Sunday, September 21, 2025

2025 mavi yolculuk

13–20 Eylül 2025 Kaş Mavi Yolculuk Gulet – Korunaklı Koy Doğu Rotası ⸻ Tekne ve Mürettebat • 24 m uzunluğunda, 7 m genişliğinde, 6 kamaralı Bodrum guleti, 380 hp Iveco dizel motor. • Mürettebat: Tecrübeli kaptan, Hatay mutfağı ustası aşçı, iki tayfa. • Yemekler: Kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri teknede; deniz mahsulleri, taze balık ve mezeler (içecekler ekstra). • Konfor: Güvertede yataklar ve cibinlikler, masa başında sohbet ve müzik. Zodyak bot ile kıyıya erişim. ⸻ 1. Gün – 13 Eylül (Cumartesi): Kaş – Tekneye Biniş ve Tanışma • 16:00: Kaş Marina’da biniş, kabinlere yerleşme. • 16:30–18:00: Hoş geldin içecekleri ve tanışma. İnönü Koyu’na hareket, yüzme molası. (İsmet İnönü, Hamidiye Gemisi ile burada bir gece konaklamıştır.) • 19:00: Akşam yemeği – levrek ızgara, karides, deniz mahsulleri ve mezeler. • Sohbet: Tanışma, mavi yolculuk deneyimleri, Kaş’ın doğu rotası üzerine sohbet, gece yüzme seansı. ⸻ 2. Gün – 14 Eylül: Çamlık Koyu • 08:00–09:00: Kahvaltı. • 09:00: Korsan Koyu’nda yüzme ve şnorkel (çok sayıda tekne bulunmaktadır). Ardından Kocakarı Koyu. • 13:00: Öğle yemeği. • 14:00: Kekova Batık Şehir gezisi, Korsan Koyu. • 19:00: Akşam yemeği – köfte, piyaz, mezeler. • Sohbet: Kaş koylarının saklı güzellikleri, şarkılar, türküler ve dans. Tarihçe Notu: Kekova Adası’ndaki küçük taş karakol, II. Dünya Savaşı sırasında İtalyan askerleri tarafından gözetleme ve deniz trafiğini kontrol amacıyla kullanılmıştır. Stratejik konumu sayesinde Kaş–Kekova hattı ve Meis Adası yönü gözlemlenebilmiştir. Bugün hâlâ ayakta olan kalıntılar, Akdeniz’deki savaş yıllarının sessiz tanıklarıdır. ⸻ 3. Gün – 15 Eylül: Kekova • 08:00–09:00: Kahvaltı. • 09:00: Çamlık Koyu’nda yüzme. • 13:00: Öğle yemeği teknede (taze fasulye, makarna). • 14:00–17:00: Çamlık Koyu’nda yüzme ve dinlenme. • 19:00: Akşam yemeği – Adana mutfağından özel tatlar. • Sohbet: Çocukluk anıları. ⸻ 4. Gün – 16 Eylül: Kaleköy (Simena) ve Üçağız • 08:00–09:00: Kahvaltı. • 09:00: Kaleköy rıhtımına çıkış, kale gezisi ve dondurma molası. • 13:00: Öğle yemeği teknede – mantı. • 14:00–17:00: Tersane Koyu’nda yüzme ve dinlenme. • 19:00: Akşam yemeği – çoban kavurma, pilav, salata, meyve. • Sohbet: Gerçek hayat hikâyeleri, kitap tanıtımı, şarkılar ve türküler. ⸻ 5. Gün – 17 Eylül: Üçağız • 08:00–09:00: Kahvaltı. • 09:00: Üçağız’a hareket, yüzme ve şnorkel. • 13:00: Öğle yemeği – hamburger. • 14:00–17:00: Gökkaya Koyu, serbest yüzme ve güvertede dinlenme. • 19:00: Akşam yemeği. • Sohbet: Katılımcı hikâyeleri. ⸻ 6. Gün – 18 Eylül: Karaloz Koyu • 08:00–09:00: Kahvaltı. • 09:00: Kekova Adası’na hareket. • 13:00: Öğle yemeği. • 14:00–17:00: Karaloz Koyu’nda yüzme ve kano gezileri. • 19:00: Akşam yemeği – kaptanın hazırladığı suşi. • Sohbet: Türk sanat müziği. Not: Dilek Hanım’ı iki kez arı soktu, kantaron yağı sürülerek müdahale edildi. ⸻ 7. Gün – 19 Eylül: Kaş Çevresi ve Veda • 08:00–09:00: Kahvaltı. • 09:00: Gökkaya Koyu’nda yüzme molası, dalgalı denizde yolculuk. • 13:00: Öğle yemeği – şinitzel. • 14:00–17:00: Güvertede dinlenme, deniz ve sohbet. • 19:00: Akşam yemeği – balık ve veda partisi. ⸻ 8. Gün – 20 Eylül: Kaş – Tekneden Çıkış • 09:30: Tekneye veda, Kaş Marina’da çıkış. ⸻ Öne Çıkan Güncellemeler ve Önlemler • Doğu rotasında Kekova, Kaleköy, Gökkaya ve Karaloz gibi korunaklı koylar önceliklidir. • Açık denizde sert rüzgâr olursa tekne daha kapalı koylara yönlenecektir. • Emre’nin dedesinin Kurtuluş Savaşı’nı anlatan romanı incelendi. • Mehmet her gün uzun yüzdü. Son gün yine uzun yüzmeye çıktı; ancak tekne yer değiştirdiği için zodyak bot ile denizden almak gerekti. • Zodyak bot ile kıyıya çıkışta güvenlik önlemleri uygulanacaktır. • Yemekler, 2024 deneyimlerinden seçilen Akdeniz mutfağı ve taze deniz ürünleriyle devam edecektir. • Güvertede gece yatışı ve dolunay izleme planlanmıştır; fırtına durumunda kabinler kullanılacaktır. • Şubat 2025 tarihinde kişi başı 25.000₺ ödendi (yaklaşık 500 €). ⸻

