Sunday, May 09, 2021

Kahire 1995

Kahire 1995 Ortak Girişim Şirketleri Yıllık Toplantısı Ankara'da 1990 yılında kurulmuş olan Türk Amerikan Ortak Girişim (Joint Venture, kısaca JV) şirketimiz, Amerikan ortağının düzenlediği JV şirketleri toplantısına her yıl katılıyordu. 25 Nisan 1995 haftasında toplantı Kahire (Mısır) da düzenlenmişti. Toplantının ev sahipliğini Amerikan şirketinin Mısır JV şirketi yapıyordu. Kahire'de Nil nehri kıyısında eski bir Osmanlı Paşasına ait saray otele çevrilmiş. Bize orda yer ayırtmışlar. Toplantılar aynı otel-sarayın bize bir hafta için ayrılan bir toplantı odasında yapılacaktı. 1995 yılında henüz laptop PC kullanımı yaygınlaşmamıştı. Sadece Amerikalılar yeni çıkmış PC'lerle PowerPoint sunum yaptılar. Ankara'da bizim JV şirketin tanıtım bilgilerini tepegöz transparant föylere geçtim. Neyiz, ne zaman nasıl kurulduk, ne yapıyoruz, neler yapabiliriz? Referanslarımız neler? Yıllık toplantıya dünyanın çeşitli yerlerinde kurulmuş diğer JV şirketlerinin genel müdürleri ve satış pazarlama yetkilileri katılıyorlardı. Çin, Hindistan, Endonezya, Türkiye, ev sahibi Mısır ve Amerika merkezinden katılım vardı. Herbir şirket kendini sırayla tanıttı. Ben de bana verilen yarım saat içinde kendimizi tanıttım. Biz genelde Amerikan lisansı altında endüstriyel boy paket buhar kazanları yapıyorduk. Büyük termik santral kazanları için de tasarım kapasitemiz vardı ancak henüz referansımız yoktu. Mısır JV şirketi ise Amerikan şirketi tarafından 2x325 MWe kapasiteli konvansiyonel tip fueloil yakacak termik santralin basınçsız aksamının Mısır içinde yerli imkanlarla yapılması için kurulmuştu. Ortaklık yapısında %49 payı Mısır yerli kamu buhar kazanları şirketine, %51 payı Amerikan ortağa aitti. Amerikan ortak 1994 yılında termik santral ihalesini almış, işi yürütebilmek ve ihale şartı olan azami yerli imalat sorumluluğunu yerine getirebilmek için bir kamu şirketi ile 1996 yılında bu JV ortaklığını kurmuştu. %51 büyük ortak olduğu için, genel müdür, muhasebe, satınalma, üretim müdürleri Amerikalı idi. Hafta arasında bir gün bizi yerli kamu ortağının Kahire dışındaki imalat tesislerine götürdüler. Fabrikanın 1200 personeli vardı. Yan duvarları olmayan, çok geniş bir kapalı alan içinde çelik konstrüksiyon imalat yapıyorlardı. Yan duvarları yoktu, çünkü gerek yoktu. Isınma sorunu yoktu, sert güneşten korunmak için ortamı soğutma gereği vardı. Üstü kapalı, yanları açık alanda devamlı bir doğal hava sirkülasyonu vardı. Termik santral basınçsız aksam ağır çelik konstrüksiyon imalatı yanında kendi alev-duman borulu düşük kapasiteli buhar kazanı imalatına devam ediyorlardı. Fabrika alev duman borulu buhar kazanı imalatı için gerekli makinalarla donatılmıştı. Çok sayıda kaynakçı vardı. İmalat hollerinde ağır aksam taşıyacak, 10-15 ton kapasiteli köprülü vinçler mevcuttu. Otelde toplantı bir hafta sürdü, Mısır iş ortamında hafta sonu günleri farklı olduğu için Mısırlı ev sahibimiz şirketin personeli cuma günü toplantıya gelmediler. Ben de o gün yakındaki Arkeoloji müzesini gezdim. Otelimiz Nil nehri kıyısındaydı, öğle arasında ve akşam üstü Nil nehri kenarında yürüdüm. Karşı kıyıda çok sayıda Uluslararası otel vardı. Son gece bunlardan birinde bize akşam yemeği verdiler. Biz toplantı bitince ayrıldık. Termik santral 2001 yılında bitirildi. O günden beri santral çalışıyor. Arkasından Mısır'daki ortaklık sonlandırıldı. Burdaki Amerikalı personel merkezde daha üst görevlere geldiler. Yerli ortak alev duman buhar kazanı imalat işine devam ediyor. Daha sonra ilk termik santralin yanında yeni 2x340 MWe kapasiteli bu defa doğalgaz yakacak yap-işlet- devret modeli ile yeni bir kombine çevrim termik santral yapımına karar verildi. Yeni santralin yapımını başka bir Amerikan şirketi üstlendi, başka bir Amerikan yatırımcı tesisi sahiplendi işletiyor. Mısır piramitlerini gördüm mü? Fabrikaya giderken yolda piramitleri çok uzaktan gördüm, yanlarına gitmek fırsatı olmadı, sadece otele yakın Arkeoloji müzesini gezdim. Oradan çok sayıda Antik Mısır medeniyeti konusunda kitap satın aldım. Hediyelik küçük heykeller, eski Mısır parşömenleri üstünde resimler vardı, ama gerek görmedim. Kahire'ye gelirken taşıma sırasında bavulumun kilidi bozulmuş. Otelde bavulumu açamadım. Bir hafta toplantılara aynı elbise ile katılmak zorunda kaldım. Neyseki toplantıda kullanacağım bilgi katalog transparant föyler yanımdaki büyük evrak çantasında idi. Son gün otelin alışveriş merkezinde bavul satan dükkandaki iş bilir satıcı bavulun kilidini açtı, ama bavulu kapatma imkanı yoktu. Dönüşte bavulu öylesine kapadım, kilitleyemedim sadece bantladım. Gümrüklerde kimse bavulumu açmak istemedi. Ankara Karanfil sokaktaki bavulcu kilidi onardı, ama bir daha o bavulu seyahatlerde kullanmadım. Son günlerde Mısır ve Türkiye arasında istihbarat, savunma dışişleri konularında başlayan inkişafi görüşmelerden dolayı çok memnunum. Umarım ticari ilişkilerimiz de başlar ve karşılıklı olarak gelişir. Bu coğrafyada tüm komşularımızla iyi ilişkiler içinde olmak çok önemlidir. Ankara 9 Mayıs 2021

Friday, May 07, 2021

Viyana 1996

Viyana Konsortium Toplantısı, 1996 Okurlarım beni bilirler, benim anılarım/ makalelerim, eski toplantı notlarıma/ günlüklerime dayanır. 25-30 yıl öncesi olayları net anlatabilmek insan hafızasının sınırlarını zorlar. Burda anlatacağım konsorsiyum toplantısı, Covid-19 sürecinde 3-hafta evde kapalı kalmak zorunda olan iki doz SinoVac aşısı olmuş 65+ yaşında yazarınızın, evinde çalışma odasında hazırladığı yine böyle bir olaylar zincirinin günlük yazıya dökülmüş halidir. Umarım size benzer toplantıların nasıl geçtiği konusunda bir fikir verir. Bu toplantı çok büyük pazar liderlerinin temsilcilerinin katıldığı üst düzey temsil edildikleri bir organizasyon idi. 1996 yılı başında bize Türkiye'de çok işler yapmış bir Avusturya firmasından Viyana'da yapılacak bir konsorsiyum için bir davet geldi. En büyük Amerikan ve Japon ST-GT üreticileri de toplantıya davet edilmişlerdi. Biz de bir büyük kombine çevrim termik santralinin atık ısı kazanı tedarikçisi ve saha montaj ortağı olacaktık. Herkesin projede payı belliydi. Önceden bizlere toplantı gizlilik anlaşmaları imzalatıldı. Bu makaleyi yazarken bu anlaşmayı imzalayan taraflar artık piyasada yoklar, çoğu artık termik santral işlerini bıraktı. Gizlilik anlaşmasının süresi 25 yıl idi. Bu süre bitti. Yine de etik olarak katılımcıların isimlerini vermeyeceğim, ama piyasanın tecrübeli okurları zaten hemen tahmin edebilecekler. Şirketimin yetkilisi olarak İstanbul aktarmalı THY uçağı ile Viyana havalimanına toplantıdan bir gün önce vardım. Otelime yerleştim. Ertesi gün Avusturyalı proje liderimiz firmanın genel merkezine gittim. Çok büyük bir salonda davetli herkes vardı. Amerika'dan Japonya'dan şirket temsilcileri gelmişlerdi. Önce tekrar gizlilik anlaşmaları imzalandı. Aynı sayfaya tüm katılımcı şirket temsilcileri imza attılar. Birer nüsha kendilerine alıkoydular. Tüm görüşmeler İngilizce dilinde gerçekleşti. Her temsilci üye kendi toplantı notunu tuttu. O sıralarda henüz PC'ler notebook'lar yaygın değildi, ben toplantı