14 Ocak 2012 Cumartesi günü Istanbul ve çevresinde elektrikler neden kesildi?
Değerli Arkadaşlarım,
14 Ocak 2012 Cumartesi günü meydana gelen elektrik arızasının analizi şöyledir.
İstanbulun iki tarafı Adapazarı’ndan Edirne’ye kadar bu bölgelerde kurulu bulunan üretim kapasitesi ve bu bölgeye enerji taşıyan mevcut 400 kV enerji iletim hatlarının ikisi beraber toplam kapasitesi bu bölgenin tüketimini karşılayacak seviyededir. Önemli olan anılan bu bölgedeki üretimin dışında buraya gelecek enerjinin nereden geleceğidir.
Enerjinin akış yönünü kendi haline bırakırsanız en kısa yolu teknik tabirle en küçük direnç yolunu takip eder. Burada da böyle olmuştur.
Daha önce bu bölgedeki üretimin dışındaki ilave enerji Adapazarı'nın doğusunda gelirken bu defa Çanakkale, Bandırma tarafında yeni kurulan santralların üretimi kısa yolu tercih ederek Bursa - Adapazarı 400 kV hatlarının üzerine yüklenmiştir.
Mevcut hatlar Bandırma ve Çanakkalede kurulan ve kurulacak santrallar için N-1 kriterini yani arızadan açan hat açtığında onun kapasitesini karşılayacak kadar yeterli değildir.
Elektrik teçhizatının hat olsun,trafo olsun arıza yapması son derece doğaldır. Önemli olan N-1 kriterinin hatta N-2 kriterinin yani yedeklemenin yapılmasıdır. Çanakkale, Bandırma önemli bir üretim bölgesi olmuş ve büyümeye devam etmektedir.
Çözüm TEİAŞ'ın yatırım programında olan Çanakkale boğaz hattı deniz kablolarının ve iki tarafındaki enerji hatlarının ve hatta daha fazlasının yapımdır. Bununla hem anılan bölgedeki santralların üretimi gerçekleşir hemde istanbul ve civarı emniyetli olarak beslenir.
Bandırma'dan, Trakya Unimar Ambarlı arası deniz altı 400 kV HVDC kablo en uygun çözümdür. Böylece Çanakkale ve Bandırma bölgesi büyük bir enerji üretim bölgesi olur hem de Avrupa ile de daha rahat çalışılır. Bir kaç yıllık enerji kaybının kazancı projeyi finanse eder.
Eğer TEİAŞ yapmaktan çekinir ise, Yap işlet de bu modele yakışır çünkü enerjinin gideceği en kısa yol burasıdır. Bu hat hiç enerjisiz kalmaz.
İKİTELLİ Yük Tevzi Bölgesi, tüm Trakyayı kapsar, saatlik puantı en çok tüketimin olduğu mevsimin en çok tüketimin olduğu saatte 6000 MW dolaylarındadır. Aynı bölgenin kurulu gücü ise 4700 MW dolaylarındadır.
Arızanın olduğu gün ve saatte Trakya’da bazı santraller devre dışı veya düşük kapasiteyle çalışıyor olabilir, ama tüketim de yıllık puanttan düşüktür. Puant olsa dahi Anadolu yakasından Trakya’ya aktarılacak güç 2000-2500 MW dolaylarındadır.
Arıza Trakya bölgesinde üretim kapasitesi yetersizliğinden kaynaklanmıyor. Adapazarı TM’de bara boşalması nedeniyle TRAKYA ve İSTANBUL ANADOLU YAKASI nın toplam tüketimini karşılayamamaktan kaynaklanıyor.
Yaşanan sorunun temelinde birçok neden var, ama ilk olarak mevcut verilerle arızanın GÖRÜNÜR nedenine bakalım.
380 kV’luk iletim seviyesinde Bursa ile bahse konu bölge arasında iki adet hat var. Bursa- Adapazarı ve Bursa –TEPEÖREN (Gebze). İlginç ve tartışmalı bir uygulama olarak Bursa Tepeören hattı aynı zamanda Adapazarı TM’ye de bağlı.
T-bağlantı var. Normal şartlar altında Bursa’daki arıza nedeniyle Adapazarı'nda ve Gebze'de koruma sistemi kesicileri açtırır Adapazarı'ndan batıya olan diğer iletim kanalları devrede kalır ve buna ilaveten Enka Santralları ile Doğudan iletilen güç Adapazarı dışındaki 380kV’luk hatlarla birlikte tüketimi karşılayabilir veya hat açmasının etkisi daha az olur. Ama böyle olmuyor.
ADA TM de hat kesicisinin aç(a)maması nedeniyle Ada TM de bara boşalıyor ve sadece Bursa yönünden gelen enerji değil, ADA üzerinden nakledilen enerji de iletilemiyor. Muhtemelen diğer hatlar da aşırı yükleniyor ve arıza büyüyor.
Yanıtlanacak birçok soru var. Basitinden başlayalım:
380kV hatta T-bağlantı yapılması koruma sisteminin doğru çalışmasını etkilemiş midir?
Ada TM2’de kesicinin açmaması işletme-bakım sorunu mudur?
İstanbul’un tüketimi için diğer imkanlarda kullanılarak dengeli ve risksiz bir besleme konfigürasyonu imkanı varken neden ADA- Bursa hattı hayati öneme sahip bir konuma gelmiştir?
Yetersiz iletim kapasitesi olması halinde “Piyasa Mekanizmaları “ dahilinde gerekirse maliyeti ödenerek kısıt yaratmayacak bir önlem alınmış mıdır?
Bölgedeki santrallar yeterli olarak çalıştırılmakta mıdır, yoksa sadece maliyet mülahazasıyla bazı santrallar üreticiler tarafından olması gereken düzeyden daha düşük kapasiteyle çalıştırılmaktamıdır?
Kamu santrallarına pahalı gaz verilmesi bir etken midir?
İstanbul yöresini besleyecek yatırımlar gecikmiş midir?
ADAPAZARI’nın devreden çıkması sebep değil, geliyorum diyen olayı yaratan birçok nedenin bir sonucudur.
Olayı sadece iletim hattı yatırımının eksikliği olarak görmek ve çözüm olarak sadece iletim hattı yapmayı önermek bence bizi doğru yöne götürmez. Doğal olarak İletim kapasitesini artırmak, varsa darboğazları gidermek için yatırım yapmak gerekir ve bugünki lisanslama anlayışının sonucu olarak Güney Marmarada gelişen üretim kapasitesinin yük merkezlerine aktarılması için iletim yatırımları kaçınılmaz olmuştur. Ancak iletim hattı yapmak iyi bir iletim planlaması gerektirir.
iletim planlaması, üretim kaynaklarını, tüketimi, kayıpları.. v.b. tüm faktörleri dikkate alan modeller kullanılarak bilimsel olarak yapılır. Aksi takdirde, sadece işletmeci gözlüğü ile bakılarak yapılan iletim yatırımları bazen kaynak israfından başka bir sonuç vermez.
Hattı yaparsınız sonra bakarsınız ki yük akmıyor, bunun örnekleri çoktur. Sadece haritaya bakarak “ burası boş görünüyor hat yapalım” diyen nice etkili ve yetkili gördük. Denilebilir ki, TEİAŞ ne duruyor planlamayı yapsa?
TEİAŞ’ta iletim planlaması artık büyük bir sorun. Merak edenler araştırsınlar, iletim planlaması birimi eskiden nasıldı şimdi nasıl. Kaç kişi kaldı orada ve hangi yöntemlerle planlama yapılıyor? TEİAŞ sisteme bağlanmak isteyen binlerce MW’lık başvurulara cevap vermek, yapılıp yapılmayacağı belli olmayan yüzlerce santral için bağlantı çözümleri bulmakla meşgul.
50-60 bin MW’lık bağlantı görüşü de vermiş durumda, yani 2020’lerde ihtiyaç duyulan kapasite şimdiden “kapatılmış” durumda.
Yeni başvurular geldiğinde, birçoğu sanal gaz kaynaklarına dayanan, gerçek dışı projeler için sanal hatlar, trafolar ortaya çıkıyor. “Böyle bir yöntemle iletim sağlıklı olarak planlanamaz, gelişemez diye”, ciddiye alan yok.