Thursday, September 11, 2025

Vermeer

Tutumlu Kadın ve Kışa Hazırlık: Enerji Tasarrufu Üzerine Düşünceler Mutfak duvarımızda asılı duran Johannes Vermeer’in (1632–1675, Delft) ünlü eseri “The Milkmaid” (Sütçü Kadın) bana her defasında farklı şeyler düşündürür. Hollandalı ressamın bu tablosunda güçlü kuvvetli bir kadın, sütü tek damlasını ziyan etmeden yavaşça kaba boşaltır. Tutumluluğun, emeğin ve sadeliğin simgesi gibidir. Vermeer’in daha çok bilinen “İnci Küpeli Kız” tablosunun aksine, bu resim günlük yaşamın gerçekçiliğini yansıtır. İşte bu nedenle bana daha anlamlı gelir. Şimdi Büyükada’ya kış geliyor. Kadıyoran yokuşundaki küçük yazlık evimizde doğal gaz yok, kombi yok. Kalın bir kazakla oturuyorum. İçimden “kışın daha az doğal gaz, daha az elektrik nasıl kullanılır?” diye düşünmeden edemiyorum. Avrupa’da savaş ve enerji krizi nedeniyle çoktan tasarruf önlemleri devreye girdi. Eyfel Kulesi artık gece yarısından sonra ışıklandırılmıyor, mağaza vitrinleri karanlık. Almanya kapatılmış nükleer santralleri yeniden açma çabasında, rüzgâr ve güneş yatırımlarını hızla artırıyor. Benim önerilerim ise daha mütevazı: evlerde ortak sıcak su haftada bir–iki gün verilebilir, ortam sıcaklığı 18°C ile sınırlandırılmalı, insanlar ev içinde terlik, yün çorap, kazak giymeli. 1971’de İngiltere’de kaldığımda, pansiyon odamda elektrikli sobayı çalıştırmak için bozuk para atardım. Gece ise kalın battaniye altında uyurdum. İngilizler, savaş döneminde kıtlık ve soğukla yaşamayı öğrenmişlerdi. Zaten tutumluluk, onların ulusal karakterinin bir parçasıydı. Bugün bile birçok İngiliz evinde yalnızca oturulan oda ısıtılır, diğer odalar kapalıdır. Kraliçe’nin sarayında bile bu böyledir. 1976’da Moskova’da ise durum farklıydı. Kalın taş duvarlı binalarda merkezi ısıtma vardı. İç mekânlar sıcaktı ama israf edilmezdi. Bu da farklı bir tutumlu yaşam biçimiydi. Bizde ise işler çoğu zaman tersine işliyor. Bahçe sulamalarından gece ışık gösterilerine kadar, her yerde enerji savurganlığı göze çarpıyor. İstanbul’daki yüksek binaların süslü gece aydınlatmaları adeta arabesk zevkin zirvesi. Beni en çok düşündüren konu şu: Ankara gibi güneşli şehirlerde neden hâlâ ısınma ve elektrik için dünyanın öbür ucundan, Sibirya’dan ya da Cezayir’den gaz getiriyoruz? Oysa Almanya, bizden çok daha kuzeyde olmasına rağmen çatılarına güneş panelleri yerleştirmekte son derece başarılı oldu. Bizde ise çaydanlık saatlerce ocakta kaynar; oysa ben kettle kullanıp termosla çayımı demlediğimde kimse beğenmez. Enerji krizinde riskler büyük. İran, her kış olduğu gibi iç talep nedeniyle gaz kesintisi yapacak. Bu 2–4 hafta sürebilir. Cezayir ve Nijerya’dan gelen LNG sevkiyatı güvenilir değil. Avrupa, yüksek fiyat ödeyerek kontratları bozup kendi ihtiyacına gaz yönlendirebilir. Bizim tek avantajımız Azerbaycan gazı, ama o da pahalı. Rus gazı ise tamamen Ukrayna savaşının gidişatına bağlı. Kışın doğal gaz kullanımını azaltmak artık kaçınılmaz. Zaten ekonomik koşullar da bizi buna zorlayacak. O halde bireyden devlete kadar herkesin tasarruf tedbirlerini benimsemesi gerekiyor. Bundan 40 yıl önce doğal gaz, Ankara’nın kirli havasını kurtarmıştı. Ancak bugün artık daha rasyonel bir enerji politikası şart. Güneşin, rüzgârın ve basit yaşam alışkanlıklarının bize neler kazandırabileceğini yeniden hatırlamamız lazım. Tıpkı Vermeer’in sütçü kadını gibi, tek damla ziyan etmeden… ⸻