notlarını el yazımla tuttum. Sonra ofiste bilgisayar çıktısına aldım. Toplantı moderatörlüğünü Amerikan firması yaptı. Sonra bize proje ihale evrakları dağıtıldı. Türkiye'nin kamu enerji elektrik üretimi şirketinin ihale evraklarını bizler çok önceden zaten satın almış okumuş, incelemiştik. Bizim payımız belli idi. Biz Ortak girişim JV buhar kazanları üreticisi olarak projenin atık ısı kazanları tasarım tedarik üretim ve yerinde montaj işlerinden sorumlu idik. Bizim kapsamımız angarya emek yoğun saha işleri idi, kimse bizim kapsama karışmadı. Zaten projenin gerçekleşme süresinde harcanacak adam-saat işçilik önceden tahmin edilmiş, maliyet hesaplarına konmuştu, bizden sadece adam-saat fiyat isteniyordu, daha az veya çok adam-saat talebimiz olamazdı. Adam-saat fiyatımız o sıralar 5 ABD dolar fiyatından veriliyordu. Yerli ortağımız büyük müteahhitlik şirketi ise projenin saha montajını ve inşaat işlerini yapacaktı. Avusturya Amerikan ve Japon şirketleri genel tasarım, Gaz Türbini ve Buhar Türbini tedarik işlerini paylaşacaklardı. Toplantıda projeyi finanse edecek Türkiye'de ofisi bulunan çok büyük bir Amerikan ticari bankası da temsil ediliyordu. iki gün toplantı odasından çıkmadan uzun görüşmeler yaptık. Proje genel tasarımını Avusturya firması lider olarak üstlenmişti. Proje tasarımı ve proje yönetimi için gerekli olan mühendislik çalışmaları için fiyatın tartışmasız ciddi bir %10 kısmını kapmışlardı. Aslında piyasada serbest satılan saklı gizli olmayan makul fiyatlı bir Termik santral yazılım programını kullanıyorlardı. İlerki yıllarda biz de aynı yazılım programını satın aldık ve benzer işlerde proje liderliğini biz yapmaya başladık. Ekipman tedariki konusunda Amerikan ve Japon firmalar aralarında anlaştılar. Pazarın en iyi ekipmanları ellerindeki mevcut imalat sırasına göre teslim edecekler, saha montajı için süpervizör göndereceklerdi. Süpervizörlerin günlük fiyatı ulaşım barınma yemek masrafları dışında 1000 ABD doları idi. Verilen fiyatlar Lider Avusturya firması tarafından alındı, teklif bilahare hazırlanıp Türkiye'deki alıcı kamu kuruluşuna belli tarihten önce istenen sayıda teslim edilecekti. Şirket yetkilisi olarak tüm ihale evraklarını imzaladım. İkinci imza için yanında getirdiğim imza kaşesini kullandım. Bu herkes tarafından kabul edilebilir bir uygulama idi. İkinci günün sonunda işler bitti, toplantının gerilimini gidermek için, ev sahibimiz Avusturya'lı firma bizi minibüslerle Viyana dışında bir açık hava lokantasına götürdü. Viyana usulü haşlama av etleri salata meze ve soda ile seyreltilmiş beyaz şarap sundular. Beyaz şarap yarı yarıya soda tonik ile seyreltildiği için çok kolay içiliyordu. Amerikalılara hafif geldi, ama Japonlar kolay içilen bu içki ile çabuk keyiflendiler. Patronlarından "fazla içmeyin" uyarısı geldi. Ben her zaman olduğu gibi iş toplantılarında yaptığım usulü uyguladım, yarım kadehten fazlasını almadım. Ertesi gün herkes kendi ülkesine döndü. Teklif dosyası Avusturyalı lider firma tarafından oluşturuldu, istenen sayıda çoğaltıldı, bizim verdiğimiz şirket katalogları eklendi. Teslim edildi. Üç aylık değerlendirme süresi beklendi. Sonra idareden cevap geldi, ihale iptal edilmişti. Kapasite gereksiz büyüktü. Yeterli yakıt yoktu. Daha sonra benzer ama daha küçük kapasitede başka bir ihale Karadeniz kıyısındaki büyük demir çelik tesisleri tarafından yapıldı. Bu defa Amarikan Japon firmaları gelmediler. Avusturyalı lider firma onların ST-GT ekipman tedarik kapsamlarını da üstlendi. Daha önce konsortium toplantısı yapmış olduğumuz için bu defa daha çabuk hazırlandık. Herşey belli idi. Biz yine aynı kapsamda atık ısı buhar kazanı ve saha montajı işlerini üstlendik. Sonunda ihaleyi aldık, 2 yılda yaptık bitirdik teslim ettik. Bugün sorsanız Viyana'da ne yaptın diye? 25 yıl sonrasında söyleyecek çok şeyim yok, havalimanı, toplantı odası ve kır lokantasını hatırlıyorum. Detaylar günlük notlarımda var ama bunların bugün için bir anlamı yok. Viyana'yı çok sonra Haziran 2018 ElectrifyEurope konferansında gezebildim. Ankara 3 Mayıs 2021

