Thursday, April 28, 2016

ICCI Enerji Konferansı, Expo Center Istanbul,



Yerli Kömüre Hangi Teknoloji.


27-28-29 Nisan2016 günleri Istanbul Expo merkezinde ICCI enerji konferansına katıldım. Yerli enerji piyasasında nedendir bilemem pek iyimserlik yoktu, yatırımcılar, "piyasa belirsiz, önümüzü net göremiyoruz", diyorlardı. Bu belirsiz diye nitelendirilen ortamda fırsat arayan Çin firmaları çok sayıda stand kiralayarak gelmişlerdi. Çoğunun İngilizce'ye dilleri dönmüyordu. Ama iş bağlamak, müşteri yakalamak, mal satmak için yırtınıyorlardı.


Ortada az sayıda yerli üretici firma vardı. Yerli müteahhitler kendilerini yurtdışına atmışlar. Çünkü hakkaniyeti eşit rekabet ortamı yok. Ayrıcalıklı olanlara zaten işler gidiyor. Olmuyorsa, ihaleler siparişler iptal ediliyor. Neden kendilerini zorlasınlar? Ama olmuyor.


Hukuk altyapısının güçlenmesi lazım. Altüst olan ekonomik yapının yenilenmesi lazım. Yoksa kilitlenip kalacağız. Bu durumları aşmış çevre ülkeleri bizi geçecekler. Enerjide, savunmada bu işler basit değil. Bu işler basit yapsatçı inşaat pazarlamasıyla, basit komisyoncu- aracı düzeniyle yürümez. En yüksek katma değer payını ortaya koymak, ciddi mühendislik yapmak gerekir.


Icci Enerji Fuarının açılışında gözlerimiz devlet erkanını, siyasileri aradı, yoktular. Mecliste "Elektrik Piyasası Ve Bazı Kanunlarda Değişikliğe Dair Teklifin" görüşmeleri vardı. Her yere, her aktiviteye yetişenler nedense gelmediler. Açılış konferans düzenleyicileri ve paydaşları tarafından yapıldı. "Enerjide arz fazlamız var, nasıl olsa bir süre bize yeter", mesajı mı verildi? Verilen mesajlar karışık, yorumlar çok değişik. Her yıl katılan devlet erkanı bu yıl neden yoktu, sadece Meclis görüşmelerine katılım ile açıklamak, yorumlamak zor.


Konferansta katılımcılar, Tufanbeyli termik santrali açılışında verilen net mesajlara odaklanmıştı. "İthal kömür daha az kullanalım, doğalgaz yakan termik santralleri daha az devreye sokalım. Yerli ve yenilebilir kaynaklara yönelelim." Bu mesajlar çok güzel. Ama daha detaylı yönlendirmelere ihtiyacımız var. Yerli kömür için hangi teknoloji kullanalım? Şu anda yürüyen kömür yakan termik santral yatırım politikalarında, tasarım seçimlerinde büyük yanlışlıklar var. Onların hızla düzeltilmesi lazım.


Kömür yakan bir termik santral kazanı işletmeye önce sıvı yakıt ile başlar, buhar kazanı yavaş yavaş yanma odasına kömür almaya başlar. Belirli bir süre içinde sıvı yakıt yavaş yavaş azaltılır, tümüyle katı yakıt kömür besleme başlar ve öyle devam eder. Başta kullanılan ilave yakıt (supplementary fuel) -sıvı yakıt- fueloil sadece ilk ateşleme için kullanılır. Kömür yakan buhar kazanının uzun dönemde sadece kömür yakarak çalışmaya devam etmesi gerekir- beklenir.


Bizde öyle olmuyor, özellikle yeni Dönüşümlü Akışkan Yatak (Circulating Fluid Bed, CFB) kazanlar ilave yakıt kulanmak suretiyle işletmeye devam ediyorlar, hiç durmadan sıvı yakıt kullanıyorlar. Halbuki sistem sadece katı yakıt- kömür kullanmak üzere tasarlanmalıydı. Demek tasarımlar yanlış. Yabancıların, olsa olsa metoduyla gerçeklerle bağdaşmayan, uyuşmayan, kervan yolda düzülür, tasarım işletme sırasında yolunu bulur, işi alalım sonrasını nasıl olsa hallederiz, mantığı ile yapılan tasarımları daha ilk geçici işletmede yolda kalıyor.


CFB kazan tasarımları, bünyesinde %40-55 su- nem bulunan siyah kartopu yerli linyite uyumlu değil. Bu tasarımlara kömür ön ısıtma, susuzlaştırma, kömür kurutma sistemleri eklemek lazım. Kışın donmuş buz halinde kömür bantlara ulaşıyor, kırıcılara kömür değil, buz giriyor, katı yakıt yanma odasına ulaşmıyor, ulaşamıyor, bu yakıtı yakabilmek için devamlı ilave sıvı yakıt gerekiyor. Devamlı kömür besleme ile sistemi çalıştırmaya imkan yok. Kazan tasarımları yanlış.


Bu tasarımlara milyon- milyar ABD dolar paralar ödeniyor, olmayacak tasarımlar üstünde ısrar ediliyor, neden? Çünkü fiyat ucuz, çünkü kolay finansman var, çünkü anahtar teslimi, çünkü kim uğraşacak uzun zorlu mukaveleyle, atıyorsun 3-5 sayfa mukaveleye imzayı bitiyor. Bu iş böyle değil.


Bir siparişi vermek için uzun, kapsamlı teknik ve ticari şartname hazırlamak gerekir. ABD ve Avrupa'da, diğer gelişmiş ülkelerde alıcılar yüzlerce belki binlerce sayfa şartnameler hazırlarlar. Yerli tedarikçiyi, tasarımcıyı, müteahhiti bir anlamda korurlar. Satıcının verdiği, sadece kendisi için uyumlu, alıcı için uyumsuz, teklif evrakını şartname, kontrat olarak kullanmak doğru değildir. Alıcı daha ilk anda duvara toslar. Bizim sulu kömür bu tasarımlarla yanmaz, yanmıyor. Yerli kömüre uygun tasarımları yabancılar değil, yerli mühendisler yapar. Santralin 20-30 yıl çalışma ömründe satıcı alıcının yanında emre amade durur.


Üzülerek görüyorum, yatırımcı hala yabancı tasarım peşinde, çok ucuz malı istiyor. Almanlar, Amerikalılar kendi tasarımları olmayan termik santralleri kullanmazlar, kullandırmazlar, kullananlara iyi gözle bakmazlar, kamu kurumları, kontrol firmaları herşeyi çok sıkı elekten, kontrolden geçirirler. Yabancı satıcı çok sıkı denetimden geçer. Bizde ise doğru düzgün kontrol yok, bizde yabancı satıcı ne getirirse aynen geçiyor. Sonra ortalık, çalışmayan problemli endüstriyel tesislerle doluyor, satın alma kararında payı yetkisi olmayan genç mühendisler sonra zorlanıyorlar, işler yürümüyor.


Geçmişte bu ülke, elektrik üretimini çok gösterebilmek için geceleri termik santrallerin toz filtrelerini çalıştırmayan, çevreyi kirleten siyasiler de gördü. Buhar kazanı dediğiniz tasarım uzay teknolojisi değildir. Uzay teknolojisi olsa ne fark eder? Bu teknolojiyi ne pahasına olursa olsun yerli mühendislik ile çözmek zorundayız.


---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


Prinkipo, 04/30/16

Friday, April 22, 2016

Yaktım Çıranızı !




Ankara'da 1976 yılında kamuya ait bir makina fabrikasında çalışıyorum. Okulu bitireli birkaç yıl olmuş. Bakım onarım atölyesi mühendisiyim. Endüstri meslek lisesi motor, elektrik, mekanik mezunu yaklaşık 30 çalışanım var. Endüstriyel makinalar, techizatlar üretiyoruz. Fabrikada büyük ağır makinalar, torna, freze, vals, kaynak makinaları kullanıyoruz. Bunların periyodik 5000 saat bakımlarını yapıyoruz. Yağ yeniliyoruz. Aşınan bozulan kırılan dişlileri, zincirleri, başka aksamı, değiştiriyoruz, yeniliyoruz. Motor yanıyor, sargılarını yeniliyoruz. İşimiz zor. Belirli koruyucu bakım onarım iş programı var. Ağır iş tezgahlarının 7/24 çalışması lazım. Devamlı bakım onarım yapıyoruz.

Haftasonu çalışmaları, gece vardiyaları için yüksek prim ödüyoruz. Odam bakım onarım atölyesi içinde, merdivenle çıkılan çelik profillerden yapılmış yüksekte bir kulübe. Yukardan herkezi görebiliyorum. Fabrikanın gürültüsü beni serseme çeviriyor. Kulaklarıma pamuk tıkıyorum. Ayaklarımda burnu çelik korumalı botlar, kafamda plastik mavi miğfer, sırtımda mavi önlük var. Hiç durmadan fabrikayı turlamam, onarımları takip etmem lazım.