Wednesday, September 10, 2025

Araba bakımı

Aracınıza İyi Bakın Büyükada, İstanbul’un kalabalığından uzak, sessizliği ve dinginliğiyle bilinir. Bir zamanlar atlı faytonların tıkırtısı duyulurdu; şimdi ise onların yerini elektrikli taksiler ve küçük otobüsler aldı. Bu değişim, adadaki yaşamı kolaylaştırdı, ulaşımı modernleştirdi. Ancak aynı zamanda bize çok önemli bir gerçeği de hatırlattı: Kullandığımız araçlara nasıl davrandığımız, yaşam kültürümüzün bir parçasıdır. Yıllar önce İstanbul’da, bir yerli–yabancı ortak girişim şirketinde çalışıyordum. Üst yönetimde genel müdür ve yardımcılarına, her üç yılda bir değiştirilen kiralık otomobiller verilirdi. Bu araçları ev–iş arasında, Ankara’ya seyahatlerde ve termik santral gezilerinde kullanıyorduk. Bir gün, o sıralar özelleştirme sürecinde olan Soma Termik Santrali’ne gitmem gerekiyordu. Santralin misafirhanesinde geceledim; ertesi sabah saha mühendisiyle birlikte benim kiralık otomobille Deniş kömür sahasına doğru yola çıktık. Toprak stabilize yolda son derece yavaş ve dikkatli sürüyordum. Amacım egzozun zarar görmemesi, aksın kırılmaması, arabanın yıpranmamasıydı. Saha mühendisi bu duruma hayret edip sordu: — “Araba sizin değil, kiralık. Neden daha hızlı gitmiyorsunuz?” Ona şöyle açıkladım: “Arabaya bir şey olursa, tamir ve bakım işleriyle uğraşmam gerekecek. Bu da bana zaman kaybettirir. Gideceğimiz yol yarım saatten fazla sürmez. On dakika erken varmamızın bizim için bir anlamı yok.” Açıklamam pek ikna edici olmamış olacak ki ertesi gün santralin bize verdiği Renault station araçla aynı yolu geçtik. Bu kez direksiyon başında saha mühendisi vardı. Tahmin edeceğiniz gibi çok hızlı sürdü; aracın amortisörleri zaten patlaktı, yol boyunca ciddi şekilde rahatsız oldum. Bir başka sefer Soma Eynez kömür sahasındaki şantiyeye gittim. Otoparkta 30’a yakın 4x4 SUV jeep vardı. Araçların çoğu sert ve dikkatsiz kullanımdan ötürü kısa sürede yıpranmıştı. Beni Edremit Havalimanı’ndan alıp sahayı gezdiren şoför de arabayı sanki kavga eder gibi kullanıyordu. Benzer manzarayı bugün Büyükada’da da görüyoruz. Elektrikli araçlar aslında çevre dostu ve ada yaşamına uygun bir çözüm getirdi. Fakat zamanla erkek şoförlerin çoğu bu araçları dikkatsiz, hızlı ve sert kullanmaya başladılar. Dik yokuşlara giriyor, marifet gösterir gibi sert sürüyor, araçları hızla yıpratıyorlardı. Kadın şoförler ise genel olarak daha dikkatli ve daha güvenli sürüş sergilediler. Buna rağmen yakın zamanda iki kaza yaşandı. Birinde, Çarkıfelek Caddesi’nde elektrikli taksinin aksı kırıldı, araç devrildi; kadın şoförün kaburgaları kırıldı. Kadıyoran’daki evime çıkan Tepeköy parkurunda erkek şoförlerin aynı dikkatsizliği sürdürdüğünü biliyorum. Bu kazalar bir anlık hatadan değil, uzun süreli kötü kullanımın birikmiş sonucundan kaynaklanıyor. Elektrikli araçlar bazı dik yollara girmemeli. Yüksek Hızlı Tren ile Ankara’dan İstanbul’a geldiğimde Bostancı’da inip taksi durağına giderim. Eğer taksinin sahibi şoför ise araç genellikle rahattır; amortisörler sağlam, klima çalışır, yol makul hızla alınır. Ama eğer gündelikçi bir şoföre denk gelirsem, aracın içi dışı kirli, her tarafından ses gelir, amortisörler patlaktır, klima çalışmaz. Çünkü gündelikçi şoför aracın bakımını üstlenmez; kazancının düşüklüğünü araca bakmayarak telafi eder. Şehirlerarası otobüs şoförlerinin profesyonel sürüşlerine her zaman hayranım. Arabalarını çok dikkatli ve güvenli kullanıyorlar. Buna karşın şehir içinde marketlere mal taşıyan şirket araçlarının sürücüleri çoğu zaman dikkatsizdir. Kendi arabamızı elden geldiğince özenle kullanmak gerekir. Hız kesme kasislerinde mutlaka yavaşlamalı, rögar kapaklarına ve çukurlara dikkat etmeliyiz. Arkadan selektör yakarak yol isteyenlere hemen yol verin. Makas atanlara bulaşmayın, ani manevra yapmayın; geçip gitsinler. Özellikle 34 plakalı kiralık araçlardan uzak durun. Ambulans geliyorsa en sağa yanaşın, asla arkasına takılmayın. Almanya’da sürücülerin araçlara gösterdiği dikkate de hayranım. Kendi arabaları olsun ya da olmasın, herkes özenli sürüş sergiler. Fabrikalarda da benzer bir disiplin vardır: Tezgâh vardiya sonunda tertemiz bırakılır. Makineler ne kadar dikkatli kullanılırsa o kadar uzun ömürlü olur ve iyi randıman verir. Sonuçta mesele yalnızca araba kullanmak değildir. Özel mülkiyete ve ortak değerlere gösterilen özen, toplumun gelişmişlik seviyesinin de bir göstergesidir. Kendi aracımız olsun ya da olmasın, sorumluluk bilinciyle hareket etmek hem bize hem çevremize güvenlik ve konfor sağlar. Büyükada örneği bize şunu net biçimde hatırlatıyor: Araçlara iyi bakmak sadece bireysel bir tercih değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Dikkatsiz kullanım, en huzurlu sokaklarda bile kazalara ve kayıplara yol açabilir. Faytonlardan elektrikli araçlara geçiş modernleşmenin bir simgesi oldu. Ama asıl ilerleme, araçlara gösterdiğimiz özen ve sorumluluk bilincinde yatıyor. Büyükada sokaklarının sessiz, güvenli ve huzurlu kalması da işte buna bağlıdır. ⸻