Monday, March 15, 2021

Toronto 1991

Bir Büyük Endüstriyel Buhar Kazanı İhale Hikayesi 1992-1994 Karadeniz kıyısında yer alan bir büyük endüstriyel tesis, yeni bir buhar kazanı alımı için ihale açtı. Tesiste mevcut fuel oil yakan iki adet Amerikan, iki adet İtalyan buhar kazanı vardı. Yeni beşinci kazan proses sırasında açığa çıkan yüksek fırın gazlarını (blast furnace gas and coke oven gas) yakacaktı. O güne kadar birim Sm3 alt ısıl değeri 550 kcal olan yüksek fırın gazı bacada yakılarak atmosfere veriliyordu. Yeni buhar kazan (160 ton/saat, 45 kg/cm2, 445C) mümkün olduğunca çok oranda bu gazı yakacak ve boşa atılan gaz değerlendirilecekti. İlave yakıt olarak doğal gaz ve fueloil de yakacaktı. Mevcut Amerikan kazanları bizim yabancı ortağımıza aitti. Bu yüzden Amerikalı Yabancı ortağımız adına yeterlik belgemizi aldık. Diğer iki kazan İtalyan firmaya aitti ve istenen buhar kapasitesine hiçbir zaman çıkmadığı için boykot edilmişti. Kazanın tasarımı ve fiyatlaması için Amerikan ortağımızın Kanada Toronto çevresindeki mühendislik merkezine gittik. Aralık ayındaydık. Kaldığımız Holliday Inn otelinin çevresi nerdeyse bir metre kar altında idi. Arabası kapalı garajda olmayanlar arabalarını kullanamıyorlardı. Gündüz dış sıcaklık -20C idi. Bir hafta mühendislik ve teklif ofisinde yabancı ortağımızın mühendisleri ile çalıştık. Yüksek fırın gazı yakacak kazanın tasarımını yaptık, malzeme ekipman listelerini çıkardık. Benzer bir yapılmış kazanın genel görünüş resimlerini, tipik standart detay resimlerini aldık. Yabancı ortağımızın teklif mühendisleri bize tahmini kendi fiyatlarının montaj hariç 5.25 milyon ABD Dolar olacağını söylediler. Sonraki hafta onlar Noel ve yılbaşı tatiline girdiler. Biz yurda döndük. Kendi fiyatlamamızı yaptık. Kar koymadan 8 milyon ABD doları fiyat çıktı. Fiyatın %50'si dışardan alınacak malzeme oldu, çelik çekme dikişsiz boru, cebri taze hava üfleme fanı, baca gazı cebri emiş fanı, besi suyu pompaları, emniyet valfleri, seviye göstericiler, enstrumantasyon ve kontrol cihazları, hava ısıtıcısı, kurum üflemeler, en önemlisi çok yakıtlı yakıcı brülörler ve buhar domu. Sonra %20 civarında fabrikada çelik ve kazan boru duvarı imalatı vardı. %20 oranında yerinde montaj maliyeti çıkıyordu. Kalan kısım yabancı ortağımıza vereceğimiz lisans ve mühendislik parası tutuyordu. Fiyatı sekiz milyon olarak hazırladık ve işi alabilmek için kar olmadan gönderdik. Amerikalı ortak mühendislik ve lisans parası aldığı için ses çıkarmadı. Kar almanın biz çalışanlar için bir anlamı yoktu. Elinde iş olmayan referansı çok olmayan bir şirket için bu işi almak çok önemliydi. Yerli ortak bu işi karsız almamızın gereğine ikna oldu. İhalenin sonuçlanacağı fiyatların açılacağı gün İngiliz Genel müdür ile alıcı firmanın merkezinde toplantı odasındaki davete katıldık. İhale teklif dosyaları açıldı, ilk fiyat Avusturya'lılardan geldi, 23 milyon ABD Doları. Sonra Polonya firmasının fiyatı açıldı 16 milyon ABD Doları, Sonra Japon fiyat 12 milyon ABD Doları. Japonlar "iş bizde kaldı" diye