönetiyor. Merkel'in kamuya yaptığı açıklamaları, basın duyurularını çok iyi okumak, yakın takip etmek gerek. Almanya, Avrupa topluluğunu kendi etki alanı haline getirdi. Artık Fransa'nın etkisi yok. İngiltere zaten ABD ekonomik ve kültürel etki alanı içinde.
Almanya'nın dış ticarette cari fazlası 2013 yılında %7.4 oldu. Bu konuda gelen eleştiriler karşısında Almanya Maliye (finans) bakanı Wolfgang Schauble, olayı futbol maçına benzetti ve "Bayern Münih futbol takımı sahaya yenmek için çıkar" yani "yenilmemizi veya berabere kalmamızı bizden beklemeyin" daha ötesi "sizde gereğini yapın cari açık vermeyin, bizim gibi cari fazla verin" dedi.
Bizim ödemeler dengesinde "Cari Açığımızın" Gayri Safi Milli Hasılaya olan oranının kronik %7'lerde olduğunu düşünecek olursak bu konuda ne derece geciktiğimizi üzülerek anlarız.
Alman- Türk İkili ticaret hacmi 34 milyar Dolar (2014), ihracatımız 13 milyar Dolar, ithalatımız 21 milyar Dolar. Türkiye'de 6,400 Alman şirketi faaliyet gösteriyor.
2002-2014 yılları arasında Türkiye'deki Alman yatırımları 8.5 milyar Dolar olmuş. Almanya'da Türk yatırımları toplamı (2014) 2 milyar Dolar.
Almanya'da 100 bin Türk işyeri var. Yıllık 50 milyar Dolar iş hacmi ve 500bin insana istihdam sağlıyorlar.
Başbakan Angela Merkel, muhalefet tarafından zaman zaman "omurgasız" olmakla nitelendiriliyor. Merkel inat etmiyor. Danışmanlarını dinliyor, şartları değerlendiriyor, Almanya için en uygun olan politikalara dönüyor. Eskimiş nükleer politikasını bıraktı, yenilenebilir enerjilere destek verdi. Böylece çevreci oylarını da topladı.
Almanlar, pahalı Rus doğalgazına olan bağımlılıklarını azaltmak için yenilenebilir kaynaklara önem verdiler. Bizden daha az güneş görmelerine rağmen her yer güneş panelleri ile doldu. Trenle giderken yolboyu tarım arazilerinin, ambarların çiftliklerin güneş panelleri ile dolduğunu gözlüyorsunuz. Yerli imalat ve yerli mühendislik gelişti, yeni iş imkanları açıldı. Enerji hala pahalı ancak zamanla ucuzlayacağı beklentisi var.
Öte yandan Almanya'da son 10 yıl içinde soruşturulmayan örtbas edilen "Dönerci" cinayetleri işlendi. Bir Neo-Nazi gurup 10 yıl içinde 10 kişi öldürdü, yetkililer konuyu nasılsa utanç verecek vurdumduymazlıkla örtbas ettiler, suçluları aramadılar. Bu 10 kişiden 8'i fast-food işi Dönercilik - çiçekçilik yapan Türkler, biri aynı yerde çalışan Yunan asıllı işçi idi. Sonunda yanlışlıkla bir Alman kadın polis öldürüldü ve herşey arkasından açığa çıktı. Alman güvenlik güçlerinin soruşturmadığı, "Dönerci" cinayetleri Türk-Alman ilişkilerinde dönüm noktası oldu.
Bu cinayetlerde daha kötü olan ise, Türk toplumunun olaylara yeterli tepki vermemesi oldu. Türk insanı öylesine ezilmişki hiç tepki vermiyordu. Alman toplumu yıllardır yabancıları aşağılamaya alışmış. Onları az parayla en kötü işlerde kullanmaya alışmış. Gönderdiğimiz birinci kuşak Almanca bilmiyordu, sömürüldüler, ezildiler, emekli oldular, belki geri döndüler. Onların çocukları Almanya'da kalmaya devam ettiler, sömürülme ezilme horlanma bir süre daha devam etti.
İlk gelen misafir işçilerin çocukları, daha sonra torunları, burda Alman vatandaşı oldular. Almanya'nın kültürel birliğine katıldılar, Alman oldular. Şimdi artık pürüzsüz ana dili Almanca üçüncü kuşak Türkler var. Eğitimleri daha iyi, Almancayı anadilleri olarak anaokulundan öğrenmişler. Zaten Almanya onların da ülkesi. Türkiye'de bir yerleri yok, bağları zayıflamış, kültürel olarak bağları kalmamış. Almanya'da doğanların zaten Alman vatandaşı olma hakları var. Yeni kabineye ilk defa Türk asıllı bir Alman hanım bakan Aydan Özoğuz (SPD) atandı.
Alman vatandaşı olan yaklaşık 1.2+ milyon seçmen Türk son seçimlerde %68 oranında SPD için oy kullandılar, arkasından Yeşiller partisi geliyor, Angela Merkel'in partisi CDU'ya verilen oy çok az. Türk asıllı 101kadar parlamenter en çok SDP içinde var.
Almanya Almanların baba-vatanı (fatherland). Peki bu baba kim? Belki Kral Ludwig-1, Bismark, Wagner, Goethe, hatta belki Führer, belki hepsi birden. Bu durumu hep akılda tutmakta fayda var. Alman üst düzey yöneticileri, toplumun en iyi eğitim almış ve kendi aralarında sıkı bağlar olan, toplam nüfusun %1'ini kapsayan ayrıcalıklı bireylerden oluşur. Bu yönetici gurup dışa kapalı kendi aralarında iletişim ve yardımlaşması sağlam, çok iyi eğitimli bir guruptur. Parlamento, üniversiteler, doktora programları, kayak merkezleri, operalar, tiyatrolar, iyi lokantalar, iyi mekanlar hep bu iyi eğitimli yüksek gelir gurubu Almanlar ile doludur.
Yabancıların Almanya'da kendilerine düşman bir çoğunluk içinde yaşamaları hiç kolay değildir. Almanların yabancılara karşı daha dostça ilişkiler içine girmeleri lazım. Ama hemen kolay olmuyor. Yıllar boyu savaşlar bu son yabancı düşmanlığını had safhaya vardırmış durumda. Almanların daha çok yurtdışına gitmeleri ve yabancı ortamlarda bulunmaları, kendilerini eğitmeleri lazım.
Günden güne Almanya'da yabancı düşmanlığı artıyor. Sarı saçlı açık renk gözlü iseniz arada kaynayıp gidiyorsunuz. Ama koyu siyah saçlı kara gözlü iseniz derhal hedef haline geliyorsunuz. Metro'da otobüste postane sıra kuyruğunda itilip kakılmaya hazır olun. NeoNazi guruplar, milliyetçi aşırı sağcı partiler şehirlerin ana büyük meydanlarında gösteri yapıyorlar. Bildiri dağıtıyorlar. Yabancılar gitsin. Gitsin iyi de, sonra ağır zor pis işleri kim yapacak?
Avrupa Birliği oluşumu, gurup içinde ekonomisi en güçlü üyelerin avantajına çalışıyor. Ekonomisi güçlü Almanya'nın Avro bölgesine verdiği destek bu yüzdendir. Zayıf ülkeler pazar olarak sömürülürler. Türkiye, Avrupa topluluğu içinde şu anda ancak pazar olabilir. Daha guruba girmeden şimdiden pazar olmuştur. Türkiye'nin Avrupa Topluluğu egemenlik alanından kurtulması, ihracatını yapabileceği yeni pazarlar bulması gereklidir.
Türkiye, özellikle Almanya'dan yapılan ithalat ve AB'ye olan yüksek bağımlılığını azaltmak, uzun vadede gelişmekte olan başka piyasalarla ticaret ilişkilerini artırmak zorundadır. Teknolojik ürünlerde Almanya'nın rekabet avantajı, artan ucuz UzakDoğu malları ile azalmaktadır. Almanlarla Türklerin kültürel farklılıkları vardır, farklı yaşam kuralları, farklı kutlamaları, farklı beklentileri, farklı yaşam tarzı vardır. Bu farklılıkları bilmek ve kabullenmek gerekir.
