Sunday, May 15, 2011

Wagner Tannhäuser-2

Türk operası eşik atladı


Wagner'in çetin ceviz operalarından 'Tannhauser'i başarıyla sahneye taşıyan Ankara DOB, Türk operasına yeni bir eşik atlattı ve tüm camiaya özgüven kazandırdı


Ankara Operası cumartesi akşamı tarihi günlerinden birini yaşadı. Opera repertuvarının çetin ceviz bestecilerinden Richard Wagner’in 3 perdelik ‘Tannhauser’ operasının, verilen 2 ara dâhil 4 saate yakın süren Türkiye prömiyerini, başından sonuna heyecan ve beğeniyle izledik.
Ankara DOB Müdür ve Sanat Yönetmeni Erdoğan Davran ve ekibi, içinde bulundukları şartlara rağmen, geneli itibariyle gurur duyulacak, çok düzgün bir iş çıkarmışlar ortaya. Ankara’nın sahne ve sahne arkası olanakları, İstanbul ve İzmir’den daha iyi değil. O küçücük salonun küçücük çukuruna Wagneryen orkestrayı sığdırmaya çalışmak bile, ekibi ‘Tannhauser’den daha baştan vazgeçirmeye yeter. Türk Operası’nın içine düştüğü Puccini-Verdi-Rossini sarmalından kurtulmayı istemenin yanı sıra, iddialı opera yöneticilerinin, içinde bulundukları olumuz şartlara meydan okuma olarak gördükleri bir davranış biçimi aynı zamanda Wagner sahnelemek.

İddialı erkek şancılar 
Ama iş meydan okumayla bitmiyor, iddianızın içini de doldurmalısınız. O akşam da şahit olduk; belki bina değil ama müzisyen altyapısı, Ankara DOB’un ‘Tannhauser’ sahnelemesi için zaten yeterli. Bir kere, çok iddialı bir erkek şancı kadrosu var Ankara’da ki bu ‘Tannhauser’ operası için özellikle önemli. Eserin üç ana erkek karakterini seslendiren tenor Ünüşan Kuloğlu (Gezgin şarkıcı Tannhauser), bariton Arda Aktar (Gezgin şarkıcı Wolfram von Eschenbach) ve bas Tuncay Kurdoğlu (Prens Hermann Landgraf ) çıtanın hayli üzerindeki icralarıyla, bu tarihi prömiyerin daha ilk gecesinden başarıya ulaşmasında etkili oldular.
Kuloğlu’nun yurtdışında üstlendiği Wagner rollerinin altından başarıyla kalktığını ve ülkemizin nerdeyse tek heldentenor’u (Wagner’in tenor rollerini üstlenen şancılar için ‘kahramanvari tenor’ anlamında kullanılır) olduğunu biliyor ve onu ülkemizde izlemek için gün sayıyorduk. Kuloğlu, fiziksel açıdan nerdeyse Tristan kadar zorlayıcı olduğu söylenebilecek başrolünü layıkıyla söylemek için yoğun bir çaba gösterdi, özellikle tizleri yerindeydi. Kendisine bu rolde güven duyanları haklı çıkartan Kuloğlu’nun oyunculuğu da yapmacık olmaktan uzaktı. Operanın ana temasını oluşturan ‘ilahi aşk ve dünyevi aşk’ arasında bocalayan trajik kahramanın yaşadığı ikilemi tatmin edici biçimde izleyiciye aktardı.

Arda Aktar’ın başarısı 
Wagneryen stil itibariyle Kuloğlu ile o akşam aynı düzeyde olduğunu gözlemlediğimiz bir başka şancı da Arda Aktar’dı. Lirik bariton sesiyle von Eschenbach karakterini çok güzel yorumladı Aktar. Diksiyon, telaffuz itibariyle de sahnenin en iyisiydi. Gezgin şarkıcı Walter von der Vogelweide rolünde tenor Metin Turan, gecenin aksayan yanlarından biriydi, sesi çok yetersiz kaldı. Ama kastın hemen her oyuncusu genel itibariyle o kadar iyiydi ki, hayli kısa bir rol olan Genç Çoban’da soprano Burcu Soysev örneğin, alkışlanacak bir icra ortaya koydu.
Tannhauser’in iki baş kadın karakterden Elisabeth’i soprano Feryal Türkoğlu, Venüs’ü mezzosoprano Ferda Yetişer yorumladı. Türkoğlu’nu İtalyan repertuvarının trajik kadın rollerinin ardından şimdi de Elisabeth’te izlemek ilginç bir deneyimdi. Söyleyiş stili, ifadesi ve beden diliyle, izleyende kimi zaman Floria Tosca izliyormuş etkisi uyandıran Türkoğlu masumiyet sembolü Elisabeth için daha sade bir oyunculuk seçebilirdi ama yine de harika sesini dinlemek baştan sona keyif vericiydi. Dişiliğin, dünyevi aşkın ve hazzın sembolü Venüs’te Ferda Yetişer’in ses hacmi rolünün altından rahatça kalkmasını sağladı.
‘Tannhauser’i, ülkemizde ilk kez opera yöneten kıdemli Alman rejisör Hans Peter Lehmann yönetti. Türk Operası’nın kurucusu Carl Ebert’in de asistanlığını yaptığını öğrendiğimiz Lehmann, dekor-kostümde Savaş Camgöz ve ışıkta Fuat Gök-Giovanni Pirandello ikilisinin işbirliğiyle, Ankara Operası’nın daracık sahnesinin her santimini değerlendiren hayli geleneksel, sürprizsiz bir sahnelemeye imza atmış. Kostümler ortaçağın ruhunu yansıtmakta başarılıydı. Işık tasarımı, özellikle Venüs’ün erotizminin yansıtıldığı sahnelerde göz alıcıydı. Kıdemli Alman şef Winfried Müller’in yönettiği orkestra, sıkış tıkış çukurun içinde o kadar saat boyunca kan ter içinde uğraşıp sonunda ortaya yüz akı bir icra çıkardı. Her birini tek tek kutlamak gerekir.
Ankara DOB ‘Tannhauser’i eli yüzü düzgün biçimde sahnelemekle Türk Operası’na yeni bir eşik atlatmış ve camiaya özgüven kazandırmış oldu. Sezonun son temsili 14 Mayıs’ta.

WAGNER SAHNELEMEK HER OPERACININ DÜŞÜDÜR 
İster küçük olsun ister büyük, tüm opera kurumlarının sahnelemeyi düşledikleri eserlerin başında gelir, Wagner’in orta ve özellikle geç dönem yapıtları. 1813-1883 yılları arasında yaşamış ve verdiği eserlerle müzik tarihinin akışını değiştirmiş, pek çok ardılına esin kaynağı olmuş bu etkili ve görkemli şahsiyetin ‘Tristan’, ‘Parsifal’ ve hele ‘Yüzük dörtlemesi’ gibi geç dönem eserleri, bu topraklar için hâlâ erken sayılabilir ama ‘Tannhauser’, tıpkı bestecinin daha önce İstanbul ve İzmir operalarında başarıyla sahnelenen bir diğer gençlik eseri olan ‘Uçan Hollandalı’ gibi, sahnelenmesi görece kolay Wagner eserlerinin başında geliyor. ‘Kolay’ tabiri okuru yanıltmasın. Talep ettiği geniş orkestrası, ‘Wagneryen’ diye tabir edilen geniş ses hacmi, enerjisi ve kendine özgü stil isteyen şancı kadrosu; ihtiyaç duyulan büyük sahnesi; 4-5 saate varabilen uzun süreleriyle Wagner’in erken ve orta dönem yapıtlarının bile Türk opera izleyicisi için yeterince çetrefil olduğu söylenebilir.


http://www.radikal.com.tr/


0 Comments:

Post a Comment

<< Home

Free Blog Counter