sevinmeye başladılar. En son bizim fiyat açıklanacaktı. İhalenin açıklandığı büyük salonda bir sessizlik vardı. Bizim fiyatı o anda sadece biz biliyorduk. Sevincimizi gizlemeye çalıştık. Fiyatımız açıklandı ve iş bizde kaldı. Alıcı firma bu durumdan memnun oldu. Karşısında kendi dillerinde konuşabilecekleri, dertelerini şikayetlerini anlatabilecekleri bir tedarikçi firma vardı. Tasarım kendini ispatlamış, kendi tesislerinde referansı olan bir Amerikan firmasıydı. Alım yapılan ekipmanlar malzemeler yurtdışından kendilerinin onayı ile gelecekti. Tasarımı yaparken kapasite konusunda eksik kalmayalım diye daha büyük buhar kazanı seçmiştik. İşi aldık 3 yıl içinde tasarım imalat satınalma ve yerinde montaj dahil teslim ettik, geçici ve kati testleri yaptık. İş bitirme belgemizi aldık. Beklendiği gibi fazla kar yoktu. 1994 yılından beri buhar kazanımız yüksek fırın gazlarını azami oranda yakarak tesiste çalışıyor ve buhar veriyor. Benzer buhar kazanlarını yurt içi ve yurt dışı projelerde yaptık imal ettik, teslim ettik. Bedava yanan yüksek fırın gazı kullanımı sayesinde yatırım kendini altı ayda geri ödedi. Eğer bizim JV şirket bu ihaleye katılmamış olsaydı, alıcı firma bir sonraki en düşük fiyatı veren Japon firmasına %50 daha fazla ödeme yapacaktı. Bizim JV firma katılmamış olsaydı, Amerikan ortak noel yeni yıl tatili yüzünden ihaleye katılamayacak işi alamayacaktı. Bizim firma katılmamış olsaydı, yerli ortak büyük bir imalat ve yerinde montaj işi alamamış olacaktı. O işbilir tecrübeli insanlar mühendisler tasarımcılar süpervizörler şantiyeciler artık emekli oldular. Amerikan ortağımız bizim piyasadan çekildi. Bizim şirketimiz kapandı. Yerine yenisi gelmedi, bugün benzer bir buhar kazanı ihalesine girecek kazanacak yapabilecek yerli şirket ne yazıkki yok. Entellektüel birikim kapital yok oldu. Ne hüzünlü bir sona vardık. Bunları haketmek için ne kabahat ettik, ne yaptık? Bu kadar detaylı bu hikayeyi ben nasıl anlattım? Şirket olarak 1996 yılında Chicago American Power konferansında bu konuda bir bildiri yayınladık. Ayrıca benim kişisel notlarım 5.25" disklerde hala duruyor. Ankara 12 Mart 2021

Friday, February 26, 2021

BERLIN 1977

SOĞUKTAN GELEN CASUS, BERLİN 1977 1977 yılında Birleşmiş Milletler bursu ile Batı Berlin'de Carl Duisberg GMBH tarafından düzenlenen iki aylık uluslararası teknik eğitim programına katıldım. Ankara İstanbul, Münih arasını THY ile uçtum. Sonra on saat Munih hava limanında -Berlin PanAm uçağını bekledim. Gece yarısı Berlin Tegel havalimanına vardım. Tegel hava limanı çok yeni kapandı. 2020 yılında yeni yapılan Berlin Brandenburg Willy Brandt uluslararası havalimanı açıldı, diğer havalimanları kapandı.Yakındaki Schoenefeld hava limanı Brandenburg hava limanına eklendi. Programa dünyanın dört bir tarafından genç benim yaşlarda makina mühendisleri gelmişlerdi. Daha çok endüstri mühendisliği eğitimi görüyorduk. Teknik el kitaplarından derlenmiş çok sayıda ders notu verdiler. Berlin merkezinde kurum binasında kalıyor, aynı yerde üç öğün yemek yiyor, aynı yerde ders görüyorduk. Bizi Berlin'de gezdirdiler. Meşhur duvara götürdüler. Önümüzde duvar sonrasında mayınlı alan, dikenli teller, silahlı askerler vardı. Platformlara çıkıp ileriyi görmeye çalışıyorduk. Batı Almanlar karşıya geçemiyorlardı. Sıkı güvenlikli otoyol veya tren yolu ile Batı Almanya'dan gelebiliyorlardı. Bir de havayolu vardı ve sadece işgal ülkelerine ait uçaklar çalışabiliyordu. PanAm, AirFrance ve British Airways. Bizi misafir eden rehbere sordum, acaba duvarı geçmek Doğu Berlin'i ziyaret etmek mümkün müydü?. Doğu Almanya'yı tanıyan ülkelerin vatandaşları pasaportlarını gösterip günü birlik Doğu Almanya'ya geçebiliyorlardı. Ya "Check-point Charlie" kapısından yaya geçebiliyorduk, ya da S-bahn ile Doğu Berlin merkezindeki tek bir metro istasyonundan girebiliyorduk. Türkiye , Doğu Almanya'yı tanıyan ülkelerden biriydi. Türk işçileri aileleri ile İstanbul'dan nonstop bağlantısız Doğu Almanya veya AeroFlot Rus uçakları ile Schönefeld hava limanına varıyorlar, ordan trenle önce merkeze, sonra Batı Berlin'e geçiyorlardı. Benim yaptığım bağlantılı uzun uçuş parkura gerek yoktu. Bir pazar sabahı pasaportumu yanıma aldım. S-bahn trenine bindim. Tren duvar altından doğu Berlin'in bir tarafından giriyor, HauptBahnhof istasyonunda duruyor, sonra diğer taraftan çıkıyordu. İstasyonda indim, uzun bir pasaport kuyruğuna girdim, 50 DM parayı 50 Doğu Alman mark olarak bozdurdum. Kötü ve şüpheci bakışlı Doğu Alman pasaport memurlarının bakışları altında pasaport kontrolünden, elle üst baş aramadan geçtim. Dışarı çıktım. Bir anda kendimi Doğu Berlin şehri ortasında buldum. Acaba yürürken Doğu Alman gizli servisi Stasi ajanları beni arkamdan takip ediyorlar mıydı? Kendimi 1965 yapımı Richard Burton'un başrolde olduğu "Soğuktan Gelen Casus" filminde oynuyor gibi hissetttim. Doğu Berlin'e gelmişsiniz, nereye gidersiniz? Ben en çok merak ettiğim Bergama müzesine gezmek istedim. Yol sora sora Bergama müzesine vardım. Bergama tapınağı içerde tüm ihtişamı ile duruyordu. Ruslar Berlin'i alınca Bergama tapınağına dokunmamışlar. Hava bombardımanından biraz etkilenmiş ama ana yapı heykeller freskler duruyordu. Tren yolu yapılması karşılığında koca antik yapı yerinden sökülmüş, vagonlarla Bergama'dan Berlin'e taşınmış, bir büyük müze binası içine tekrar inşaa edilmiş. Bütün günüm müzede geçti, elimdeki 50 Alman markı ile müze hediyelik eşya dükkanından oğluma çocuk kitapları aldım. Hepsini harcadım. Akşam aynı s-bahn istasyonundan pasaport kontrolünden geçtim. S-bahn trene bindim, Batı Berlin'e geçtim. Batı Berlin'de kimse beni aramadı, pasaport kontrolü yapmadı. Pazartesi günü Alman rehberime Doğu Berlin'e pazar günü geçtiğimi, Bergama müzesini gezdiğimi, çok sayıda fotoğraf çektiğimi anlattım. Onun için benim yaptığım geziyi yapmak hayaldi. Berlin Duvarı aradan 12 yıl geçtikten sonra yıkıldı, mayınlı arazi temizlendi, yıkılan tarihi binalar yeniden yapıldı. Eski binalar tamir oldu, yenilendi. Bergama müzesinde büyütme çalışması hala sürüyor. Bergama tapınağını görme imkanı henüz yok. Mekan kapalı. 1-2 yıl içinde açılacağı söyleniyor ama restorasyon çalışmaları titizce ağır yürüyor. Aceleye gelmez. Zaten Covid-19 sürecinde turist gelişi azaldı, kimse dışarıya çıkmaz oldu, müze gezmeleri azaldı. Programın son haftası bir otobüse bindik, büyük Batı Alman şehirlerini gezdik. Sonra herkes kendi memleketine döndü. Şimdi Doğu Batı Almanya birleşti. Doğu Batı Berlin de birleşti. 1977 yılında eski bakımsız harap Doğu Berlin yenilendi gelişti, çok güzel oldu. Zaten tüm güzel eski binalar konser salonları opera binaları parlamento hepsi Doğu Berlin tarafında idi. Hepsi yenilendi. Önceleri emlak fiyatları düşüktü, yenilenmeler sonrası emlak değerlendi. Arkasından OrtaDoğu mültecileri geldi. Çok kültürlü bir ortam oluştu. Üniversite eğitimli, yabancı dil bilen, meslek sahibi genç insanlar akın ettiler, uzun süreli yerleştiler. Çoğu yerde olmayan bir değişik bir çok kültür ortamında yaşamayı sevdiler. 