Bir gün odamda çalışırken baktım aşağıda yeni işe girmiş genç iki işçi yumruk yumruğa kavga ediyorlar. Basit kavga değil, ölümüne yumruklaşıyorlar. Geçmiş gün sebebi ne aklımda değil. Hışımla odamdan çıktım, merdivenlerden indim, bağırdım, "İşyerinde kavga ettiniz, yaktım çıranızı, yürüyün benim odaya". Ancak onlara ayıracak zamanım yok. Tezgah onarım işini denetlemem lazım. Herşey bir anda doğaçlama kendiliğinden oluştu.

Benim odadaki masanın iki yanına ikisini oturttum, önlerine kağıt kalem koydum, "Yazın savunmanızı, neden kavga ettiniz? Ne oldu?". Bıraktım dışarı çıktım, zaten kafam kızmış, benim de sakinleşmem lazım, yaklaşık bir saat fabrikada onarım yapılan tezgahları dolaştım, sonra atölyeye döndüm. Odama çıktım. Savunmalarını yazdıkları kağıtları ellerinden aldım. Sonra çok ciddi bir yüz ifadesi ile evlerine gitmeleri için izin verdim.

Sonra kağıtları okudum. Birbirlerini öldüresiye yumruklayan iki genç işçi, kendilerini yazılı savunma yapmaya gelince ifade etme güçlüğü çekmişlerdi. Herhalde odada bir saat dertlerini anlatmak için epey zorlanmışlardı. İkisi de yazdıkları savunmada pişmanlık arzediyorlardı.

Ertesi gün işçi servisinden konuşarak arkadaşça indiler. Gün boyu ve devam eden günlerde daha yakın arkadaş oldular, hatta birbirlerini kolladılar. Daha sonra usta, ustabaşı imtihanlarına girip terfi ettiler, aileleri için lojmanda parasız kalma hakkı edindiler. Çocukları çok iyi okullarda okudular, iyi eğitim aldılar.

İşyerinde kavga etmek, iş kanununa göre tazminatsız işten çıkarılma nedeni. Dünyanın her yerinde böyle. İşlerinden olma korkusu aralarındaki düşmanlığı bir anda bitirmiş. Zaten kimbilir neden kavga ettiler? O bile aklımda net değil. Konuyu uzatmadım, idareye haber vermedim, açıkcası savunmalarını "sümen altı" ettim, olay aklımda kaldı ama savunmalar kişisel dosyalarımın dibinde unutuldu gitti. Benim için kitaplarda yazmayan, yaşayarak öğrenilen iyi bir iş idaresi tecrübesi oldu.


---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



Prinkipo, 04/26/16

Tuesday, April 19, 2016

La Traviata



"La Traviata" Guiseppe Verdi
Istanbul Süreyya Opera sahnesinde,

Dünyanın en çok sahnelenen, en beğenilen, en sevilen operalarından Guiseppe Verdi'nin 1853 yılında ilk gösterime giren "La Traviata", 14-15-16 Nisan günleri İstanbul Süreyya opera sahnesinde tekrar yer aldı. Müzik zaten çok belli, çok sevilen melodilerle dolu bir muhteşem opera. Sadece aşk değil, baba-oğul ilşkilerini de çok güzel anlatıyor.

Dar sahnede yapılabilecek dekor belli, basit yalın ekonomik bir çözüm. Kostümler belli, kadın erkek siyah gece elbisesi, erkekler frak simokin, beyaz gömlek, papyon, rugan ayakkabı, kadınlar dekolte uzun gece elbisesi, parıltılı takılar. Sahne yönetmenine değişik uygulamalar yapmak kalıyor. Yurdumuzda ilk kez 1954 yılında Ankara operasında sahnelenmiş. Sahne Yönetmeni, bu eseri ilk kez 2008 yılında Süreyya operasında sahnelemiş, bu yıl 50. Kez oynanıyor. Eser üç perde, ancak 2+2 sahnelemeyle sunuldu, tek ara verildi.

Maria Callas'a çok benzeyen soprano Violetta karakterine, birinci perde başında erkek koro üyeleri tarafından yapılmadık taciz kalmadı. İkinci perde kır evindeki yatak odası sahnesinin erotik ortamında başladı. Üçüncü perde sodomazoşist kırmızı büstüyer giymiş beş kırbaçlı kadının amatör erotik gösterisi yapıldı, sütyen giymiş seks kölesi erkeklere yaptıkları eziyetlerlerle devam etti. Bu arada koronun söylediği muhteşem şarkı güme gitti. Perde sonunda koro kadınlarının başrol tenor Alfredo karakterini abartılı linç eylemi yer aldı. Neyse son perdede daha fazla kaza çıkmadan soprano karakteri öldü, bitti, kurtuldu.

Başrol karakteri her gün ayrı bir soprano tarafından seslendirildi. Sopranolarımız birbirlerinden güzel performans ortaya koydular. Ancak başrol erkek karakter için her üç gece tek tenor vardı, sanatçı açıkça harcandı. İlk gece benim eğitimsiz kulaklarımın bile duyduğu üç detone durumu gerçekleşti. Koskoca İstanbul operasında bir başka tenor yokmu? 19-20 Nisan geceleri de sahneye çıkacak. Bir tek sanatçıya bu kadar çok yüklenmek doğrumu? Koro güzel, orkestra mükemmel, şef tecrübeli harika, solistler çok iyi, ancak sahne yönetmeni gereksiz erotik abartıya kaçmış.

Bir çocuğun çıkıp "kral çıplak" demesine, bir delinin kuyuya taş atmasına gerek yok, gerçek apaçık görünüyor. Her seferinde böyle gereksiz erotik sahnelemeler görmekten bıktık, usandık. Daha yaratıcı, daha güzel sahnelemeler yapacak yeni yetenekler görevi devir almalı, derim. Erotik show görmek istersek, gece kulübüne gideriz. Yönetmen bunu hep yapıyor. Doğru dürüst bir eleştiri almadığı için uçukluğa devam ediyor. Bu yapılan modern bir yorumlama değil. Onun yaptığı eserin özünü (Kamelyalı Kadın) çarpıtmaktan başka bir şey değil. Buna hiç hakkı yok. Istanbul’da tekrarlanan “La Traviata”ya değil de keşke başka yeni operalara, yeni başka sahnelenmelere zaman ayırabilsek.

Eskiden Newyork Metropolitan, Paris, Milano La Scala, Moskova, St Petersburg, Münih sahnelerinde ne oynuyor? nasıl oynuyor? Görmüyorduk, bilmiyorduk. Şimdi her eser öncesi youtube üstünden değişik dünya opera sahnelerinden tam süre kayıt seyredebiliyoruz. İstersek DVD'lerini alabiliyoruz. Başka sahnelerde bu kadar gereksiz abartılar, erotik show'lar yok, yapılan herşey ölçüsünde kalıyor. Kontrollü denetim var. Ortalama Opera seyircisinin genel kabul görmüş etik kurallarına uygun. Bu kurallar Münih'te çırıl çıplak balerini sahneye çıkarırken, bizde aynı şeyi yapmak zor. Newyork metropolitan sahnelenmesinin benzeri bizde yapılmış ama esinlenirken gereksiz abartıya kaçılmış.

---
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Prinkipo, 17 April 2016

Saturday, April 02, 2016

Yerli Kömür Yakmak İçin Kendini İspatlamış Tasarım


Cfb ile Pülverize Buhar Kazanı Teknolojisi İkilemi.

Türkiye'de düşük kalorıfik değerde yerli kömürü yakan, tasarımı kendini uzun işletmede ispatlamış, güvenilir santraller yok mu? Var, sayalım.
Soma-B #5-6, Seyitömer #4, Kangal #3, Afşin-B.
Hepsi yerli kömür yakmada çok iyi, kendilerini 20-30 yıl uzun işletmede ispatladılar.
Yerli kömür yakma sorununu çözdüler, başka eksikleri olabilir.
Kurum üfleyiciler (sootblowers) yetersiz ise, sayılarını çoğaltırsınız.
Baca gazında Toz tutma filtreleri yetersiz, küçük ise daha büyüğünü koyarsınız.
Bacagazı kükürtsüzleştirme yoksa, FGD (flue gas desulphurisation) eklersiniz.
Baca gazında NOx istenen limitlerin üstünde ise, Low-NOx burner/ yakıcı kullanırsınız, yetmiyorsa SCR (selective catalytic reactor) tasarımını yaparsınız.