Bizim operamız, bizim senfoni orkestralarımız, bizim kültürel çalışmalarımız Almanların ortaya koyduklarından daha az değerli değil. Tosca operasını Ankara opera sahnesinde, Münih Bayerische StadtOper sahnesindeki performanstan daha çok beğendiğimi söyleyebilirim. İtalyan operalarının sahnelenmesinde biz Almanlardan eminim daha iyiyiz. Bu bir kişisel beğeni, herkes için aynı olmayabilir.
Münih Glyptothek arkeoloji müzesi, çoğu herhalde birşekilde bizim topraklardan getirilmiş antik mermer büst heykellerle dolu. Bizim ülkemizde bu yüzden kafası olmayan heykel gövdeleri var. Zamanında sahip çıkmamışız. Tren yolu yapıyorlar diye yapılan yolun iki tarafındaki araziden çıkarılan arkeolojik değerleri kendi ülkelerine götürmelerine göz yummuşuz. Koskoca Bergama tapınağı Berlin'e taşınmış. Neyse artık hepsi insanlık mirası oldu, kapalı mekanlarda korunuyorlar, bizde gelip görüyoruz,
Alman nüfusunun yaş ortalaması (2014 yılı için) 46. Türkiye'deki nüfusun yaş ortalaması (2014) ise 29. Alman seçmeninin (2014) ortalama eğitimi 12 yıl, bizim ise sadece 6 yıl. Türkiye'nin Almanya'ya kıyasla daha genç nüfusu, daha iyi bir gelecek beklentisi var. Ancak Türk seçmeninin eğitim ortalamasının yükseltilmesi şart.
Almanya'da büyük şehirlerde çöp karıştıran, boş pet şişe, cam şişe toplayan, bunları market makinalarına yükleyerek para kazanan, öğle yemeğini böyle sağlayan yaşlı emekli nüfusu gözlemlemek çok hüzün verici. Aynı yaşlı Alman emekli nüfus tüm ağır pis zor işlerini yapan, sağlık hizmetlerini götüren yabancılara karşı inanılmaz derece düşman, nefret içindeler. Bu durumu her gün yolda metroda supermarkette işyerlerinde görüyorum ve hayret ediyorum.
Ben giyim kuşam görünüş olarak arada kaybolup gidiyorum. Ağzımı açmadığım sürece yabancı olduğum belli değil, ama yabancı olduğu net belirgin olanlara karşı ortalama Bayern Alman nüfusunun tavrı çok sert acımasız ve zalimce. Alman toplu taşıma araçlarında bu olumsuz tavırlara hergün şahit oluyorum.
Almanlar Almanca'yı pürüzsüz konuşmayan kişi ile arkadaşlık etmezler. Parasal bir ilişki varsa, mal hizmet alım satımı mesela, kısa süreli bir iletişim olabilir.
Yazarınızın ilk 1978 yılı uzun dönem Berlin yaşantısı sırasında durum bu derecede zor sert acımasız değildi. Özellikle Doğu- Batı arasındaki duvarın yıkılmasından sonra Doğu Almanya bölgesinde Neo-Nazi eğilimler arttı. Yabancılar için Almanya'da yaşamak artık zor. Uzun vadede bu durum değişir mi? Emin değilim.
Almanya'nın zor işleri yapacak genç insan gücüne ihtiyacı hala var. Alman yaşlı nüfus daha da yaşlandıkça hep olacak. Şimdilerde Yunan ve yeni AB'ye katılan Bulgar, Romen genç nüfusun gelişini kontrol altına almak istiyorlar. Bulgar ve Romen işçilerin sayısı 400 bin oldu, yakında aileleri ile birlikte herhalde 1,5 milyonu aşacaklar. Münih güneyinde çevremizde çok sayıda inşaat var, çalışan inşaat işçileri eski Doğu Avrupa ülkelerinden gelmişler. Sabahtan bira içmeye başlıyorlar. Süpermarket hırsızlıkları çok yaygın. Başetmek zor.