1977 yıllarında bol enerji tüketen, çok sayıda lüks otomobilin olduğu Batı Berlin'de bu zengin hayatın nasıl sürdürüldüğünü herkes merak eder. Batı Almanya'dan her gün çok sayıda tren vagonu ile kömür petrol benzin, yiyecek buraya taşınıyordu. Şehirde kömür yakan termik santraller vardı. Bugün bunlar artık kapanıyor. Eski Doğu Almanya da bulunan Rus yapımı nükleer santraller de kapanıyor. Yenilenebilir enerji yatırımlarına büyük talep var. Zaten bu devirde yeni termik santral yapmak, ofise yeni bir fax makinası almak gibi birşey. Bugün artık kimin fax makinasına ihtiyacı var? İphone ile jpeg fotoğraf çek, whatsapp ile gönder daha kolay. Batı Berlin ile Doğu Berlin'i bugün bile ayıran en büyük özellik, gece sokak aydınlatmasıdır. Batı Berlin sokakları beyaz LED tasarruflu az enerji harcayan lambalara sahiptir. Doğu Berlin sokaklarında eski sarı ışıklı sokak lambaları vardır. Bu lambalar hala kullanılıyor ve uzay fotoğraflarında bile belirgin olarak hala görülüyor. Küçük oğlum işini düzenini Berlin'de kurduğu için arada bir yanına gidip, 1-2 hafta orda kalma imkanım oldu. Gözlerim 1977 yıllarını arıyor ama artık yok. Berlin çok değişti. Ankara 21 Şubat 2021

Londra 2001

KONTRAT MÜZAKERESİ, LONDRA 2001 2001 yılında Batı Anadolu bölgesinde yeralan bir büyük fosil yakıtlı termik santrali işletme hakkı ihalesine girdik. En iyi fiyatı en uygun teklifi biz verdik, iş bizde kaldı, ancak ödeyeceğimiz lisans bedeli çok yüksek, tek başımıza ödememize imkan yok. Termik santral finansmanı ve işletmesini üstlenecek işbilir uzman bir yabancı ortak arayışına girdik. Amerikan Avrupa firmalarından ilgilenenler oldu. Şirketleri belirledik. Onlara ingilizce çok detaylı Fizibilite- yapılabilirlik ve due diligence (durum değerlendirmesi) raporları gönderdik. İlgilenen yabancı firmaların yetkilileri, onların işbilir uzman santral operatörleri İstanbul şirket merkezimize geldiler. Yüzyüze toplantılar yaptık. Bir Amerikalı gurup santrali yerinde işletme halinde görmek istedi. İstanbul Sarıyer sırtlarında bir helikopter alanından özel bir helikopter ile Bursa'ya uçtuk. Helikoperde iki pilotun dışında bizden üç kişi, Amerikan şirketinden beş kişi vardı. Bursa OSB içinde heliport isimli terminale 20 dakikada vardık. Bizi bekleyen otobüs ile bir saat yol gittik, termik santrale vardık. İşletmeyi yerinde gördük. Santral yerli kömürü çok güzel yakıyordu. Baca gazı kükürtsüzleştirme sistemi yeni devreye girmişti. Toz tutucular görevlerini yapıyorlardı. Santralde yemek yiyip, aynı akşam İstanbul'a geri döndük. Yabancı teknik uzmanlar memnun ertesi gün ülkelerine geri döndüler. Sonra bizi Londra merkezinde bir otelde finansman ve hukuki kontrat müzakeresine davet ettiler. İstanbul Londra THY business uçtuk. Havalimanından merkeze metro ile ulaştık. JW Marriott otele yerleştik. Kaldığımız yer Londra merkezinde Oxford street yakınlarında idi. Bir hafta aynı otelin on kişilik bir konferans salonunda avukatlar ile kontrat müzakeresi yaptık. Karşımızda bizimle bulundukları sürede, temsil ettikleri müşterilerinden saat başına 250 ingiliz pound ücret alan tecrübeli çok iyi eğitimli İngiliz avukatlar ve finansmancı danışmanlar vardı. İstanbul Londra business THY uçarken nasıl olmuşsa üşütmüşüm. Yaz gribi diye isimlendirilen bir gripal durum bende başladı. Burnum akıyor. Ateşim var. Toplantılarda başımı kaldıramıyorum. İlk gün Oxford Street üstünde reçetesiz ilaç satan Boot's markete gittim. Satıcıya durumu anlattım, aspirin- paracetamol benzeri sert ateş düşürücü ilaçlar aldım. Yemeklerden sonra birer tane alıyorum. Toplantıyı zor götürüyorum. Bu arada ilk gün akşamı işbirliği yapacağımız