Yerli kömür üstüne yatırım yapan yatırımcılar, yatırımlarının sonuçlarını, konferanslarda panellerde sergilerde bugüne kadar bize anlatmadılar. Başarı hikayeleri ortada yok, yüksek randıman, yüksek verimlilik, yüksek emreamadelik bilgileri yok. Sızan haberler hiç iyi değil. Bir proje gercekleştirildikten sonra, o proje sonuçları herkesle paylaşılır. Bu hem kabul edilebilir şirket reklamıdır. Hepimiz okur, tebrik ederiz, ayrıca onların tecrübelerini paylaşırız. Son 10-yılda yapılan CFB (circulating fludized bed, dolaşımlı akışkan yatak) yerli kömür yatırımları hakkında ortada hiçbirşey yok.

Başka kömür yatırımları hakkında ise her yerde çok sayıda bilgiler, akademik ticari makaleler haberler, sunumlar, paylaşımlar mevcut. Yerli kömür yakan çoğu CFB teknolojisine sahip yeni santrallerde derin bir sessizlik var. Kimse birşey açıklamıyor, milyar ABD$ paralar yatırıldı, ortada bir haber yok, bilgi yok, devamlı işletme erteleniyor, sonuçlar açıklanmıyor, bilgi verilmiyor. Benim yorumum şöyle;
Çok ıslak, %50-55 oranda su- nem- rutubet ihtiva eden yerli kömür ön ısıtma, nem alma, susuzlaştırma sistemleri olmadan çalıştırılamadı. Aşırı miktarda ilave yakıt -fueloil kullanmadan çalıştırılamıyor, yani ortada adı konamıyan saklanan bir çalışmama durumu var.

UzakDoğu firmaları rafta hazır (off the shelf) CFB tasarımlarını, her yakıta çözüm, her derde deva olarak, kendi exim bankalarının ucuz finans desteği ile bizim pazara soktular. Çok ucuz fiyatlarının etkisinde kalan yerli yatırımcıyı ikna ettiler. Uygulanan CFB teknolojisi bizim yerli kömüre uygun değil. Bu yatırım kararını veren üst yönetim kararvericileri durumun farkındalar. Emekli olana kadar durumu oyalıyorlar, ses çıkarmıyorlar.

Bizce yerli kömüre uygun olan Afşin-B "indirect firing" önkurutmalı pülverize kömür yakma teknolojisidir. Bu teknolojiyi üreten, temel tasarımını yapan Alman firma iflas etti, piyasadan çekildi, ama tasarım duruyor, tasarımı yapanlar hala piyasada çalışıyor, projeyi gerçekleştiren Türk firmaları (Gama, Tekfen, Tokar) tasarım resimlerine sahipler. Prokon, Enka, Efor firmalarının da benzer referansları var. Daha başkaları da var. Eski inşaat + montaj taşaron konumlarından çıktılar, yeni lider mühendislik şirketleri haline geldiler. Yurtdışında çok sayıda büyük santral işleri aldılar. Termik santral kazanların tasarımın yenilenmesini bizim tecrübeli firmalar çok kolay yaparlar.

Çok gerekiyorsa orijinal tasarımı yapan yabancı tasarımcıları bünyenize katarsınız, daha önce bu projede çalışmış yerli firmadan ayrı ayrı 150 veya 350-MWe buhar kazanı teklifleri alırsınız. Adı geçen firmalar teknik- ticari yeterliğe sahipler. Konuyu çok iyi biliyorlar. Ayrı ayrı teklif verebilirler. Yerli mühendislik, yerli müteahhitlik, yerli işçilik çalışır. Binlerce mühendis çalıştıran yabancı firmalar karşısında ezilmeyin, onlarda sizin bizim gibi insanlar, aynı eğitimleri alıyorlar, bizden farkları yok.

Yurt dışında yaptığınız proje yönetiminde geçici ve kesin kabulu yaptıktan sonra işi devreder çıkarsınız. Bırakır gidersiniz. Bundan sonrası mal sahibinin işletmecinin sorunudur. Ama yerli piyasada işiniz 30-sene devam eder, yerli müşterinizi yıllar boyu devamlı memnun etmek zorundasınız. Her problemi çözmek zorundasınız. Müşteri memnun olmazsa bittiniz, tüm firmalara tüm piyasaya kendi projesindeki memnuniyetsizliği öyle anlatır ki, bir daha piyasadan iş alamazsınız. Müşteri ile devamlı çalışmak sizi diri tutar, teknolojinizi ve tasarımınızı geliştirmenize yardımcı olur.

---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Prinkipo, 03/29/16


Problemi ya hemen çözersin, çözemezsen zaman içinde bir ara mutlaka çözersin...



Bundan yıllar yıllar önceydi. Özel sektörde bir büyük müteahhitlik şirketinde satış pazarlamadan sorumluyum. Aydın ŞahinAli ocaklarında 3500-4000 kcal/kg alt ısıl değeri olan pülverize kırıcı altı linyit kömürünü ızgaralı yatakta yakacak bir termik santral teklifi hazırlıyoruz. Alttan taşımalı, Almanya'dan ızgara ve ABD'den suborulu buhar kazanı lisansımız var. Ana tasarım hazır. Özel imalat ekipmanları yurtdışından satın alacağız. 

Karşı basınçlı 10 MWe buhar türbini, besi suyu pompaları, çelik çekme kazan boruları, cebri fan, taze hava fanı, motorları, kurum üfleyiciler, toz filtreleri, emniyet valfleri, kontrol & enstrümantasyon, dom saçları fiyatlarını almışım. Tasarım belli, daha önce benzerlerini yurtiçinde yapmış, teslim etmişiz. Maliyetleri toplayacağım, elimde ilk sürüm IBM PC bilgisayar ve Lotus 1-2-3 yazılım var.

Herşey tamam, ama müşteri tüm sistemi kapalı ortamda, bina içinde istiyor. Çelik kontrüksiyon bina tasarımı, çelik imalat fiyatlaması lazım. Zaman azaldı, ne yapacağımı bilemiyorum. Daha önce benzer santral yapmışız ama, bende detay bilgiler yok. Yeniden tasarım yapılması lazım. Ya mantıklı bir fiyatlama yapacağız, ya da hiç teklif vermeyeceğiz. Olacak iş değil. Bir çözüm bulmam lazım.

Şirketin inşaat bölümü başkanına gittim, taslak projeleri açtım, durumu anlattım. Üstad baktı baktı, kolay çabuk bir çözüm aklına gelmedi. Tasarım yapmak, zaman harcamak, risk almak istemedi. Beni, genç benim yaşlarda bir inşaat mühendisine gönderdi. Onun odasına gittim. Genç arkadaşım, yeni bir inşaat projesi yönetimini üstlenmiş. O sıralar en son isteyeceği şey, işinin bölünmesi, birinden yardım talebinin gelmesi. Üstadın gönderdiğini, bana yardım etmesini söyledim.

Taslak projeleri açtım, kapalı mekan çelik kontrüksiyon yapı tanımını anlattım. Çözüm istedim. Genç arkadaşım projelere baktı, önce kısa bir süre düşündü. "Daha önce benzer bir proje yaptınız mı?", "Evet yaptık". "Orda iç mekan m3 hacmi ne kadardı? Ne kadar çelik ton gerekti?" Söyledim. Birim m3 başına düşen çelik ağırlığını buldu. Elindeki benzer projelerle kıyasladı. Kendi kafasından bir ampirik değere ulaştı. Benim için gerekli çelik konstrüksiyon bina hacmı ile çarptı. "Sana en az şu kadar çelik imalat gerekir. Kilosunu "malzeme artı fabrika işçiliği", 1$ üstünden piyasada yaptırırsın. Gerisini sen hallet", dedi.

Çelik konstrüksiyon bina iç hacmı (m3) ile binada kullanılacak çelik konstrüksiyon imalat ağırlığı (kg) arasında basit -lineer (doğrusal) bir ilişki varmıdır? Tam doğru olduğunu söyleyemem. Bunları bana anlattığı hesaplama süresi 15- 20-dakikayı geçmedi. Ben istediğim bir kaba maliyet değerini onun hesap mantığı ile aldım. Bina çelik maliyetini Lotus 1-2-3 hesap cetvelinde tek satır girdim. Referans olarak onun ismini yazdım. Teklifi verdik, uzun müzakerelerden sonra işi aldık, proje yönetimi sırasında bir sürü yanlışlarla karşılaştık. Tasarım yenilendi, ön tahminler değişti, piyasa fiyatları değişti.
Sonunda fiyatlar ile- maliyetler başabaş geldi. Santrali işletmeye aldık, geçici kabulu yaptık. Müşteri memnun konuyu bitirdik. Çelik konstrüksiyon hesabı diğerleri kadar çok şaşmadı. Ancak proje yönetimi süresinde çok detaylı çelik konstrüksiyon kapalı bina tasarımı yaptığımız için ihtiyaç net olarak ortaya çıktı. Böyle bir ampirik hesaplama yöntemini bir daha kullanma gereği kalmadı. Daha sonra AutoCad ile tasarımı bilgisayar ortamına aldık. Projeden fazla kar etmedik, ama bilgi birikimi- yapılan tasarımlar- fiyatlamalar bizim entellektüel kapital hanemize geçti.