Alman vakıflarının, finans kaynaklarının sağladıkları finansman paketlerinin uzun vadede bize çok pahalıya mal olduğunu unutmayalım. Yenilenebilir - güneş, rüzgar- ve temiz kömür teknolojilerinin satışı finans destekli. Finansman hiçbir yerde ucuz değil, bedava değil. Aldığınız mal, ekipman, sistem, mühendislik te öyle ucuz ve mükemmel değil. Alman kredi kuruluşlarından finansman paketi alırken çok dikkatli hesap yapmak gerek. Bu dünyada kimse kimseye hayrına finansman vermez, hiçbirşey ucuz değildir, tersine çok çok pahalıdır
Alman Yeşiller (çevre) partisi yabancılara karşı çok düşman değil. Hatta eş başkanı geçen dönemde bir Türk asıllı Alman vatandaşı idi. Ancak son kamuoyuna açıklanan partinin yıllar öncesi yaptığı "pedofil yasalaştırma" çalışmaları tepki aldı, bu desteği geri çekti, çok oy kaybettiler.
Yıllar öncesinde Almanya'ya eğitimsiz Türk köylülerini göndermek bir anlamda kültürel soykırımdı. Bu insanlarımız köklerinden söküldüler, konuşamaz dilsiz halde yapayanlız yıllar boyu burda yaşadılar.
Alman dili zor bir dildir. Sonradan öğrenilmez. Ya annenizden öğrenirsiniz, yada ana okulunda öğrenirsiniz. Almancayı pürüzsüz düzgün konuşmazsanız kimse size cevap vermez, karşınızda muhatap bulamazsınız. Üçüncü kuşak bu zorluğu aştı. Göze- göz dişe-diş cevabını günlük hayatta veriyor.
Sonuçta, Alman ortamında yabancılar için hayatta kalmak çok zor. Aile üyeleri tarafından desteklenen Yabancı küçük işletme girişimciler Alman hizmet piyasasında oldukça başarılı oldular. Ancak onlar da giderek artan Neo-Nazi Alman gençlerin hedefleri oluyorlar. Almanlar için, kültürel, eğitim ve yaşam tarzı farklılıkları nedeniyle yabancı komşularla aynı ortamda yaşamak dayanılmaz bir yüktür.
Almanların önyargılı üstünlük duygusunu aşmak için işaleminin kullandığı bir uygulama var. Alman muhatap ile Almancanın dışında bir dille- mesela İngilizce- konuşun. Onları İngilizce konuşmaya zorlayın. Böylece eşit şartlarda olursunuz. Her ikiniz de ikinci bir dil konuşuyorsunuz. Herşey çok adil. Tüm görüşmeleri, yazışmaları, anlaşmaları İngilizce dilinde yapın. Eşit şartlarda olursunuz. Almanlar iyi İngilizce konuşamazlar, teknik ve sosyal eğitimleri Almanca ağırlıklıdır, dolayisiyle daha alçak gönüllü olurlar, üstünlük duyguları kaybolur.
Yazının sonunda "Almanlar yabancıları sevmez ve zor insanlardır", izlenimi edinebilirsiniz. "Almanya zor bir ülke ve Almanlar zor insanlar ama tepkilerinin çoğu Almanya'da uzun süre kalmış, ancak hala bir yabancı, hala Türk gibi yaşamaya çalışan insanlara karşı", diyebilirsiniz. "Dünya vatandaşı olarak yaşamak ayrı birşey, uyanık açıkgöz kural tanımayan Yabancı olarak Almanya'da yaşamak ayrı birşey, Almanların tepkisi farklıya olan tepki, değişime olan tepki", diyebilirsiniz. Bunların hepsi doğru.
Türk-Alman ilişkileri eski romantik söylemlerden uzak, karşılıklı ulusal çıkarlara saygılı olmalıdır. Uluslararası ilişkilerde eski tarihsel dostluklar ve düşmanlıklar önemli değildir, önemli olan karşılıklı çıkarlara saygıdır. Kimse kimseden kültürel olarak üstün değildir. Herkesin kendi kültürü kutsaldır ve saygı gösterilmesi gerekir.
Oberstdorf, Almanya,
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.
Bu yazı ilk defa ekonomik-çözüm basılı gazetede yayınlanmıştır.


Thursday, August 17, 2017

Çocuklar Salıncaksız kalmasın



Operalarda sahne yönetmenine bırakılmış yorumlar vardır. Çoğu romantik eserde mutluluk salıncakla anlatılır. Sahneye yukardan aşağı sallanan yüksek halatlı bir klasik salıncak indirilir. Başrol primadonna bu salıncakta sallanır, baş erkek karakter onu sallar. Bu düzen mutlak değildir, yönetmenin seçimine kalmıştır. Ankara opera sahnesinde ve İzmir Elhambra Operasında sahnede salıncak düzeneği vardır, ve her iki operada salıncak her fırsatta kullanılır. Mozart operalarında çok sık salıncak görürsünüz. Figaro'nun Düğünü, Aşk İksiri, Saraydan Kız Kaçırma operalarında böyle sahnelenme vardır. Zor bir yorumdur, salıncakta sallanırken şarkı söylemek zordur, şarkı söyleyen sanatçının diyaframı kolay çalışmaz, otururken karın bölgesi sıkışır, ses çıkmaz olur. Sanatçı bir an önce salıncaktan inmek ister. Sahnede sallanan salıncak izleyiciye sevinç, mutluluk, hürriyet duygularını anlatır..

***

Yıl 1959, Kırıkkale'ye yeni gelmişiz. Henüz 8- yaşındayım. İlkokul 2.sınıfa gideceğim. Babam ilçede en genç hakim. Bir akşamüstü adliyede en yaşlı bilge Hakim Abidin beyin evine aile toplantısına gidiyoruz. Bizim gibi Toprak Mahallede 2-katlı evin alt katında kiracı oturuyorlar. Bahçede büyük bir ağaç, o ağaçta bir salıncak var. Evin en küçük çocuğu 12-yaşındaki Faruk bahçedeki salıncağını kullanmama izin veriyor.
Evlerimiz yakın, yaz dönemi, okul yok. Ben her gün onların evine gidiyor salıncağa biniyorum. Salıncak uçma hissi veriyor, hürriyet duygusu veriyor, mutluluk veriyor, Faruk arada bir geliyor salıncağın sırasını benden alıyor, bir süre sonra iniyor. Ben yine biniyorum. Kalın urgandan yapılmış, çok yüksek dala bağlanmış bir salıncak. O sıralar Kırıkkale'de bize çok uzak olan İstasyon mahallesinde bir çocuk parkı var, orda 2-salıncak var. Ama bize yakın çocuk parkı yok, salıncak yok.
Akşamüstü Faruk'un sinema yıldızı kadar güzel ablası bizi yakındaki fırına taze ekmek almaya gönderiyor. Getirdiğimiz sıcak taze ekmeği dilimliyor sonra birer dilim üstüne tereyağ ve reçel sürüp bize veriyor, bir süre sonra bilge hakim Abidin bey amca Ankara'ya tayin oluyor. Aile Ankara'ya taşınıyor, evi boşaltıyorlar. Yeni kiracı salıncağı söküyor, ben salıncaksız kalıyorum.
***
Yıllar geçiyor, Şeker şirketi Etimesgut Ankara Makina fabrikasında çalışıyorum. Personel için yeni lojmanlar yapılıyor, bitiyor, evli mühendislere dağıtılıyor. Ortada çok çocuk var, ama salıncak yok, Ankara'da Güven parkın köşesinde bir çocuk parkı var, orda salıncaklar var. Bir gün oraya gidip salıncağın krokisini çiziyorum, bir ressama verip ölçülendiriyorum. İki tarafta sağlam üç ayak, kalın tahta oturak ve zincir ikili askılar. Bizim için basit bir A4 pafta çizim ama o güne kadar kimse yapmamış. Yönetimden izin alıyoruz, boş zamanlarda hurdaya atılmış çelik boruları birbirine ekleyip bir salıncak yapıyoruz. Salıncak çok beğenilince, daha çok yapıyoruz, her lojman önüne bir salıncak koyuyoruz. Çocuklar günboyu saatlerce salıncak sallanıyorlar. Sıra beklemek yok, herkese salıncak var.
Oğlum da çocukluğunda sabahtan akşama kadar uçar gibi saatlerce lojman önündeki salıncağa biniyor. Salıncak gün boyu nerdeyse hiç boş kalmıyor. Çocukluğunun en güzel anılarından biri oluyor.
Başka fabrikalar, çocukları için salıncak yapmak istiyorlar. Teknik resmi onlara da gönderiyoruz. Bizim çizim şirket dışına taşıyor. Uzak yerlerde bulunan fabrikalarındaki arkadaşlarımız istiyor, veriyoruz.
Ben çocukken salıncaksız kaldım, çocuklar salıncaksız kalmasın.

---
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Prinkipo, 14 Eylül 2017


Monday, June 26, 2017

Finlandiya Hikayesi




Tampere, Finlandia

1980'lerin ikinci yarısında edirne ve Istanbul'da mensucat fabrikaları olan bir zengin işadamımız bizi aradı. Mensucat üretimi içinde, buhar elektrik enerji harcama maaliyetleri payı çok yükselmiş, son birim maliyetleri içinde enerji maliyetini düşürebilmek için pahalı fueloil yerine yerel  ucuz Trakya Saray kömürünü kullanmayı düşünmüş. Trakya Saray kömürüne uygun bir termik santral arayışına girmiş. 

Trakya Saray kömürünün özelliği düşük kalorifik değere sahip olması (1500-2000 kcal/ kg lhv) içinde nem miktarının çok fazla (%50-60) oluşu idi. Abd'de yerleşik temel tasarım firması ortağımız bu kömüre uygun tasarımlarının olmadığını beyan etti. Literatür ve  teknik dergiler tarayarak uygun tecrübeli referansı olan  firma arayışına girdik. Finlandiya Tampere kentinde bir buhar kazanı firması bulduk. Benzer bir yerel kömür yakabilen büyük kapasiteli termik santral yapabiliyorlardı. Bugün artık bilinmezi kalmamış, kabarcıklı akışkan yatak yakma sistemi (bubbling bed fluidized bed combustion) olan buhar kazanı referansları vardı.

O sıralar İnternet  henüz yok, teleks makinasından çok yeni faks makinasına terfi etmişiz. Adamlarda iletişim kurduk. Bizden yakıt örneği istediler. Zengin yatırımcımıza bildirdik, 50-ton örnek yerel kömürü kamyona yüklediler, Tampere'ye gönderdiler. 

Biz de  yanma testini yerinde görmek izlemek için yola çıktık. O zamanlar thy helsinki'ye bugünkü gibi günde 2-kez uçmuyor. Haftada bir gün tek gidiş ve dönüş var. Lufthansa Ankara munih helsinki uçuşu yaptık. Helsinki havalimanından şehir merkezine trenle indik, beklemeden Tampere trenine geçtik. Üç saat tren yolculuğu daha yaptık. Akşam Tampere şehrinde önceden  yer ayırttığımız otele giriş yaptık.

Ertesi gün şirket merkezine gittik, öğleye kadar tanışma bilgi alışverişi yaptık. Test laboratuarına gittik. Yanmayı gözledik. Tasarım uyumlu idi. Sonuçları gördük. İşbirliği anlaşması taslağını görüştük. Teknik Bilgileri ve son tekliflerini istedik. Ertesi gün geldiğimiz güzergah üstünden yurda geri döndük.

Finli mühendisler hayatlarında hiç ortak çalışma yapmamışlardı. Temel Tasarımı yapmaları zaman aldı. Mühendislik için istedikleri fiyat piyasanın çok üstünde idi. Gönderdikleri işbirliği anlaşma metinleri çok basitti. Neyse sonunda tasarım ve yerli kapsam bilgileri geldi. Biz kendi kapsamımızı fiyatladik, her iki kapsamı birleştirdik, kapsama buhar türbini ayrıca ekledik, ve teklif dosyasını istanbul merkezine verdik.

Değerlendirme sürecinde Finlandia'dan uzman mühendisler istanbul'a  geldiler, haftada tek gün gidiş geliş bir sefer uçak vardı. Onunla gelip, bir haftasonra geri döndüler. Bir hafta içinde ankara istanbul ve edirne'de görüşmeler yaptık. 

Mensucat fabrikasını sahibi zengin işadamımız çok iyi eğitim almış çok iyi bir Avrupa üniversitesinden mezun makina mühendisi idi. İngilizce almanca fransızca çok iyi knuşuyordu, herhalde italyanca ve ispanyolca da biliyordu. Fabrika çalışma Odası türk ressamlarının tabloları ile doluydu. Beni çağırıp teklif dosyasını benimle beraber inceliyordu. Bazı günler sabahtan akşama kadar odasında onunla beraber çalışıyordum.

O odada gün boyu finansman, işletme, personel sorunları çözülüyordu. İşçilerin ücretleri için kısa vadeli para bulmak, satış pazarlama, nakliyat tüm sorunlar orda çözülüyordu. Bazı günler iş yoğunluğundan başım ağrıyordu, hiç imrenilecek bir hayat değildi. Bütün bu işlerin içinde  haftasonu cuma akşamı  uçakla irlanda'ya uçuyor, okyanus teknesine biniyor, uluslararası bir yelken yarışı için atlantik okyanusunda 10-kişilik bir tecrübeli profesyonel ekiple antreman yapıyor, pzt sabahı işine dönüyordu.

Yatırımcı Verdiğimiz fiyattan memnun kalmadı, Fin mühendislerinin mesafeli tavirları da hoş değildi, başka firmaların  rekabetçi teklifleri ve denenmemiş tasarımları gözünü tutmadı. Konuyu zamana bıraktı. 

Bütün bu detaylar bir 3.5" floppy disk içinde word ve excel dökümanları olarak benim arşivde kalmış. Artık 3.5" floppy okuyan pc kalmadı, makaleyi yazabilmek için usb aktarımı yapmak zorunda kaldım. Teklif, yazışmalar, işbirliği anlaşması, saklılık gizlilik, toplantı notları herşey duruyor.

Bugün kömürü denemek için yurtdışına örnek kömür göndermeye artık gerek yok. Benim bildiğim, Tübitak Gebze ve Odtü kimya mühendisliği laboratuarlarında kömür testlerini yapabilen küçük kapasiteli  kabarcıklı (bubbling) ve dönüşümlü (circulating) akışkan yatak (fluid bed) buhar kazanları var.

Biz yatırımcı şirketi arada bir yokladık , ama iş yürümedi. O sıralar ortada uzakdoğunun kolay ucuz güvenilmez tasarımları da yoktu. Arkasından ekonomik zorluklar, piyasaların zor şartları devreye girdi. Yatırımcı şirket zora girdi. Proje kaldı. Finlandia firması satıldı. Tanıdığımız mühendisler ayrıldı. Konu kapandı. 

Şirket içinde "O kömür yanmaz, boşuna çalışıyorsun, bedava danışmanlık yapıyorsun", diyenler oldu.  Ben öyle düşünmüyorum. Kömürü yakabiliyorduk, ihtiyaç vardı, talep vardı, finansman vardı. Aklına yatsaydı alırdı.  Oynanan zevkli mesleki  bir oyun gibiydi. Olsaydı iyi olacaktı.  İşbilir çok zeki ve çok bilgili bir işadamıyla çalışmanın güzelliğini yakalamıştım. Öyle örnekler ne yazıkki  bizim piyasalarda çok değil. 

Monday, May 22, 2017

2017-2018 Yeni Sezon Opera Bale Programları


Bu sezon opera bale geceleri Mayıs ayı sonunda bitiyor. Arkasından geceleri açık havada yapılan Istanbul, İzmir Efes, Antalya Aspendos yaz festivalleri geliyor. Sonra Ekim ayı başında yeni sezon başlıyor. Devlet opera balesi internet sayfasından sizler için yeni sezonda neler var, bir derleme yaptık. 

Ankara'da "Simon Boccanegra", İstanbul Süreyya operasında "Cosi fan Tutte", İzmir Elhamra operasında "Tannhouser", Antalya operasında "L'Elisir D'Amore", Mersin operasında "Maskeli Balo", Samsun operasında "I Paliacci", operaları sahneleniyor. Hepsini ayrı ayrı görmek, hatta yeni sahnelenenleri 2-3 defa izlemek lazım.

Ankara

Pelleas et Melisande, Claude Debussy
Don Giovanni, Mozart
Simon Boccanegra, Giuseppe Verdi
Zorba, Theodorakis (bale)
Fındıkkıran, Çaykovski (bale)
Giselle (bale)



İstanbul Süreyya
Cosi fan Tutte, Mozart
Ninetta
Poppea'nın Taç Giyme Töreni
Coppelia, Esmatalda,Üç Silahşörler (bale)



İzmir Elhamra
Don Giovanni, Mozart
Duvara Karşı
Tannhauser, Richard Wagner
Coppelia, Fındıkkıran, (bale)



Antalya
Aida, Giuseppe Verdi
L'Elisir D'Amore, Gaetano Donizetti
4-Mevsim, Karamazov Kardeşler, Zorba (bale)



Mersin
Çingene Baron, Johann Strauss II
Maskeli Balo, Giuseppe Verdi
Frida, Kont Drakula, Rapsody in Blue (bale)



Samsun
I Paliacci, Leoncavallo
Le Rossignol, Stravinsky
Salome, Richard Strauss
Ateş Kuşu, Stravinsky
Carmen suiti,


İyi seyirler, daha fazla bilgi ve biletler için bakınız www.dobgm.gov.tr

---
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Bu makale "Odtü'lüler Bülteni" Opera sayfası için yazılmıştır.

Ankara, 4 Haziran 2017




-->