Plan da neymiş, hele bir tereddüt gösterilsin, derhal müdahele... Bu arada olan gerçek yatırımcılara oluyor. Sonuç olarak iletim sistemi uzun dönemli plan yok artık! Bunda “Piyasa herşeyi çözer” plana ne gerek var diyen, TEİAŞ plancılarını bir engel gibi görüp onların tasfiyesini hararetle isteyen ve sağlayan lisanslama kurumunun hiç katkısı yok mu acaba?
iletim tesisi yapmak için Yİ modelinin kullanılması önerisi belki bir çözüm yolu olarak cazip görünebilir. Ancak bu hatların planlaması doğru yerde doğru yöntemlerle yapılmasını sağlayabilecek ortam var mı. 2000 öncesi BOT furyasını düşünün. Herhangibir planlamaya dayalı olmayan yüzlerce müracaat, üstelik hepsi alım- ödeme garantili.
Önceden ihtiyaç olan yerlerde kamunun yatırım yapamama sorunundan ortaya çıkan boşluğu gidertmek için başlatılan uygulama, daha sonra isteyenin istediği yerde santral kurma projelerine dönüştü. Hele isteyen “yetkili ve etkili” ise red olmaz. Temel anlayış değişmez, bu uygulama da benzer sonuçlara yol açabilir.
İletim kapasitesinin yaratılması sorunu çözmüyor. Mevcut iletim şebekesinin işletilmesi,teçhizatın bakımı, onarımı işin ehli bir işletme yönetimiyle mümkün. Siyasi bağlantıları nedeniyle “yetkili” konuma getirilenler, liyakatı olmasına rağmen iş bilmezlerin altında görev yapmaya çalışan veya dayanamayıp ayrılan kadroların yarattığı boşluk gelecekte daha büyük sorunlara yol açacak.
Yüzlerce katılımcının/ üretici, dağıtıcı v.b. bulunduğu serbestleşen bir piyasa ortamında, onların enerjilerini, daha doğrusu dolarlarını, taşımakla yükümlü olan İletim şebeke işletmeciliğinin eskiden çok daha fazla güçlü bir yapıya kavuşturulması gerekir. Aksi takdirde daha karmaşıklaşmış olan sistemde arz güvenliğini tehlikeye atmak bir yana, maddi sonuçları ağır olan tazminat taleplerinin ve oluşan dengesizliklerin piyasada oluşturacağı yüksek fiyatların sebebi olursunuz.
Strateji belgesi hazırlanırken TEİAŞ’ın özerkleştirilmesi, 233 sayılı kararname sınırlarından kurtulması için yapılan öneriler, Hazine Müsteşarlığı tarafından reddedildi. Yine de o belgeye TEİAŞ’ın güçlendirilmesine ilişkin bir iki cümle- ama özerkleşme değil- konulabildi.
Durum sadece şebekenin düzgün işletilmesi ile bitmiyor. Daha da önemli bir etken üretimden tüketime kadar tüm faaliyetleri kapsayan sistem işletmesidir. TEİAŞ sadece iletim şebekelerini işletmekle kalmıyor aynı zamanda sistem operatörüdür. Elektrik enerjisinin kendine has özellikleri nedeniyle, yük tevzii faaliyeti, sadece piyasa dinamiklerine göre değil, sistem emniyeti ve güvenilirliği kriterlerine göre yürütülmek zorundadır. Piyasanın serbestleştirilmesi, Sistem işletmeciliği açısından bu durumu değiştirmiyor.
Sadece bu faaliyetleri yürütürken ve üretim programlarını yaparken, piyasa koşullarında oluşan duruma uygun olarak, gün öncesi piyasası, ikili anlaşmalar v.b. dikkate almak durumundadır. Gerek yardımcı servis anlaşmaları, gerekse gün içi işletme talimatları vasıtasıyla sistem güvenliğini ve enerji kalitesini sağlamak sistem işletmecisinin görevi. Eskiden yapması gereken işlemleri şimdi maliyetini ödeyerek, daha doğrusu tüketiciye ödeterek, yapmak zorundadır.
Eğer sistem açısından risk teşkil ediyorsa İstanbul bölgesinin enerjisini Güney Marmara santrallarıyla sağlamak iletim açısından risk oluşturuyorsa, Trakya’daki santralların veya diğer hatlardan nakledilecek enerjiyi sağlayan kaynakların daha çok üretim yapması ile bu risk azaltılabilir.
Eskiden, her şey TEAŞ bünyesinde iken böyle yapmıyormuydu? Şimdi de aynısını yapmak zorunda, ama çalıştırmadığı veya çalıştırdığı santralın maliyetini, piyasa koşullarında, ödeyerek. Ancak bunu şeffaf, her katılımcının bilgisi dahilinde yapmak zorunda, aksi takdirde büyük şaibeler doğar.
Gelelim üretime. Söylentiye göre, EÜAŞ kendine uygulanan gaz fiyatı özel sektör santrallarına uygulananın İKİ KATI olması nedeniyle, bölgedeki bazı doğal gaz santrallerinde yeterli üretim yapmıyor. EÜAŞ Termik santrallarının kapasite faktörü 2011 yılında ortalama %50 görünüyor. Acaba bu olayda, bu durumun etkisi ne kadar?
Olayın kökeninde tek bir neden yok. Sebebi sadece bir kesiciye veya Bursa’daki gerilim trafosuna yükleyip, sorumlusuna göstermelik ceza vermek çözüm değil. Lisanslama uygulamalarından planlama kavramının reddine, İletim planlamasındaki açmazdan, tesis yatırımlarının yapılmasındaki idari ve teknik sorunlara, gecikmelerin nedenlerine; üretim planlamasından, piyasa ve sistem işletmesindeki sorunlara ve nihayetinde doğal gaz kısıntılarından fiyatlandırma politikalarına kadar herşey iç içe.
Her şeyin üstünde de liyakata dayalı olması gereken personel politikalarının çoktan beri terkedilmiş olması ve mesleki tecrübe/ liyakat yerine çok daha farklı kriterlerin ön plana çıkması. Asıl sorun bunların bir bütün olarak görülememesi ve her olayı münferit olarak görüp palyatif tedbirlerle geçiştirilmesi anlayışından kurtulamamız.
TEİAŞ’ta herşeye rağmen görevlerini yerine getirmeye çalışan, yaşanan saçmalıkların acısını içlerinde duymalarına rağmen ellerinden birşey gelmeyen arkadaşlara sabırlar diliyoruz.
Eskiden enerji planlaması DPT ve TEK-TEAŞ-TEİAŞ tarafından ciddi hesap ve modellemeler ile yapılırdı. Gözetilen sadece üretim-tüketim dengesi değildi.
İletim sistemi ve tedarik zinciri bir bütün olarak düşünüldüğünde sistem'den bir anda çıkacak önemli ve büyük bir unsur, diyelim bir santral 1200 MW, diyelim bir nakil hattı 1200 MVA kapasiteli, diyelim bir trafo 250 MVA gibi...
İyi bir elektrik sisteminde olması gereken hedef, voltajın istenen değerlerde, frekansın uygun band içinde ve tabiiki talebin her noktada ve tam olarak karşılanmasıdır. Bu nedenle, sistemde sıcak ve soğuk yedekler bulunur ve kimi hesaplarda bu yedekler %20-30'lara kadar çıkar.
Herşey yolunda iken, rüzgar yok, sular bol, karlı buzlu hava yok, kömür gemileri gelebiliyor, gaz her hatta akabiliyor iken... Sistemin normal işletme koşulları, yedeklere ihtiyaç olmadan dengede durur. Ancak, birkaç unsur olumsuza gidince, o zaman gerçek planlamanın ve yönetimin önemi ortaya çıkar.
Türkiye halen %6-8 arası yıllık artışla büyürken, tüm altyapısını ve büyümesini bitirmiş Avrupa'nın yenilenebilir hedeflerini ve verimlilik hedeflerini kendimize de aynen koyup çabalarken, yukarıda anlattığımız işin temelini sağlamalıyız.
Enerji üretiminde nasıl ki Yap-İşlet modeli çalışıyorsa önemli bölgeler arasındaki linkler için de Yap-İşlet modeli düşünülebilir. Nasıl ki üretim santralı sıcak yedek kapasitesiyle bedel alabiliyorsa; bir enerji nakil hattı da sürekli emre amade tutularak kapasite bedeli alabilir. Fikren buna hazırlıklı olmak gerekir.
Tarih tekerrürden ibarettir. 2000'li yılların başında yine böyle kış şartlarında Istanbul ve Trakya'daki olayları hatırlayalım.. “Ne yaptık o zamandan bu zamana” bir muhasebesini yapalım...
Selam Saygı ve Dostlukla.
Haluk Direskeneli


0 Comments:
Post a Comment
<< Home