Şimdilerde bu konularda çalışan çok sayıda değerli mühendislerimiz var. Onlar çelik konstrüksiyon yapıların olası kg/m3 (ball-park) ampirik rakamlarını çoktandır biliyorlar. Piyasada çelik konstrüksiyon malzeme artı işçilik $/kg maliyetlerini işin içindeki uzman mühendisler tahmin edebiliyorlar. Çelik yapılarda herşey bilgisayar yazılımları ile (FrameCAD, Tekla, Oasys, AutoDesk, Steel vs.) kısa sürede detaylı hesaplanabiliyor. Google arama motoruna "Steel structures design software" yazın çok sayıda bilgisayar yazılım tanıtımı, ücretsiz deneme sürümleri ekrana geliyor.

Ankara- Muğla yolunda giderken, orta bir yerde fabrikanın yanından geçiyorum. Buhar kazanı bacasından hafif belli belirsiz duman çıkıyor. Bizim santral çalışıyor. Aradan onca yıl geçti. Benim dökümanlarda bütün bunlar hala duruyor. İşin son gerçekleşen icmalini bilgisayarda saklamışım. Geçenlerde proje teklif fiyatlaması önüme çıktı. Arkadaşımın kulaklarını çınlattım. Nerden nereye dedim.

Problemi ya hemen çözersin, çözemezsen zaman içinde bir ara mutlaka çözersin...
Mühendislik işinde "yapamadım" diyerek, bırakmak yok.
Okulda bize böyle öğrettiler.

---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



Prinkipo, 11/23/15

Istanbul'da 1939-1940 yıllarındayız.



Küçük Ayşe ilkokulu bitirmek üzeredir. Annesiyle beraber Fatih Kıztaşı mahallesinde, rahmetli babadan kalma küçük evde otururlar. 1912-13 Balkan savaşları muhaciri Sarayevo'lu anne Fatma Müzeyyen hanım mahallenin gelinlik kızlarına elbise diker. Alt kat haneyi kiraya vermişlerdir. Az bir parayla çoğu sebze ağırlıklı yemeklerle karınlarını doyururlar. O yıllarda balık bol ve ucuzdur, fakir yemeğidir. Küçük Ayşe'nin okul önlüğü çok eskimiştir ama yenisini alacak paraları yoktur. Sepya fotoğraflarda siyah önlüklü arkadaşları arasında çok yıkanmaktan artık beyazlaşmış önlüğü ile çok kolay seçilir.

O günlerde İstanbul'da yabancı dilde eğitim yapan okullar bir ortak karar alırlar. Heryıl fakir ama çok çalışkan birkaç öğrenciyi parasız yatılı olarak alacaklardır. Bu durumu kimseye söylemeyeceklerdir. Her okul çevre ilkokullara yazı yazar, aday ismi ister, aday öğrencinin çok çalışkan aynı zamanda çok fakir olması şartı vardır.

Fransız kız mektep lisesinin talebine her ilkokuldan aday ismi verilir. Mayıs ayında okul seçimini yapar, Ayşe'yi seçer ve okuluna bildirirler. Sonra araya yaz ayı girer, eylül yaklaşır, okuldan bir ses çıkmaz. Ayşe merak eder, ilkokul öğretmenine sorar, öğretmen okul müdürüne sorar, müdür telefon açar, son durumu sorar.

Fransız kız mektep lisesinden cevap gelir. Evet seçimi yapmışlar, başta Ayşe'yi seçmişlerdir, ama o sıralarda tek parti döneminin önemli bir devlet kurumu müdür yardımcısının da ilkokulu bitirmiş bir küçük kızı vardır, kendilerine doğrudan bir talep iletilir. Yabancı dilde eğitim yapan lisenin devlet katları ile bürokrasi ile iyi ilişkiler içinde olması gerekir. Ayşe seçimini gözardı ederler.

Öğretmeni küçük Ayşe'ye durumu anlatır, başarılı insanların her zaman başarılı olacağını söyler, dünyanın sonu değildir. Ayşe olanları çabuk unutur, bu durum hayat boyu başına gelecek ne ilk ne son talihsizlik olur, mahallenin ortaokuluna yazılır, sonra Çapa ilköğretmen okuluna, daha sonra Ankara Gazi Terbiye türkçe-edebiyat braş öğretmenliğine girer, bitirir. Yaşına uygun hakim adayı genç bir beyle evlenir, üç oğlu, dört torunu, çok yeni bir torun kızı olur. Emekli olana kadar binlerce öğrenci yetiştirir. Yıllar öncesine bakınca insan sormadan edemiyor, acaba küçük Ayşe, Fransız kız mektep lisesine girseydi, hayatı nasıl yönlenirdi? Çok iyi Fransızca öğrenirdi. Okul bitince herhalde zengin biri ile evlenirdi, sonunda ev hanımı olurdu, evinde otururdu. Belki böylesi çok daha iyi oldu.

Fransız kız mektep lisesi bu uygulamayı çabuk durdurdu. Çünkü istedikleri sonucu alamadılar, amacın dışına çıktılar. Yoğun torpil baskısı altında kaldılar. Başka bazı yabancı dilde eğitim yaban okullar uygulamayı bir süre daha devam ettirdiler. Torpil geldiğinde ona uydular, olmadığında fakir çalışkan öğrencileri seçtiler aldılar, çalışkan öğrencilerin varlığı sınıfın eğitim kalitesini yukarı çekti.

Benim çocukluğumda parasız yatılı lise imtihanları vardı, bu imtihanlara girenler parasız yatılı okullara geçerlerdi, nedense milli eğitim bakanlığı üst bürokratlarının çocukları hep İstanbul'un gözde liselerini, kazanırlardı. Söylendiğine göre bu ayrıcalıklı çocukların başına gönderilen mümeyyizler, onlara doğru cevapları dikte ettirirlermiş. Aynı imtihana giren ve ayrıcalığı olmayan diğer çocuklar bu durumu yıllar sonra arkadaş toplantılarında hep anlattılar.

Bilenler, 1980'lerde Ohio ünivesitesine Türkiye'den çok sayıda muhafazakar görüşlü burslu öğrenci geldiğini söylerdi. Burs programı pahalı üniversite masraflarını ödediği gibi, iyi de cep harçlığı verirmiş. Yabancı bazı üniversiteler, özellikle İngiliz ve Amerikan üniversiteleri, genç merkez bankası ve dpt memurlarının master programlarına çalışırdı. Yazdıkları tezler hep Türkiye konulu idi. Türkiye'nin mali- ekonomik, ticari, finansal detay bilgilerini yurtdışındaki akademik ortama taşıdılar. Saklı gizli bilinmedik bilgi kalmadı. Gittiler yüksek eğitim (MSc, PhD, PostDoc) yaptılar. Sonra çok az sayıda bursiyer, akademik hayata devam etti. Çoğu aldıkları dereceleri bürokratik terfileri için özgeçmişlerinde kullandılar.

Türkiye'de çok iyi dünya çapında eğitim yapan üniversiteler var artık. Devlet ve özel vakıf üniversiteleri ayrı ayrı değerlendirmek lazım. Bugün Avrupada çalışan işçilerimizin orda okuyan 2.-3. Kuşak çocukları İngilizceyi, Fransızcayı, Almancayı, bizim yabancı dille eğitim yapan okul mezunlarından çok daha iyi konuşuyorlar. Bugün artık lise parasız yatılı imtihanları yok. Yabancı dil öğrenmenin binbir yolu var. En iyisi o dilin konuşulduğu yerde bir dil okuluna gitmek. Ben İngilizceyi, liseyi bitirdikten sonra, çok zor yoldan öğrendim. Yabancı dil hazırlık eğitimi almadım. İngilizce eğitim yapan mühendislik fakültesini çok zor bitirdim. Staj için İngiltere'ye gitmem, orda 3-ay geçirmem bana çok faydalı geldi. İngilizce öğrenmek, öğrendiğim İngilizceyi kaybetmemek, daha geliştirmek en büyük çabam oldu. Bugün çoğu yabancı dilde eğitim yapan kolej mezunundan daha iyi yabancı dilde okuyor, anlaşabiliyor, üstelik yazabiliyorum. İlerde umarım İngilizce kitabım da yayına girecek. Hala olumsuz "literary agent" cevapları geliyor, ama ingilizce makalelerimin yayınlanması bile benim için önemli bir başarı diyorum. Mesleki konferanslarda ingilizce sunumlar yapabiliyorum, toplantılara hala davetler alıyorum.

Geçtiğimiz yılbaşında Münih'te beş hafta Yoğun Almanca başlangıç dil eğitimi aldım, yirmi kişilik sınıfta diğer öğrencilerin yaşı 18-35 arasında idi. Yaşım ilerlediği için ezber çalışmam daha uzun daha zor geçti, ama çok sevdim. Almancayı öğrendikçe, ders sonrası yolda, markette kullandıkça, insanların tavrını, derdini tasasını sevincini daha iyi çözer oldum. Bana çok iyi geldi.

---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



Prinkipo, 12/17/15

Uluslararası Danışmanlık İhalesi (2003)



Yıl 2003. Uluslararası bir kuruluş, elektrik piyasaları dengeleme uzlaştırma kapsamında risk analizi için açılan danışmanlık ihalesine hibe fon vermiş. Dünya Bankası normlarına uygun ihale formatında İngilizce dökümanlar hazırlanmış, ilgilenen danışmanlık firmalarının bilgilendirilmesi için ilan verilmiş. Yerli piyasamız için danışmanı olduğum Amerikan mühendislik firması ihale evraklarını word döküman olarak internetten indirmiş, incelemiş, ihaleye girmeye karar vermiş, durumu eposta ile bana haber verdiler.

İlgili kuruluşa gittim, kendimi tanıttım, ihaleye katılım için önbildirim yaptım. Ön yeterlik müracaatında bulundum. Gerekli belgeleri referansları topladım ve yazılı olarak sundum. Zaman geçti yeterlik aldık. Parasını yatırıp ihale dökümanlarını kağıt baskı elden aldım. Kurye ile Amerika'daki şirkete gönderdim.

Son fiyat verme gününden 1-hafta önce yabancı firmadan bana teklif dökümanları ve fiyat, "word" file olarak geldi. Güvendiğim bir print-shop baskı dükkanına gittim. Renkli olarak dökümanları bastırdım, çoğalttım, dosyaladım, yetkili olarak imzaladım, paketledim, mühürledim ve götürüp ihale son günü idareye teslim ettim. Teklifler gizli olarak açıldı. En iyi fiyat veren ilk üç firma arasına girmişiz. Cuma öğleden sonra çağrıldım. Sözlü olarak bana şöyle bir yeni şart bildirildi. Evet ihale şartnamesi İngilizce idi, ancak idarenin İngilizce teklifleri inceleyecek teknik ve idari yetkili personeli yoktu. Tüm teklifi Türkçe olarak yeniden istiyorlardı ve Türkçe teklifi Pazartesi gününe kadar 3-gün içinde istiyorlardı.

Amerikan danışmanlık şirketine durumu anlattım. "Böyle saçmalık olmaz, ingilizce şartnameye Türkçe teklif vermek nerde görülmüş? Bizden bu kadar, sen ne yaparsan yap" şeklinde bir cevap geldi. Önümde cumartesi ve pazar dahil 3-günüm vardı.

Çalışma odama kapandım. Word dökümanları teker teker ekrana aldım, yavaş yavaş metin üstünden Türkçeye tercüme etmeye başladım. Uyku yok, 72-saat hiç durmadan tercüme yaptım. Gözlerim karardı, arada kısa kısa uyudum, sonra devam ettim. Pazartesi sabahı ana metinler bitti, açıklamalar, şirket bilgileri kısımlarının başlıkları tercüme edildi. Sonra tekrar print-shop baskı alım dükkanında önceki işlem tekrarlandı, renkli Türkçe tercüme dökümanlar basıldı, çoğaltıldı, imzalandı, dosyalandı, paketlendi, mühürlendi ve öğleden sonra idareye teslim edildi.

Bizim danışmanlık şirketi aynı çalışmayı daha önce ABD piyasası için yaptığından dökümanları hazırdı. Sadece güncelleme yapacaktık. Biraz seyahat masrafları maliyete eklendi. Çok makul fiyat oluşturduğumuzu sanıyorduk. Bizim fiyatımız 1.9m$ idi, işi daha başta durumdan haberdar olan ve Türkçe teklif veren, bir yerli danışmanlık firması 1.2m$ fiyat ile aldı. Fiyatları ucuzdu, ama verilen hizmet bir işe yaradı mı? Daha önce nerde uygulanmıştı? Ne biliyorlardı ki, ne öğreteceklerdi?

İş aleminin insanları kaybettikleri ihalelerin sonrasını, iş yürütme safhalarını takip ederler. İşi alan firma işi nasıl götürdü öğrenmek isterler. Kazanan firma, içi boş, ordan burdan toplama kopyala yapıştır dökümanlardan oluşan bir döküman dosyasını istenen süre (1-yıl) içinde güç teslim ettiler, personele işyerinde bir kaç haftalık Türkçe eğitim yaptılar, kurum içi üst düzey personele eğitim adı altında 1-haftalık yurtdışı eğitim programı sağladılar, hibe para böyle harcandı bitti.

Benim şirket kırtasiye masraflarım karşılığı cüzi bir parayı bana ödedi. 72-saatlik acil tercüme çalışmam için para almadım, alamadım. Detaylı bilgi almadan, işin nasıl yürüdüğünü öğrenmeden ihaleye girmemeyi böyle zor yoldan öğrendim.

Uluslararası kuruluşlar ihaleye katılan diğer uluslararası danışmanlık şirketlerinin şikayeti üstüne benzer ihaleleri hibe fonlamayı kestiler. Kamu kuruluşunun kadrosunda, o sıralar ihale teklif dosyalarını değerlendirmek için yeterli donanımda eğitimli üst düzey yetkili personel olmaması çok dikkat çekici durum idi. Bugünlerde herhalde artık böyle durumlar yok, yine danışmanlık ihaleleri açılıyor. ancak uluslararası hibe fonlamaları sınırlı kalıyor. Kurumlar, kuruluşlar, şirketler, sonucunu bildikleri işleri, konuları, problemleri, bir de bağımsız kuruluş belgelesin, istiyorlar. Danışmanlık şirketleri de zaten bu yönde çalışmalar sunuyorlar.

Bu hikayeyi İstanbul- Ankara YHT seyahati sırasında yolda iPad kullanarak yazdım. Bir kenarda dursun, belki okuyan faydalanan, yorum yapan olur.

---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.






Prinkipo, 02/24/16

Chevrolet Impala 1962 Klasik



Bizim şirkette uyanık bir ressam çalışanımız vardı. Eski otomobilleri bulur, satın alır, Şaşmaz kaportacılarında yeniler, motorunu onartır, iç döşemeleri yaptırır, sonunda biraz biner gezer, sonra satar, para kazanırdı. Bir gün haber almış, gümrükte bekleyen, sahibi bulunamayan eski otomobiller açık artırma usulü satılıyormuş. Satış günü izin aldı, gümrüğe gitti. 1962 model bir hurda Chevrolet impala araba aldı. Kamyona koydu, Şaşmaz oto sanayideki kaportacının atölyesi önüne indirdi. Sonra boş zamanlarını orda geçirmeye başladı. Hurda araba yenilendi, motor elden geçti, döşemeler yapıldı. Bir gün işyeri otoparkına getirdi, çok güzel beyaz bir klasik araba olmuş. Ailesini alıp gezmelere çıktı. Balık tutmayı seviyordu, çevrede balık bulunan baraj göllerine haftasonları gitmeye başladı. Böyle bir haftasonu bu defa yanlız başına yine balık tutmaya gitmiş. Pazar akşam üstü oltaları arkaya koymuş, camları açmış, sıcak esinti içinde beyaz pırıl pırıl klasik 1962 Chevrolet impala arabasını keyifle ağır ağır akşam trafiğinde sürüyormuş.

Kırmızı ışıklarda yanında bir siyah BMW durmuş. İçinde 2-ağır abi. Sağ yan koltuktaki bağrıyanık ağır abi camı indirmiş, selam sabah, "araban çok güzel", demiş. "Satar mısın?" Bizimkini şeytan dürtmüş herhalde, aklından geçen fiyata %50 eklemiş, nasıl olsa sonunda ciddi birşey olmaz diye söylemiş.

Ağır abi, "Bir sonraki kırmızı ışıkta sağda dur, bekle beni", demiş. Sonraki kırmızı ışıkta arka arkaya durmuşlar. Ağır abi, BMW'nin bagajını açmış, bir bond çanta çıkarmış. İçinden paraları deste deste saymış, bizimkinin eline vermiş. Bizimki şaşkın bagajdan oltalarını almş. Ağır abi adres ve telefon bilgilerini aldıktan sonra Chevrolet arabanın direksiyonuna geçmiş, iki ağır abi iki ayrı arabayı sürmüş gitmişler.

Bizimki elinde tomar tomar para dolu bir bohça ve balık oltaları ile şaşkın bir şekilde ortada kalmış. Bir taksi çevirip eve gitmiş. Erttesi gün ağır abinin yardımcısı başka bir ağır abi ile notere gidip satış işlerini yapmışlar. İşyerine geldi, bu hızlı satıştan hala şaşkın, olanları işyerinde anlattı.

Satış işleri böyledir, iyi mal alıcısını buldu mu, fiyat makul ve ulaşılabiliyorsa hemen satılır. Alıcı pazarlık ediyorsa ne yapsan boşuna. Her iki tarafın da zamanına yazık. Emlak, 2-el otomobil, hatta endüstriyel tesis satışları aynı böyledir. Mal satılabilir ise, çok çabuk satılır., hiç şaşırmayın. Bizim coğrafyada pazarlık başlarsa bitmez.

---


Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.



Prinkipo, 02/24/16

Ekonomik- Çözüm (İzmir) gazetemizin bu hafta 23. Kuruluş Yıldönümü.



Gazetemiz çalışanlarının, editörlerimizin, yazarlarımızın bu mutlu günü kutlu olsun. Tirajımız 70,000 sınırını geçti. 2013 yılında Profesör Coşkun (Küçüközmen) hocamın teşviki ile enerji konulu köşe yazıları yazmaya başladım. Haftalık yazılarımı hiç aksatmadım. Şehir dışında, yurt dışında olduğum sürelerde iPad text olarak yazılarımı gönderdim. Editörlerimin uyarılarını hep dikkate aldım.

Köşe yazılarımın alt yapısı nasıl oluştı, sizlere anlatayım. Türk Amerikan ortak girişim şirketlerinde çalışırken, her iş toplantısı sonunda bir "tutanak (minutes of meeting)" yazmam gerekiyordu. Toplantıda konuştuklarınızı karşı taraf yazar, siz de yazarsınız. Sonra bu yazdığınızı toplantıya katılanlar ve ilgili diğer taraflara gönderirsiniz. Bir yanlış anlaşılma varsa herhangi bir uyarıda hemen gerekli düzeltmeyi yaparsınız. Böylece isteğinizin dışında ekleme- çıkarmalardan kurtulursunuz, hem de yazılı olarak kayıtlara girer, sözlü hafıza yanlışlıklarından uzak olursunuz.

Aradan zaman geçti, asıl termik danışmanlık işimin yanında son üç yıldır haftalık enerji konulu makale (köşe yazısı) yazıyorum. Makaleler eski tutanak notlarından oluşuyor. Eski tecrübelerimi yansıtıyor. Ingilizce, Türkçe olabiliyor. Bu yazılar önce taslak olarak benim blog sayfamda duruyor. Yorumlar ve eleştriler geldikçe düzeltiliyor, güncelleniyor. Editör denetiminden geçiyor, sonunda eğer yayınlanma olgunluğuna gelmiş ise basılı kağıt gazetede, daha sonra web sayfalarında yayına giriyor. Aynı işlem makalenin İngilizce metninde de sürüyor. Amerikalı editörün düzeltmesi Türk editörlerden daha acımasız oluyor. "Ben teknik bir kişi değilim. Ben sıradan bir okurum. Benim anlamadığım bir makaleyi yayınlayamazsın", diyor. İngilizce metnin düzeltilmiş geri gelen hali çok farklı oluyor.

Yayın kurulundan veya Editör denetiminden geçmeyen bir makalenin yayınlanması doğru değildir. Editör olmadan bir yazı yayınlanamaz. Sizi tanımayan bir editör, sizin için daha iyi editör olur, düzeltmelerinde daha net, daha dürüst, daha objektif davranır. Okuyucu, arkadaş yorumları da çok faydalıdır. Gelen yorumları çok ciddiye alırım. Bazan taslak yazıyı tümüyle çöpe attığım yeniden yazdığım olur. "Delete" tuşu bu işe yarıyor. Yazar için yazdığı yazı çok kıymetlidir. Üstünde değişiklik yapılmasını kabullenemez. Basılmamasını hiç kabullenemez. Öte yanda makalenin fiziki sınırlamaları vardır. Yazı kısa yazılacak. Uzatma cümleleri olmayacak. Uzun cümleler olmayacak. Kolay okunacak. Sıradan okuyucu rahatça anlayacak. Anlaşılmaz, özel kısaltmalar kullanılmayacak. Kısaltmalar için başta uzun açıklaması verilecek.

Köşe yazısının kuralları var, iki A4 sayfasını, 500-700 kelimeyi geçmeyecek. Tercihan "Times Roman" veya "Ariel", 10-12 font ile yazılacak. İmla, ifade, mantık hatası olmayacak. Editör ne okuduğunu mutlaka anlayacak. Sıradan okuyucu anlayacak. Kolay, rahat ve bir anda okunacak. Editör'lerin, düşündüklerini dümdüz, saptırmadan, dolandırmadan söyleme özelliği vardır. Bu özellik, "Aman insanları üzmeyeyim, onlarla gereksiz kötü olmayayım", düşüncesi ile genelde başkaları tarafından fazla kullanılmaz.

Hoşunuza gitmeyecek doğruları size dobra dobra söyleyecek bir yakın dostunuza, arkadaşınıza mutlaka ihtiyacınız olur. Editörün işi budur. Makale yazmanın dahası var. Teknik makale, "teknik" olacak. Kimseyi rahatsız etmeyecek. Hiçbir kişi, kurum veya şirketi hedef almayacak. Okuyan kişi, yazara hak verecek. Bizim işimiz zor.

Bu işi kitap için düşünürseniz, iş daha zor. Aynı kurallar orda da var. Sadece metin daha uzun olabiliyor. Benim kitap durumunu, bir tecrübeli yayımcıya sordum, "Kitabın fazla teknik, sıradan okuyucu anlamaz, bu yüzden satmaz, işin zor", dedi. Taslak ingilizce EKitap internet üstünde aşağıdaki web sayfasında pdf olarak duruyor. https://metu.academia.edu/HalukDireskeneli/

Pdf Ekitap İngilizce olduğu için, son 3-ayda dünyanın dört bir tarafından çok sayıda indirme oldu. ABD, Almanya, Rusya, hatta Katar, Hindistan, Avustralya gibi çok uzak yerlerden indirim yapanlar var. Artık yayımcı aramayı bıraktım. İsteyen internet üstünden pdf olarak indirir, isteyen kağıt çıktısını alır. Kağıt basılı kitap olsaydı, zaten herhalde en fazla bu kadar sayıda satılırdı, diyorum.

Gazetemizin 23. Kuruluş yılını tekrar kutluyor, çalışanlarımıza, okurlarımıza, hepinize sağlık mutluluk ve işlerinizde başarılar diliyorum.

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

http://www.ekonomik-cozum.com.tr

Prinkipo, 03/15/16

Amerikan Usulü Pazarlık Nasıl Yapılır?



1999 ilkbaharında, Ankara'da 15 yıldır çalıştığım şirketten ayrıldım. Onlar "yollarımızı ayırıyoruz" dediler, ben ise durumu "Beni şirketten attılar" diye yorumladım. Kanuni kıdem tazminatımı aldım. Hanımla beraber Abd'deki rahmetli biraderim Haldun'un yanına, Virginia- Newport News şehrine gittik.

NASA için çalışan mühendislik şirketinin Washington DC merkez ofisinde Haldun'un rutin görüşmesi vardı. Beraber gittik. Washington DC'de birkaç şirket ile yeni bir iş için öngörüşme yaptım. DC dışında bir otelde birkaç gün kaldık, müzeleri gezdik. Kongre, BeyazEv (White House) önünde fotoğraf çektirdik. GeorgeTown üniversite bölgesinde kahve içtik. Akşam geç saatte dönüş yoluna çıktık.

Toyota sedan ikinci el bir otomobilimiz var. Interstate I-95S south (güney) otoyolundan güneye ineceğiz, sonra Interstate I-64E East (doğu) otoyolunu takip edeceğiz. NewportNews şehrinde eve varacağız. Yaklaşık 55-65 mhp (mil/ saat) hız ile 3-saatlik yol. Yola çıkışta direksiyonu ben aldım. Otomatik vites otomobil, ancak ben hız kontrol (auto cruise) kullanmasını bilmiyorum. Otomobili gece karanlığında otoyolda sürerken, Türk usulü herşeye dikkat kesilmişim. Yolun yarısı bitti. Direksiyonu Haldun'a verdim. Otoyol haritasını aldım. Bugünkü gibi iphone gps navigator yok. Otoyol çıkışlarını sürücüye önceden haber vermek lazım.

NewportNews çıkışına (255B exit) yaklaşıyoruz, atlamamak lazım. Otoyol çıkışını atlarsak 20-30 mil daha gidip u-turn (u-dönüşü) yapabiliyorsun. Saat gece yarısını geçmiş. GeorgeTown Üniversitesi öğrenci kahvesinde damardan sağlam bol kafeinli kahve içmişim. Yine de üstümde yorgunluk var. Çıkış levhasını son anda farkettim. Haldun'a haber verdim.