Amerikan şirketinin İngiliz çalışanları sanki bize özel kibarlık yapıyorlarmış gibi, sanki çok lazımmış gibi, sanki biz hiç Türk mutfağı bilmiyormuşuz gibi, bizi Londra'da Türk lokantasına götürdüler. "Çok iyi olduğunu" söylemeyi ihmal etmediler. Londra'da dört ayrı yerde şubesi olan bir Türk lokantasıydı. Önümüze gelen şiş- kebap yemek açıkca berbattı. Gelen kırmızı- beyaz içecek bizim piyasadaki en ucuz yüzüne bakmayacağımız cinstendi. Nedendir bilmem nereye gitsek oranın insanı bizi mutlaka çakma bir Türk lokantasına götürür. Bizim ülkenin harika Türk yemekleri yapan esnaf lokantaları yanında yediğiniz birşeye benzemez. Çoğu kez aç kalırsınız. Neyseki ertesi öğle yeni açılan Saigon isimli Vietnam lokantasına gittik. Orda büyük tabakta sebzeli tavuk haşlaması yedik, gerçekten harikaydı. İşim zor tüm toplantı notlarını yanımda getirdiğim laptop PC ile ingilizce ben tutuyorum. Toplantı sonrası tüm notları dağıtıyorum, sonra Türkçe'ye çevirip Istanbul'a email ile gönderiyorum. Sonra yatıp tüm gece uyuyorum. Haftasonuna Cuma sabahı ateşim düştü kendime geldim. Son toplantıyı yaptık, o akşam Türk lokantası teklifine itiraz edip otele yakın çok iyi bir İtalyan lokantasında hep beraber yemek yedik, ve cumartesi günü İstanbul'a döndük. Müzakerelerde İngiliz karşı taraf çok hazırlıksızdı, herşeyi toplantıda bizden öğrendiler, bizi dinliyorlar, sonra saatlerce İngilizce hukuki finansman terimleri cümleleri ile konuşuyorlardı. Sonunda anlaştık. Her iki tarafın karar vericilerinin imzalayacakları mukavelelerin taslaklarını oluşturduk. Bizim patronun ingilizce hakimiyeti iyi değildi, bu yüzden konuşulan herşeyi benim Türkçe'ye çevirmem gerekiyordu. İstanbul'a döndük ama projelerde bir belirsizlik başladı, arkasından yabancı ortağımızda bir güvensizlik, bir çekimserlik, bir boşlamışlık oldu. Yapılabilirliği irdelediler, kazancı, geri dönüşüm rakamları, yatırımın geri ödeme süresini az buldular, işi zamana bıraktılar. Atlatmaya başladılar. Sonra projeler ülke içinde sosyal ortamlarda değerlendirildi, kamu kaynaklarının özel mülkiyete geçmesi tartışıldı, siyasi politik kararlar etkili oldu. İşletme hakkı devri sözleşmeleri hepten iptal oldu. Özel şirketlerin bu konuda yaptıkları harcamalar kendilerine iade edildi. Yıllar geçti, bu yerli fosil yakan kamu santralleri tekrar özelleştirme kapsamına alındı. Herkes sanıyordu ki, özelleştirme sonrası termik santraller daha iyi işletilecek. Sanıyorduk ki, yatırımlar yapılacak, eksik çevre ekipmanları konacak. Bu konuda çalışmalar gecikmeye uğradı. Santralleri satın alan çoğu şirket santralleri sonuna kadar tam kapasite çalıştırmaya, çevre ekipmanı yatırımlarını geciktirmeye başladı. Bugün geldiğimiz noktada termik santraller artık kullanılabilir ekonomik ömürlerinin sonuna gelmiş durumdalar. Büyük ekipman buhar türbini yapımcıları artık termik santraller için üretim yapmıyorlar. Teklif taleplerine cevap vermiyorlar. Servis bile yapmıyorlar, yapamıyorlar. Covid-19 sürecinde çalışanları kapalı madenlere indirmeye, orda uzun süre çalıştırmaya imkan yok. Yerli kömür linyit bundan sonra herhalde bir süre yeraltında kalacak ve kullanım için başka imkanlar aranacak. Artık dünya piyasalarının gerçeğini kabul edelim. Yerli kömür- linyit yakacak termik santral yapımı için artık finansman yok. Gelişmiş ülkeler yavaş yavaş eskileri kapatıyor, yeni termik santral yapmıyor. Ekipman vermiyor, finansman vermiyor. Covid-19 sonrası yeni dünyada yenilenebilir enerji yatırımlarından başka daha çok enerji üretimi için çıkış çözüm yok. Ankara 23 Şubat 2021