Saturday, September 12, 2026

Kız kardeşim

KIZ KARDEŞİM Ben 10 yaşındayken, küçük bir kasabada yaşayan dört kişilik bir aileydik: Annem, babam ve iki erkek kardeşim. Babaannem de bizimle birlikte yaşıyordu. Annem, o yıllarda kasabanın tek lisesinde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniydi. Babam ise kırsal bölgelerdeki arazi anlaşmazlıklarını çözen bir kadastro hâkimiydi. Annemin ev işleri oldukça fazlaydı. Bir gün, günlük işlerinde kendisine yardımcı olacak küçük bir kız çocuğuna ihtiyaç duyduğunu söyledi. Babam da personelinden, mümkünse bizimle birlikte kalabilecek uygun bir kız çocuğu bulmalarını istedi. Kırsal yöneticilerden, çocuğunun bakımını üstlenmekte zorlanan yoksul ve annesiz bir aileden gönüllü bir kız çocuğu önermeleri istendi. Bir süre sonra, karısı başka bir adamla kaçmış olan yoksul bir babanın sekiz yaşındaki kızını ailemize vermeye gönüllü olduğu haberi geldi. Bir sabah erkenden küçük kız evimize getirildi. Üzerinde eski ve kirli bir elbise vardı. Saçları uzun, bakımsız ve kirliydi. Üzerinde ağır bir koku vardı. Yanında hiçbir kişisel eşyası bulunmuyordu. Yabancı bir evde, öz ailesinin korumasından uzakta kalmaktan korkuyordu. Babaannem onun sorumluluğunu üstlendi. Onu banyoya götürdü, yıkadı, saçlarını kısalttı ve gün içinde birkaç kez daha temizledi. Ardından annem ona yeni elbiseler dikti. Artık temiz kıyafetleri vardı. Bizimle aynı masaya oturuyor, aynı yemeği yiyor ve rahat bir yatakta uyuyordu. Kendisine ağır ev işleri yaptırmıyorduk. Bizim için o, yalnızca ev işlerinde yardımcı olan küçük bir kız değildi. Biz iki küçük erkek çocuk için kısa zamanda kız kardeşimiz olmuştu. Birlikte üç yıl geçirdik. İlk zamanlarda fazla konuşmuyordu. Özellikle köy şivesini belli etmemek için kısa cevaplarla yetiniyordu. Yaklaşık üç ay içinde şivesi düzeldi ve bizim gibi konuşmaya başladı. Boş zamanlarında sürekli kitap okuyordu. Bizim kitaplarımızı onunla paylaşıyorduk. Küçük erkek kardeşim ilkokula başladığında, birlikte kitap okuyarak ve ders çalışarak okuma yazmayı ve matematiği öğrendi. Eve telefon da yeni bağlanmıştı. Telefon çaldığında bazen kendisini, “Ben evin kızıyım” diyerek tanıtıyordu. Bu cümle benim için bugün bile çok anlamlıdır. Çünkü o artık kendisini dışarıdan gelmiş, ev işlerine yardımcı olan küçük bir kız olarak görmüyordu. Kendisini gerçekten bizim evin kızı, bizim ailemizin bir parçası olarak hissediyordu. Üç yıl boyunca bizimle birlikte büyüdü. Bu süre içinde annem onun geleceğini de düşünüyordu. Ev yönetimi, terzilik ve yemek pişirme gibi beceriler kazanması için kızlara yönelik bir okula göndermeyi planlıyordu. Daha sonra isterse öğretmenlik veya sağlık hizmetleri eğitimi veren bir okula devam edebileceğini düşünüyordu. Ancak üç yılın sonunda ailemiz için önemli bir değişiklik gündeme geldi. Ebeveynlerim, çocukların daha iyi okullarda okuyabilmeleri için başkente, Ankara’ya taşınmaya karar verdiler. Fakat kız kardeşimizin geleceği konusunda artık başka bir sorun ortaya çıkmıştı. Bir gün aniden ortadan kayboldu. Üç gün boyunca