Haldun hızla sağa direksiyonu kırdı. Otoyolu yapan adamlar sanki sürücüyü cezalandırmak istercesine çıkış yolunun iki tarafına yüksek kaldırım yapmışlar, üstünden geçtik. Araba sallandı ve sol arka tekerlek patladı. O zamanlar tubeless lastik yaygın değil. Lastik patlarsa tam patlıyor. Cant'ın üstünde gittik ve durduk.

Saatler geceyarısı 03:00. Arabayı kenara çektik, otoyol gerisine ışıklı fünye koyduk. Bagajdaki bavulları indirdik, en altta duran stepne lastiği çıkardık. Haldun o zamana kadar hiç lastik değiştirmemiş. Ben ise klasik Türk şöförüyüm, her uzun yolda en az bir kez patlamış lastik değiştiririm, elim alışık. Patlayan lastiği, stepne ile beraber çok çabuk değiştirdik. Yola devam ettik. Eve geldik, yorgunuz, yattık uyuduk.

Ertesi gün Haldun hemen yeni lastik almak istedi. Lastik yine patlar, risk almayayım, dedi. Değiştirdiğimiz stepne lastik yeni. Stepne için yeni lastik almaya gerek yok. Virginia'a çok kar yağmıyor. Hep 4-mevsim lastik kullanıyorlar. Bir hurdacıya gidelim, az kullanılmış, tarihi nisbeten yeni, dişleri fazla aşınmamış, ikinci el lastik alalım, stepne olarak onu kullanalım, dedim.

Haldun'a söylediğim makul geldi. İnternet google yok, telefon rehberinden oto yedek parça satıcısı hurdacı aradık. En yakındaki "Pete's Used Auto Parts" junkyard (hurdacı) adresini bulduk, telefon ettik, sorduk, eşdeğer lastik onlarda var. Arabaya atladık, adresi bulduk. Futbol sahası kadar açık bir bir alanda her türlü oto hurda parçası belli bir mantıkla sıralanmış. Güneşten etkilenebilir daha hassas parçalar, yine çok büyük kapalı alana istiflenmiş.

Lastik markasını ve boyutlarını söyledik, 4-5 yıllık bir lastik raftan indi. Tek bir satıcı var. Eskiden belli ki ağırlık çalışmış, ama sporu bırakınca kilo almış bir güreşçi tipi adam, yarım ağız bize cevap veriyor. Haldun bana "Bu adam bir Redneck, dikkat et", diye fısıldadı. Güneşte, ağır işte çalışanların enseleri güneş yanığı olduğu için bu adamlara "ensesi yanık- kırmızı ense anlamında" redneck diyorlar. "Redneck" beyaz, okumamış, muhafazakar, zenci düşmanı, silah sever, çok içki içen, ağır abiler oluyor.

Redneck bana lastiğin fiyatını söyledi, 60$. Kullanılmış lastik 15-20 $'dan fazla etmez. Ben Türk usulü "40$ olmazmı?", dedim. 60$ diye tekrarladı. Ben 40$, diye üsteledim. Adam sanki anasına küfredilmiş gibi bir surat ifadesi aldı.

Son olarak, "You have 2-minutes to decide, buy it or f*ck off" (2-dakikan var, ya satın al, ya da defol), dedi. Pazarlığı bıraktım, dışarı çıktım. Haldun'u çağırdım, aramızda kardeşler arası sözsüz anlaştık, ordan ayrıldık. Yakındaki Sam's Club supermarket'e gittik, yeni lastiği 120$'a satın aldık. Üste parasız 4-teker rod - balans yaptırdık.

***

Bizim coğrafyamızın kültürel prosedürleri Amerikalılar için geçerli değil. Biz herşey için pazarlık ederiz. Bizim pazarlık düzenimiz onlarda "halı tüccarı -carpet merchant" olarak adlandırılıyor. Sadece bizde değil tüm ortadoğu coğrafyasında pazarlık kültürü böyle. Pazarlık her konuda ve her büyüklükte yapılır, ve bir türlü bitmez. İran'da daha da beter. İş- proje bitene kadar müzakere devam eder.

Ruslar, eski Sovyet sisteminden geldiklerinden pazarlık bilmezler. Fiyat nasıl belirlenir, onu da bilmezler. Sıradan insanlar bilmez. Önemli emtia fiyatları üst düzey yöneticiler tarafından kamu çıkarları, uluslarası ilişkiler göz önüne alınarak çok dikkatle düzenlenir. Akademisyenler, matematikçiler, siyasetçiler katkı koyar. Bunlara doğalgaz, petrol, kömür fiyat belirlemeleri dahildir.

Amerikalı için pazarlık çok basit. Amerikalılarla yaptığım diğer pazarlıklarda aynı eğilimi gördüm. Bizdeki pazarlık yapma ritüeli orda olmuyor. "Ya al, yada bırak", eğilimi onlarda ağırlık kazanıyor. Amerika'da pazarda tabanca bile satıyorlar. Alıcılar için daha çok yeni kayıt zorunluluğu getirildi.

Amerikalılar, bizdeki pazarlık protokolünü anlamıyorlar, zorlanıyorlar. Eğitimli tecrübeli olanlarda da "non-negotiable" kırmızı çizgiler var. Bütün bunlar sadece basit bir kullanılmış otomobil lastiği satınalma ile sınırlı değil. Uluslararası diyaloglarda, siyasette, termik santral satışlarında, askeri techizat anlaşmalarında bu durum aynen geçerli. Kültür farklılığını bilelim ve baştan hazır olalım.

---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.


Ankara, 01/11/16

Danışmanlık Nasıl Yapılır?



Yıllar önce Ankara'da bir ABD - Türk ortak girişim şirketinde çalışıyordum. Şirkete Abd'li yeni bir genel müdür 3-yıl süreli kontrat ile geldi. Gelir gelmez bizden Türkiye'nin enerji ve genel ekonomik durumu ile ilgili raporlar istedi. Her birimiz ayrı ayrı aklımızın erdiğince raporlarımızı İngilizce hazırladık, verdik. O da raporları birleştirdi, TDN, Hürriyet, JTW gibi yerel kaynaklardan gelen İngilizce haberleri, yorumları ekledi, tek rapor yaptı, bizden tekrar onay aldı, sonra raporu ABD şirket merkezine gönderdi.

Daha sonraki günlerde bir sabah işe erken geldim. Benim için önemli bir yazışmayı bekliyordum. Gelen faks belgelerine baktım. Şirket içi yazışmalar olduğundan benim bakma yetkim vardı. İçlerinden biri yeni gelen Abd'li genel müdüre hitap edilmişti. ABD'li bağımsız bir araştırma - mühendislik şirketinden geliyordu. Türkiye ile ilgili genel görünüm raporu için kendisine teşekkür ediliyordu. Abd'deki özel banka hesabına 5-basamaklı bir meblağın yatırıldığını bildiriyorlardı. ABD'li genel müdür daha sonra evine faks makinası aldı, bu yazışmalar şirket iletişiminden çıktı.

Son yatırım öngörü 2016 raporumun İngilizcesi yabancı bir araştırma internet sayfasına girmiş. Şirket rapor için 1250 Abd$'ı istiyor. JTW sayfasında aynı rapor ücretsiz. Eğer iletişim kirlenmesinden sakınabilirseniz, basit google araması ile çok sayıda önemli bilgiye ulaşmanız günümüzde mümkün. Danışmanlık tek başına yapılmaz. Bir bir kurumsal iştir. Danışmanlık yapacak kişiler bir araya gelirler, şirket, vakıf, kurum kurarlar. Bilgilerinin pazarlamasını yaparlar, piyasalara güven verirler. Burda iş alırlar, hizmet verirler, fatura keserler, para tahsil ederler. Danışmanlık konusunda fikirlerim değişti. Bence Türkiye henüz danışman kullanma seviyesine çıkamadı. Herkesin aklı danışmandan daha fazla. Herkes kendini daha üstün görüyor. Kimsenin danışmana ihtiyacı yok. "Danışman eğer konuyu iyi biliyorsa kendisi para kazanır, kendisi yatırım yapar", diyorlar. Türk yatırımcısı para vermeden danışmanlık hizmeti almayı marifet sayar.

Ben danışmanlık yapmıyorum, danışmanlık hizmeti vermiyorum. Yaparsam, eğer gerek olursa, piyasa eğer isterse, o zaman bu işi bir şirket kapsamında yaparım. Öte yandan eğer şirketler, kurumlar, vakıflar genç yeni mühendisleri için toplantılar düzenliyor, beni de konuşmacı olarak davet ediyorlarsa, öyle durumlarda seyahat masraflarımı öderlerse gidiyorum. Ankara dışı davetlerde genel kural seyahat masrafımı karşılıyorlar. Muhasebe açısından seyahat masrafı ödemek kolay, ama bana günlük para vermeleri zor. Ayrıca izinli- izinsiz makalelerimden alıntı yapılmasına çok memnun oluyorum. Yazar düşüncelerimi beğenmiş ve kendi makalesine, veya raporuna taşımış. İsmimi vermese de olur, diye düşünüyorum. Bazan bir makalede, bazan bir raporda, bazan bir çalışmada benim cümlelere rastlıyorum. Atıf verilse iyi olur, çünkü intihal (plegeirism) olmaz. Benim için önemli değil, ama eğer intihal taraması yapılırsa bulması bugünün internet teknolojisi ile çok kolay. Üniversiteler öğrencileri için enerji konulu sunum yapmam için çağırıyorlarsa mutlaka gidiyorum. Vakıf üniversiteleri seyahat masrafımı karşılıyorlar. Devlet üniversiteleri ödeme yapmıyor, yapamıyorlar.

İyi danışman bence danışmanlık yapmaz, konuşma yapar, makale yazar, kitap yazar. Danışmanlık yapacak ise bunu şirket, kurum, vakif, üniversite bünyesinde yapar. Ekonomik Çözüm basılı kağıt gazetede haftalık yazılarım çıkıyor. Benzer yazılar ingilizce olarak JTW (turkishweekly.net) sayfasında yer alıyor. Yazılarımı alan, kullanan, raporuna doğrudan ekleyenler var. Hiçbir itirazım yok. Bazan temsilciliğini yaptıkları yurtdışı firmalarına, bazı raporları copy-paste (kopyala- yapıştır) aktardıklarını, altına kendi imzalarını attıklarını söylüyorlar. Buna da bir itirazım yok. En azından raporda savunduğum görüşler ihtiyacı olanlara bir şekilde ulaşıyor. Zaten bir işin doğrusu- yanlışı hemen kestirilemez. Önemli olan doğru veya yanlış bir değerlendirmenin ortaya konmasıdır. Bu değerlendirme ortaya konduktan sonra üstünde tartışılır, daha doğrusu bulunur.

Prensip olarak radyo- TV haberlerine, programlarına çıkmıyorum. Daha önce tatsız tecrübelerim oldu, 3-4 saat telefonda bekliyorsunuz, bağlandığınızda anchor " çok kısa olarak söylermisiniz." diye başlıyor. Konuya giriyorsunuz 30 saniye sonra saçma bir soru ile sözünüzü kesiyor, "Konuyu hiç bilmeyen sokaktaki insanın anlayacağı basitlikte anlatın, lütfen", uyarısı geliyor. Ben daha ne söyliyeyim. İlber Ortaylı hocama hak veriyorum "Yarım yanlış öğreneceğinize, cahil kalın daha iyi", diyorum. Siz ne dersiniz? Kendi başına danışmanlık yapıp para kazanan var mı?

---

Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Prinkipo, 02/26/16


Alman Hugendubel, Amerikan Barnes & Noble,


İzmir'de YAKIN, Üsküdar Kuzguncuk'ta Nail Kitapevi

Kitapçı deyince yurtdışı örneklerde önce iki kitap zinciri aklıma geliyor. Alman Hugendubel kitap zincirinin Hamburg dükkanında üçüncü kat cam kenarında berjer koltuklar var, güneş vuruyor. Karşınızda göl manzarası var. Gündüzü kısa süreli kış aylarında okuyacağınız kitabı alıp rahat berjer koltuklara oturuyorsunuz, keyifle kitabınızı okuyorsunuz. Ayrıca kahve servisi de var, şekersiz CafeLatte iyi gidiyor.

Amerikan "Barner & Noble" kitapçısı, zincir dükkanlarında benzer servisi yapıyor, çok sayıda berjer koltuk ve herşeyden önemlisi kahve servisi var. Hampton, Virginia dükkanı tek katlı bir mekan, dışardan aynı bir fastfood McDonalds görüntüsünde, içersi ise bir okuyucu cenneti. Günün haftanın belirli saatlerinde, çoğunlukla akşamüstü iş bitimi saatlerinde kitapçının dip köşelerinden birinde yazar- okur buluşması düzenleniyor. Çok okunan kitapların sahibi yazarlar yılboyu şehir şehir kitapçıları dolaşıyorlar, okurlarla buluşuyorlar, kitaplarını imzalıyorlar. Okuduğu kitabın yazarıyla buluşmak, ona kitabını imzalatmak, yazar ile bir-iki cümle konuşmak, okur için büyük mutluluk.

Italya'nın Roma kentinde eski bir mantar imalathanesini kitapevi yapıp etkinlik düzenleyen var. Sahibi mekana "Book-bar" (BarABook Roma) adını vermiş, bazısı brunch servis ettiği yeri aynı zamanda kitapevine çevirmiş. Bir başkası bu tür mekanına edebi kafe (Literary- Cafe, Caffé Lettetario Mameli) demiş. Her ne kadar bu yerlere "Café" denilse de, bu tür yerlerin vaz geçilmez içeceği yerel şarap. Anlaşılan şarap mahzenleri (Enoteca) de zengin. Genellikle bu tür kitabevleri bazı geceler sinematek olarak ta kullanılıyor.

Bizde nasıl bu işler? Kitapçılarda berjer koltuk çok nadir bulunuyor. Çoğunda yorulduğunuzda oturacak yer bile yok. "Kitabını satınal ve git", anlayışı hakim. Kitap fuarları çok kalabalık, mahşer yeri gibi. Yazar ile iki cümle konuşmaya imkan yok.

Hepsinin hakkını yemeyelim, bizde iyi örnekler de var. Ankara Armada Remzi kitapevinin sol dip tarafında berjer koltuklar var. Ankara Kavaklıdere D&R üst katlarında cam kenarı Kuğulu park manzaralı berjer koltuk mekanları mevcut. Girişte kahve servisi de var, ancak kahve kendi ayrı bölgesinde içiliyor. Diğer D&R mekanları, mesela Bilkent D&R, dar, sıkışık, küçük, ekstra servis imkanları kısıtlı.

Kızılay Karanfil sokaktaki Dost kitapevi üç ayrı kitap satış dükkanını tek mekana topladı. Arka açık otoparkı, iç mekana kattı. Ankara'nın en büyük kitapçısı oldu. Ancak içersi haftasonları mahşer yerine döndü, oturacak yer yok, berjer koltuk yok, kahve servisi yok, yazar-okur görüşme, kitap imza günleri yok.

Arkadaş kitabevi, Ankara Oran One-Tower AVM içinde çok geniş bir mekanda yeni şubesini açıyor. Bakalım içinde berjer koltuklu okuma yerleri, kahve servisi, yazar imza günleri olacak mı?

Coşkun (Küçüközmen) hocam, İzmir Kıbrıs Şehitleri Caddesinde yer alan Yakın kitabevi mekanını çok sever. Burda Çay- Kahve servisi çok iyi, berjer okuma yerleri mevcut. İmza günleri yapıyorlar. Narlıdere Balçova arasında yeni açılan Arkadaş kitabevi, Forum AVM D&R, Agora Remzi Kitabevi, hocamın favori kitap mekanları.

Odtü Mezunları Vişnelik lobi mekanında rahat berjer koltuklar var. Ancak yeterli aydınlatma yok. Kitap okumak çok zor. Haftasonları kitabımı, gazetemi orda okuyayım istiyorum, okumaya imkan yok, çünkü mekanda yeterli ışıklandırma yok. Yazar imza günleri yapılıyor, ama yeterli duyuru, ilgi oluyor mu? Bilemiyorum.

Odtü Kütüphanesinin en üst katında yer alan cam kenarı orman manzaralı kırmızı koltuklar benim okul yıllarımdan beri en çok sevdiğim yerlerden biridir. Üniversite kütüphanesi olduğu için burda yazar imza- söyleşi günleri düzenlemeye imkan yok. Kahve girişteki otomatlarda var ama içeri götürmek mümkün değil.

İstanbul Üsküdar Kuzguncuk İcadiye caddesi üstünde eski üç katlı bir bina Nail kitapçısı oldu, çok hoş güzel rahat sevimli bir mekana döndü. Cam kenarı sedirlerde oturun. Berjer koltuklar da var, kahve makinasından kahve almanız da mümkün.

Kitabım bir gün bir yayınevi tarafından editör denetiminde basılırsa, eğer o günleri görürsem, gazete röportajlarımı, okur buluşmalarımı, imza günlerimi mutlaka Kuzguncuk Nail kitapevinde yapacağım, söz. Berjer koltukları olmayan, kahve servisi yapmayan kitapçılar, beni boşuna çağırmayın, gelmem.

Çevrenizde, şehrinizde, yörenizde içinde berjer okuma mekanı olan, kahve servisi yapan, yazar okuyucu, imza günleri düzenleyen kitapçılar varsa bana yazın, hep beraber öğrenelim, duyuralım, buralarda zaman geçirelim, alışveriş yapalım.

---




Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.

Prinkipo, 03/14/16