Monday, September 08, 2025

2024 Mavi Yolculuk

Kekova Mavi Yolculuk Notları (14–21 Eylül 2024) Doğu rotası 14 Eylül 2024, Cumartesi – Ankara → Üçağız Bir gün önce Sabah Ankara’dan yola çıktık. Geceyi Burdur Yalçındağ Otel’de geçirdik. Burdur Arkeoloji Müzesi’ni gezip Sagalassos’tan çıkarılmış muhteşem heykelleri gördük. Kahvaltı sonrası Antalya yönüne devam ettik. Kemer ve Demre üzerinden, Üçağız’a 50 km kala oldukça virajlı ve zorlu bir yoldan ilerledik. Kekova Üçağız köyüne ulaştık. 16.00’ya kadar kıyıdaki kır kahvesinde oturduk. Arabayı belediyenin otoparkına bıraktım (günlük 50₺). Saat 16.00’da on bir arkadaş tekneye bindik. Bizi kaptanımız, aşçımız (Hataylı Usta) ve iki tayfa karşıladı. Bodrum guleti tipindeki teknemiz 25 metre uzunluğunda, 7 metre genişliğinde, 6 kamaralı, iki direkli ve üstü güneşlik tenteli idi. Üzerinde 6 adet güneş paneli vardı. Tekne 2000 yılında 500bin €’ya alınmış, 2018’de yeni 380 hp Iveco motor takılmıştı. Yakıt tüketimi saatte 25 litreydi. Ayrıca yedek bir jeneratör bulunuyordu. Arkada 12 kişilik yemek masası, önde geniş bir güverte vardı. İlk durağımız sessiz ve sakin Gürkaya Koyu oldu. Denize girdik, yüzdük. Akşam salata, şakşuka, karides, barbunya pilaki ve levrek ızgara ile mükemmel bir sofra kuruldu. Çay ve meyveyle geceyi noktaladık. Sohbet ve hikâyeler eşliğinde geç saatlere kadar güvertede oturduk. Yatarken cibinlikli güverte yataklarını kullandık. ⸻ 15 Eylül 2024, Pazar – Buzağılık Koyu Sabah güzel bir kahvaltı yaptık. Açık denizde fırtına vardı. Koy değiştirerek sakin ve boş Buzağılık Koyu’na demirledik. Su beklenenden soğuktu. Geçen yıl Bodrum Gökova Körfezi turuna kişi başı 400€ ödemiştik. Bu yıl Kekova turu (yemek dahil, içki hariç) 500€. Fırtına nedeniyle kuytu koyda kaldık. Akşam yemeği sonrası sohbet, kahkahalar ve müzikle vakit geçirdik. ⸻ 16 Eylül 2024, Pazartesi – Gökkaya Koyu Sabah erken yola çıkıp Demre Çayağzı Limanı’na yöneldik. Dalga nedeniyle giremeden geri döndük. Gökkaya Koyu’na demir attık. Burası çok kalabalıktı (yaklaşık 40 tekne). Rüzgâr 25 knot civarındaydı. Öğle yemeğinde taze fasulye, bulgur pilavı, yoğurt ve salata vardı. Ardından kaptana tur ücretinin kalan kısmını toplu ödedik. Akşam ızgara köfte, sebze yemekleri ve meyve ikram edildi. Sonrasında spotify ile müzik açıp dans ettik, fıkralar paylaştık, terapi gibi bir akşam oldu. Dolunay altında güvertede uyuduk. ⸻ 17 Eylül 2024, Salı – Şafak Koyu Sabah 08.00’de demir alıp Demre Çayağzı’na yöneldik. İki arkadaş sağlık sorunları nedeniyle botla kıyıya çıktı, tedavi oldular. Bölgede çokça görülen “deniz biti” (küçük denizanası larvaları) kaşıntı yapıyordu. Demre kıyısındaki müzelerde Lidya eserleri ve Noel Baba’ya adanmış alan bulunuyor. Açık denizde dalgalar arasında ilerleyip Şafak Koyu’na demirledik. Akdeniz foklarını gördük. Rüzgâr 25 knot’a çıktı, tekrar yer değiştirip kuytu bir koya sığındık. Öğle yemeğinde tavuk şinitzel, patates kızartması, salata; akşamda ızgara çupra, dondurma ve meyve vardı. Sohbet, müzik ve dansla geceyi geçirdik. Dolunay ışığında bazı arkadaşlar gece denize girdi. ⸻ 18 Eylül 2024, Çarşamba – Üçağız → Hamidiye Koyu Kekova Adası kıyısında keçi çanlarının sesiyle uyandık. Üçağız iskelesinde su ve erzak aldık, teknemiz temizlendi. Kasaba oldukça hareketliydi; pansiyon fiyatları 3000₺, günübirlik turlar 1000₺ idi. Ardından Kaleköy açığına, sonra Hamidiye Koyu’na geçtik. Kimimiz Kaleköy’e botla gezmeye gitti, kimimiz kitap okudu. Akşam keyifli bir sofra kuruldu, şarkılar söylendi, dans edildi. ⸻ 19 Eylül 2024, Perşembe – İtalyan Karakolu & Batık Şehir Sabah ezan sesi, balıkçı motorlarının gürültüsü ve horoz sesleriyle uyandık. 1912’de Meis’i işgal eden İtalyanlar, Kekova Adası’na da çıkarak bir askeri karakol kurmuşlardı. 1932’de Türkiye’ye bırakılan adada bugün harabe halde bu karakol hâlâ görülebiliyor. Günün devamında Batık Şehir’i dolaştık (burda y üzmek yasak). Ardından Salyangoz Koyu’na geçtik. Telefon ve internet çekmeyen bu korunaklı koyda denize girdik, geceyi burada geçirdik. ⸻ 20 Eylül 2024, Cuma – Çamlık Koyu Kahvaltı sonrası Salyangoz Koyu’ndan ayrılıp Çamlık Koyu’na geçtik. Öğle yemeğinde sushi, deniz ürünlü makarna ve salata vardı. Su oldukça soğuktu. Akşamüstü kaptanın hanımının gönderdiği kek ikram edildi. Botla balık avına çıkanlar ufak bir palamut yakaladı. Mürettebata ek ödeme yaptık. Müzik, şarkılar ve fotoğraflarla son akşamımızı geçirdik. ⸻ 21 Eylül 2024, Cumartesi – 08:00 Veda Kahvaltı sonrası vedalaştık. Bir hafta boyunca Kekova kıyılarında bir aile gibi yaşadık. Issız koylarda demirledik, dolunay ışığında uyuduk, şarkılar söyledik, dans ettik. Bu unutulmaz yolculuk için kaptanımıza, Hataylı aşçı ustamıza ve tayfalarımıza teşekkür ediyoruz. 14–21 Eylül 2024 tarihleri arasında Kekova sahillerinde gerçekleştirdiğimiz bu mavi yolculuk, eşsiz koylarda geçen, dolunayla taçlanan, dostlukların pekiştiği unutulmaz bir deneyim oldu. ⸻

2023 Mavi Yolculuk

2023 Mavi Yolculuk Anıları: Gökova Körfezi’nde Bir Hafta Mavi yolculuk, Ege ve Akdeniz kıyılarında deniz, güneş ve dostluğun iç içe geçtiği eşsiz bir deneyim olmuştu. Yıllar boyunca birçok kişi bu yolculuğa çıkmış, kimi kısa süreli tatillerde, kimi de uzun bir hafta boyunca koy koy dolaşmıştı. Burada 2023 yılında yaptığımız bir mavi yolculuğun detaylarını aktarmak istiyorum. Yolculuk 25 metre boyunda bir gulet tekne ile yapılmıştı. Gulet, ahşap gövdesi, geniş güvertesi ve ikişer kişilik altı adet konforlu kamaralarıyla geleneksel Bodrum yapımıydı. Mürettebat dört kişiden oluşuyordu: kaptan, aşçı ve iki yardımcı. Haftalık kira bedeli, 2023 yılı itibarıyla 12.000 Euro civarındaydı. Fiyata yiyecek, içecek ve liman ücretleri dahil değildi; bu masraflar ayrıca yolcular arasında paylaşılmıştı. Tekne kuralları ilk gün kaptan tarafından açıklanmıştı. Tatlı suyun sınırlı olduğu unutulmamalıydı, duşlar kısa tutulmalıydı. Tuvalete kesinlikle kâğıt atılmamalıydı. Elektrik sadece güneş panelleri ve jeneratör ile sağlanıyordu, gereksiz kullanım yasaktı. Plastik şişeler sıkıştırılarak toplanmalı, denize hiçbir çöp atılmamalıydı. Gece sessizlik korunmalı, güvertede yüksek sesli müzik açılmamalıydı. Liman girişlerinde kaptanın talimatlarına uyulmalıydı. Bu basit ama önemli kurallar, yolculuğun hem güvenli hem de çevre dostu geçmesini sağlamıştı. Kargıcak İskelesi’nden hareket edilmiş, akşamüstü Gökova Körfezi’nin sularına açılmıştı. Günbatımında demir atıldığında gökyüzü turuncudan mora dönerken, teknede dostane bir sessizlik hâkim olmuştu. İlk akşam yemeğinde ızgara çipura, zeytinyağlı enginar ve soğuk beyaz şarap ikram edilmişti. Geceleri güvertede masa etrafında yapılan sohbetler unutulmazdı. Kimi zaman bir şarkı mırıldanılır, kimi zaman yıldızların altında sessizlik tercih edilirdi. Radyodan hafif Türk sanat müziği çalınır, sohbetler tatlı tatlı uzardı. Sabahları kahve kokusuyla uyanılır, kahvaltılarda peynir, zeytin, bal, reçel ve sıcak kızartılmış ekmek ikram edilirdi. Ardından tekne yeni bir koya doğru yol alırdı. Alinda Koyu’na vardığımızda, karadan erişilemeyen eşsiz bir doğa ile karşılaşmıştık. English Bay’de berrak sularda yüzülmüş, ardından Cumhurbaşkanlığı Yazlık Sarayı denizden izlenmişti. Çökertme Köyü’ne vardığımızda, orman yangınlarının bıraktığı izler hâlâ tazeydi. Tepelerde siyahlaşmış ağaç gövdeleri, doğanın kırılganlığını bize hatırlatmıştı. Yine de sahil köyü huzurlu ve dingindi. Bir başka gün Adalı Koyu’nda mola verilmişti. Yanımızdaki koyda demirleyen 20 metrelik katamaranın fiyatının 1 milyon Euro civarında olduğu konuşulmuştu. Tekne sahipleri yalnızca iki hafta tatil için denize açılıyor, ardından tekneyi marinaya bırakıp Ankara’ya dönüyorlardı. Bir başka gulette ise 12 Rus turist vardı, eğlenceli kahkahaları gece boyunca yankılanmıştı. Teknede yaşam belli bir düzene oturmuştu. Kahvaltı 08.00’de, öğle yemeği 13.00’te, akşam yemeği ise 19.00’da sunuluyordu. Menü genellikle balık, deniz ürünleri, sebze yemekleri ve salatalardan oluşuyordu. Rakı, şarap ve bira bolca tüketiliyordu. Tatlılarda ise helva, kavun. karpuz ve dondurma tercih ediliyordu. Gündüzleri denize giriliyor, maske ve şnorkelle koyların zengin sualtı dünyası keşfediliyordu. Akşamüstleri kitap okunuyor, kimi zaman da küçük bir grup halinde kart oyunları oynanıyordu. Yolculuğun son gününde Orak Adası’na gidilmişti. Burası adeta bir akvaryum gibi berrak sularıyla ünlüydü. Burada yüzmek, mavi yolculuğun zirve anlarından biri olmuştu. 7 Ekim sabahı Kargıcak İskelesi’ne dönülmüş, kahvaltının ardından saat 08.00’de tekne terk edilmişti. O an, herkesin yüzünde tatlı bir yorgunluk ve huzur vardı. Bir şişe İskoç viskisi açılmış, son gece dost sohbetleriyle noktalanmıştı. Mavi yolculuk yalnızca bir tatil değil, aynı zamanda bir hayat dersiydi. Su ve enerji tasarrufu, çevreye duyarlılık, paylaşım ve sabır yolculuğun temel öğretileri olmuştu. Denizin ortasında lüks, gösteriş ya da şehir hayatının telaşı hiçbir anlam ifade etmiyordu. Önemli olan dostluk, doğa ve dinginlikti. Bir hafta boyunca insan hem bedenen hem ruhen arınmış, doğayla dost olmuş, kendine dönmüştü. Bir guletin güvertesinde geçen bir hafta, hayat boyu unutulmayacak anılar bırakmıştı. Mavi yolculuk, hem doğanın hem de insan ilişkilerinin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha göstermişti. Fiyatlar, tekne ebatları, yiyecekler ve kurallar bir yana; bu deneyimin özünde huzur ve dostluk vardı. Gökova Körfezi’nde geçen o günler, hayatın yoğun temposuna kısa bir mola, belki de bir nefes olmuştu. Herkes biliyordu ki, bir kez mavi yolculuğa çıkan, mutlaka yeniden dönmek isterdi. ⸻