kendisinden haber alamadık. Durumu kasaba polisine bildirdik. Sonunda onu kasabanın dışındaki bir gecekonduda, öz babası ve köyden gelen bazı akrabalarıyla birlikte buldular. Babası, üç yılın ardından kızını çok özlediğini söyledi. Bu olay ailemiz için büyük bir şok oldu. Ebeveynlerim, kızın yeniden kaçmasını engelleyememekten ve durumun daha da kötüleşmesinden endişe ettiler. Onun sorumluluğunu daha fazla taşıyamayacaklarına karar verdiler. Onu tekrar köyüne göndermeye karar verdiklerinde, kız kardeşimizin gözleri korkuyla büyüdü. Hiçbir şey söyleyemedi. O an ne hissettiğini bugün bile tam olarak bilemiyorum. Ancak gözlerindeki korkuyu ve çaresizliği hâlâ hatırlıyorum. Bir gün valizi hazırlandı. İçine kişisel elbiseleri ve okuyabilmesi için kendisine verilen kitaplar konuldu. Böylece üç yıl boyunca birlikte yaşadığımız, kitaplarımızı ve soframızı paylaştığımız, telefonlara “Ben evin kızıyım” diye cevap veren küçük kız yeniden öz ailesine gönderildi. Biz iki erkek çocuk onu hiçbir zaman bir hizmetçi olarak görmemiştik. O bizim kız kardeşimizdi. Her şeyimizi onunla paylaşmıştık. Sonra bir gün evimizden ayrıldı ve biz iki küçük çocuğu kız kardeşsiz bıraktı. O günden sonra kendisinden bir daha hiç haber alamadık. Bir süre sonra yeni bir erkek kardeşimiz oldu. Ailemiz Ankara’ya taşındı. Evimiz, çevremiz, okullarımız, arkadaşlarımız ve yaşam biçimimiz değişti. Çocukluk hayatımız yeni bir döneme girdi. Zaman geçtikçe onun yokluğunu kabullendik. Çocukluk anılarının arasında o da zamanla uzaklaştı. Fakat tamamen unutulmadı. Yıllar sonra düşündüğümde, onun hayatının nasıl devam ettiğini merak ediyorum. Büyük ihtimalle çok küçük yaşta evlendirilmiş olabilir. Üç yıl boyunca bizim evimizde okuyup yazmayı öğrenmiş, kitaplarla tanışmış, şehir hayatını görmüş, temiz ve düzenli bir ortamda büyümüş bir genç kız olmuştu. Artık okuma yazma bilmeyen küçük bir köy kızı değildi. Belki babası, onun evliliği karşılığında karşı taraftan yüklü bir başlık parası veya tarım arazisi aldı. Bunların hiçbirini bilmiyorum. Bildiklerim yalnızca çocukluğumdan kalan birkaç fotoğraf ve hafızamdaki küçük ayrıntılar. Mütevazı doğum günü kutlamalarımdan birinde çekilmiş iki grup fotoğrafımız var. Fotoğraflardan birinde, yerel mülki idarecinin kızının yanında duran sevimli, zeki ve güzel küçük bir kız görülüyor. O küçük kız benim kız kardeşim. Yıllar geçti. Belki evlendi. Belki çocukları, hatta torunları oldu. Belki kendi ailesinde sevgi dolu bir hayat sürdü. Bunu hiçbir zaman öğrenemedim. Ama bugün, aradan bunca yıl geçtikten sonra bile, onun iyi ve mutlu bir hayat yaşamış olmasını diliyorum. Çocukluk yıllarımda kısa bir süre bizimle yaşayan o küçük kız, hayatımın unutulmaz insanlarından biri olarak hafızamda kaldı. O zamanlar bunun farkında değildim. Ama şimdi geriye dönüp baktığımda, onun evimizden ayrılışını bir çocuğun kız kardeşini kaybetmesi gibi hatırlıyorum. Belki de bu yüzden, aradan geçen onca yıla rağmen, çocukluk dönemimde kaybettiğim o küçük kız kardeşimin hüznünü hâlâ içimde taşıyorum.

No comments: